September 2008 için arşiv

sizin hiç alpaslan’ınız öldü mü?

30 September 2008, Tuesday

hislerimize tercüman olmuş banu yelkovan. bi’ yere kaybolmasın, her daim okuyabilelim diye kopyalıyorum:

futbol nedir? takımınıza maçı kazandıran şey nedir? ince ince düşünülmüş, özenle uygulanmış bir taktik mi? o taktiği yaratan ‘beyin’ mi? uygulayan futbolcular mı? taktik maktik hak getirdiğinde sahneye çıkan yıldızlar mı? yoksa lehinize aleyhinize, artık allah o gün ne verdiyse, ince ince düdük çalan hakemler mi? hepsinin özü şans mı yoksa? o topu direkten döndüren ya da filelerle buluşturan, son saniyede dünyanın en iyi kalecisine elinden kaçırtan, yaradana sığınıp vurduğunuzda 90’a takan? iyi bir zemin yeter mi kazanmaya, sadece inanarak kazanılıyor mu gerçekten yoksa? taraftarı neresine koyuyorsunuz futbolun peki? birbirine denk iki takım 4-4-2 oynadığında maçı kim kazanacak, söylesenize hadi?

ben, uzun seneler önce, futbolun taraftar olduğuna inandım… o maçı güzelleştiren, nefis bir stadyum, güzel bir zemin, iyi bir kadro, limonata gibi bir hava kadar, dolu tribünler oldu benim için… hatta tribünler olduktan sonra, onlar olmasa bile oldu zaman zaman… ben tribünde edinilen arkadaşlıkları, o haftadan haftaya, 90 dakika için bir araya gelmeleri, tribünde gülme krizine girmeleri, devre arasında maç geyiği yapmaları, kim var kim yok diye bakmaları, tekrarı olmayan pozisyonu kaçırdığında yanındakine ‘kim attı, kim attı?’ diye sormaları sevdim…

aynı anlamsız tezahüratı, bir profesöre ve bir ilkokul mezununa, bir üst düzey yöneticiye ve kapıcısına omuz omuza yaptıran neydiyse artık, benim sevdiğim tam da oydu… soğuk havalarda tribünde bir avuç olmanın hissettirdiği ayrıcalığı sevdim ben… soğuktan donmaya ramak kala patlayan ve tek amacı bizi zıplatarak ısıtmak olan “çıldır, çıldır, çıldırmayan…” tezahüratını sevdim… hava ne kadar soğuk olursa olsun, tribünde hissedilen ‘aslında o kadar da soğuk değil!’ duygusunu sevdim… yağmurda ıslandığını fark etmeden ıslanmayı, güneşte yandığını anlamadan yanmayı sevdim…

ilk defa çıktığı kız arkadaşını maça getirip, galibiyet sonrası tezahürat yapa yapa eve gittiği için kızı statta unutan salak tribün arkadaşımı sevdim… her maçı falancanın sağında filancanın solunda, sezonlardır yıkanmayan kokuşuk (aka uğurlu) formasıyla seyretmezse o maçın kesin kaybedileceğine inanan naif erkekleri sevdim… “bu erkekler neden sadece statta naif?” diye düşünmeyi sevdim… gittiğimiz fasıllarda bazı şarkıların ‘orijinal’ versiyonunu hatırlamamayı, büyük bir ciddiyetle, kimseye fazla çaktırmamaya çalışarak tribün versiyonunu söylemeyi sevdim… alelade bir şarkı radyoda çalarken içimden, sırf o şarkı bizim takım gol attığında statta çalan şarkı olduğu için kendimi ‘gooool’ diye bağırırken yakalamayı sevdim… maç öncesi tahmini 11’ler yapmayı sevdim… maç sonrası ev yolunda maç kritiği yapmayı da… hagi’yi sevdim ben… hooijdonk’u sevdim… nouma’yı da…

ama ben en çok tribünde edindiğim arkadaşları sevdim… en sağından başlayıp, ortasından geçip, en solunda karar kıldığımız tribünde yanında oturduğumuz sarı’yı, nevzat’ı, bülent’i, emin’i, zafer’i, burak’ı, alpaslan’ı…

maça gidince orada olduğunu bildiğin bir şeydi alpaslan… nasıl galatarasay’ın tam kafandaki olmasa da öyle ya da böyle bir 11’le sahaya çıkacağı kesinse, alpaslan’ın da orada olacağı kesindi… aşağıda durur, pankartları tek tek astırırdı… “kanka, üst üste gelmesin” derdi… tribünde kavga da gördüm, korkunç yenilgiler de, ama alpaslan’ın gülmediğini hiç görmedim ben…. basketbol maçında da oradaydı, deplasman maçında da… bursa deyince ebru telefonda, “o maç haftaya değil miydi?” diye düşündüm anlamsızca…

bizim arkadaşlarımız daha hiç ölmemişti alpaslan… annemlerin uzaktaaaan ahbaplarının başına gelen bir şeydi ölüm… “kaç yaşındaydı?” diye sorunca “83” cevabıyla gizlice iç rahatlatan bir şeydi… ama meğer ölüm varmış, korku varmış, bu dünyanın sonu varmış… sayende onu da öğrendik alpaslan…

banu k. yelkovan ~ radikal

loop #2

29 September 2008, Monday
  • don mclean – by the waters of babylon
  • badem – sensiz kalacak bu şehir
  • remedios silva pisa – naci en alamo
  • erkin koray – sarhoş gibiyim
  • kazım koyuncu – gyuli ckimi
  • ville valo – summer wine
  • yeni türkü – rüzgar

rahat uyu alpaslan abi

28 September 2008, Sunday
alpaslan dikmen
gördün di mi abi ne kadar çok sevenin var? senin için toplanan kalabalığı, o kalabalıktaki farklı renkleri gördün di mi? adını haykıran binlerce kardeşini de duydun di mi? aslanlar bugün senin için dört gol attı abi. baros ne güzel vurdu öyle, sen de beğendin di mi?
keşke çıkıp şaka da desen be abi..
ama merak etme abi;
teker teker geleceğiz yanına, biz orda da olacağız kol kola..

bu kalpler seni unutmaz

27 September 2008, Saturday
alpaslan dikmen

biz sensiz n’apcaz be abi?

kim ilgilenicek bizle, kim yapacak organizasyonları, kime danışacaz biz, kim kurtarıcak bizi, kim yazacak doğruları, kim takılcak bana?
sensiz kalacak bu tribün, sensiz  kalacak galatasaray..

tribunde bir köprüydü alpaslan abi. zengin ile fakir arasında, liseli ile lisesiz arasında, anadolu ile istanbul arasında, iyi ile kötü arasında, okumuş ile cahil arasında, kapalı ile açık arasında, taraftar ile yönetim arasında, sarı ile kırmızı arasında. galatasaray köprüsüydü adı. ben onu ne zaman görsem ya birinin sorununu dinliyor olurdu, ya birine yardım ediyor ya da haytalık yapanlara “akıllı olsanıza” diye laf yetiştiriyordu. senelerce ali sami yen’in eşi fahriye yen bakım yurdunda yaşarken bizi her hafta rutine baglatıp ziyaretine götüren de oydu, metin oktay’ı taraftarlarca ziyarete gidelim yalnız bırakmayalım diye çığır açıp gelenekselleştiren de oydu, ultraslanı üniversitelere taşıyıp dev bir organizasyon kuran da oydu, bizi galatasaraylı herşey müptela eden de oydu ve en çok da binlerce dostluğa sevgiye arkadaşlığa sebep olan oydu.

tribünde yanyana oturan zıt kutupların birbirlerine “o da galatasaraylı! o da benden” diye bakmasında kilometre taşıydı.

kadirşinas, vefakar, cefakar. bu sıfatlar her ölenin arkasından soylenir. belki sırf o yüzden çok anlamlı görünmeyecek burada; ama o sıfatların hepsi onda çokca vardı. sabaha kadar yazsak eksik kalacak. faydası da olmyacak. belki birgün biri bakar alpaslan dikmen kimdi diye. biz de tarihe not düşmüş olalım dedik.

yeri bence doldurulmaz evet çünkü köprü olmak sadece ona has bir özellikti. bir gün başkası kurarsa o köprüyü o zaman rahat uyuyacak eminim.

bugün bir kişi eksik bıraktı bizi.
bir tam kişi,
bir adam gibi adam,
bir damla gözyaşı eksik.
rahat uyu süpermen alpaslan
allah rahmet eylesin abi!
sen çocuklarımıza anlatılacak adamdın.

ekşi sözlük ~ xetex

i’minlikewithyou

24 September 2008, Wednesday


http://iminlikewithyou.com
zaman öldürmek için birebir. özellikle dinglepop ve gemmer bağımlılık yapabilir. severek oynuyoruz..

alan dzagoev

24 September 2008, Wednesday

alan dzagoevalan dzagoev’den bahsetmiştim blog arşivi uçmadan önce. 90 doğumlu dzagoev. zamanla daha da üst düzey bi’ oyuncu haline geliyor. bulduğu fırsatı çok iyi kullandı ve kadronun değerli elemanlarından biri oldu cska moskova’da. en son zenit-cska lig maçında iki tane gol attı. cska maçlarının hepsini takip edemedim bu dönemde fakat en azından özetlere veya istatistiklere göz gezdirdim. dzagoev durmaz cska’da diyorum. en fazla bir kaç sene içinde avrupa yolcusu olur bu çocuk. en azından o potansiyel var, belli ediyor bunu. lig de şimdiye kadar 13 maça çıkıp 6  gol atmış, eminim bi’ o kadar da asist yapmıştır. ileride eski takım arkadaşı jo’nun yolundan gidip manchester city’yi seçmez umarım.

dört gün sonra edit: çocuk coştu, her hafta gol atmaya başladı maşallah. bu haftaki tomsk maçında attığı golle; 14 maç 7 gol diyelim biz istatistiğine şimdilik.

fav #01

23 September 2008, Tuesday

melisa sözen ~ cihan alpgiray

seninleyiz, heryerdeyiz!

22 September 2008, Monday
koreografi çalışması

tam olarak başaramasak da bir koreografi macerasını daha geride bıraktık. internette bulduğumuz deplasman tribünü fotoğraflarından tahmini ölçüler alarak başladığımız çalışmayı -sonra gördük ki biraz yanılmışız- tüm zorluklara rağmen bitirmeyi başardık. uygulama kısmı ise ne yazık ki şanssızlıklar nedeniyle istediğimiz gibi olmadı. yağan yağmur başta olmak üzere; pankartın sandığımızdan küçük kalması, kartonları prova imkanı olmadan son dakika dağıtmamız, tribünün sol tarafında yığılma olması ve boş kalan tarafın iptal edilip planlanmış olan karton planının son anda değiştirilmesi ama uygulanamaması gibi faktörler ne yazık ki istediğimiz gibi bir görüntü olmasını engelledi. tabi ki bunlar bahane olamaz ama bizim için iyi bir tecrübe olduğunu söyleyebiliriz. sonuçta bu işi ilk defa kendi başlarına yapmaya çalışan çok ufak bir ekiptik ve elimizden geleni yaptık. aktif olarak çalışan sadece dört kişiydik. bazen tartıştık, yeri geldi eğlendik ama gerçekten çok çalıştık. iki gün içerisinde biri set pankartı, biri figür olmak üzere 68metrekare pankart çizdik ve boyadık. kartonların renk tonlarının uyması için kaç kilometre yürüdük bilmiyorum.

çalışmamız sırasında maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen ve tribün içerisinde o şartlarda bize yardım eden, etmeye çalışan abilerimize, arkadaşlarımıza teşekkürü borç biliriz.

beraber ıslandık yağan yağmurda!

22 September 2008, Monday

ölçü alınacak bir maç değildi bizim için, fakat her ne olursa olsun deplasmanda rahat bir oyun sergileyip gollü bir galibiyet almak, sevindirici oldu. bu maç gibi, çok pozisyona girip atamadığımız yahut en fazla 1 tane attığımız çok maç var. girdiğimiz pozisyonları değerlendirdiğimizi görmek güzel. lincoln’ün yön verdiği ender maçlardan da biri oldu aynı zamanda bu maç. bakalım devamını getirebilecek mi lincoln. kewell hep aynı, hep müthiş zaten. savunmaysa gider böyle bu taktikte. bu kadar hücum elemanıyla oynamak savunmadan feragat etmek anlamına geliyor. hocanın tercihidir saygı duyarım. asıl merak ettiğim topal ve linderoth gelince çift ön liberoyla nasıl bi’ savunma anlayışımız olacağı.

tribünde sırılsıklam olduk. maç saatine yakın başlayan sağanak yağmur maçın sonunda ancak dindi. kareografiyi de etkiledi maalesef. daha iyi olması için uğraştık fakat deplasmanda üstelik sağanak yağmur altında bir deplasmanda biraz zor oluyor bu iş. emeği geçen herkese tekrar  teşekkürler edelim. yağmur bi’ avantaj sağladı bize; o da tribünün performansı yağmurla beraber arttı. goller de gelince peşpeşe, gayet iyi deplasman yaptığımızı düşünüyorum.

yapım yönetim:arsene wenger

20 September 2008, Saturday

lehmann yazısında belirtmiştim arsenal takımına sempatim olduğunu. hal böyleyken bi’ arsenal değerlendirmesi yapmak istiyorum. bunu da bugün oynadıkları bolton maçıyla beraber yapmak doğru olacaktır sanırım.

arsenal belli bi’ oyun düzeni olan, oyuncular değişse de -ki değişen oyuncuların hemen hemen hepsi belli bir kalitenin üstünde oyuncular oluyor- oyun sisteminde büyük boşluklar vermeyen bir takım, burası herkesin malumu. biraz bu işleyen sisteme bakmak gerek sanırım. bir kere orta saha ; kısa boylu, oyunu iki yönlü oynayabilen, rakibe önde basabilen ve çoğu teknik konusunda üst düzey oyunculardan oluşuyor. bu tanımlama herkese ‘uefa dönemindeki galatasaray’ çagrışımı yapıyor muhtemelen. fabregas’ın yanında denilson, song biraz daha yanlarında walcott, eboue ve nasri. tabi bunların dışında sakat olan rosicky ve genç ramsey’i de unutmamak gerek. bu orta sahanın pas alış verişi ve ileri uçtaki adebayor- van persie ikilisine destek vermesi arsenal hücumlarının kilit noktası bana kalırsa. denilson ve walcott’a bi’ parantez açmak istiyorum. birisi 88, diğeri 89 doğumlu. wenger’in onlara verdiği şansı -özellikle bu sezon- çok iyi kullandı her ikisi de. denilson tekniğiyle ve efektif oyunuyla etkilemiş durumda beni. walcott  ‘oldum ben’ sinyalleri veriyordu zaten. hocalarının güvenini boşa çıkartmadılar ve takımları adına çok önemli işler yapıyorlar. bakalım ramsey şansını nasıl kullanacak. bi’ de carlos vela var, benim çok beğendiğim. o da şans bulacaktır, bir yıldız daha kazanırsa arsenal şaşırmamalıyız. sakat eduardo  beklenenden erken dönecekmiş, takım için  önemli bir oyuncu.

adebayor’dan bahsetmeye lüzum var mı? bilemiyorum. henry’nin gidişinden sonra takımın hücumunu sırtlamış durumda. orta saha’dan da aldığı destekle tozunu attırıyor ingiltere liginin. bolton maçında gol atamadı fakat asistini yaptı yine. maç genelinde de gayet iyiydi. takım her zamanki gibi rakip ceza sahası önünde kamp kurduğunda doğru yerlerde yer aldı. ilk arsenal golünde -ofsayttı eboue’nin attığı gol- eboue hiç hareketlenmese arsenal adına ‘temiz bir gol’ atacaktı. ardından gelen muhteşem golde de kilidi açan paslardan birinin sahibiydi adebayor. kısacası arsenal gol atarken adebayor mutlaka bir şekilde katkı sağlıyor takıma.. bir de savunma kısmı var işin. ben pek karamsar değilim fakat bazı sorunlar da yok değil hani. kaleci almunia’nın bu maçtaki gibi ara sıra yaptığı basit hatalar, gallas-toure ikilisinin ileri çıkıp rakibe hızlı hücum şansı tanıma potansiyeli, clichy’nin bazı tecrübesizlikleri. bunlar da savunmadaki problemler gibi duruyor. silvestre kadroya derinlik katıp katkı sağlayacaktır takıma mutlaka.

bugün maçta walcott ve ramsey’in de oyuna girmesiyle beraber arsenal’in yaş ortalaması kaç oldu merak ettim. bu genç ve yetenekli kadroyla arsenalin şampiyonlar ligi ve pirömiyer lig de -en azından birisinde- başarılı olacağını düşünüyorum ben. rosicky’nin takıma dahil olmasıyla beraber daha iyi günler gelecek arsenal için, umutlu bu sene arsenalliler.. son olarak; fenerbahçe’nin işinin zor olduğunu düşünüyorum arsenal karşısında. fener’in savunmadaki zaaflarını ve arsenal’in kısa pasa dayalı hızlı hücumlarını birleştirince ibre arsenal’i gösteriyor haliyle.

loop

20 September 2008, Saturday
  • manchester orchestra – i can barely breathe
  • sakin – kor bir ay
  • yeni türkü – başka türlü bir şey
  • kings of convenience – misread

dinlemeli bu şarkıları, tekrar tekrar.

high-flying lehmann

19 September 2008, Friday
lehmann

jens lehmann beyefendi helikopterle iştirak etmiş antremana. masrafları da kendisi karşılamış diyor bild’in haberi. vardı bu adamda zaten bi’ uyuzluk, arsenal’deyken de sevemedim bu adamı ben. arsenal’i çok sevmeme rağmen üstelik. şimdi de gidip almanya’da en sevdiğim takım olan stuttgart’a atmış kapağı. düş yakamdan kova lehmann! nedir yani helikopter. neyin havasını atıyosun arkadaş sen, bi’ de çevreye rahatsızlık vermişsin; şikayette bulunmuşlar komşular.