August 2009 için arşiv

bülent başkan ve arouna kone

31 August 2009, Monday

sivasspor’un serbest düşüşe geçmediği dönemler. trabzon’a karşı 2-0’lık bir galibiyet alınmış. bülent uygun havalarda. röportaj verecek, halka seslenecek. herkes mutlu. bazı abiler daha da mutlu. ansızın gelip sarıveriyorlar başkanı ve ortaya tarifi zor bir görüntü çıkıyor.
olaya girdiniz, sardınız bülent başkanı; iyi, tamam da nereye götürüyorsunuz arkadaş?

süper lig 4. hafta

30 August 2009, Sunday

beşiktaş’ın gayet istekli bir oyun oynayıp, rakibin direncini bir türlü kıramaması sonucu gol atamadan tamamladığı antep maçıyla başladık süper lig’de haftaya. üçüncü kez sahadan beraberlikle ayrılmış oldu böylece denizli’nin takımı. gol atma konusunda sıkıntıları var, bu belli bir şey fakat yavaş yavaş isteksizlik belirtileri ortaya çıkıyordu. bunu kırdıklarını düşünüyorum ben. kilidi açamayıp sonuca gidememek farklı, hiç bir şey oynamadan, hırssız, arzusuz oynamak farklı. ilerisi için bir umut olabilir bu bjk’a. şampiyonluk yarışından silip atmak, şu an için hiç de mantıklı değil son şampiyonu. zamana ihtiyacı var takımın, bir de tabata’ya verilen 8 milyonun hakkını vermesini bekleyecekler. antep’te geçen yıl ön plana çıkan murat ceylan iyiden iyiye sivrilmeye başladı. oldukça tempolu bir oyuncu, sert şut da çekebiliyor. önü açık ceylan’ın, ibrahim kızıl’ın ellerinde değerinin 2-3 katı bir parayla şekillenebilir geleceği!

fenerbahçe hafta içi maç oynadığı için mi bu kadar düşük tempoda oynadı yoksa manisa mı fenerbahçe’ye orta sahada üstünlük kurdu, çözemedim doğrusu. eğer sion maçı dolayısıyla yaşandıysa bu fiziki düşüş, işleri hiç kolay olmayacaktır. sezonun bütününü düşünürsek, 3’er gün arayla daha ağır maçlar oynayacaklar. böylesine eksikler daha ön plana çıkar oralarda. bu maçta olduğu gibi kazanmak mümkün olmayabilir. alex yine gözükmedi çokça, fakat yine gösterdi klasını. o olmasaydı mümkün değil dönmezdi maç. emre gibi orta sahanın beyni oyun dışıyken hele, çok zordu. kanatlar, bu maça kadar en büyük silah olarak addediliyordu. kazım ve santos çok sönük kaldı bu gece. gökhan’ın kanat bindirmeleri de arandı fazlasıyla. milli maça yetişir umarım gökhan gönül. manisada iyi topçular var. sezer, nizam, simpson, bu maçta oynamasa da isaac. mehmet nas da iyi koştu bugün. sağlam bir golcüleri olsa, iyi sayılabilecek bir savunma hattıyla beraber, gayet taş bir takım olurlar. bir maçla anlayamayız tabi her şeyi, fazla da atıp tutmayalım.

yarınki ankaraspor-galatasaray maçıyla bitiyor 4. hafta. fener kayıpsız giderken, bizim topçular da artı bir motivasyonla oynayacaktır. ankaraspor’u tam zamanında yakalıyoruz üstelik. gökçek’lerin ankaragücüne çöktüğü dönemde, bazı oyuncuların zehirlenme sebebiyle antrenman eksiği olması rakibi iyice kuvvetsiz kılıyor. dinlenmiş, diri ve istekli bir takım izleyeceğiz muhtemelen yarın bizim cephede. ne olursa olsun, iyi takım ankara, kolay lokma değil çok. zorlamak gerekecektir. bizimkiler de ziyadesiyle zorluyor bu sene.)

n’aptın eduardo!

27 August 2009, Thursday

eduardo

dün oynanan arsenal-celtic şampiyonlar ligi play-off maçında, arsenal’in elde kalan en yetenekli golcüsü eduardo, takımına öyle bir penaltı kazandırdı ki, arif erdem bile kıskanmıştır hırvat oyuncuyu. iskoçlar da şikayetçi haliyle. ceza almasını istiyorlarmış eduardo’nun bu hareketi sebebiyle. ne yalan söyliyim, eduardo’yu çok sevsem de, bu aldatıcı hareketinden sonra alacağı cezaya hiç bir bahane üretemem. ulan bari bıraksaydın da başkası kullansaydı penaltıyı..

eduardo’nun kendi kendini düşürüp penaltı kazanma anı

kah orada kah burada: quentin richardson

19 August 2009, Wednesday

quentin richardson

d’antoni’nin phoenix’inde, şutörlüğüyle ön plana çıkan, nba’in kalburüstü oyuncularından birisiydi quentin richardson. üç sayı çizgisinin gerisinden, steve nash’in de büyük yardımlarıyla en tehlikeli isimler arasına girmeyi başarmıştı. öyle ki, all-star organizasyonunda 3 sayı yarışması kazanmışlığı da vardır q’nun. işler sarpa sarmaya başlayıp, phoenix herkesten övgü alan oyununa rağmen başarıya bir türlü ulaşamayınca richardson, new york knicks’e takas edildi. yaşadığı büyük düşüş başlamış oldu böylece. new york’ta, mike d’antoniyle tekrar çalışma fırsatı bulsa da, iş işten geçmişti artık. phoenix’li q’nun çok uzağındaydı, şutör oyuncu. her new york knicks oyuncusu gibi o da çeşitli sorunlar yaşadı. hem parkede, hem de parke dışında yaşadıkları kariyerinin engellenemez değer kaybına sebep oldu. bu yaz ilk olarak, draft gecesi memphis’e takas edildi. ardından nba macerasına başladığı takım clippers’a yollandı. yetmedi, minnesota timberwolwes’a postalandı. ve son durağı miami heat oldu. böylece, 2 aylık bir sürede 4 takım değiştirerek ilginç bir haber konusu oldu q. biten kontratı nedeniyle takasta kullanılması beklenen bir durumdu, fakat bir o tarafa, bir bu tarafa gönderilmesi hiç hoş olmadı. miami’nin onu takasta kullanma ihtimali kuvvetli olduğu için, yazının sonunda umarım miami’de başarılı olur gibi bir cümle kullanmak istemiyorum. her nereye gidersen başarılı ol, quentin richardson.

premier league 09-10

17 August 2009, Monday

ingiltere’de sezon bu hafta itibarıyla başlamış durumda. ronaldo gibi bir değeri la liga’ya kaptırsa da, kalitesinden ve rekabetinden hiç bir eksilme yaşamadan yoluna kaldığı yerden devam ediyor premier lig. aynı hızda, aynı sertlikte ve aynı cömertlikte oynuyor takımlar. chelsea’nin, hull city’i evinde son anda şans golüyle yenmesi bunun bir örneği. -drogba o topu kaleye göndermeyi amaçladıysa ne olayım- hazırlık maçlarında gayet hazır bir görüntü çizmişti londra ekibi. drogba’nın lige iyi başlayacağına dair verdiği sinyaller doğru çıktı ve afrikalı golcü 2 gol birden atarak ligin en önemli forvetlerinden birisi olduğunu ispatladı. anelka’yla beraber, ancelotti’nin ileri uçtaki en büyük kozu olacak bu yıl didier.

arsenal ilk haftanın sürprizini yapan takım oldu. everton gibi, şampiyonlar ligi’ni hedefleyen bir takıma deplasmanda 6 gol atmak, şu an için arsenal adına büyük bir sürpriz. ilk golü atana kadar pas trafiğinde sıkıntı yaşadılar fakat gol gelince oldukça rahat şekilde, rakibin etkisizliğinin de yardımıyla, bildiğimiz arsenal paslaşmalarını uyguladılar. ilk yarı bitmeden 3-0 olunca maç koptu zaten. iki stoperin gol bulması sevindirici de olsa, toure’nin gidişiyle o bölgede ciddi bir sorun yaşanması mümkün duruyor hala. kolo, oldukça mücadeleci bir oyuncuydu. yeni ikilinin bu konuda hafif kalma ihtimali var. orta saha’nın ve takımın lideri fabregas. bu da arsenal’in en büyük şansı. iki attı, iki de asist yaptı genç kaptan. “ulan yoksa” dedirtti arsenal bu maç. fakat çok erken henüz, sabırla beklemek gerek wenger’in takımını.

diğer karşılaşmaları tam izleyemediğim için yorum yapmayacağım pek. ntvmsnbc’den izleyebilirsiniz maç özetlerini. ilk haftadan sonra akılda kalanlar; fabregas’ın müthiş performansıyla umut vermesi, wigan’ın aston villa’yı deplasmanda gayet güzel bir oyunla geçmesi, eduardo’nun gol atması, drogba’nın rakiplerini iki golle uyarması, henüz sezon başı olmasına rağmen atılan enfes goller.. bir de wigan’lı rodallega’nın attığı fantastik-bombastik gol. tamam drogba’nın frikiği, denilson’un füzesi, ekoto’nun roketi iyi hoş, kabul de; rodallega’nın attığı gol bu dünyadan değil. o nasıl bir vuruştur mübarek!

bolt sınırları zorluyor: 9,58

16 August 2009, Sunday

usain bolt

usain bolt’un 9,60’ın altına ineceği belliydi bana kalırsa. sadece beklenenden erken geldi 9,58. yaklaşık 1 ay önce 9,54 koşabileceğine inandığını söylemişti, bir röportajda. haklı, başarabilir demiştik bizde. bugün berlin’de 9,58’le dünya rekorunu kırarken yine rahat bitirdi koşuyu bolt. derecesine bakabilecek kadar gevşekti son anlarda. bu da aklıma 9,50’nin de altına düşebilir mi? sorusunu getiriyor. uygun koşullarda, kasması halinde yapabilir, kimse aksini söylememeli bence. tyson gay de, efsaneler arasında yerini alan bu 100 metre yarışında, 9,71 koşarak kendi rekorunu kırdı. bu derece aynı zamanda tarihteki en iyi 3. derece. gel gör ki 1. sıraya yerleştirmedi bu müthiş derece gay’i. tarihin en bahtsız sporcularından birisi olma yolunda hızla ilerliyor amerikalı sprinter, bolt’la aynı yarışlarda yer alma mecburiyetinde kalarak.

işte tarihe geçen dünya şampiyonası 100 metre finali

üç buçuk

16 August 2009, Sunday

tedirginlik arttıkça, “iş başa düştü” tarzında yazılar düşmeye başladı basında. aralarından birisini yorum yapmadan; ileride açıp, okuyup, çok güleceğimizi bildiğim için, büyük bir zevkle eklemek istiyorum. futbol camiamızın duayenlerinden! gürcan bey yazının sahibi.

-keita ve elano-

galatasaray’ın yeni transferleri çok sansasyon yarattı. alıcı gözle baktığımızda keita’nın sezonu büyük hayal kırıklıkları ile geçirmesi kaçınılmaz gibi. gaziantep’te sahada yoktu. hücum aksiyonlarının içinde rol almayı bırakın, top kayıplarıyla rakipten bile oynadı diyebiliriz.
lyon böylesine bir oyuncudan vazgeçtiğine göre, galatasaray’ın da işi zor.
elano ise duran top ustası. ama tempo sıkıntısı var ve yine takım savunmasında özverili değil. yetenek olarak deivid’in önünde mi diye düşünüyorum. bence değil. şöhretleri olan oyuncular ama, o kadar. zaman kimi haklı çıkartacak göreceğiz. fakat galatasaray’ın yükünü yine arda çeker.
bu oyuncuların milli olmasına gelince… kleberson ve ricardinho da geldiklerinde milli takım oyuncularıydı.

galatasaray 4-1 denizlispor

15 August 2009, Saturday

frank rijkaard’ın ilk 11 oyuncularının bir çoğunu dinlendirip, şans bekleyen futbolcuları sahaya sürmesini garip karşılamamak gerek. takımda kalmasını istediği ve takıma kazandırdığı her oyuncuya güvendiğini ve yeri geldiğinde şans vereceğini belli etmişti aslında hoca. hazırlık maçları ve hazırlık maçı kıvamında geçen eleme turları bunun kanıtı. bugün oynayan oyuncuların, asların dinlenmesi için sahada olmadıklarını, hocanın onlara güvenip formayı verdiğini düşünmeleri, alternatifli bir kadro kurulmasının mantığını destekleyecektir. defansta oynayan dört oyuncunun tamamını değiştirebiliyorsanız ve -rakip zayıf olsa da- neredeyse pozisyon vermiyorsanız, geniş kadronuzdan verim alabiliyorsunuz demektir. böyle kesin cümleler kurmaktan kaçınıyorum fakat ortada bir gerçek var. oyuncuyu kulübeye yapışık halde yaşamaya mahkum etmek saçmalık olur. milli maçlar dönüşü böyle bir rotasyon uygulaması, rijkaard’ın kadronun tamamından yararlanmak istediğini gösteriyor bana kalırsa.

abdul kader keita | gs - denizlispor

denizlispor gibi kalitesi belli olan takımlar karşısında takımın oynadığı oyunu ciddi manada değerlendirmek hata olacaktır. burada henüz hiç kuvvetli bir rakiple maça çıkılmamış olmasının dezavantajını da hatırlatalım. üst üste zayıf rakiplerle oynamak iyi bir durum değil. galatasaray’ı, bu tarz düşük seviyeli maçlarda dahi disiplinden kopmadığı için tebrik edebiliriz. kolay değil her maç aynı seviyede istek ve motivasyonla oynamak. mustafa sarp, barış ve girdikten sonra ayhan bu konuda gayet başarılıydı. arda’yı ne kadar rahatlatabilirse o bölgede oynayan ikili, hücum performansı da o kadar artacaktır. daha sert geçecek maçlarda görevleri daha önemli bir hale gelecek ortada oynayan sert yapıdaki futbolcuların. defans hattına bakınca uğur uçar’ın yeteneğini, ağır bir sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen gösterebildiğini gördük. sol taraftan gelemedi neredeyse denizli, uğuru geçip. diğer tarafta ise volkan’ın yetersiz defansif özellikleri sebebiyle aynı durum geçerli değildi. gol de volkan’ın kanadından yapılan bir orta sonucu yenildi. hakan balta ileri çıkışlarda etkili olmasa da, defansif anlamda volkan’dan çok daha önde bir oyuncu. orta ikilide emre’lerin oyunu, servet ve gökhan’a taş çıkartır cinstendi. özellikle aşık, kusursuz oynadı. keita, kewell ve baros bu tarz maçlarda hiç kasmadan da sonuca gidebilecek meziyetlere sahip oldukları için onları ayrı tutmak gerek. keita’nın penaltıyı kullanma isteği, ne kadar iştahlı olduğunu gösterse de, en son isteyeceğimiz şey kewell ile arasında bir problem olmasıdır. maçtan sonra açıkladı gerçi, bunun normal bir durum olduğunu.

a letter to elise

15 August 2009, Saturday

galatasaray notları

13 August 2009, Thursday

yeni sezon, süper lig’in de başlamasıyla tam olarak açılmış bulunuyor. 1-2 hafta çeşitli sebeplerden dolayı uzak kaldım internetten, dolayısıyla da spor gündemi ve blog’dan. kaldığımız yerden, elano transferinden başlayarak galatasaray hakkında bir iki kelam etmek istiyorum bu 2 haftanın acısını çıkartmak adına.

abdul kader keita | gs - netanya

elano blumer’in galatasaray ve türkiye adına ne kadar başarılı ve önemli bir transfer olduğu herkesin malumu. gece geç saatte, aniden resmi siteden haberi vererek, bizlere tarifsiz bir mutluluk yaşattı yöneticiler. bu yıl, elano’nun galatasaray’a transfer olmasından daha güzel bir durum varsa, o da elano’nun galatasaray’a transfer olduğunun gece 3’te açıklanmasıdır. o anın şanslı bir tanığı olarak rahatlıkla söyleyebiliyorum bunu. bunun yanında; artık, gece transfer nöbeti tutanlara; “yatın uyuyun, bu saatten sonra transfer mi açıklanır?” diyemeyecek kimse. haldun üstünel başta olmak üzere elano’yu takıma kazandıran herkese teşekkür etmeli ilk olarak. gerek duyulan yerlere, bütçesini olabildiğince akılcı kullanarak, kaliteli futbolcu transfer etme politikası muazzam biçimde işlemeye devam ediyor galatasaray’da. elano blumer de bu politikanın şu an için son ürünü. aynı zamanda en önemlisi. takımın oyununa katkı yapacak olması bi’ yana, ismi ve kalitesiyle sağlayacağı fayda her zaman yakalanacak bir şans değil. brezilya milli takımında sürekli olarak forma giyen bu futbolcunun kazanılmasında, rijkaard’ın yanında galatasaray teknik direktörü yazıyor olması ve haldun üstünel’in transferden sorumlu yönetici görevini üstlenmesi gibi detayların etkili olduğunu düşünüyorum. milli takımdaki yerini kaybetmemek için galatasaray’ı seçtiği haberi geçekçi gelmedi bana. ingiltere dahil bir çok ligde, ilk 11 çıkması garanti onlarca takım varken, neden gelsinki türkiye’ye? neyse, bunlar geride kaldı artık. biz elano’nun galatasaray’a sağlayacağı faydadan bahsedelim. brezilyalı’nın katılımıyla birlikte arda-kewell-elano-keita gibi türkiye standartlarında efsane bir profil çıktı ortaya. üstelik bu oyuncular frank rijkaard adında bir futbol adamının-dehasının- yönetimindeler. bu, gelecek için oldukça olumlu bir tablo çizdiriyor taraftara, haliyle. fakat futbol oyununun; kağıt üzerinde, isimlerle yakalanan başarıları barındırmadığı bir gerçek. sistem böyle işleseydi, zengin kulüplerle, toplam bütçesi büyük takımların bir oyuncusunun maliyetine denk gelen takımlar arasında dağlar kadar fark olurdu. günümüz futbolunda, bu farkın gittikçe daha da kapanması söz konusu. bu sebeple, şimdiden galatasaray’ı şampiyon ilan etmek, tüm hedefleri bir-iki basamak yularıya çekmek, haksızlık olacaktır. eldeki kadro ve teknik heyet toplamından çıkartabileceğimiz umut verici tablonun kaynağı frank rijkaard ve onun uyguladığı-uygulamaya başladığı-futbol yapısıdır bana göre. elano, keita gibi değerli oyuncular ise bu sistemin kolay ve çabuk biçimde hayata geçmesini sağlayacak faktörler. yani anlatmak istediğim, alınan oyuncular yalnızca isimleriyle iş yapabilecek topçular değiller, oynatılacak futbol mentalitesine de bire bir uyuyorlar. leo franco’nun oyunu geriden kurabilme yeteneğinden, keita’nın forveti tamamlayabilen kanat oyuncusu olma özelliğine kadar çeşitli örnekler verebiliriz bu konuda.

rijkaard’ın gelmesi ve futbol mantığını aşılaması, nasıl olur da bu kadar çabuk sirayet edebilir galatasaray’ın oyununa? sorusuna verilebilecek cevaplardan birisi, transfer edilen oyuncuların sisteme uygun özellikler göstermesi dışında, geçen yıl skibbe’nin ayağa pas’a dayalı oyun anlayışı olabilir. belki de geçiş sürecini skibbe ile yaşamıştır galatasaray futbolcuları. arda’nın, ayhan’ın veyahut baros’un rijkaard’ın felsefesine rahatça uyum sağlayabilmeleri, geçtiğimiz yıl oynanan-oynanmaya çalışılan- futbol sayesinde kolaylaştı bana kalırsa. bu yıl, üstüne biraz daha koyarak, daha ileriye gitmemesi için hiç bir sebebi yok gs’ın.

arda turan | gaziantep - gs

başlangıç kısmının rahatlıkla atlatıldığı maratonda, yeni rakipler ve hedefler var artık. alışma evresi, gayet zaman isteyen bir süreç olsa da, düşe kalka geçilebilecek bir zaman dilimi. her an ilerleyebilmek, hata yapmadan, sapmalar yaşamadan yola devam edebilmek mümkün değil elbet. fakat bu ilerlemenin geri tepmesi yahut durması da söz konusu olmayacaktır. her maçtan sonra bir ders çıkartıp, futboluna bir değer katacaktır rijkaard’ın takımı. netanya serisinden sonra, antep maçının nispeten daha mücadeleci geçmesini bu konuya bağlıyorum ben. buralarda zorlanmayan bir takım, kendisini geliştirmek adına pek iyi işler yapamaz gibi geliyor. hiç aksamayan bir sistem kurup, başladığı ilk günden itibaren takır takır işleten bir takım yok zaten. bugün, oynadığı futbolla herkesi kendisine hayran bırakan barcelona dahi, başaramadıysa sorunsuz bir başlangıcı ya da hiç aksamayan bir futbol yapısını; bizim takımlarımızın başarması imkansıza yakın.