April 2009 için arşiv

çok değiştin sen

30 April 2009, Thursday

AUTO-PRIX-AUS

henüz tam anlamıyla bir yarış izleyemedim. kesin ifadeler kullanamam bu yüzden, fakat sonuçlar gerçekten çok ilginç . sezon öncesi fia’nın çeşitli önlemlerle takımları olabildiğince eşit şartlarda yarıştırma amacı zayıf takımların işine gelmiş gibi gözüküyor. fia yetkililerinin hedefi tam olarak bu muydu bilemeyeceğim ama ferrari’nin, mclaren’in ilk 8’e girmek için yarıştığı bir ortamda f1’in değerinin artması gibi bir durumun söz konusu olacağını düşünmüyorum. eğer her yarışta; birbirini geçen pilotları, dahiyane stratejileri ya da ne bileyim son anda değişen sıralamaları izletselerdi, başarılı bir sezon geçirildiğini söyleyebilirdik. kısa özetler halinde yarışlara şöyle bir göz atmış bir izleyici olarak ben bile bunu görebiliyorum. bazılarına göre şu an için tüm bu gelişmeler bir şeyi açıkça ifade ediyor; “sağlam bir arabayla ve güçlü bir ekiple bir çok pilot şampiyonluk yarışı verebilir.” mi acaba?

sürücüler klasmanı:

  1. jenson button 31p
  2. rubens barrichello 19p
  3. sebastian vettel 18p
  4. jarno trulli 14,5p
  5. timo glock 12p

takımlar klasmanı:

  1. brawn gp 50p
  2. red bull 27,5p
  3. toyota 26,5p
  4. mclaren 13p
  5. renault 5p

doğu’da savaş: celtics – bulls

30 April 2009, Thursday

celtics-bulls

aslında 2. tur maçlarına kadar nba yazmamayı düşünüyordum fakat rose ve rondo beni fena halde şevke getirdiler. ilk turun en çekişmeli, en zevkli eşleşmesi kuşkusuz boston celtics – chicago bulls serisi. doğuyu 2. olarak tamamlayan son şampiyon ve 7. sıradan play – off’lara kapağı atan bulls şu ana dek oynadıkları tüm karşılaşmalarda kıran kırana mücadele sergilediler. çoğu kişi – ben de dahil – celtics’in 4-1 veya 4-2 bir sonuçla seriyi gaçeceğini düşünüyordu. fakat hiç öyle bir durum yok ortada. evet belki 4-2 yapıp turu geçme şansları var fakat bir takım da ilk turda bu kadar zorlanabilirdi herhalde. oynanan 5 maçın 3’ü uzatmaya gitti. 1 tanesi ray allen’ın son saniye üçlüğüyle tamamlandı. sadece 3. maç celtics’in farklı galibiyetiyle sonuçlandı. ilk cümlede bu sezonun en iyi serisi olduğunu belirtmiştim fakat son yılların en zevkli mücadelelerinden birisi  de diyebiliriz. rose’un ilk play – off maçında rekor kırmasıyla, rondo’nun çılgın istatistikleriyle, pierce’ın büyük oyuncu olduğunu bilmem kaçıncı kez ispatlamasıyla, ray allen’ın keskin şutörlüğüyle, garnett’in yokluğuyla ve del negro’nun öküzlükleriyle; kısacası her yönüyle efsane bir seri oluyor. ilk maçta serinin gidişaının bu yönde olacağının sinyalleri verilmişti aslında. ray allen yokları oynarken, pierce tam olarak ağırlığını koyamamışken; rose’a cevabı rondo verdi. son topta noah büyük bir hatayla faul yapmasına rağmen pierce birini kaçırınca uzatmalara geçtik. genç bulls herkesi şaşırtarak uzatmaları da -tyrus’a tebrikler bu anlarda- başarılı oynadı ve ilk maçı banknorth garden’da son şampiyondan çalmayı başardı. 2. ve 3. maçları izleme fırsatı bulamadım malesef. 2. maç yine garden’daydı ve boston ilk maçta 1/12 atan ray allen’ın son topta attığı üç sayıyla maçı kazandı. izleyemesemde, 118-115’lik skor; ilk maçta şampiyonu evinde deviren bulls’un başarısının şans olmadığına bir işaret. kg’in eksikliğinin yarattığı dezavantaj bu iki maçta belirleyici oldu celtics için. pota altında davis’in elinden geleni yaparak kg’yi aratmamaya çalışması, noah-tyrus ikilisi karşısında pek işe yaramadı. garnett’in sadece hücumda değil, her alanda bir bütünleyici olduğunu düşünürsek, onun açığını kapamak zor olacaktır elbette ki. garnett’in olmadığı maçlarda boston celtics’in kağıt üzerinde ve parkede net olarak performans düşüklüğü yaşadığını görüyoruz. bu, tek mazeret olamaz tabiki. bu kadar dişli bir rakip beklemediklerini ve motivastonlarını üst seviyeye taşıyamadıklarını düşünüyorum. fakat bu motivasyon 3. maçta dirilmiş olacak ki rahat bir galibiyet aldılar. bu maçı da takip edemediğim için ayrıntılara giremeyeceğim. ve ardından 2 uzatmalı o muhteşem 4. maç geldi. united center’a birbirinden 1’er maç çalarak çıkan iki takım bizlere enfes bir maç daha izletti. bulls’un, ilk maçta aldığı galibiyeti anlamlı kılması için mutlaka evindeki bu maçı alması gerekiyordu. iki genç oyun kurucu bir kez daha düelloya girdi ve  rondo 25s – 11r – 11a ile triple double yaparken, rose’da 23s – 11r – 9 asistle karşılık verdi. fakat normal sürenin son sözünü söyleyen isim ray allen oldu. son topta çok kötü bir savunma yaptı bulls ve allen boş bir üçlükle maçı uzatmaya taşıdı. scalabrine’in 3’lüğüyle başlayan ilk uzatmada pierce-allen ikilisi celtics’i bir adım öne çıkartmıştı fakat bu seferde sahneye ben gordon çıktı. 4 saniye kala 3’lüğü yollayıp eşitliği sağladı. son topu rondo kullandı nedense ve ikinci uzatmaya geçtik. bu uzatmada da bir kahraman çıktı. pierce’ın son topta şutunu bloklayan john salmons maçı takımına kazandırarak, seriyi 2-2’ye getirdi. ve 5. maç için bir kez daha banknorth garden’a gidildi. bu maçın uzatmalarının son anlarını izleyebildim. zar zor bir link bularak, kötü bir kalitede de olsa son saniyelere yetişebildim. benim ilk görebildiğim pozisyon, tony allen’ın ben gordon’a aptığı faul’dü. bir şey yok gibi geldi bana. buradan 3 sayı kazanarak maçı eşitledi chicago. -ki hemen ekliyeyim, bulls bir ara 11 sayılık bir fark yakalamış ve neredeyse normal sürede maçı alma noktasına getirmişler. – pierce’ın 3 saniye kala el üzerinden attığı şut, hakemlerin rondo’nun miller’a yaptığı flagrant’ı çalmaması, miller’ın serbest atışlardan ilkini kaçırarak bir çuval inciri berbat etmesi şeklinde sonuçlandı müsabaka. böylelikle seri 3-2’ye geldi ve geriye biri united center’da diğeri banknorth garden’da olmak üzre 2 maç kaldı. boston tecrübesiyle 1 maç daha alır gibi gözüküyor fakat bu seride olabilecekleri önceden kestirmek de pek mümkün olmadı. tek temennim öncekiler gibi bu 2 maçında sonuna kadar mücadele ve heyecan içinde geçmesi. yalnız kim tur atlarsa atlasın, cavs karşısında tüm doğu takımlarının olduğu gibi işleri çok zor olacak.

edit: olay, 6. maç itibariyle kontrolden çıkmış bulunmakta. 3 uzatma sonunda 128-125 ile, kendi başına efsane olabilecek bir oyunda bulls seriyi 3-3’e getirmeyi başardı. kelimelerle anlatamayacağımı düşünüyorum bu maçı ve izleyemeyenlerin bir şekilde, bir yerlerden bulup izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. 7. maçı ntv veya nba tv’den izleyebiliriz umarım.

ışıl alben

28 April 2009, Tuesday

ışıl alben

turdan, kupadan çok daha önemlisi; ışıl alben. “sahadaki biz” sakatlığı dolayısıyla 3-4 ay basketboldan uzak kalacak. geçmiş olsun ışıl.

🙁

hakem bayıltmak

28 April 2009, Tuesday

jozsef szabo

macaristan amatör liginde, nemescso-vassurany maçını yöneten jozsef szabo isimli hakem ev sahibi ekibin kiraly adlı oyuncusu tarafından dövülmüş. işin garip yanı; hakemin, arkadaşlarına ayak uyduran nemescso futbolcuları tarafından toplu biçimde, ağız-burun yamultma suretiyle bayıltılacak kadar dövülmesi. ciddi ciddi hastanelik etmişler adamı. maç da dolayısıyla tatil edilmiş. adamcağızsa şikayetçi olmayacağını, taburcu olur olmaz hakemliğe geri döneceğini söylemiş. artık nasıl korktuysa, hem suçsuz hem güçsüz moduna girmiş. gördüğü kırmızı karttan sonra hakeme ilk saldıran futbolcu kiraly’nin yaptığı açıklama da ilginç: ” maçın 3-0 aleyhimize sürmesi nedeni ile kendimi kaybettim.” nasıl ya? adamı bayıltmışsınız arkadaş, ne saçmalıyosun. yat kalk senden şikayetçi olmadığına dua et. bu ne pişkinlik yahu.

haberin kaynağı aa olmasa, abartılı haber olduğunu düşünürdüm ama ciddi bir ajans böyle bir haberi geçince ilgimi çekti. ben de hakeme saldırma tuşu icat etmedikleri için çok sövmüşümdür konami çalışanlarına ama bu kadar tekme tokat hakem dövme işi ağır olmuş.

shannon brown & ryan hollins

28 April 2009, Tuesday

shannon brown & ryan hollins

play-off’larda sahneye bazı adamlar çıkar. normal sezonda neredeyse hiç süre almamıştır yahut adı sanı duyulmamıştır. fakat play-off maçlarında takımlarının turu geçmesi adına kilit rol oynarlar. işte bu sezon bu iki oyuncu -shanon brown ve ryan hollins- lakers ve dallas adına bu görevi üstleniyorlar. ne tesadüftür ki, ikisi de eski charlotte bobcast oyuncusu. gerçi biraz belli etmişlerdi bu katkıyı yapabileceklerini fakat ben bu kadar olumlu oynayacaklarını düşünmezdim. kenardan getirdikleri mücadele ve yaptıkları katkı adlarını anmamıza vesile oldu. tebrikler ikisinede. ilk tur maçlarından önce bir yazı yazamadım, ikinci tur maçlara artık..

ersun yanal istifa etti

27 April 2009, Monday

gittiği takımlarda, belli periyotlarda başarılı futbol oynatsa da; sezon sonunda hep hayal kırıklığı yaratan bir adam ersun yanal. büyük takım çalıştırmak kolay iş değil ve bu işin altından kalkamayacağı belliydi bence. trabzon gibi, taraftar baskısının yoğun biçimde hissedildiği bir camiada, kısa vadeli başarılar yetmiyor malesef. manisaspor’la yaşadığı hızlı çıkış-daha hızlı düşüş olayını trabzonspor’da da yaşadı yanal. elle tutulur iki tane yedek oyuncunuz yoksa kulübede, işiniz zor demektir. trabzon’un kısıtlı kadrosunda ilk 11 oyuncularının bile vasatı aşamadığını düşünürsek, yedek kulübesi konusuna girmemize gerek kalmaz zaten. hadi gökhan – umut ikilisiyle olmayacağını anlamadın, peki neden bir tane bile altenatif yaratamıyorsun? yattara’dan da şampiyon takımın hagi’si olmaz, ona verilen bu sorumluluk da yanlış kabul edilebilir. kadronun en pozitif kısmının song – egemen ikilisi olduğunu inkar edemeyiz, lakin diğerlerinin bu ikiliye yaklaşamadığı bir ortamda başarı gelmesi zordu. sivas maçında, bir şeyler üretmeleri gereken anlarda bütün futbolcular döküldüler. o seviyede oynayacak kadar takım olamadıklarını ispatladılar. en büyük şansları ise galatasaray ve fenerbahçe’nin, son yılların en başarısız takımlarını kurması oldu. yoksa bu sıralara dahi çıkması zordu trabzonspor’un. önümüzdeki sezon avrupa kupalarında oynayacaklar ve bunun bilincinde bir hoca getirip, akılcı transferler yaparlarsa üstlerde tutunabilirler. yoksa ziya doğan, samet aybaba ve ersun yanal seviyesinde gezinirlerse, bir ömür beklerler şampiyonluğu. ersun yanal’ın geleceğiyse belli, o takım senin bu takım benim dolaşacak.

yok artık lofton!

26 April 2009, Sunday

chris lofton

chris lofton‘ın  iyi bir oyuncu olduğunu az-çok biliyorduk. şutörlüğüyle, tbl’nin kalburüstü oyuncuları arasındadır. lakin 61 sayı atabilecek kadar kobe’leşeceğini kimse düşünmemiştir bugüne kadar. fenerbahçe’ye attığı 47 sayı ile şaşırtmıştı, casa ted’e attığı 61 ise efsaneleşmesine yol açacak. 17/22 üçlük isabetiyle oynamış lofton. ne denebilir bunun üzerine bilmiyorum ama, benim ilk tepkim “oha” olmuştu. sadece 2 serbest atış kullanarak nasıl 61 sayı atılabilir, aklım almıyor gerçekten. geçen gün, türk yapılıp milli takıma alınması fikriyle ilgili haberi okurken, kanser illetine yakalandığını ve bunun üstesinden geldiğini de öğrenmiştim. daha fazla kanım ısınmıştı lofton’a. şimdi ise özel saydığım oyuncular arasında olacak. ncaa tarihinin en çok üçlük atan 3. oyuncusunu türkiye’de tutmak zor olacaktır.

nba ödülleri

25 April 2009, Saturday

yılın koçu: mike brown | doğru karar

yıllın savunmacısı: dwight howard |  bu da doğru

yılın çaylağı: derrick rose |  mayo alsaydı “neden” demezdim

yılın 6. adamı: jason terry | nate robinson olmalıydı bence

mip: ?  |  durant almalı

mvp: ?  |  wade’e gider benim oyum

gm: ?  |  nuggets gm’i mark warkentein alır

uzun bir aradan sonra

25 April 2009, Saturday

blog’u boşladık bu aralar. vize telaşı, sınavlar sonrası dinlenme ihtiyacı derken; 10 gündür yazamadık burada. bu sürede de bir çok şey oldu. nba’de play-off’lar başladı. süper ligde son haftalara giriyoruz, avrupa’da sonlara yaklaştıkça büyük takımların performansları giderek artıyor. galatasaray – fenerbahçe hem erkek hem bayan basketbolda bir çok kez karşı karşıya geldi. arshavin patlamaların en büyüğünü yaptı. iniesta kendisine duyduğum saygıyı 10’a katladı. manchester united 15 dakikada 4 gol bulabilmeyi başardı. liverpool gollü maçların takımı olmaya başladı. dikembe mutombo basketbolu bırakarak bizi hüzne boğdu. mehmet ve hidayet’in takımları 2. tur’a geçemeyecek izlenimi verdi. galatasaray bilmem kaçıncı kez şampiyonluk umudunu yitirip yine bilmem kaçıncı kez yeniden “acaba?” dedirtti. fenerbahçe yokları oynamaya devam etti. pepe insanlık sınırlarını zorlayıp, rekor bir ceza aldı. hakan ünsal’a nefretim katlanarak arttı. gs mobile reklamları alkışı haketti. lyon krallığı bitti, yeni kral ya marsilya, ya da bordeux. hiç play-off 2. turu göremeyen t-mac’in takımı houston, t-mac sezonu kapatmışken 2. tura çıkmak adına önemli işler yaptı. ibrahimovic inter’de sıkıldı, ispanyol takımlara yem attı. boca – river derbisini izleme fırsatı bulduk…

lebron&others

13 April 2009, Monday

cavaliers

final-four’da derbi

13 April 2009, Monday

gate7-gate13

euroleague’de son dörde, iki yunan takımı kaldı. ezeli rakipler panathinaikos ve olympiakos. berlin’de karşı karşıya gelecekler. 1 – 3 mayıs arasında oynanacak 4’lü final. diğer eşleşme ersan’ın takımı barça – cska şeklinde. iki düşman kulübün avrupada, bu kadar önemli bir seviyede karşılaşması çok güzel bir olay. bir an kendimi yunan taraftarların yerine koydum ve o maçı kaçırmamak için neler yapabileceğimi düşündüm. zaten her fenerbahçeli ve galatasaraylı’nın hayalidir; avrupa kupası finalinde birbiriyle oynamak. berlin’e yunan çıkarması yapacaklar muhtemelen. her iki takım taraftarının da biletlere yoğun ilgisi olduğu söyleniyor. berlin polisi hazırlanıyormuş, çıkması muhtemel olaylara karşı. işleri zor doğrusu.

tahminde bulunayım hemen. olympiakos, pana’yı geçip cska ile final maçına çıkar. cska karşısında yalan olurlar ve kupa rusların olur.

gerets’in marsilyası

13 April 2009, Monday

fransa’da işler karıştı. gerets’in marsilyası evinde grenoble’ı 4′lerken, lyon monaco ile 2-2 berabere kaldı. böylelikle lig1′in liderliğine gerets’in takımı oturmuş oldu.

  1. marsilya 59
  2. lyon 58
  3. bordeaux 56

30 hafta geride kaldı ve lyon’un hegamonyasına son vermeye oldukça kararlı gözüküyor marsilya&bordeux ikilisi. önümüzdeki hafta bordeaux sahasında lyon’u ağırlayacak. marsilyanın farkı arttırma şansı yüksek gibi gözüküyor. iyi bir hava yakaladılar. gerets’in o iyi havayı bir dönem galatasarayda da yakaladığını söylersek yanılmayız. bence gayet başarılı bir teknik direktör. avrupada başarılı olmasını istiyorum ve bu sezon lyon’un önünde, zoru başarmasını umuyorum. bakalım sezon sonu lyon geleneği devam mı ettirecek yoksa uzun bir aradan sonra şampiyon kelimesinin karşısına farklı bir takım ismi mi gelecek?