September 2009 için arşiv

okumalı

30 September 2009, Wednesday

şu sıralar yazı yazma konusunda baya bi tembeliz. ama güzel yazılar okumaya devam ediyoruz. kimse kaçırmasın, herkes okusun bir derleme yapalım dedik:

rijkaard’ın a planı
aceto balsamico

bir ‘b planı’m bile yok!
banu yelkovan

1 yıl önce – 1 yıl sonra
medreruno

alpaslan dikmen’siz 1 yıl

27 September 2009, Sunday

alpaslan-dikmen

tam 1 yıl oldu alpaslan ağabey aramızdan ayrılalı. henüz alışmış ya da kabullenmiş değiliz. bugün maçta var, pek umurumda değil açıkçası. tribünlerin çokça maçtan alakasız alpaslan dikmen için bağıracağını, oralarda yalnız olmadığını hatırlatacağını bilmek sevindiriyor. yerin asla dolmaz, rahat uyu ağabey.

let’s go..

18 September 2009, Friday

elano | pao-gs

eurobasket 2009 #2

16 September 2009, Wednesday

eurobasket09 | sevinç

eurobasket 2009 başlamadan önce yazdığım yazıda, zaman zaman iyi savunma yapabildiğimizi, hücumdaki eksikliği gidermek için bu avantajımızı sıkça kullanmamız gerektiğini dile getirmiştim. ne yalan söyliyim, bu kadar üst düzey bir savunma yapabileceğimiz, hiç aklıma gelmezdi. tamam iyi savunmacılarımız var da bu denli sert oynayabilmek, her maçta aynı direnci gösterebilmek kolay iş değil. her şeyden önce bu sebeple övünebiliriz milli takımla. çeyrek final öncesi, rahatlıkla söyleyebilirim ki, turnuva genelinde hiç olmadığı kadar istikrarlı bir türkiye izliyoruz. çeyrek final ve sonrasında ne olur bilmiyorum da buraya gelene dek gösterdiğimiz savunma performansını sürdüreceğimizden şüphe duymuyorum. milli takımımız için bu cümleleri kurabilmek çok güzel bir duygu. en büyük sıkıntısı istikrar olan bir ülkenin vatandaşlarıyız neticede, insan ayrı bi’ mutlu oluyor şu sert basketboldan sonra.

ilk turda gayet kek bir grupta yer almamız nedeniyle, pek önemsenmedi ard arda gelen galibiyetler. fakat bu rahat gözüken turda net bir şekilde savunma yapabildiğine dair uyarıyı vermişti takım. ardından ispanya maçı geldi. 60’ta tuttuk fernandez’li, gasol’lu son dünya şampiyonunu. hücumda yaşadığımız -beklenen- düşüş dolayısıyla, kazanmamızın tek yolu onları bu civarda tutabilmekti. ilk turdaki yüksek sayı ortalamamızın rakiplerle doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. bir sonraki tur, rakiplerin daha sert ve üst seviye basketbol oynayan takımlar olması sebebiyle daha düşük bir ortalama yakaladık hücumda. sırplara karşı oynadığımız ve kazandığımız maç ta çok değerli. sırplar karşısına çıkana kadar, savunmayı ön planda tutan, makine düzeninde top çeviren ve set hücumlarında etkili olan bir takımla mücadele etmemiştik. bizim bu turnuvada uyguladığımız basketbol yapısı, sırbistan’ın yıllardır oynadığı, ekol yaratırken izlediği rotanın ta kendisi. sırf bu açılardan bakınca dahi önemi artan bir maçtı sırp maçı. denk gitmesini bekliyordum zaten, uzatmada sayı yemememiz ise hiç beklenmedik ve oldukça güzel bir detay. hidayet’in kötü bir gününde olmasına rağmen, savunmada takım arkadaşlarına ayak uydurması, muhteşemdi.

bu akşamki rakibimiz, liderlik yarışı yaptığımız slovenya. onları geçip, lider olarak gruptan çıktığımız takdirde, diğer grubun 4.sü hırvatistan ile eşleşiyoruz. yenilmemiz durumunda rakibimiz, yunanistan olacak. bizim grubun liderinin karşısına hırvatistan değil de almanya gelecek olsaydı eminim hem slovenya hem de bizimkiler maça fazlasıyla asılıp, kazanmak isterdi. ancak bu saatten sonra kolay rakip kalmadığından sebep, slovenya maçının dinlenme  açısından boş geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

galatasaray 3-0 beşiktaş

13 September 2009, Sunday

“hiç ciddi bir rakiple oynamadı galatasaray” eleştirilerine çokça şahit olması sebebiyle, hemen her galatasaraylı, beşiktaş maçının öneminin daha da arttığını düşünüyordu. yahut ben öyle tahmin ediyorum. fakat bunun yanlış olduğunu  düşünmek pek mantıksız değil. savunma anlamında bir merak varsa orası ayrı da, bu hücum gücünün türkiye’deki her takıma gol atabileceğini, ve hatta bazılarına karşı, yürüyerek gol bulma olasılığının hayli yüksek olduğunu anlamak hiç zor değildi.

duran top; iyi savunma ya da ciddi rakip tanımaz. ilk dakikada kornerden gelen, arda asistli gol-ki bu korner golleri bu yıl klasikleşme yolunda ilerliyor galatasaray’da- oyunun akibetini değiştirdi. ayhan’ın yokluğunda orta sahada sarp-topal ikilisi yiyecekleri baskıyla beraber top kullanma sıkıntıları yüzünden hata yapabilirlerdi. erken gol, bu dezavantajın işlemesine engel oldu. yine top yapamadı bu ikili fakat skor üstünlüğü elinde olduğu için galatasaray risk almak zorunda kalmadı. denizli ortayı kalabalık tutup, araya top atabilen adamlarla sonuca gitmek istedi fakat, burada da ilk dakikadaki gol engel oldu onlara. fazla açılmadı gs ve hal böyleyken orta sahada denizli’nin beklediği gibi ezici bir üstünlük kuramadı beşiktaş. mustafa sarp’ı her geçen maç üstüne koyarak geliştirdiği futbolu ve bana yaşattığı şaşkınlık sebebiyle tebrik ediyorum. yeteneklerini sonuna kadar kullanıyor ve yürekten oynuyor bu oyunu. o olmasa önemli bir eksiklik yaşanırdı bu yıl galatasaray’ın orta sahasında. ne topal, ne de ayhan onun kadar tempolu oyuncular değil. ayhan demişken ekleyelim, o da büyük kayıptı bu maç için. arda’nın belki yorgun olması nedeniyle yapamadığı orta saha-ileri uç bağlantısını sağlayabilirdi ayhan bugün oynayabilseydi. barış’ın bu konuda yeterli olacağına inanmıyorum ben. diğer bölgelere baktığımızda; orta ikili ve kalecinin sıfır hataya yakın oynadıklarını görüyoruz. hkb savunma anlamında ciddi hatalar yaptı 2. yarı, sabri ise sezon içindeki çıkışını derbiye de yansıtmayı başardı. rijkaard’ın sihri mi diyelim, ne diyelim. kewell, baros formsuz gözükür, çıkar atarlar birer tane. bu  sebeple büyük futbolcu mertebesine erişmişler zaten. kötü oynadığı maçı 2 golle bitirebilen kaç golcü var ki? sol kanatta volkan yaman’dan daha iyi bir alternatif olacağının sinyallerini açıkça verdi caner. hem de çok kısa bir sürede. hakan’dan daha hücumcu bir bek, ön plana dahi çıkabilir ilerleyen zamanda.

rüştü’ye çok isyan ediyordur beşiktaş taraftarı, haklı olarak. lakin, sonuca gidecek futbol oynayıp oynamadıklarını düşünmeleri de gerek. karmakarışık bir dizilişi vardı bugün takımın. yusuf niye sol tarafta oynadı, nihat hangi sebeple tek forvet olarak görev yaptı, ekrem ne diye içeri çekildi vb. sorularla mustafa denizli’den hesap sormak, hakkıdır taraftarların. erken atılan gol yüzünden, biraz yaymasaydı galatasaray, ortada bu kadar rahat olamazdı beşiktaş takımı. onun dışında da bir artısı yok zaten denizli’nin öğrencilerinin. tello ve nobre’nin olmaması önemli dezavantajdı onlar adına. 9 puan geride kalmanın yanında, psikolojik olarak gittikçe kuvvetlenen bir rakibe kaybetmek gardını düşürebilir beşiktaş cephesinin. nasıl bir yol bulacak denizli bu kötü gidişi durdurmak için, merak ediyorum.

işte premier lig bu!

12 September 2009, Saturday

manchester city-arsenal

manchester city-arsenal maçı, adına yakışır bir mücadeleye sahne oldu. bol gol, bol pozisyon ve temposu neredeyse düşmeyen, zevkli bir futbol. skor tabelası 4-2 manchester lehine gözükse de, arsenal son 5 dakikada, 4-1 mağlupken yakaladığı 5 net fırsatı teperek, kahretti bizleri. given sağolsun, çılgın oynadı son anlarda. swp bir attı, bir attırdı. bellamy de aynı şekilde 1 güzel gol, 1 enfes asist. de jong iyi topçu, orta sahada böyle bir oyuncuya çok ihtiyacı var hughes’ün. arsenal’de rosicky döndü, hem de golle döndü. darısı nasri’nin başına diyelim. ibrahim altınsay’ın sık sık altını çizdiği, sezon başında benim de değindiğim, arsenal savunmasının toure’nin gidişiyle zayıf, yumuşak kalması problemi bu maç bela oldu wenger’e. lakin, en iyi oyuncularından 2’sini verdiğin takıma yenildiğinde üzülmeyeceksin hiç, haketmişsindir zira. üzüleceğin tek konu adebayor’un yaptığı artistlik olur. adam değilmiş dersin geçersin onu da..

eurobasket 2009 başlarken

07 September 2009, Monday

litvanya, ev sahibi polonya ve bulgaristan grubumuzda yer alan takımlar. ilk maçı, alıştığımız şekilde litvanya ile oynuyoruz. kadromuza bakacak olursak; kerem-ender-engin-sinan-ömer o.-hidayet-bekir-barış-ersan-ömer a.-oğuz-semih. artık, şu da olmalıydı, bu adam niye yok gibi eleştiriler haklılığının yanında geç kalınmışlığı da belirtir. tanjevic’e teslim edildiyse kadro ve 2010 için güven duyuluyorsa bu adama, yapılacak bir şey yok, bekleyeceğiz. sırf koç gitsin diye, takımın başarısız olmasını isteyen adamlardan değilim, asla da olmam. lakin planlı ve sistemli bir şekilde işleyen, ne idüğü belli bir yapı kurulmadığı sürece, istikrarlı sonuçlar beklemek te hayalcilik oluyor, çok açık. bir turnuvada ya da eleme grubunda şahane oynayan takım, diğerinde tel tel dökülüyorsa, şu oyuncu planlarımızda yer almıyor denilip daha sonra kurtarıcı olarak o oyuncu seçiliyorsa, hangi oyuncu lider, kim kaç dakika oynayacak, görevi ne olacak belli değilse başarılı bir ekipten bahsedemeyiz. ara sıra saman alevi gibi parlasa da bahsedemeyiz o takımın başarılı yapısından.

elimizdeki kadronun şu an gözüken en büyük sıkıntısı şutör eksikliği. savunma konusunda epey çabalıyor tanjevic. zaman zaman vidaları sıkabiliyoruz fena halde, doğrudur. bunun yanında takımdaki şutör oyuncu varlığının ömer onan’dan ibaret olması üzüntü verici bir durum. bu açığı bir şekilde kapatmak zorunda koç. hücum gücünün büyük oranda düşmesi demek şut atan oyuncu olmaması. ama savunma yaparak, ama içeri girerek; bir şekilde halledilmeli bu sorun. onun dışında mevkisi ve görevi çözülemeyen adamlardan en ilginci ersan ilyasova. 4 numara pozisyonunda oynayacak mı, merak ediyorum. uzunların süre dağılımı nasıl olacak, o da soru işareti. ömer aşık’ın ciddi süreler bulmasını umuyorum. aynı umutlar sinan için de geçerli. rakip guard’a uygulanacak baskı konusunda ömer onan ile beraber büyük şans sinan. kerem gönlüm büyük kayıp, tunçeri büyük değer. ne olursa olsun, başarılı olmak istiyorsak, rakibi istediğimiz sayılarda tutmalıyız, aksi halde çok zorlanacağımız ortada. hayırlısı diyelim, 2010 öncesi umut vaadeden bir turnuva geçirmek ümidiyle.

turnuvanın en önemli yanı, bir çok yıldızın takımlarında yer almıyor olması. neredeyse her takımdan 1-2 eksik var. nowitzki, kirilenko, mehmet gibi nba oyuncularının yanında, papaloukas, diamantidis, rakocevic, siskauskas gibi avrupanın üst seviye oyuncuları da gelmedi polonya’ya. hal böyleyken, takım oyunu, iyi savunma, maç boyu disiplin daha da değer kazanıyor yıldızından mahrum takımlara karşı.

son avrupa şampiyonasında rusya’ya mağlup olan ispanya, her zaman olduğu gibi yine ağır favori. calderon’dan yoksunlar fakat rubio var onun yerine. gasol lakers’la şampiyon olup geliyor. rudy, navarro, marc gasol gibi oyuncularla ve oturmuş yapısıyla ispanya yine izlettirecektir kendisini. hırvatistan, oyun kurucu rotasyonuyla sivriliyor. repesa’nın takımı efes cup’ta çizdiiği gayet hazır takım görüntüsüyle, grubunun ve ileri turların önemli favorilerinden. yunanistan papaloukas ve diamantidis’ten yoksun geliyor. yeni bir koç ve neredeyse yepteni bir kadro. spanoulis, zisis ve fotsis ön plana çıkabilecek oyuncular. son yıllarda aldığı sonuçlar, onları yabana atmamamız için yeter de artar. sırbistan da yeni ve genç bir ekiple geliyor polonya’ya. krstic’in etrafında, genç takımlardan bu yana birlikte oynayan oyuncular temsil edecek avrupa basketbolunun ekol sahibi ülkesini. teodosic önemli bir yetenek, yunanların çok şey beklediği calathes ile tunuvada ön plana çıkacak genç yıldızlar kategorisine girecektir.

türkiye 4-2 estonya

05 September 2009, Saturday

arda turan @ türkiye-estonya

ilk dakikalarda gol yemek, büyük risktir böyle maçlar genelinde. rakip iyi kontraya çıkamıyordu allahtan da, ileriye top taşırken iyice sarpa sarmadı işler. emre-hamit-arda üçlüsünün tamamı fizik+istek olarak formdaysa pas trafiği konusunda sorun yaşamamız çok zor. bu gece kasmadan ileride bir iki pasla açtık estonya’yı. gerek dahi kalmadı yoğun ve kısa pas alışverişine. yinelemek lazım, golü yedikten sonra bozmamak önemliydi. karşı tarafın pasifliğinin de katkısı vardır tabi, ama bugün olması gerekeni yapan, yani isteyen bir milli takım seyrettik. fatih hocanın meşhur maç öncesi motivasyon konuşmalarından birisi gerçekleşti herhalde soyunma odasında. kazım hariç herkes tempolu oynadı, orta sahamızın öncülüğünde iyi oynayarak aldık maçı. iki saçma gol yedik, önemli bosna maçı öncesi en önemli uyarı budur herhalde, yediğimiz gollerin gayet absürd olması. benim maçtan sonra merak ettiğim bir ayrıntı da fatih terim’in kazım’da ısrarını sürdürüp sürdürmeyeceği. ben yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum, herkes eleştirirken hocanın onu milli takıma almasını da destekliyordum. formdayken ilk 11 çıkması da mantıklıydı. ve fakat bosna hersek maçında sağ tarafı kazım’a vermek, hiç değilse gökhan’a ayıp olur. bugün takımı yavaşlattı neredeyse kazım. bir dahaki maç oraya bir ayar çekmeli terim. kimi koyar, ya da kimi o bölgeye çeker bilemeyeceğim de kazım’ın orada olması büyük tehlike olur.

maçın kahramanı ne arda, ne emre ne de tuncay’dı. maçın yarısını izleyememizi sağlayan, rekorlar kitabına saniyede en fazla reklam alma ve küfür yeme dallarında kafadan aday olan, rte aşığı yayıncı atv idi maçın yıldızı. çıldırttılar tek kelimeyle. aldıkları birbirinden kötü firma reklamları bir yana, yirmi saniyede bir yaptıkları kendi dizi reklemları iyice dibe vurmalarını sağladı. bir daha maç yayınlamasınlar bi’ zahmet.

not: 600. gol arda’ya nasip oldu. hani, haketmedi de değil.