May 2009 için arşiv

nadal’ı da yenerler!

31 May 2009, Sunday

rafael-nadal

rolland garros yaşayabileceği en büyük sürprizlerden birisini yaşadı. 1 numaralı seribaşı, son 4 sezonun roland garros şampiyonu ispanyol matador nadal, çeyrek final göremeden elendi turnuvadan. bildiğim kadarıyla ilk kez yenildi nadal bu turnuvada. bu beklenmeyen galibiyetin sahibi isveç’li robin soderling. 23 numaralı seri başı olarak, toprak kortun kralını devirmeyi başaran bu adam, tarihe geçmiş oluyor böylece. bu tura gelene dek hiç set vermemişti nadal, hatta kazandığı son 4 şampiyonlukta rakiplerine verdiği set sayısı sadece 7! djokovic’in de elenmesi, federer için bulunmaz bir nimet oldu. bu yıl aldı aldı, alamazsa bi’ daha roland garros kazanamaz herhalde. bu arada bayanlarda da geçen yılın şampiyonu bu kez erken veda etti turnuvaya. ana ivanovic, azarenka’ya yenilerek elendi.

nadal’ın yenilmeyi isteyeceği son adam soderling’dir muhtemelen. sebebi de budur.

avrupa’nın kralları

31 May 2009, Sunday

türkiye’de 20 golle ilk sırada yer alan isim milan baros oldu. pek zorlayan futbolcu olmadı onu, kocaeli’li taner gülleri dışında. 18 gol attı taner de. iki oyuncu da son haftalarda sürdürebilselerdi başarılı performanslarını, 4-5 gol fazla atabilirlerdi. bank asya brezilya’lı bruno’nun 21 golüne sahne oldu. onu sakarya’da kiralık oynayan özgürcan, 17 golle takip etti.

avrupa’da; en kendi halinde, en sönük gol krallığı yarışı, ingiltere’deydi herhalde. anelka 19, ronaldo 18. torres’in gerard’dan daha az gol atmış olması hayli ilginç. arsenal’in, adebayor devre dışı kalınca, zirveye oynayan bir golcü çıkaramadığını da belirtelim. ingiltere’nin aksine, italya’da çekişmeli bir yarış vardı. son haftaya di vaio ve ibra kafa kafaya girmişti. zlatan iki, di vaio bir gol atınca; 25 golle zlatan ibrahimovic krallığı kazandı. geçen yıl ispanya’da gol kralı olan milito ise bugün 2 gol birden atarak 24 gole ulaştı ve di vaio ile 2.’liği paylaştı. ispanya’da, e’too’nun liderliğinde geçilen onca haftadan sonra forlan 32 golle ispanya gol kralı oldu. e’too 30, villa 28 ve messi de 23 golle bitirdi sezonu. almanya’da, şampiyon wofsburg’un iki forvetinin dominasyonu alında geçen bir sezon izledik. grafite ve dzeko sırasıyla 28 ve 26 gol atarak, takımlarını sırtladılar. onları benim favori topçularımdan mario gomez 24 golle takip etti. ibisevic sakatlanıp sezonun ikinci yarısını kapatmasaydı, ligin tozunu attırmaya devam edecekti muhtemelen. 18 golü vardı boşnak oyuncunun ilk yarıda. fransa’da andre pierre gignac 24 gol atıp zirveyi kaptı. fransa futbolunun en gözde futbolcusu konumunda bulunan benzema 17 golle 2. sırayı aldı. portekiz’de nacional’li nene 20 gol ile ulaştı krallığa. cardozo ve liedson’un 17’şer golü var. iskoçya’nın gol kralı şampiyon rangers’dan boyd. 27 gol atmış bu sezon kris boyd. takipçileri celticten 16 golle mcdonald ve 15 golle samaras. hollanda eredivisie’de şampiyon az’nin forveti el hamdaoui 23 gol yolladı rakip kalelere. 2. sırayı ajax’lı luis suarez 22 golle aldı. groningen’den marcus berg’in de 17 golü bulunuyor.

nba finals: lakers-magic

31 May 2009, Sunday

kobe-howard

cleveland’ın geçirdiği müthiş normal sezon ve ezici olarak tabir edilebilecek ilk iki tur, orlando’nun cleveland’a karşı üstünlüğünü görmezden gelmemize sebepti. fakat orlando öyle bir düzen içinde oynadıki, o üstünlüğü her maç açık açık gördük. 4-2 ile geçti turu magic. ben cavaliers’in oynadığı oyun doğrultusunda magic’e hiç şans tanımamıştım, çok güzel bir cevap verdiler sağolsunlar. tam tersini yapıp, cavs’i süpürüyorlardı neredeyse. lebron’un yaklaşık 4o sayı-8ribaund-8asist gibi görülmemiş bir play-off istatistiği yakalaması yetmedi orlando karşısında normal sezonun  en iyi takımına. takım oyununa yenik düştüler. içerideki canavarı durdurmak adına kapandıklarında, geriye kalan oyuncuların hepsi iyi şutör olduğundan dolayı dışardan da yemek durumunda kaldılar. başka bir deyişle çaresiz kaldılar. çok iyi kıvırdı orlando top çevirip şut atma işini. sezon içinde zaten yapıyorlardı bunu fakat üst seviyede bu kadar rahat, bu kadar soğukkanlı oynamak kolay iş olmasa gerek. finale hidayet önderliğinde yürümeleri geyet sevindirici. son maç ayrı tabi. çünkü serinin 6. maçında howard içine shaq kaçan insan kılığında oynadı. kariyerinde seviye atladı. belki de lebron’un cavaliers’dan ayrılmasıyla sonuçlanacak bu durum. bir türlü gelmeyen şampiyonluk, lebron’un new york semalarına yelken açması olasılığını gittikçe artırıyor. howard işte bu kadar önemli bir maçla, adeta tek başına oynayarak eledi cavs’i. takımını da doğu şampiyonluğuna ulaştırdı, başta hidayet olmak üzere arkadaşlarının da yardımıyla. en son finale shaq’la çıkmıştı magic, howard da bu başarıya imza atarak onun yolunda ileremeye devam ediyor. şimdi karşısında o yüzüğü çok isteyen ve isteyince durdurulamayan bir adam var. diğerlerine benzemeyen, biraz farklı bir adam: kobe bryant.

lakers’ın final yürüyüşü orlandoya kıyasla daha kolay gibi gözükse de, çok sert bir houston serisi oynadığını, denver gibi organize bir takımı elediğini unutmamak gerek l.a’ın. beklenen bir durumdu onların finalin batı yakasında yer alması. bir çok kişiye göre kobe-lebron düellosuyla sonlanacaktı sezon. orlando bu planlara çomak sokmuş gibi duruyor. ben lebron’cu yahut kobe’ci olmadığımdan, çok ilgilenmiyorum bu olayla. ikisine eşit mesafedeyim. bu düello geride kaldığına göre biz howard’ın pota altında neler yapabileceği konusuna değinelim. hücum yönünde en büyük eksikliğini, pota altından sırtı dönük olarak oynadığı oyunu cavaliers serisinde inanılmaz bir şekilde gelişitiren bir d. howard, büyük tehlikedir lakers uzunları için. bynum’ın faul konusunda problemli bir oyuncu olduğunu düşünürsek, odom-gasol ikilisine allah kolaylık versin diyorum. canavarı durdurmak gibi bir görevleri var finalde. saha avantajı lakers’ın olacak. finallerde çok önemli bir üstünlük oluyor bu durum haliyle. serinin başa baş gitmesi durumunda bu avantaj çok işine yarayacak lakers’ın. her iki takımında artıları, eksileri var fakat genel bir bakışla, ortada bir eşleşme bizi bekliyor diyebiliriz. orlando muhtemelen aynı düzen içerisinde, aynı rahatlıkta oynayacaktır. boston’ı da cavaliers’ı da son maçta perişan ederek yendiler. lakin farklı geriye düştükleri zamanlar da oldu. geri gelmeyi başarmışlardı. bu kez karşılarında lakers olacak. vurup geçebilecek bir potansiyel yani. bu anları geçmiş turlarda olduğu gibi akıllı oynamak zorundalar. lakers hızlı başlamak isteyecektir ilk 2 maça. onların da yapacakları savunma kendi adlarına kritik nokta. iyi savunma yapıp şuta dayalı oynayan orlando’yu bozarlarsa, kontrol onların eline geçer. fisher-alston eşleşmesi her açıdan feci bir eşleşme. bu ikiliden gelecek ekstra katkı şüphesiz çok değerli olacaktır.

hidayet orlando oyuncusu olduğu için midir, ezelden gelen bir sevgi midir bilemeyeceğim fakat kosova’nın taraflı anlatım tarzı beni çok rahatsız ediyor, belirtmeden geçemeyeceğim. orkun çolakoğlu sıkı bir lakers’lı olmasına rağmen gayet ortada anlatıyor lakers maçlarını. fakat en sevdiğim spor spikerlerinden biri olan murat kosova ince ayar vermekten bıkmadı orlando maçlarında. tamam hidayet, tamam bizim adam, anladık. ama bu kadarı da fazla be abi. sırf bu yüzden cavaliers’ı tutmuştum orlando karşısında. finalde de orlando’yu desteklerim herhalde diye düşünürken, kosova’nın anlatma ihtimalini hatırlayarak bu seride taraf tutmama kararı aldım.

süper lig’de son: şampiyon beşiktaş

30 May 2009, Saturday

teknik direktör değiştirdiği bir sezonda, kendi taraftarının dahi takımını favori göstermediği bir ortamda, yani kimsenin beklemediği bir biçimde şampiyonluğa ulaştı beşiktaş. bunlar şampiyonluğu haketmediğini göstermiyor tabi ki. sonuna kadar hakettiler. en aklı başında oynayan, inancını hiç yitirmeyen taraf olmayı başardılar. zor sınavlardan geçtiler, hiç kolay olmadı fakat ligin sonunu çok güzel getirdiler. çifte kupayla sezonu noktalamak, türkiye’den bir takımın hedefleyebileceği en üst amaçlardan birisidir. galatasaray ve fenerbahçe ile şampiyonluk yaşamış mustafa denizli’nin bir de beşiktaşa gelerek şampiyonluk+türkiye kupası sevinci yaşaması oldukça ilginç. tarihe gemiş oldu böylece denizli. onu ve takımını alkışlamak gerekiyor, rakiplerinin tutunamadığı bir ligde istikrarı yakalayıp sivas tehtidine rağmen, sezonun 2. yarısını olağanüstü oynayarak şampiyon olması her şeyi açıklıyor zaten. fırsatı değerlendirdi, şampiyonlar ligi gibi bir para havuzuna girmeyi başardı. bunlar güzel şeyler tabi. fakat gelecek sezon, iyi bir avrupa macerası yaşamak istiyorlarsa, ligde de hedefi zirveye koyduklarına göre, kesinlikle daha iyi bir kadroya ve daha ileri görüşlü bir yönetime ihtiyaçları var. zamanı değil şimdi tabi, eğlenme zamanı beşiktaş için. tekrar tebrik ediyorum beşiktaş camiasını.

galatasaray beklediğim gibi sezonun en istekli oyununu oynadı sivasa karşı. belki de ligin 2. yarısının hemen başında, sivas’ta başlamıştı galatasaray’ın engellenemez düşüşü. sezon sonunda müthiş bir fırsat geçti galatasaray’ın eline. sivas’ı yenerek 2. olmasını engellemek ve 4. basamağa yükselmek. bir taşla iki kuş. öyle olmadı ama. trabzon evinde 1-0’dan 2-1’e maç vererek hem kendisinin hem de galatasaray’ın planlarını bozmuş oldu. güiza’nın son dakika golü, takımını bir eleme turundan kurtardı. bu golle fenerbahçe sezonu temmuz sonunda, galatasaray ise temmuz ortasında açacak. önemli bir detay bu. trabzon son haftaya taşıdığı umutlarını olmadık biçimde ligin son anlarında yitirdi. sivas yenilmiş olmasına rağmen 2. basamakta yer aldı ve şampiyonlar ligi’ne attı kapağı. işleri zor, değişen statüyle birlikte ön eleme turlarında büyük takımlarla karşılaşma olasılıkları hayli yüksek. yine de kasalarına koyacakları para, onlar açısından önemli bir miktar olacaktır.

ligin  dibine bakınca, konyaspor’un düştüğünü görüyoruz. ilginç oldu biraz konya’nın düşme hikayesi. gençler evinde bir amacı kalmayan kayseri’den 4 yedi. antalya berabere gidiyordu, konyaspor’da golü bulunca 3’lü averaj durumu oluştu ve gençlerbirliği yolcu gibi duruyordu. ancak antalya’nın golü, geçen yıllarda küme düşmelerine sebep olan gençlerbirliği’ni kümede bıraktı. konyaspor 3-0 kazanmasına, gençlerbirliğiyle aynı puanda olmasına rağmen averaj sistemiyle küme düşmüş oldu böylece. o kadrodan ve staddan bir an önce kurtulmalarını diliyorum kendi adıma. belediye takımlarını bir kenara koyarsak ligden düşmesine üzülmeyeceğim ender takımlardan birisiydi konya. hocaları, tribünlerin sahaya uzaklığı, arda’nın o sahada ciddi bir sakatlık yaşaması, uğur uçar’ın futbol hayatının yine bu sahada riske girmesi gibi sebeplerim var. gerçi gençlerbirliği de hiç lige yakışan bir takım değil ama olsun.

paint it black

29 May 2009, Friday

kubrick’in full metal jacket’inin sonuna ne de güzel yakışır bu efsane. onlarca cover’ı olmasına rağmen de en güzel versiyonu bizzat rolling stones’un icra ettiğidir.

mario gomez-bayern münih

26 May 2009, Tuesday

ispanyol kökenli bir alman, mario gomez. 85 doğumlu omasına rağmen, oynadığı futbolla, biraz da fiziki görüntüsü sebebiyle, çok daha tecrübeli izlenimi veriyor. stuttgart’ta başladı profosyonel futbol kariyerine. 2003’de stuttgart ile başlayan kariyeri bugün zirveye ulaşmış durumda. alman milli takımıyla da 23 maça çıktı(6 gol). takımı 2006-2007 sezonunda şampiyon olurken, latin-alman gomez, bundesliga’da yılın oyuncusu seçildi. grafite ve dzeko, mucizevi performanslar göstermese gol kralı da olacaktı bu yıl. 3 sezondur düzenli bir şekilde gol sayısını artırarak, daha büyük bir takımın oyuncusu olduğunun sinyalini veriyordu. bu yıl attığı 23 gol onu avrupanın transfer gündemine getirdi. geçen yaz galatasaray ile anılıyordu ismi, güzide basınımız tarafından. şimdi ise 30 milyon euro gibi bir miktara bayern münih’e gidiyor. 30 milyon euro bundesliga’nın rekoru olacak. ribery 25 milyondu. bayern’den manchester’a geçen hargreaves de bir dönem rekor kırmıştı. o transferleri de geride bırakan bir ücretle gidiyor gomez. gelişimi göz kamaştırıcı gerçekten. ilk çıktığı dönemden bu yana kıyaslandığı kuranyi’nin atlayamadığı eşiği, çok daha erken geçti mario. bundan sonrası da önemli aslında. bundesliga’nın en pahalı oyuncusu unvanıyla beraber, üzerine büyük bir sorumluluk aldı çünkü. euro 2008’de düşük bir performans göstermesi üzerine çok ağır eleştirilmiş, üst seviye bir oyuncu olamayacağı iddia edilmişti. bu sezonki oyunuyla, bu eleştirilere yanıt vermeyi başardı. bayern münih’te bu başarısını sürdürerek avrupa’nın en değerli forvet oyuncuları arasına girebilir. benim gözümde çoktan o seviyeye çıktı aslında.

mario gomez

bayern münih’in bu sezon klinsman’la yaşadığı hayal kırıklığı, şampiyonluk da gelmeyince iyice kızdırdı münih’lileri. onlar da erkenden başladı gelecek yılın takımını oluşturmaya. olic’i almışlardı sezon ortasında, ardından van gaal gibi çok önemli bir hamle yaptılar. ve şimdi de mario gomez. schalke’nin genç kalecisi neuer’in de bayern’e geçeceği dedikoduları artmış durumda. neuer’ transferi de gerçekleşirse-10 milyon euro’luk bir miktar konuşuluyor bu transfer için- bayern münih, bundesliga’dan istediği her futbolcuyu alabileceğini ispatlayacak. bu diğer takımlar için oldukça düşünürücü bir durum. ekonomik açıdan yapabilecekleri bir şey yok onların da aslına bakılırsa. ben bu bayern münih hegamonyasını kıran diego’yu tebrik ediyorum buradan, helal olsun sana. bir iki laf da transferleri son haftalara, hatta ve hatta son günlere bırakan değerli türk yöneticilere söylemek gerek. bu işlerin erkenden yapılmassı gerektiğini anlamışsınızdır umarız. son gün bombaları patlatmaktan vazgeçin artık.

orlando magic savaşıyor

25 May 2009, Monday

orlando-magic

orlando, cleveland karşısında 2-1 öne geçti bu sabahki 3. maç itibariyle. ben orlando’nun seride yalnızca 1 maç kazanacağını, cleveleand’ın korkutucu performansına karşı koymakta zorlanacağını düşünüyordum. beni şaşırtan, serinin bu duruma gelmesini sağlayan etken; orlando’nun değil, cavs’in performansı oldu. maç kaybetmeden konferans finallerine gelmişlerdi. rakiplerine hiç şans tanımadan oynuyorlardı. fakat gözden kaçan detay; lebron’un neredeyse maksimumunu oynadığıydı. takımın geri kalanı lebron’un salladığı rakibi devirme görevi gördü yalnızca. orlandoysa geçtiği 2 turdan büyük tecrübeler kazanarak geldi buraya. sertlik gördüler, evlerinde kaybettiler, büyük farklarla geriye düştüler, son saniyede maç verdiler .. tüm bu olumsuz şartlar onları daha dirençli bir takım haline getirdi. howard’ı nasıl kullanmaları gerektiğini de gayet iyi öğrenmişler. “cavs yenilmez” gibi bir atmosfer şekillenmişti, bu havayı akıllı oyunlarıyla dağıtmayı başardılar. lebron james 3. maçta iyice tek başına oynamaya başladı. bu kadar az katkı alırsa, işler zora girecek. 4. maç, cavs’in bu sezonki kaderini çizebilecek bir maç. orlando’nun çok daha rahat çıkacağı bir maç olacak aynı zamanda. buradan seriyi verebilir magic, cleveland’ın dirilişine de şahit olabiliriz fakat orlando’nun hidayet önderliğinde geldiği seviye büyük övgüyü hakediyor. artık cleveland finale çıksa dahi lakers ile eşleşirse, psikolojik açıdan yıpranmış bir şekilde sahaya çıkacak. lebron-kobe yerine, hido-carmelo ikilisini görürsek finalde, sürpriz olur mu?

turkish delight: tugay kerimoğlu

25 May 2009, Monday

tugay-kerimoglu

beşiktaş-galatasaray

24 May 2009, Sunday

besiktas-galatasaray

bu tarz dönüm noktası maçlarda beşiktaş’tan üstün ve mükemmel bir oyun beklemek yanlış olur. uzun süredir şampiyon olamıyorlar ve psikolojik olarak böyle maçlarda istediklerini yapamamalarını anlayabiliyorum ben. üstelik karşılarında aynı fenerbahçe gibi oldukça rahat bir takım vardı. bu rahatlık galatasaray’ın orta sahada iyi paslaşmasını, kendi sahasına yaslanıp hızlı çıkma düşüncesindeki rakibine koz vermemesini sağladı. bir kaç savunma hatası dışında, hızlı ve çok adamla gelip pozisyon bulamadı ilk yarıda beşiktaş. tam işler gittikçe zorlaşmaya başlarken duran toptan golü buldular. galatasaray’ın direncini kırdı biraz bu gol. ilk yarı bu şekilde noktalandı. ikinci yarıya iyi başlayan taraf yine gs oldu. oldukça istekli başladılar bizimkiler. güzel de bir gol atıldı. fakat bir kırılma anı daha yaşandı. tello sakatlandığı için oyuna giren yusuf, beşiktaşlılar kusura bakmasın ama tamamen savunma hatasıyla bir gol attı. bu golden sonra oluşan atmosfer beşiktaş’ın tam istediği gibiydi. galatasaray mecburen beşiktaş’ın üzerine gelecekti. aslında bu ortamdan istediği kadar yararlanamadılar. holosko-bobo ikilisi o hızlı çıkışları yapamadı. ernts ve cisse de galatasaray’ın orta saha mücaelesi sebebiyle oyunun savunma kısmına ağırlık verince, denizli’nin planı gerçekleşmedi. galatasaray ise bu anlarda son pas ve son vuruş konularında berbat bir performans gösterdi. baros kaçırdığı o bomboş pozisyonları değerlendirse sonuç çok farklı olabilirdi. orta alanda yapılan kısa paslar, savunma arkasına adam kaçıran paslara dönüşemedi. bugün galatasaray adına önemli olan bu seri ve kısa pasların yapılıyor olabilmesi. bülent korkmaz’ın skibbe döneminden  de kötü bir grafik çizmesi, oynamaya yönelik bir takımı; oyunu bozmaya yönelik, 1-0’a yatan bir takım haline getirmesinin sonucu. beşiktaş’a karşı pas yapması, oyunu orta sahada ele geçirmesi gerekliliğini görmesi geç olsa da bülent korkmaz için olumlu bir gelişme. neticede, beşiktaş şampiyonluk yolunda dev bir adım attı.hasan kabze’nin efsaneleşen golüyle kazandığımız maç haricinde, kadıköy performansımız kadar başarısız bir inönü tablomuz olması oldukça ilginç. galatasaray, deplasmanda derbi oynarken iyi de oynasa kaybediyor. bakalım ne zaman kıracağız zincirleri?

ligin geneline baktığımızda; her maçı aynı performansı göstererek bitiren, şampiyonluk için ağır bastığını belli eden bir takım olduğunu düşünmüyorum. her takım belli bir dönem düşük performanslar sergiledi. fakat beşiktaş ligin alt sıradaki takımlarıyla oynadığı maçlarda başarılı sonuçlar alınca, bir adım öne çıktı. ilk 6 takım içerisinde sadece galatasaray’ı yenebildiler. sonuç; puan tablosunda zirvedeler. galatasaray’ın geçmişte fenerbahçe’den 4 yiyip, sezonu şampiyon bitirmesi gibi bir gerçek var ortada. bu sezon beşiktaş dışındaki zirveye oynayan takımlar alt tarafa gereğinden çok daha fazla puan kaybetti. önemli bir istatistik bu. son haftaya girerken, beşiktaş çok çok büyük bir avantaj yakaladı. belki garantilayemediler şampiyonluğu fakat haftaya oynayacakları denizlispor’un, kümede kalması kesinleşti. düşmemek için oynayan bir takımla, ligde bir amacı kalmamış takım arasında elbette fark olacaktır. beşiktaş yine stres altında oynamazsa uzun bir aradan sonra ligi 1. tamamlayacak. son hafta şampiyonluğun yanı sıra, 2.’lik ve 4.’lük için de bir yarış olacak. sivas ali sami yen’e, fenerbahçe de avni aker’e gidecek. 2. olmak, şampiyonlar ligi’ne gitmek anlamına geliyor. oldukça değerli yani. 4. olmak ise, avrupa ligi’nde 1 tane eleme turu daha az oynamak demek. sezonu erken açma sıkıntısı yaşamamak demek. sivas ve trabzon’un az da olsa şampiyonluk şansları, şampiyonlar ligi mücadeleleri; gs ve fb’nin 4.’lük için vereceği savaş son hafta sonuçlanacak. kıran kırana bir 34. hafta bekliyor bizleri. düşme hattında konyaspor ve antalyaspor dışında herkes kendisini kurtarmayı başardı. haftaya konya veya antalya düşen 3. takım olacak.

maldini’den veda

24 May 2009, Sunday

milan’ın “3”ünün son maçında, san siro’da milan roma’yla karşı karşıya geldi. bir efsanenin son maçıydı  bu maç. 41 yaşında futbol hayatına nokta koydu paolo maldini. tek takımda geçen bir kariyer, kazanılan sayısız kupa ve en önemlisi taraftarların kalbinin tam ortasında kazanılan bir yer. 24 mayıs 2009 günü, roma maçının son düdüğüyle beraber, binlerce taraftarın alkışları arasında futbolcu sıfatını rafa kaldırdı “3”. yapılabilecek en güzel vedalardan birisi yapıldı kaptana. galibiyetle uğurlansaydı daha iyi olurdu milan için fakat roma’nın da bir bayrak adamı olduğunu unutmamak gerek. 87’de frifikten enfes bir gol attı totti. roma bu füzeyle, avrupa ligi’ne gitmeyi garantiledi. riise ile buldukları ilk gol de frikikten geldi. o da, en az kaptan’ınki kadar nefisti. genoa deplasmanda torino’yu yenerek fiorentina’yla farkı 3’e indirdi. şampiyonlar ligi için yarışıyor bu takımlar. inter’e gideceği açıklanan milito 2 gol daha atarak 22 gole ulaştı. alt tarafta; chievo-bologna yenişemedi fakat torino son dakikada genoa’ya mağlup olunca son haftaya bologna ve torino 34’er puanda giriyor. torino, roma deplasmanına gidecek. bologna ise evinde catania’yı ağırlayacak.

monaco grand prix

23 May 2009, Saturday

monaco-gp

monaco’da değişen bi’ şey olmadı. button, pole pozisyonunda başlayacak yarınki yarışa. derecesi 1:14:902. 2. sırada ise räikkönen olacak. monaco pistinin geçişe hiç ama hiç elverişli olmadığı düşünülürse, ferrari, sezonun en başarılı derecesini alacak gibi duruyor. son 30 yılda; 29 kez, ilk 5’te başlayan pilotlar kazanmış monaco’da. yarışa ilk 10’da başlayacaklar ise şöyle sıralanıyor;

1 jenson button-brawn
2 kimi räikkönen-ferrari
3 rubens barrichello-brawn
4 sebastian vettel-red bull
5 felipe massa-ferrari
6 nico rosberg-williams
7 heikki kovalainen-mclaren
8 mark webber-red bull
9 fernando alonso-renault
10 kazuki nakajima-williams

wolfsburg şampiyon

23 May 2009, Saturday

şampiyon wolfsburg

italya, ispanya ve ingiltere’den sonra almanya’da da şampiyon belli oldu. inter,barça ve manchester united, son haftaya girmeden garantilemişlerdi kupayı almayı. wolfsburg son hafta uefa kaybedeni werder bremen’i 5-1 yenerek tarihinde ilk şampiyonluğuna ulaştı. magath büyük iş başardı şüphesiz. geriden gelip, müthiş forvet hattı ve takır takır işleyen yapısıyla herkesin beğenisini kazanan bir takım olmayı başardılar. 80 golle bitirdi ligi wolfsburg ve bunların 54’ü grafite-dzeko ikilisinden geldi. muhteşem bir istatistik bu. gelene geçene 2’şer, 3’er atan bu ikili, başarının başrol kısmında yer alıyorlar. misimovic de bu forvetleri besleyen, asistleriyle ön plana çıkan oyuncu oldu. almanların çok şey beklediği christian gentner bu oyunculara destek vermeyi başardı. magath önderliğinde, gayet muntazam bir biçimde işleyen bu sistem, wolfsburg’un, bayern ve stuttgart gibi önemli takımları geride bırakmasını sağlayan faktördü. istediğiniz yapıyı, istikrarlı olarak yansıttığınız takdirde, sonuca ulaşmanız mümkün olabiliyor böyle. fakat bu takımı oluşturan adam, felix magath, gelecek sezon görevde olmayacak. schalke ile anlaştı. daha önemlisi, oyuncularını elinde tutabilmeyi başarabilecek mi wolfsburg, hep beraber göreceğiz. bayern münih gibi ligin sivrilen bütün oyuncularını parselleyen bir takım varken zor olacaktır. dzeko fena topçu, onu takımda tutabilmek pek mümkün değil artık.