March 2009 için arşiv

beslenir ki bu

30 March 2009, Monday

beslenir-ki-bu1

Uğur Gürsoy’un “Fırat” ından.

ingiltere 09-11

28 March 2009, Saturday

ingiltere 09-11
online spor mağazalarında bir süredir geri sayımı yapılan yeni ingiltere forması bugün tanıtıldı. slovakya ile oynayacakları hazırlık maçından başlayarak 09-11 sezonlarında bu formayı giyecekler. umro’nun genel olarak iyi forma yaptığına inanmıyorum ama ingiltere için yaptıkları her daim güzel. bu formayı da çok sevdim. ince bir işçilik var dikimde. tipografisi de bi’ o kadar leziz. bazıları “ne bu atlet gibi” diyecektir, onlara da hatırlatmak isterim ki: “less is more”

* formayı almak isteyenler kitbag‘e başvurabilir.

fitch vs. galatasaray

28 March 2009, Saturday

2006-2007 sezonunda galatasaray’da oynayan fitch, bu sezon kepez’e geldi ve burada da iki sezon önce gösterdiği başarılı hücum performansını devam ettiriyor. o dönem çok eleştiriliyordu galatasaray. fitch dışında çok yetersiz bir kadrosu olduğu, fitch’in büyük maçlar konusunda yetersiz bir oyuncu olduğu yönünde. bugüne dönelim, kadrosunda artık çok daha değerli ve kariyerli basketbolcular barındıran takım, tek başına fitch’e yenilmekten kurtulamadı. ilginç bir maç oldu kepez bld. – galatasaray cc. mücadelesi. gs’de çıkan ilk beşin tamamı 3 sayılık atışlara daha çok yönelen oyunculardı. traylor gibi bir pota altı canavarı da olunca, iyice 3 sayı çizgisinin arkasına attı kendini oyuncular. tamam da traylor’ın varlığı, 33 tane 3’lük denemesi yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor ki. üstelik hosley ve graves gibi çok iyi drive eden oyuncularınız var elinizde. maçın son anlarında alan savunmasına karşı üst üste o kadar kötü hücum edildi ki, takım kendisi hazırladı adeta sonunu. burada biraz da hosley ve tolliver’ın gelişiyle bocalamaya başlayan oyun tarzı bahane olarak ileri sürülebilir. bu oyuncuların takıma alışmaları, takım içindeki rollerini tam olarak anlamaları ve arkadaşlarını tanımaları gibi zaman gerektiren durumlar söz konusu.
fitch’in istatistikleri dikkat çekici. 25 sayı – 8 ribaund – 6 asist. bu sezon sonradan takıma dahil olup 8 maça çıkmış ve sayı ortalaması 27.2. 06-07 sezonunda da 19 sayı ortalamasıyla sayı kralı olmuştu. hep ondan bir sezon önce oynayan malik dixon ile karşılaştırılmıştı gerald fitch. malik’de 22,5 sayı gibi bir istatistikle sayı kralı olmuştu. brian tolbert vardı, ben onu ikisinden de çok sevmiştim. sonradan karşıyakaya da geldi. hepsinden öte, şemsettin baş vardı. nerelerdedir  şu an acaba?

bizim barkley

28 March 2009, Saturday

bizim barkley

via. friendfeed

mutsuzluk

27 March 2009, Friday

umut sarıkaya’nın mutsuzluk tanımlamalarından oluşan bir animasyon. okurlarından cihan arıcı yapmış bu güzel işi. umut sarıkaya da çok beğenmiş, öyle ki alıp blogunda yayınlamış.

en son  sahnedeki mutsuzluk tipi, en acısıdır bana göre.


formula 1 trt’de

27 March 2009, Friday

formula1

trt, 3 sene boyunca f1’i yayınlayacağını duyurdu. açılış 28 mart’ta avustralya grand prix’i ile yapılacak. sıralama turları cumartesi 07.45’te, yarış pazar 08.30’da naklen trt’1 den yayınlanıyor. sezon öncesi ilginç haberlerle ekranlara gelmişti f1 camiası.çeşitli  kural değişikliklerine gidilmiş ve bunlardan en dikkat çekicisi şampiyonluğun en çok yarış kazanan pilota verilmesi olmuştu. sonrasında takımlardan ve pilotlardan gelen olumsuz tepkiler üzerine bu kural 2010 sezonunda uygulanmak üzere rafa kaldırıldı. f1’e gösterilen ilginin giderek azaldığı herkesin malumu. bu nedenle fia yöneticileri yarışların daha zevkli ve rekabetçi bir ortamda gerçekleşmesi adına çeşitli değişiklerde de bulunuyorlar. teknik konularda yapılan değişiklikler, araçların bir kaç saniye dah hızlı olmalarını sağlayacak. yayınların kalitesi de artırılmaya çalışılıyor.

türkiyedeki yayın haklarının el değiştirip trt’ye geçmesinin en güzel yanı doğan grubunun elinden kurtulmak oldu. tabi bir diğer güzellikte, yarışları serhan acar’ın sunumuyla izleyecek olmamız. f1 konusundaki bilgi birikimini, sunuculukla gayet başarılı biçimde birleştirdiğini görmüştük geçen sezon. bu yıl da hakkını vererek yapacaktır işini, şüphem yok. resmi sitesinde bazı önemli açıklamalar yapmış serhan acar. “sezon boyu canlı yayınların pistlerden yapılması; özel bir program çekilerek her hafta yarışlardan önce yayınlanması; gp2’nin canlı yayınlanması gibi pek çok düşünce var. bu düşüncelerin bir kısmı bu hafta sonu hayata geçecek umarım.” ayrıca müjdeli bir haber de vermiş; yarışı tek başıma anlatacağım. okay karacan ise stüdyo programlarında yer alacak.”

avrupa’dan futbol

24 March 2009, Tuesday

-avrupada son günlerin en formda takımı liverpool’un  gelecek sezon için david villa- david  silva ikilisi ve gareth barry’e teklif götüreceği iddia ediliyor. kaynağı the daily mirror bu haberin. iddiası bile korkutuyordur rakiplerini muhtemelen. özellikle torres-villa’nın ileri uçta beraber görev alma ihtimali kulağa çok hoş geliyor. kenara silva’yı, ortaya da barry’i yerleştirdiğinizde harika bir kadro oluşuyor. aynı kaynaktan bir diğer haber de anton valencia’yla ilgili. liverpool ve manchester united’in wiganlıyla ilgilendiği söyleniyor. geç bile kaldılar bence. rahatlıkla bu takımlarda oynayabilecek bir oyuncu ekvadorlu valencia.

– giovani dos santos’un ingiltere’de kendini ispatlama düşüncesi pek tutmamış gözüküyor. büyük umutlarla gelmişti barcelona’dan fakat tottenhamda’da o beklenen çıkışı gerçekleştiremedi meksikalı oyuncu. ipswich’e göndermişler çocuğu. “nereden nereye” diye bir klişe vardır ya, işte tam bu duruma uygun bir söz.

-yoann gourcuff bu sezon bordeux’da büyük bir çıkış yakalamış durumda. dos santos’un aksine eline geçen fırsatı çok iyi değerlendirdi ve fransa’da önemli bir performans ortaya koyup ligin en değerli oyuncuları arasına girmeyi başardı. şu anda kiralık olarak oynuyor bordeux’da ve satın alma opsiyonu fransızların elinde. fakat onun peşinde real madrid ve bayern münih gibi takımlar da var. milli formayı da giyen gourcuff henüz 22 yaşında.

-daily mail’e göre; arapların yönettiği manchester city bir dönem manchester united forması da giyen diego forlan ile ilgileniyor.32 milyon avroluk bir fiyat biçilmiş forlan’a. ben asla o paraya değmeyeceğini düşünüyorum bu adamın. manchester united’da oynarken kaçırdığı şu pozisyon forlan’a hiç bir şekilde ısınamamamın nedenidir. nasıl kaçırabilir bir futbolcu bu golü yahu?

“biz şampiyon olmak istemiyoruz”

22 March 2009, Sunday

koca sezon iki maçla, belki de ard arda gollerin yendiği iki dakikayla sona erdi galatasaray için. artık kalan maçların neredeyse tamamını kazansa da fayda etmeyecek. ki tüm maçlardan 3 puanla ayrılma ihtimali, şu oyuna ve isteğe bakarsak yok denecek kadar az. beni en çok şaşırtan galatasaray oyuncusunun uefa’dan elendikten sonra pes ediyor olabilmesidir. arkadaş, tamam elendiysen elendin dünyanın sonu değil ya. bak rakiplerinin hepsi puan kaybetmiş. çıkıp oynasan şu maçta belki de ligi kazanma adına önemli bir avantaj yakalayacaksın. gel gör ki galatasaray futbolcuları- her zaman ki gibi arda’yı ayırmak gerek diğerlerinden- bu puan kayıplarını avantaja çevirmek için hiç bir çaba sarfetmediler. daha açık olmak gerekirse; galatasaray şampiyon olmak için hiç bir çaba sarfetmiyor. planlar tamamen uefa kupasında ilerleme üzerine kurulmuş ve bu plan bozulunca her şeyi bırakan, demoralize olan bir takım izledik.

bülent korkmaz’a fazla güvendik sanırım. efsane sıfatını hakeden oyunculuğu bi’ kenara dursun, vasat bir hoca görüntüsü çizmekten ileriye gidemedi maalesef. hamburg maçlarından sonra dahi tamamıyle ümidimi kesmemiştim hoca’dan. fakat bugün eskişehir önündeki oyun anlayışı ve hiç bir şekilde doğru hamleleri gerçekleştiremeyişi son noktaydı. lincoln konusunda istediği kadar haklı olsun, sonuçta zarar gören galatasaray oldu. kadroya alıp, yedek klübesine mahkum etmek nasıl bir cezadır? madem bu adam cezalı, o zaman kadro dışı bırakırsın, sene sonu da ayırırsın yolunu olur biter. böyle yaparak kesinlikle en büyük ceza takıma verilmiş oldu. bu konuda da bir eksi yazmak gerek korkmaz’ın hanesine. tüm bu olumsuz detaylar büyük kaptan’ın galatasaray’da futbolculuğunun aksine, kısa bir teknik direktörlük macerası yaşayacağının sinyallerini veriyor gelecek sezonlara bülent korkmaz liderliğinde girmek bir risk sayılacak artık. bugüne kadar hakkında yapılan” oynattığı futbol fazla garantici ve galatasaray’la uyuşmayan bir antrenörlük anlayışı var” yorumlarına katılmıyordum fakat bugün bir daha düşünmeye karar verdim. kewell ile mehmet güven neden değişti, bu sorunun cevabı sakatlık değilse söylenecek tek kelime “yazık” olacaktır.

eskişehir maçında, rahat ve garanti bir galibiyet beklemediğim için, mağlubiyet gelince hayal kırıklığı yaşamadım fazla. oynarız fakat eskişehir dirençli bir futbol ortaya koyarsa kolay olmaz diye düşünüyordum. fakat oynamadık. dolayısıyla işler tam aksi yönde gelişti. özellikle son 15 dakikadaki görüntü çok üzücüydü. dağınıklık, boşvermişlik ve beceriksizlik vardı galatasaray formasını üzerine giymiş çoğu futbolcuda. taraftar da maçtan sonra belli etti kim formasının hakkının verdi, kim vermedi. maçın ardından sadece arda turan ve emre aşık’a sevgi ve saygısını sundu kapalı. kim ne söyleyebilir ki?

son bir şansı var galatasaray’ın. kalan 9 maçını kazanmak. bu ihtimal her zaman geçerlidir bu takım için. geçen seneki durum onu göstermişti bize. fakat bu sezon o bütünleşme, o dayanışma gözükmüyor takımda. belki de bu yüzden kaybedildi her şey. ve yine belki de aceto’nun şu yazısında saklı bütün olay.

soru: de sanctis yediği 1253 golden hangisinde ters ayakla yakalanmadı?

maç nasıl kaybedilir

18 March 2009, Wednesday

new jersey nets – los angeles clippers maçında son anlara eşitlikle giriliyor. derken 12 saniye kala carter bir üçlükle 41. sayısını yolluyor rakip potaya. 102 – 105. buraya kadar her şey güzel gidiyor nets adına. fakat bundan sonrası tam bir komedi. 7 saniye kala faul yapıyorlar üçlük yiyip uzatma oynamamak için. baron 2’de 2 atıyor ve clippers da faul yapıyor haliyle. jarvis hayes 2’de 0 atınca bunlar bi’ “noluyoruz” havasına giriyorlar. sonra, clippers son saniyede boş adamı buluyor ve üçlükle maçı kazanıyorlar. 107 – 105. nets koçu lawrence frank’e tebrikler, bu kadar kötü bir maç sonu oynattığı için.

avrupa’ya geri dönüş

18 March 2009, Wednesday

uzun bir süredir yılın bu dönemlerinde avrupa’da göremiyorduk galatasaray’ı. 2000 yılında uefa kupasını ve hemen ardından o yılın şampiyonlar ligi şampiyonu real madrid’i yenerek süper kupayı alan bir takım nasıl olur da bu kadar ters istikamete girebilirdi? onlarca cevabı vardır bu sorunun. dönemin başkan ve yönetimi eleştirilebilir, futbolcuların birer birer avrupa’ya gidip takımın dağılması sebep gösterilebilir, sonraki yönetimler eleştirilebilir vb. kazanılan başarının maddiyata dönüştürülememesi ve bu nedenle o seviyelerde fazla tutunulamamasıdır kimisine göre galatasaray’ın avrupa macerasındaki düşüşünün asıl sebebi.

tüm bu tartışmaların arasında, adnan polat yönetiminin galatasaray’ı canaydın kabusundan devralması dönüm noktası oldu. bir anda, hızla kötüye giden galatasaray kendini değişimin içerisinde buluverdi. artık futboldan anlayan ve başkanlık konusunda canaydın’a göre bir kaç gömlek üstün bir adam vardı kulübün başında. bu değişimin takıma yansımaları da gecikmedi. vasat futbolcular yerlerini kewell, baros, meira gibi önemli oyunculara bırakmaya başladı. ve doğal olarak galatasaray da yeniden avrupa’da ilerleme hedefini “gerçekçi” biçimde ortaya koymuş oldu. sayın canaydın’ın  hayalperest bir düşünce tarzıyla, elindeki vasat kadroyu görmezden gelerek “avrupa’da final” söylemleri bir kenara bırakıldı. çünkü artık vasat bir galatasaray değil, kendini yeniden ispatlamak üzere türkiye’ye gelmiş oyunculardan  oluşan bir galatasaray vardı. bu takımın başına da alman teknik adam skibbe getirildi. ama doğru, ama yanlış; bu skibbe takımı avrupa yolunda önemli bir seviyeye çıkardı. fakat aynı başarıyı türkiye’de gösteremeyince 5-2’lik kocaeli maçından sonra gönderilerek yerine efsane kaptan bülent korkmaz geldi. ilk maç bordeux ile tur mücadelesi ve 4-3’lük unutulmaz bir maç. ardından ligde toparlanma süreci ve şu anda hamburg maçı.

milan baros

uzunca süredir bu başarıyı bekliyor galatasaraylılar. yeniden avrupa’nın önde gelen takımları arasına girmeyi, bir kez daha “tesadüf” denileni yapmayı. hedefe çok yaklaşıldı bu kez. üstelik bu sorumluluğun altından kalkabilecek te bir kadro var hocanın elinde. bu konuda en basit örnek; liverpool  istanbul’da şampiyonlar ligini kazanırken forvet hattı baros-kewell ikilisinden oluşuyordu. bu örnek galatasaray’ın hedefinin ciddiliği açısından çok mühim aslında. “hedefimiz  final” kelimeleri ağızınızdan çıkarken kadronuzun bu hedefi kaldırabilecek yapıda olup olmadığına bakarlar. bu sezonun en büyük ümit kaynağı kadro. yönetimin yanı sıra taraftar da oyunculara güvendi ve inandı.

her ne olursa olsun, final oynamak kolay olmuyor tabi. hamburg’u geçtikten sonra da oynanacak 5 karşılaşma var ve git gide daha zor rakiplerle eşleşmek durumundasınız. hamburg’u eledikten sonra, “biz alırız bu kupayı, kimse duramaz artık karşımızda” mantığı yanıltıcı olur. “yolumuz açık, hedeflediğimiz finale bir adım daha yaklaştık” söylemleriyle hem güven hem de soğukkanlılık aşılanmalı camiaya ve medyaya.

biraz da hamburg maçına değinelim. şu an için en önemli konu arda. sakatlığı gayet ciddi gözüküyor ve oynamasının çok zor olduğu açıklandı. ben yine de bir umut arda’nın tüm özverisini ortaya koyarak oynamak isteyeceğini düşünüyorum. takımın hücum gücünün çok büyük bir kısmını oluşturuyor bu aslan parçası. o nedenle oynaması önemli. rakibe karşı bir tehdit en azından, sahada yer alması. umarım iyileşir ve sahadaki yerini alır. bir kritik durum daha var. defansın göbeğinde hakan balta’nın yanında kim oynayacak. iki ihtimal var gibi duruyordu, semih kaya ve harry kewell. bülent korkmaz’ın basın toplantısında açıkladığı üzre, semih kaya bu maç için düşünülmüyor. maç eksiği de düşünülmemesinin sebebi. hocanın takdiridir, saygı duyulmalı. eminim semih çıkıp oynasa ve elensek bir çok kişi neden semih kaya oynadı diye eleştirecektir bülent korkmaz’ı. bu açıklamanın diğer anlamı “stoperde kewell oynayacak” tır bana göre. ilk maçta defansa geçip ortaya koyduğu performans gayet iyiydi. fakat bu demektir ki arda da oynamazsa hücumda iki opsiyon kalıyor; lincoln ve baros. -nonda ile ümit’i saymıyorum bile performanslarına bağlı olarak.- halbuki eldeki arda-kewell-lincoln-baros dörtlüsü ile hamburg  karşısında galatasaray bir-iki adım öne çıkabilirdi. bunlar detaylar tabi ki. umarım ekstra hiç bir duruma gerek kalmadan kolay bir galibiyet alırız. son bir rica; geçin şu turu da kurtarın bizi d-smart belasından!

arshavinli arsenal

17 March 2009, Tuesday

ingiltere ligini ve dolayısıyla arsenal’i bir süre takip edemedim. benim kaçırdığım süre içerisinde yeni transfer arshavin oynamaya başlamış ve bu hafta blackburn’ü 4-0 mağlup ettikleri maçta 2 gol birden atmış. bu transfer hakkında bir görüş belirtmemiştim, gerek te yok aslında iyi mi kötü mü demeye. nokta transferdir arshavin. arsenal’in rosicky, hleb ve muhtemelen nasri transferlerinden daha çok yarar sağlayacağı bir oyuncu. en pahalı transferiymiş ayrıca ingiliz klübünün. 17 milyon euro ödeyerek kadroya dahil ettiler arshavin’i ve doğal olarak beklentileri hayli yüksek. yerden, sık ve hızlı pasa dayalı bir sistem içerisinde tekniğiyle ve çabukluğuyla önemli roller alacaktır arshavin. şu ana dek 4-0’lık blackburn maçının özeti dışında hiç bir arshavinli arsenal maçı izleyemediğim için şimdiye kadar gösterdiği performansı değerlendiremem lakin arsenal için doğru tercih olduğunu söyleyebilirim. her şeyden önemlisi sorumluluk alabilmek gibi bir özelliği var bu adamın. arsenal’in de en büyük sıkıntısı bu. yetenekli gençlerin bi’ yere kadar getirip, sonrasında zorlandıklarına şahit oluyorduk. bu noktada arshavin daha da önemli bir hal alıyor. son avrupa şampiyonası tecrübesinden sonra onun adına da gerekliydi artık avrupada futbol oynamak. tüm bunların ışığında arsenal’in arshavin’den önemli katkılar alacağını düşündüğümüzü belirterek eduardo’ya da değinelim. bu arsenal’i izleyemediğim süre içerisine eduardo’nun sahalara geri dönmesi de giriyor. çok talihsizce sakatlanmıştı hırvat forvet ve uzun bi’ süre arsenal’de yokluğu hissedildi. bendtner’e kaldı takım o yokken ve ben de bir türlü ısınamadım bu bendtner’e. carlos vela’yı onun önüne koyarım her türlü. sakatlık demişken adebayor ve fabregas geldi aklıma. galatasaray mısınız mübarekler, ne çok sakat veriyosunuz!

arshavinli arsenal

montla sıç, haline şükret

17 March 2009, Tuesday

montla-sic1