December 2009 için arşiv

galatasaray vs atletico madrid

18 December 2009, Friday

twitter’da, atletico madrid’i çeksek kurada güzel olur demiştim. içim temiz, gidip çektik adamları. temennimden de anlayacağınız üzre, umutluyum bu kuradan ben. nedenlerinden bahsedeyim hemen. en başta savunmada büyük sıkıntılar yaşayan bir takım. akıllarına hemen servet-zan ikilisine karşı agüero-forlan ikilisini getirenler bir de ujfalusi’yi, perea’yı düşünsünler baros-keita-kewell-arda-elano hücum hattına karşı. ligde, hoca değişikliğine rağmen, istediği başarıya henüz ulaşmış değil madrid ekibi. 14. sırada yer alıyorlar 14. hafta itibarıyla. flores’in gelmesi de değiştirememiş gözüküyor kötü gidişi. şampiyonlar ligi’nden geldiler buraya fakat hiç galibiyetleri yok. 3 beraberlik aldılar yalnızca ve deplasmanda attıkları fazla gol sayesinde avrupa ligi’ne zar zor kapak attılar. 2 yıldır istikrarlı biçimde avrupa arenasında önemli maçlar çıkaran galatasaray karşısında hiç de iyi bir istatistik gibi durmuyor bu hallleri. en büyük avantajları, kun agüero şüphesiz. değil madrid’in, ispanya’nın hatta ve hatta avrupa’nın en tehlikeli forvet oyuncularından birisi, genç tangocu. devre arasında chelsea’ye transferi gerçekleşirse, bir adım daha öne çıkarız bu eşleşmede. her şey bir kenara, savunmasıyla ön plana çıkan ve geride iyi organize olan bir takım, madrid’den çok daha fazla zorlayabilirdi galatasaray’ı. flores’in benfica’sını geçmiştik geçen yıl, bu kez madrid’ini geçmek diliğiyle diyorum. en büyük çekincem maç programı. iki madrid maçının arasında inönü’de beşiktaş karşısına çıkacağız. olabilecek en zor fikstür budur belki de.

n’oluyo lan?

18 December 2009, Friday

fisher’ı her ne kadar sevmesem de, burada üzerinden geçilip yapılan smaç ona acımama vesile oldu. bildiğin, postere sokmuş brewer. smacın uzaktan yapılması ya da smaçtan sonra fisher’ın tank çarpmış gibi savrulması değil benim ilgimi çeken. ramiz dayı’dan posta yemiş ali şaşkınlığında takındığı “n’oluyo lan?” ifadesi bitirdi beni. helal lan brewer.

bu hafta en güzel hareketler’de feci işler var, bakmanızı tavsiye ederim ntv’den. billups-birdman işbirliği, brewer’ın facial’ıyla birlikte favorim.

sturm graz 1-0 galatasaray

16 December 2009, Wednesday

sturm graz’a karşı şansımızın tutmadığı bir maç daha geride kaldı. yenemiyoruz bir türlü adamları, ilk maçta sami yen’de aldıkları 1 puan grupta hanelerine yazılan tek puandı. bugünkü maça gelene dek başka da olumlu bir şey yapamamışlardı. bükreş ve pana’ya mağlup olmuşlardı. tek galibiyetlerini de biz hediye etmiş olduk 1-0’lık skorla. hediye diyorum çünkü; galatasaray’ın ‘yedek-yerli-azşansbulan-genç-formsuz-sakatlıktanyeniçıkan’ karışımı kadrosu görülmemiş bir isteksizlik ve vurdumduymazlık içerisindeydi. yetenekleriyle ön plana çıkan keita’yı ayır, geri kalan hiç kimse kazanmak için oynamadı. hani var ya her maça kazanmak için çıkıyoruz muhabbeti, onu yalanladılar işte bugün bu topçular. sonuçta bunun zararını kendileri görecek, takımın kaybettiği en fazla namağlup ünvanı olur. fakat alpaslan, aydın, diğerlerine göre fazla şans bulsa da barış, ayhan gibi oyuncular kötü oynayıp artı olarak sahada ruh görevi üstlenmeleri sebebiyle hocaları rijkaard’ın yüzünü kara çıkardılar. ben olsam formanın kokusunu unuttururum bu topçulara da, rijkaard’ın insaflı bir adam olduğunu biliyoruz. benim takıldığım olay, mağlubiyet değil. sonuçta futbol bu, her şeyi beklemek gerek. çok iyi oynayıp mağlup da olabilirsin. fakat isteksiz oynamaya, koşmamaya yahut sorumluluk almaktan çekinmeye bir kılıf uyduramazsın.

bu maçın en iyi yanı, formalite maçı olmasıydı. sonuçta yedekten gelecek adamlar bunlar. herhangi bir sakatlıkta ya da cezada bunlar oynayacak. pekala, eksiklerin fazla olduğu, bu maçın kadrosuna yakın kadroyla çıkabileceğimiz bir lig maçı da olabilir ileride. o yüzden sinirleniyorum bu oyuncuların kendilerini hazır tutmamalarına. orta sahada topal cezalı olsa kim oynayacak büyük ihtimal ayhan, ya da sarp yokken kim oynar; barış. bu ayhan mı doldurabilecek allah aşıkna topal’ın yerini? barış öldürücü geri paslarıyla mı ulaşacak sarp’ın tempolu oyununa? çok zor elbette. alternatif oluşturamıyorsa bu oyuncular, onların yerine de transfer döneminde farklı oyuncular düşünülebilir. ne olursa olsun, takası seven bir takımız ve takasta kullanabileceğimiz halen ligin vasat üstü tanımına uyan oyuncularından bazıları bizim kadromuzda. ara transfer döneminde yapılan hamleler pek tutmaz fakat yerinde yapılan bir transfer de etkisini direkt olarak gösterir. akılcı 1-2 transfer hamlesi -takas yoluyla gerçekleşirse 2 kat iyi olur- dengeleri olumlu yönde bozabilir lig yarışında bizim adımıza.

galatasaray 1-1 ibb

06 December 2009, Sunday

gs 1-1 ibb

puan kaybını hakeme bağlamak adetim değildir hiç. saçmalık olarak görürüm hatta çokça. fakat hüseyin göçek’in galatasaray-ibb maçının son 10-15 dakikasında gösterdiği performans beni dahi çileden çıkardı. her şey kabulüm; atmamız gerekiyordu 2’yi, topu da daha akıllı çevirip süreyi iyi kullanmamız lazımdı. fakat gözünün önünde kornere çıkan topa aut kararı vermek, çok açık biçimde temiz bi’ top çalmaya faul vermek, üzgünüm, art niyet aramak için yeter de artar bile. hüseyin göçek sezon sonua kadar dinlendirilir mi, hakemliği bırakır mı bilemem de bir daha herhangi bir futbol müsabakasında görmek istemem açıkçası bu adamı ben.  taraftarlıkla yahut taraf olmakla alakası yok bu durumun, iyi-kötü futbolla da alakalı değil. hakemin hatayı bırak, kıyım yapması istediğin kadar objektif ol, tepki göstereceğin ve sinir kat sayısını artıran bir durum. elle, kolla gol yemek, ofsayttan gol yemek ya da ne biliyim alakasız bir penaltıdan gol yemek futbolun içinde sayılabilir. lakin, gözünün önünde çok net biçimde sonucunu gördüğün pozisyonu tam tersi kararla açıklamak acizliktir ve art niyet aramayı gerektiriyor bu tutum. bu nedenle puan kaybını şans-hakemkatkısı-futbolcu hatası üçgeninde açıklayabiliriz.

son dakikada atılan golle sonucu belirlenen bir maç oldu. bu yüzden daha fazla olacaktır acısı. 80 dakika rakip bizim kaleye doğru dürüst gelememişken, hiç de iyi olmadı bu kayıp. yine de topun yuvarlaklığını hesaba katıp sonuç üzerinde değil, oynanan futbol üzerinde durmak istiyorum. hücum gücü her geçen hafta azalarak, temposu düşen ve gol pozisyonu sıkıntısı yaşayan bir takım oluvermiştik fenerbahçe maçından sonra. hem fiziksel hem psikolojik açıdan yıpranarak çıktığımız bir maçtı o ve götürüleri oldukça fazlaydı. o maçtan sonra hep ağır-aksak ilerlemeye çalıştık. ileri uç elemanları -kewell dışında- istikrarlı bir performans yönünden zayıf kaldılar. her maçı üst biten takım bir anda 2 farkı yakalayamayan hatta 2 gol atamayan bir takım haline geldi. orta sahada rijkaard’ın aradığı tarz bir adamın olmaması ve kazanma alışkanlığının yitirilmiş olması bu sonucun doğmasında etkiliydi. çok atıp, çok yiyen bir takım değildi artık galatasaray fakat artık gol atma konusunda ciddi sıkıntıları vardı. bu kadar güçlü bir kadronun nonda dışında alternatif bir forvetinin olmaması yönetime kadar götürür eleştiriyi, çok problem yaşandı çünkü bu sebeple. baros’un yokluğunda nonda o kadar silik bir görüntü çizdi ki, hoca bir maçta arda’yı forvet mevkisinde kullanmayı tercih etti. keita’nın cezalı olduğu maçlarda, sabri’yle yakaladığı uyumun bozulması yine puankayıplarının yaşandığı sürecin önemli nedenlerinden birisi oldu. kewell ve nonda’nın yedekten gelecek adam olmaması yüzünden dinlenememesi, arda’nın top yapma konusunda yalnız kalması ve elano’nun açıkça gözüken zaman ihtiyacı. ibb maçına dek bu tarz sıkıntılar yaşandı. fakat, bugün her açıdan mükemmele yakın bir galatasaray izledik diyebilirim. en başta, o heyecanı, isteği geri gelmişti oyuncuların. önde basan, birbiriyle yardımlaşan, gol atmak için fazlasıyla iştahlı bir görüntü çizdi takım. sabri’nin yokluğunda şans bulan uğur’un bazı ortaları isabetsiz olsa da, çok kez çizgiye inip pozisyon üretmeye çalışması sevindiriciydi. kewell her zamanki gibi tecrübesi ve arzusuyla etkili olmaya çalıştı. arda kenarda, aynı pana maçındaki gibi çok iyi top kullandı. ortada elano oldukça fazla sayıda, uzun ve adrese teslim paslar attı, temposu da diğer maçlara nazaran yüksekti. önceki maçlarda; keita’nın yokluğunda, onun çizgiden taşıdığı topları fazlasıyla arıyordu takım, belki de en önemlisi keita’ya ihtiyaç duyulmadı bu maç. hücumda özellikle 2. yarı pozisyon üretme noktasında çeşitlilik vardı. arda’nın ayaklarına bakan bir takım değil, sağdan soldan bindiren bir takım izledik.

son 10 dakikayı ayrı tutuyorum, hüseyin sağolsun. taraftarla inatlaşırcasına, gördüğünü inkar eden bu adam, 80 dakika oynanan topu boşa çıkardı. taraftar tepki gösterdikçe, saçmaladı hakem. büyük takımın sahasında, rakip takımı ezdirmem havasına girdi, pislediğini sıvamış oldu böylece. yanlış görmedi, gördüğünü inkar etti; buradan anlayabilirsiniz demek istediğimi. son dakikalarda topla oynama yüzdesini kanıt gösterip, ibb’nin golü hakettiğini söyleyenler yanılıyor. hakem olayı çığırından çıkarmasaydı, topa o kadar hakim olamayacaktı ibb. uzun süredir bu kadar taraflı bir yönetim görmemiştim, sağolasın h. göçek. ne olursa olsun, galiptir bu yolda mağlup felsefesine getirmek istiyorum olayı. iyi oynadıkları bir maçtan sonra, hakettiklerini alamamak, topçuları kendine getirip bundan sonra daha yürekli oynamaya, işini garantiye almaya sevkedecek umarım. bu maç üzerinden rijkaard’a giydirmeye çalışanlar olacaktır mutlaka basında veya nette. onlara yapılabilecek hiç bir şey yok, akıl fikir edinmeleri için dua etmekten başka.