June 2009 için arşiv

2009 nba draft

26 June 2009, Friday

draft’ta seçilen oyuncuların tamamına şuradan bakabilirsiniz. çok potansiyelli bir draft beklenmediğinden olsa gerek, pek sürpriz olduğunu da düşünmüyorum bir kaç olay dışında. griffin’in ilk sıradan gitmesi kaçınılmazdı zaten. ikinci sırada tabeet’in seçilmesini de bekliyordum. ama ne yalan söyliyeyim rubio’nun 5’e düşmesi şaşırttı beni. minessota’ya da gün doğdu haliyle. 6’dan flynn’i ve 18’den ty lawson’ı seçerek, yıllardır çektikleri guard sıkıntısına kökten çözüm bulmak istediler muhtemelen. neyseki north carolina’lı ty lawson’ı denver’a yolladılar. denver’ı kutluyorum buradan, tam da oyun yapılarına uyabilecek, billups’ı yedekleyebilecek bir oyuncu çektiler drafttan. minessota’nın oyun kurucu tercihleri gibi portland’ın uzun forvet, detroit’in kısa forvet tercihleri de dikkat çekiciydi. san antonio iyi iş çıkardı bir de. 37. sıradan dejuan blair gibi potansiyelli bir uzun aldılar. oralara kalması ilginç oldu gerçekten blair’ın. 51. sıradan da şutör mcclinton’ı seçtiler. 2. turdan seçmelerine rağmen önemli iki tercih yaptılar. özellikle blair iyi süreler alacaktır takımda. budinger, sam young ve blair gibi oyuncuların alt sıralara düşmesi ne kadar garipse, bence demar derozan, hansbrough ve beaubois’in yukarılardan seçilmesi de o kadar gariptir. kaan kural tyler hansbrough’un 13. sıradan seçilmesi üzerine çıldırdı ve bi’ hayli abarttı olayı. fakat yine de haklı. hansbrough o sıralara çıkabilecek kabiliyette bir oyuncu değil.

ilk sıralarda seçilen oyuncular büyük ihtimalle önemli süreler alıp, takımlarında iyi birer parça olacaklardır. onları ayıracak olursak, bu drafttan çıkacak sürpriz isimler olacaktır mutlaka. bi’ ginobili, bi’ hidayet çıkar belki de buralardan. north carolina’lı 2 oyuncu; minessota’nın seçtiği wayne ellington ve phoenix’in seçtiği danny green, san antonio’nun seçtiği dejuan blair, portland’ın seçtiği dante cunningham ve uzun vadede düşünülünce phoenix’in seçtiği emir preldzic benim ilgiyle takip edeceğim ve takımlarına katkı vereceklerini düşündüğüm oyuncular.

draft ile beraber, bir de takas sürecine girdik. ilk büyük takas haberi san antonio cephesinden gelmişti. jefferson’u çok uygun bir takas sonucu kadrolarına katarak ciddi bir girişimde bulunmuştu spurs. sonrasında shaq’in cavs’e ben wallace ve pavlovic karşılığında geçtiği haberi geldi. bence iyi bir sezon geçiren shaq için biraz yetersiz kalmış phoenix’in aldıkları. ne olursa olsun, yeni bir yapılanmaya girecekse phoenix, kadroyu boşaltıp yeni bir şeyler yapmak zorunda. amare’nin etrafına bir takım kurma fikri pek kötü bir fikir gibi durmuyor aslında. bu takaslardan sonra orlando ve new jersey de bir hamle yaptılar. carter ve ryan anderson; lee, battie ve alston karşılığında orlandoya geçti. orlando için iyi bir hamle olup olmadığını, hidayet için lüks vergisi ödeyip ödememeleri belirleyecektir. tutabilirlerse hedo’yu, o zaman ben de kabul ederim bu takımın gerçekten şampiyonluğu istediğini ve doğru hamleler yaptığını. nets için söylenebilecekse, carter’ın gidişiyle pek bir şey kalmadı ellerinde. skor üretecek adam yok neredeyse. harris’in hakimiyetine girmiş olacaklar tamamiyle. drafttan terrence williams’ı almaları bu açıdan iyi oldu. 2010’u kovalayan bir takım olarak bu yılı pas geçmeleri çok şaşılacak bir durum olmayacaktır.

jehan barbur

23 June 2009, Tuesday

tanjevic ve milli takım

23 June 2009, Tuesday

a milli basketbol takımımızın 2009 avrupa şampiyonası için aday kadrosu açıklandı. kadroda yer alan oyuncular şöyle;

ender arslan, engin atsür, kerem tunçeri, sinan güler, kerem gönlüm, oğuz savaş, ömer aşık, semih erden, ömer onan, cemal nalga, evren büker, cevher özer, bekir yarangüme, barış hersek, hidayet türkoğlu, ersan ilyasova.

bu kadroda mehmet okur, kaya peker ve serkan erdoğan’ın olmaması tamamen saçmalık. mehmet’in fiziksel yetersizlik sebebiyle çağırılmadığını söylemiş tanjevic efendi. kim inanır buna allah aşkına? bekir yarangüme var takımda, serkan yok. cemal var, kaya ya da hüseyin yok. evren büker çok iyi bir sezon geçirmiş olsa da bu kadro içerisinde yer bulabilir mi soru işareti. öte yandan barış hersek aşkı bitmeyecek sanırım koçun. engin bu sezonu neredeyse boş geçmişken, çağırılmış, fakat tutku yok. aslında şaşırmamak gerekir. zamanında neler yaptığını hatırlıyoruz bu adamın. jenerasyon yakalayacağım diye çok gereksiz işler peşinde koşuyor, inşallah zarar gören türk basketbolu olmaz. bir sihirli değnek inse gökten, turgay demirel’i ve tanjevic’i basketboldan koparsa ne güzel olur ama!

gökhan zan

22 June 2009, Monday

servet’in beklenen marsilya transferi ve gökhan’ın beşiktaş’la sözleşme yenilememiş olması bu transferin gerçekleşeceği yönünde bir hisse kapılamam neden olmuştu. çok şaşırdım diyemeyeceğim. yönetimin bonservissiz oyuncu alma geleneği devam etti böylece. bu stratejiyi yadırgamamak gerek aslında. aziz yıldırım sağolsun, anadolu kulüpleri kapıyı 3-4 milyondan açıyorlar artık. e bütçe de fazla olmayınca, bu tarz hamleler doğal oluyor. herkes servet’le kıyaslayacaktır gökhan’ı. ben bu kıyası yapmak istemiyorum. bir yabancı stoper alınacağını varsayıp, gökhan’ın başarılı bir transfer olduğuna inanıyorum. burada kritik nokta, yabancı bir savunma oyuncusu alınması. yoksa servet’i sattık, yerine gökhan zan’ı aldık, ikisi de milli takımda oynuyor, ne fark eder gibi bir düşünceyle alındıysa yanlış bir tercih olma ihtimali de var. milli takımda as oynayan ve kaptanlığını yaptığı beşiktaş’la şampiyonluk yaşayan gökhan, rotasyonda iyi bir parça olur diyorum ben, fazlasını beklemiyorum. servet’in yaptığı çıkışı beklemek biraz hayalcilik olacaktır. sivasspor’da oyununu çok yukarılara taşıyıp, galatasaray’a geçmiş bir servet’ten bahsediyoruz. gökhan’ın böyle bir çıkış yakaladığınıı söylemek güç. ligin sonlarında takımıyla beraber başarılı bir grafik yakalamıştı, bunu inkar edemeyiz fakat servet’le karşılaştırmak bana saçma geliyor ne olursa olsun. biraz olumsuz bir tablo çizmiş gibi gözüksem de servet’in yaptığını gökhan’ın da yapmasını umut ediyor, herkesi ters köşeye yatırıp galatasaray’ın avrupaya yolladığı oyunculardan birisi olmasını diliyorum. hem gökhan için hem de galatasaray için hayırlı olsun diyelim. darısı babel’lerin, deco’ların başına.)

oyna, yarat, paylaş: littlebigplanet!

14 June 2009, Sunday

littlebigplanet

geçen yıl piyasaya sürülen bu nefis oyunu henüz oynama fırsatı bulduk. rahatlıkla söyleyebilirim ki; playstation 3 için geliştirilen bu oyun, şu ana dek oynadığım en başarılı, en güzel oyunlardan bir tanesi. şirinlik timsali sackboy adlı kahramanımızla birlikte, çeşitli etapları, son derece akıllıca tasarlanmış bağlantıları çözerek geçmeye çalışıyoruz. birbirinden oldukça farklı ve yaratıcı şekilde kurgulanmış bölümler. böylece bi’ yerden sonra oyundan kendini tekrar ettiği için sıkılma gibi bir durum da olmuyor. aynı anda 4 kişi oynayabiliyorunuz bu güzel oyunu. zaten tadını çıkartmak için en az 2 kişi oynamalı bence. 2 sackboy’la bölüm geçmeye çalışmak daha da eğlenceli bir olay. mario gibi bu oyun. worms da diyebiliriz. ama yaratıcılığını, akıcılığını ve tasarımını göz önünde bulundurursak, bence onlardan bile daha iyi bir oyun littlebigplanet. ayrıca, online kısmı da oldukça akıllıca düşünülmüş. kendiniz çeşitli tasarımlarla bölüm oluşturabiliyor ve bunu diğer oyuncularla paylaşabiliyorsunuz. oyunun uzun ömürlü olacağının en büyük kanıtı bu. biz daha yeni başladık oynamaya. şimdiden hayran kalmış durumdayız. ps3’ü olanlara kesinlikle tavsiye ediyorum.

rossi vs. lorenzo

14 June 2009, Sunday

valentino rossi

iyi bir motor sporları takipçisi değilim ama bugün motogp katalunya grand prix’ini izleme fırsatı buldum.  sanırım izlediğim en güzel yarışlardandı. son anları müthiş bir kapışmaya sahne oldu. rossi ve lorenzo birbirlerini inanılmaz şekillerde geçtiler. son turlarda birincilik kaç defa el değiştirdi sayamadım. lorenzo son virajdan önde çıkmıştı ama son atağı yapan isim rossi oldu. müthiş atağıyla yarışıda birinci bitirdi. özetini şuradan izleyebilirsiniz.

evren büker

12 June 2009, Friday

evren-buker

oyak renault forması altında müthiş bir sezon geçiren evren büker galatasaray’a transfer oldu. evren’in, bu yıl yakaladığı çıkış sonrasında daha büyük hedefleri olan bir takıma geçmesi bekleniyordu zaten. bir galatasaraylı olarak değil de tarafsız bir bakış açısıyla söyleyebilirim ki evren kendisi adına doğru bir tercih yapmıştır. fenerbahçe veya efes’ten teklif geldi mi bilmiyorum tabi, fakat yine de alacağı süre ve rol bakımından galatasaray evren için daha iyi bir seçim bana kalırsa. bu yıl oyak renault’da yanlış hatırlamıyorsam 13 sayı-4 ribaund-4 asist gibi bir ortalaması vardı. genç bir oyuncu için yaklaşık 30 dakika süre alıp, bu istatistikleri yakalamak önemlidir. ayrıca, işin savunma yönünü de becerebilen bir basketbolcu evren. yani her alanda katkı veren, komple bir oyuncu. etkileyici asistler yaptığı bir maçta; rakibin en önemli hücumcusunu tutabiliyor, aynı zamanda kritik şutları da sokabiliyor. işte bu özellikler onu her sene üzerine daha da koyarak gelişen bir oyuncu haline getirdi. şimdi; kendimi ispatladım demek yerine, gelişimini devam eden bir  süreç olarak görürse daha da yükseklere çıkacaktır evren büker.

okan çevik’in takımın başına getirilmesinden sonra, hayal kırıklığı yaşamıştık çoğumuz. küçültülen hedeflerden  bahsedilmişti. ki öyle de oldu galiba. basketbol takımına ayırdığı bütçe ve verdiği önem azalacak gibi yönetimin. umarım bu öngörüler yanlış çıkar ve ligimizin belki de en iyi yerli 2 numarasıyla başlayan transfer süreci, daha da iyi oyuncularla devam eder.

salsa basket‘te evren büker röportajı yayınlanmıştı 20 mayısta. genç oyuncu hakkında daha detaylı bilgi isteyenler linke tıklayarak bu keyifli röportajı okuyabilirler. ben iyi basketbolculuğunun yanında aklı başında ve gayet güzel konuşan bir sporcu transfer ettiğimizi düşündüm bu röportajı okuduktan sonra. hayırlı olsun diyelim, hem evren hem galatasaray adına.

orlando magic – los angeles lakers 4. maç: 91-99

12 June 2009, Friday

kobe bryant

maçın sonundan başlayacağım yazıya. pietrus’un gasol’e yaptığı faul, -pardon terbiyesizlik demeliyiz sanırım- kendi takımının çaresizliğine edilmiş bir isyandı. biz nasıl başarabildik buradan maç vermeyi, ne büyük bir aptallık yaptık da bu sonuç ortaya çıktı düşünceleri gizliydi o faulun altında. haklı ama pietrus. kendi iplerini kendileri çekti takım arkadaşları. şu anlarda her maç kritik ama ilk 2 maçta galibiyet çalamadıkları için staples center’dan, 3. ve 4. maçlar hata affetmeyen, oynaması cesaret isteyen maçlar haline geldi. böyle bir maçta bu denli fahiş hatalar yapmak, tecrübesizlikle, oraları oynamamışlıkla açıklanamaz bana göre. van gundy’nin işgüzarlığıdır mesela normal sürenin sonunda 3 sayı öndeyken faul yapmamak. aynı şekilde  howard’a da iki çift laf etmek gerek. sen ki serbest atış oranını %70’lere çıkaran bir uzunsun, ne oldu da bir anda bu kadar geriledin. maç boyu kaçırmasını anlarım ama son 2’sini kaçırması büyük fiyaskonun başlangıcı oldu diyebiliriz. son anları nelson’la oynamak gibi bir tercih saçmalığı var bir de stan van gundy’nin. hücumda bi’ şey yapmasını beklemiyorduk da savunma yönüyle yanlış bir seçimdi bence.

2. maçta da direkten dönmüş, uzatmalarda rakibine boyun eğmekten kurtulamamıştı magic. lee o topu potanın içine tiplemeyi başarsaydı ve fisher’ın 4. maçtaki 3’lüğüne engel olabilseydi magic, şu anın tam tersi bir tablo çıkacaktı ortaya. gel gör ki, bu spor bu ah’ları, vah’ları barındıran bir yapıya sahip değil. keşke faul yapsaydım, ah keşke ikili sıkıştırma getirmeseydim diyemiyorsunuz. o an ne yaptıysanız o. bu sebeple buraları oynayabilen oyuncularla oynayamayan oyuncular ayrılıyor birbirinden. koçları da ayırmak lazım tabi. van gundy var, phil jackson var. bir tutulur mu ikisi? jackson’a yeri gelmişken bir kere daha saygılarımızı sunalım; howard’ı hücumda ancak bu kadar etkisizleştirebilir bir takım. tam zamanında yardım getirerek, top kaybına zorluyorlar. hiç değilse topun onun elinden çıkmasını sağlıyorlar. geriye dönüp bakarsak, bu konuda cavs’in ne kadar yetersiz kaldığını görebiliriz. buradan övgüyü hakediyor phil jackson ama kobe’nin bu denli tek başına oynamasını kenardan izlemesi de garipti gerçekten. fisher’ın mucizeleri olmasa belki de kobe zorlamaları nedeniyle seri 2-2’ye gelecek, şampiyonluk şansları önemli oranda azalacaktı.

türk insanının kendine has bir özelliğidir sanırım, her türlü spor etkinliğinde bir şekilde yakınlık kurup taraf seçmek. bende de var haliyle bu durum. ve lanet olsun ki nba finallerine gelene dek hangi takımı desteklediysem, o takım eşleşmenin kaybeden tarafı oldu. güçsüzün yanında olma psikolojisi de değil bu aslında. lakers’a karşı houston tarafındayken, magic-cavs eşleşmesinde güçlü cleveland’ı destekliyordum mesela. fakat hep kaybetti bizim taraf. şimdi de murat kosova’nın cleveland serisinde benden soğutmaya çalıştığı orlando’nun kazanmasını istiyorum. işler yine aynı tabi. orlando kaybedecek gibi gözüküyor. ve ne acıdır ki, seriyi hatta ve hatta şampiyonluğu lakers’a kazandıran adam, benim tüm nba’de en tilt olduğum adam. o kadar bir nefret ki bu, lakers’ın her eşleşmesinde beat la’cilerden yaptı beni. mrsic gelip galatasaray’a atsaydı o şutları, ancak bu kadar dokunurdu bana. orlando sevgisi değil, fisher nefreti bunun sebebi. üzüntüm iki kat arttı anlayacağınız. sevenleri, 0.4 muhabbetinden dolayı hayranları vardır elbet, saygım var onlara. lakin 4.maçtan sonra da gerçekleştirdiği o pis sırıtmak eylemi kanın beynime sıçraması için yeterli oluyor. 3-1 olmuş umrumda olmazdı hiç, unutacaktım muhtemelen bir kaç güne, ama fisher bu kadar prim yapınca, yıkıldım ne yalan söyliyeyim. yine de inatla fisher’ı, onun şutunu koymuyorum fotoğraf olarak. yüzüğü hakeden esas adamı koyuyorum, kobe’yi.

son sözleri de, seri başlamadan önce taraflı anlatımı sebebiyle eleştirdiğim murat kosova hakkında söyleyelim. şaşırtıcı şekilde epey azalttı hido eksenli orlando aşkını kosova. ben her dakika ondan bahsetmesinden ziyade, onun oynadığı takım olması sebebiyle orlando’yu tutmasını, bunu bizlere yansıtmasını eleştiriyordum. fakat gem vurmuş gözüküyor bu hoş olmayan yönüne murat kosova. teşekkürü esirgemiyorum ben de ondan. bir de rihannayı tanımıyormuş, onu gördük .)

nba2k10’un kapak yıldızı kobe bryant

09 June 2009, Tuesday

nba 2k10 kapak

2K sports firması nba 2k10‘nun kapağında kobe bryant’ın olacağını açıkladı. kapak internette yapılan oylama ile seçilecek.  buradan oyunuzu kullanabilirsiniz. oylama süreci 15 haziranda sona erecek. ilginç taraf ise new york forması giydirilmiş bir fotoğrafında oylamada olması. lebron’un new york forması giydirilmiş fotoğraflarından sonra kobe nasıl gözükür merak etmişler. bir pazarlama çalışması sanıyorum. ona verilen oylar sayılmayacakmış.

benim oyum üçüncü görsele gitti. şu andaki birinci de o.

* güncelleme: oylamanın galibi benim de favorim olan 3. fotoğraf oldu.

diversity-transformers

07 June 2009, Sunday

britain’s got talent adlı yarışmada, susan boyle’u geride bırakarak 1. olan, dans olayını aşmış, bitirmiş çocuklar.


roland garros 2009: nihayet federer!

07 June 2009, Sunday

fedex

kariyerinin ilk roland garros’unu kazanmayı başardı fedex. her seferinde nadal’a takılıyordu. bu kez karşısında nadal değil de söderling olunca, “bi’ müsaade et koçum, çekil bakiyim şöyle kenara” dercesine rakibine hiç fırsat vermeden kazandı. 4 grand slam turnuvasından -wimbledon,roland garros, amerika açık, avustralya açık- sadece roland garros’u kazanamayan isviçreli tenisçi, şeytanın bacağını biraz da şansıyla orta yerinden kırarak zafere ulaştı. 4 grand slam turnuvasında da  kazanmışlığı var artık. avustralya açık’ı 3 defa, wimbledon’ı 5 defa, amerika açık’ı 5 defa ve roland garros’u 1 defa olmak üzere toplam 14 grand slam. pete sampras’ı yakalamış oluyor böylece. önümüzdeki günlerde başlayacak olan wimbledon’ın da yine büyük favorisi gibi gözüküyor şu anda.

istanbul park’ın ardından

07 June 2009, Sunday

turkiyegp1

ferrari ve mclaren araçlarını geliştiremediği sürece brawn’ın dominasyonu devam edecek gibi f1’de. yapılan teknik değişikliklerin, bu iki lider takımın dezavantajı olacağı belliydi de, organizasyonun bu denli tekdüze hale geleceği tahmin edilemezdi herhalde. takımlar araçlarını test etme imkanına sahip olamadıklarından, ferrari ve mclaren araçlarını geliştirme sıkıntısı çekiyorlar. fia’nın bu değişiklikleri biraz ekonomik biraz da organizasyonu daha cazip kılmak adına yapması, ters teperek ilgiyi gittikçe azaltıyor. brawn ve button şampiyonluklarını 10 yarış kala ilan edecekler bu gidişle. üstelik gelecek yıl işler daha çok karışacak. bütçe sınırlaması sebebiyle ferrari fia’ya rest çekmiş durumda. fia da bu resti görmezden gelerek aynı şekilde cevap verdi ferrari takımına. böyle bir ortamda devam eden f1, türkiye’de de sezonun genelinde olduğu gibi button liderliğinde sonuçlandı. 7 yarışın 6’sında zirveye çıkıp, schumaer’in rekoruna ortak oldu ingiliz pilot. her ne kadar räikkönen’i destekleyen birisi olsam da kesinlikle kabul etmem gereken bir şey var; schumaer gitti gideli tadı tuzu kalmadı buraların!

türkiye gp sıralaması:

1-jenson button-brawn gp 1:26:24.848
2-mark webber-red bull racing 1:26:31.562
3-sebastian vettel-red bull racing 1:26:32.309
4-jarno trulli-toyota 1:26:52.691
5-nico rosberg-williams 1:26:56.387
6-felipe massa-ferrari 1:27:04.844
7-robert kubica-bmw sauber 1:27:11.095
8-timo glock-toyota 1:27:11.807