November 2008 için arşiv

az kaldı

30 November 2008, Sunday

21 ocak 2009’da 5. sezon bölümleriyle ekranlara dönüyor lost.

punkreas

29 November 2008, Saturday

http://www.punkreas.org
yıllardır bloglarını takip ettiğimiz, severek okuduğumuz oky’nin müzik blogu. ya da kendi deyimiyle ‘yabancı bir müzik kataloğu’

galatasaray – metalist kharkiv

28 November 2008, Friday

gerçek parçalı formayla sahaya çıkınca takım çoğu galatasaraylının maçı kazanma arzusu artmıştır muhtemelen. neden bu kadar beklendi parçalı forma giymek için anlamış değilim zaten. taraftar havaya girmiş, takımın üzerinde parçalı forma-beyaz şort, ileride arda-lincoln-kewell-baros birlikte. her şey müsaitti aslında maçı kazanmak için. biraz daha iyi başlayıp erken bir gol bulsak lincoln-arda şov şeklinde geçebilirdi maç, gol gecikince sakatlıklarla boğuşan oyuncuların kondüsyonları da düşmeye başladı yavaş yavaş. ikinci yarıda barış’la başlamak mantıklı bir seçimdi. fakat barış sakatlıktan yeni çıkmış bir oyuncu ve hazır olduğunu söylemek zor. o da bir çözüm olmayınca pozisyon bulmakta iyice zorlanmaya başladık ve rakibe çok şık bir asist yapıp golü yedik. rakibinde çok adamla pres yapıp oyun bozduğunu eklemek gerek. ardayı top ayağındayken bire bir göremedim hiç, 2’li hatta 3’lü basarak etkisiz hale getirdiler hücum elemanlarımızı. şükür ki benfica maçını almışız, yoksa moraller dibe vurabilirdi bugünlerde.

hatasından dolayı servet’i yerin dibine sokanlar, hocayı aşağılayıp kovmaktan beter edenler kendilerine gelmeliler. bu kadar sürede hoca göndermek ne kadar doğru, bir maçla futbolcuyu silmek ne kadar mantıklı bi’ düşünmek gerek. ha garip işler olmuyor mu galatasarayda, oluyor tabi. feldkamp mesela; ne oldu, nasıl gitti, nasıl geldi ve başta lincoln olmak üzere oyuncular ne düşünüyor? hepsi birer soru işareti. bunları çözmek ise galatasaray yönetiminin işi, biz taraftarların değil.

ramon sessions

27 November 2008, Thursday

2007 draft’ında 2. tur 56. sıradan milwaukee bucks tarafından seçildi ramon sessions. oyun kurucu olarak görev yapıyor ve geçen sezonun son maçlarına kadar da oynama fırsatı bulamadı. fakat bulduğu küçük şansı çok iyi kullanarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. chicago maçında yaptığı ’20 sayı-24 asist’ ismini duyurması için yeterli bi’ sebep oldu. maç 151-135 sona erdi, savunma anlamında pek bi’ şey yoktu parkede; fakat ne olursa olsun 24 asist çaylak bir oyuncu için olağanüstü bir rakam. sanırım nba tarihinin en iyi 4-5 asist performansından birisi oldu aynı zamanda bu istatistik. ramon bu sezon daha fazla süre alıyor haliyle. şu ana dek 15 maça çıkma fırsatı buldu ve 15,3 sayı 5,8 asist 3,9 ribaund gibi gayet iyi bir istatistik yakaladı. 86 doğumlu bu arkadaş gelişimini bu hızla devam ettrirse nba’in en üst seviye oyun kurucuları arasına girecek gibi gözüküyor. aynı golden state maçlarını takip etme sebebi olan monta ellis gibi, bucks maçlarını da takip etmek için bir sebep var artık, ramon sessions.

parçalı

16 November 2008, Sunday

sarı-kırmızı parçalı forma, beyaz şort. sonunda gerçek formasını giydi galatasaray.

carlos vela

13 November 2008, Thursday

arsenal’in gençlerinden bahsetmiştik geçmiş yazılarda. o gençlerin çoğu dün arsenal-wigan carling cup mücadelesinde sahadaydı. aralarında en dikkatli izlediğim ve yetenekli olduğunu düşündüğüm genç, carlos vela. muhteşem bir gol attı meksikalı.

fenerbahçe – galatasaray

09 November 2008, Sunday

öncelikle şunu belirteyim. tribünden izleyemedim maçı; vizeler dolayısıyla. sağolsunlar tam gününe denk getirmişler sınavı.

aslında her zamankinden daha fazla umutluydu çoğu galatasaraylı. kadro yapısı, son benfica maçındaki olumlu futbol ve alex ‘in – ki fenerbahçe’nin şüphesiz en önemli silahı alex – olmaması. evet bunların hepsi kadıköyden bir galibiyet çıkartmak için birer sebep. fakat bu stadda oynadığımız maçlar gerçekten çok farklı oluyor. uzun yıllardır aynı şeyi yaşıyoruz, bugün sadece ilk golü atabildik. yoksa hikayenin geri kalan kısmı geçen senelerle birebir aynı.

önde basarak başlamamıza, ilk golü bulmamıza rağmen ilk 10-15 dakika gol yememek gerek cümlesini kaç defa kurdum hatırlamıyorum. fakat kadıköyde oynadığımız çoğu maçta olduğu gibi yine ilk dakikalara bir gol sığdırmayı başardı fenerbahçe. ve yine her zamanki gibi bizim futbolumuz bir anda dibe vurdu. bu arada atlamamak gerek; lincoln’ün sayılmayan frikik golünde hakem saçmaladı. o nasıl çift vuruş be adam! resmen faul işte; fiziki müdahale olan bir pozisyonda nasıl çift vuruş kararı çıkar anlamadım. hakemin çift vuruşu işaret eden bir hareketi olduğunu da hatırlamıyorum vuruş öncesinde. belki de gözümden kaçmıştır, bilemiyorum. bu olaydan sonra aynı senaryo işlemeye devam etti; fenerbahçe enteresan bir golle öne geçti. artık galatasaray tamamıyle demoralize oldu. bu olumsuz hava oyuncuların hareketlerine de yansıdı ve çoğu oyuncu kart gördü. devre arası maç muhabbetinde ”ikinci yarının da ilk dakikalarında gol yersek yuh artık” cümlesi kurduğumu hatırlıyorum ve sonuç: dakika 49 skor 3-1. sorun bizde mi yoksa fenerbahçe mi bu maçlarda extra performans gösteriyor, tam çözemedim ben. çünkü hemen hemen her kadıköy derbisi aynı şekilde gelişip benzer skorlarla sonuçlanıyor.

maçın geneline bakınca; fenerbahçenin üst düzey bir oyun oynadığını söylemek abartı olacaktır. galatasaraysa vasatın üzerine çıkamadı. bunun sebebi bence atılan golden iki dakika sonra yenilen gol ve lincoln’ün sayılmayan frikiği. o dakikalardan sonra galatasaraylı futbolcular sinirli ve tedirgin bir oyun oynarken fenerbahçe rakibine nazaran daha ‘ne istediğini bilen bir yapıdaydı’. önde yaptıkları hafif bir baskıda bile servet-emre ikilisi -hatta bunlara sabriyle hakanı’da katalım- top kullanamadı. böylece oyun fenerbahçe lehine döndü. basit hataları yapan tarafta yine galatasaray olunca bu skor şaşırtmıyor artık.

baros’un bu kadar etkisiz kalacağını tahmin etmezdim. en azından biraz mücadele etseydi, top kovalasaydı; hiç birşey yapamadı bugün. onun çıkmasını doğru buluyorum. fakat sonradan oyuna giren nonda da barosu aratmadı kötü futboluyla.

bu maç geride kalmalı galatasaray için. telafisi olan bir maçtı ve çeşitli dersler çıkarılabilir oynanan futbol açısından. sonuçta deplasmanda benficayı üst düzey bir oyunla yenen de aynı takım. yani kapasitesi çok daha fazla bu takımın ve biraz mücadeleyle ileride kaybedilen bu puanlar telafi edilebilir. kısacası ‘önümüzdeki maçlara bakıcaz abi’ moduna girmeli topçular.

fenerbahçe’de ezeli rakibinin büyük yardımlarıyla bir hava yakalayacak gibi. bocalama dönemini atlatıp üst üste galibiyetler alırlarsa tekrar şampiyonluğun en önemli iki adayından biri konumuna gelirler. ben galatasaray ve fenerbahçenin şampiyonluk yarışının içinde olacağı bir lig izleyeceğiz diye düşünüyorum.

loop #3

09 November 2008, Sunday
  • travis – flowers in the window
  • r.e.m. – losing my religion
  • düş sokağı sakinleri – veremem sana acımı
  • athena – kime ne
  • cold play – violet hill
  • kung fu – rüyalarda buluşuruz
  • r.e.m. – hollow man
  • hümeyra – dönmek
  • the shins – new slang
  • talking heads – sugar on my tongue
  • babazula – bir sana bir de bana

lionel messi

09 November 2008, Sunday

eto’o nun ilk yarısında 4 gol attığı maçı 6-0 aldı barça. messi gol atamadı belki ama oynadığı oyunla bir kez daha gösterdi ki bu çocuğun şu anda rakibi yok. üstelik daha 21 yaşında, önünde çok uzun yıllar var aynı verimle futbol oynamak için. messi’yi canlı olarak izlemek, ölmeden önce yapmak istediklerim arasında en tepelerde.

bir not da barcelona için. onlar da oynadıkları bu iştahlı futbolla rakip tanımıyorlar. bir takımın hücum hattı messi-henry-eto’o-xavi-iniesta-hleb gibi oyunculardan oluşuyorsa pek te gol sıkıntısı çekmemeli bu takım zaten. 10 maç 34 gol barcelona.

adettendir, geliyoruz!

08 November 2008, Saturday

derbi deplasmalarının havası bambaşkadır. heyecanı bir-iki hafta öncesinden vücutu sarmaya başlar. binbir güçlükle biletler temin edilmeye çalışılır. planlar yapılır, her yol denenir. şanslı azınlık arasına girmenizi sağlayan bileti elinize aldığınızda duyulan haz ise apayrıdır. artık daha rahat uyuyabilirsiniz. rahat dediysek o kadar da değil. maçı düşünmeye başlarsınız bu sefer de. her sene ayrı bir umut vardır. ‘bu sefer farklı olacak’ , ‘o sene bu sene’ diyerek yumarsınız gözlerinizi. zaman yavaş yavaş ilerler; heyecan artık doruk noktadadır ve maç atmosferine girilmiştir: geliyoruz!

derbi

07 November 2008, Friday

milan-napoli

04 November 2008, Tuesday

ilk yarının ortalarında denk geldim milan-napoli maçına. harika bir maç oldu gerçekten. haftaya lider girmişti napoli, hafta bittiğinde ise lider milan oldu. bir anda dördüncülüğe kadar geriledi güneyliler. maç dengede gibi gözükürken ilk yarının sonlarına doğru maggio’nun ikinci sarı’dan atılmasıyla milan oyuna hakim olan taraf oldu. bir maçta yaşanabilecek hemen hemen bütün şanssızlıkları yaşadı diyebiliriz napoli için. ilk yarıda 10 kişi kaldılar, en önemli oyuncularından biri olan slovak marek hamsik sakatlanıp ikinci yarıyı göremedi, ikinci yarıda bir sakatlık daha yaşadılar, milan penaltı kaçırdıktan bir ya da iki dakika sonra rakibin yapamadığını yapıp kendi kalelerine gol attılar. e, daha ne olsun artık.

ezequiel lavezzi’ye de bir parantez açmak lazım. 85 doğumlu bu arjantinli maradona görmüş napoli’liler için bir nimet adeta. topu ayağına yapıştırıp rakibin 3-5 oyuncusunu peşinde sürükleyebiliyor. bu yönüyle bana messi’yi andırdı. aynı stilde oynadıklarını söylemek çok yanlış olmaz herhalde. milan maçında da ayakta kalan ender napoli oyuncularından birisiydi kaleciyle beraber. spiker ersin düzen lavezzi için milan ve chelsea’nin devrede olduğunu söyledi. bence napoli’liler pek sıcak bakmaz bu olaya. hele milan’a gitmesi çok zor bence arjantinlinin.