January 2010 için arşiv

koymaz

24 January 2010, Sunday

güzel şarkı, süper klip. kaçak‘ın, koymaz klibini emre gökdemir ve idil dizdar çekmiş, birkan yılmaz oynamış. hepsine tebrikler efendim.

all-star 2010

22 January 2010, Friday

all-star 2010

nba all-star ilk beşleri açıklandı. batı: nash-kobe-carmelo-duncan-amare. doğu: iverson-wade-lebron-kg-howard. uzun süre kobe önde götürüyordu işi genel oylamada, geçilmiş lebron’a. yine sonlara kadar dirk vardı batı’da, duncan da onu sollamış. uzun uzadıya tartışmak yersiz all-star konusunda. birileri seçiliyor işte. en fazlası, göze hoş gelen hareketler yapabilecek, şova yatkın türden topçular seçilsin isterim. onun dışında da fazlaca “şu olmalıydı” muhabbeti yapmıyorum artık. ha, oylama şekli değişmeli dersen ona katılırım bak. haksızlık yapılsın, deron williams değil monta ellis girsin kadroya temennisindeyim ayrıca.

smaç yarışmasında yer alacak adaylar da açıklandı bu arada. shannon, g-wall, nate ve derozan-eric gordon ikilisinden biri. gordon’u 3’lük yarışmasına yazacakken, yanlışlıkla smaca kaydırmışlar herhalde. shannon, o olmadı derozan alır. nate’ten illallah geldi. smaç demişken şu video‘yu izlemenizi öneririm, kolejde iyi beceriyolar bu işi. (8 numaradaki pas ne fecalettir arkadaş!) ha bir de postercileri oyluyorlar şurada. carter candır diyorum, diğerlerinin hakkını yemek istemesem de.

lucas neill ve jo alves

21 January 2010, Thursday

neill & jo

neill ve jo. yine, ingiltere pirömiyer lig görmüş oyuncu tercihleri galatasaray’dan. işin en güzel yanı; “içi çoktan geçmiş, katar uçağına binecekken bir yanlışlık sonucu türkiye’ye, oradan da ayıp olmasın diye florya’ya gelen vasat yabancı oyuncu” döneminden, “tüm avrupa’da isim yapmış, istanbul uçağının yakınından geçmesi mümkün görünmeyen, adından ‘ah keşke’ iç geçirmeleriyle bahsedilen yabancı” dönemine geçişin, inanılamayacak kadar kısa bir dönemde gerçekleşmesi. bu dönemin olayı ise tamamen plan ve program işi. ne idüğü belirsiz, kafasına göre oyuncu alan bir zihniyet ne zaman yerini ileriyi düşünen, futbolun sistem işi olduğunu bilen kişilere bıraktı, o zaman ufku açıldı galatasaray’ın. avrupa’daki uç örnekler, chelsea ya da manchester city gibi bir “nereden nereye” hikayesi değil bu üstelik. oradaki mevzu, bir kodamanın isim kurtarma amacıyla çat kapı ortaya çıkması ve takımı geçici bir rüya alemine sürüklemesi. oysa ki, bizimkiler hep sonrasını da düşünerek hareket ediyorlar. elimize para geçti, hadi gidip yıldız oyuncu alalım kaygısı yok. bunun en iyi kanıtı, gelen her oyuncunun ve rijkaard’ın istisnasız biçimde, kendilerine anlatılan projelerden bahsetmesi.

neill’ı anlatmaya başlarken verilmesi gereken en önemli detay sanırım, 15 yıldır ingiltere’de oynaması olacaktır. millwall, blackburn, west ham ve en son kısa bir süre everton. bu takımların, özellikle de blackburn’un önemli bir parçasıydı neill. sahadaki yerini tanımlamak gerekirse, genel olarak kariyerine bakarak stoper bek sonucunu çıkartabiliriz. işin savunma yönünü ziyadesiyle becerirken, aynı zamanda hücuma çıkıp etkili olan bir stoper bek. ondan, popescu kadar başarılı top tekniği bekleyemeyiz, sabri gibi hızlı olmasını beklemek de saçmalık olacaktır. fakat, savunmadaki uyum eksikliği konusunda takıma yardımcı olacağından şüphem yok. tecrübeyi kastediyorum. üst seviyede senelerce görev yapmış bir savunmacı, mutlaka kazanımlarını aktaracaktır diğerlerine de. tekrarlıyayım, çok daha ötede şeyler ummuyorum neill’den. sağlam savunma yapsın, kewell gibi beyefendiliğiyle gençlere etkisi olsun yeter. lazım bir adamdı velhasıl-ı kelam.

gelelim jo alves de assis silva’ya. rusya’da, cska moskova formasıyla, daniel carvalho ve mavi kafa wagner love ile beraber tanımıştım onu. moskova temsilcisine sempati duymamın sebebi 3 adamdan birisiydi, bonus kafalı. takımın en hızlısı, penaltı atanı, ara ara frikikten gol atanı, bitiricisi; kısacası çok önemli bir parçasıydı. milli takımda da şans verildi jo’ya. hatırlatalım, oynama şansı bulduğu milli takım brezilya. 87 doğumlu bir oyuncu olarak, herkesin yakalayamadığı bir başarıyı çok genç yaşta yakaladı. ilk milli maçı da ilginçtir, türkiye’ye karşı. cska moskova’da gösterdiği performansın onu avrupada daha ön planda bir takıma taşıyacağı kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. manchester city, 18 milyon pound’a jo’yu kadrosuna kattı. mark hughes’la, aynı elano gibi sorun yaşaması, kiralık olarak everon’a yollanmasına neden oldu milyonluk adamın. geçen yılı goodison park’ta tamamladı. bu yılı da, türkiye’ ye gelene dek, orada geçirdi.

cska’da hayran hayran izlediğim bu ince adamı, hiç düşünmemiştim tuttuğum takım formasıyla. istatistiğe itibar eden de var, etmeyen de. ben vereyim istatistiği, gerisi size kalmış: corinthias 54 maç 23 gol, cska moskova: 78 maç 44 gol, m.city 9 maç 1 gol, everton 22 maç 7 gol. izlemişsindir; sonrası futbol zevkine kalmış, beğenirsin beğenmezsin. fakat istatistik bilgilerini açıp, hiç maçını izlememişken, “ingilterede şu kadar maçta şu kadar gol atmış, beğenmedim ben bunu, bu da kim böyle?” seviyesizliğinde yorum yaparsan, ciddiye alınmazsın pek.

jo transferinin tek kafa karıştırıcı yanı, avrupa ligi’nde oynatılamayacak olması. yalnızca lig’de faydalanılabilecek bir oyuncu. buradan çıkarılabilecek sonuçlar; gelecek yıl aslantepe’de mutlaka şampiyonlar ligi maçları oynamak istiyor yönetim. ayrıca, başka bir forvet transferi daha görürsek şaşırmayalım.

ısınma turları

09 January 2010, Saturday

esat yılmaer’in chicago röportajı sonrasında gelen en kafası güzel yazılardan birisi, beklenildiği gibi hürriyet’ten. haberin konusu kısaca; messi’yle ödül töreninde tanışan, moldovanın kuzeninin karısı yasemin pelosi’nin, arjantin’liye arda hakkında sorduğu sorular ve aldığı yanıtlar. bi’ taraflarından uydurdukları haberi bitirirken  iki oyuncuyu kıyaslayarak da, kendilerince kurnazlık yapmaya çalışıyor damadın adamları. yiyen var tabi bu çakallığı, mal dolu çünkü ülkede. haberin yorum kısmına bakınca anlayabiliyoruz durumu. şaka maka, yaratıcılıkta sınırları zorladıkları için teşekkür etmek gerek kendilerine. hiç değilse, kim kuş kadar zekaya sahip kim normal, belli oluyor sayelerinde.

cemal için frankfurt’a gidecek diye haber yapmış milliyet. cemal gitsin, dönmesin türkiye’ye isterim. hem galatasaray için hem kendisi için daha iyisi bu olacaktır. yönetici ve teknik ekip düzeyinde herkesi cezalandırmıştı kulüp, cemal’i affedip ileride tekrar takıma çağırmazlar umarım, bundan korkuyorum en çok. yapılan saçmalıktan sonra, küme düşsek üzülmem diye düşünürken, tüm  adı olaya karışanların takımdan uzaklaştırılması ve geride kalan oyuncuların verdiği olağanüstü mücadele, beni umutlandırdı. rancik, jasaitis büyük keyif tbl için.

son zamanlarda sıkça bahsedilen haberlerden birisi de bahis skandalı. geniş kapsamlı bir inceleme başlatıldı, almanlar dinledi ve türkiye’de de karanlık işler döndüğü belgelendi. bi’ dönem galatasaray’ın da denediği, muz ortacı, kayserispor’lu bilal aziz’in ismi , telefon kayıtları aracılığıyla şike iddiasında yer aldı. milliyet’in haberinde görüşmelerin detayı da yer alıyor ve federasyonun kayseri-eskişehir maçını incelemeyi aldığı söyleniyor. benim şaşırdığım durum; iddia’da, bilal ve 3 ismi bilinmeyen kayserisporlu oyuncunun eskişehir maçı için bahis çetesiyle takımlarının yenilmesi için anlaştığı ve bunu başaramadıkları yer alıyor. hatta bu olaydan sonra bilal’e çatıyor çete ve ölümle tehtid ediyor. oldukça ilginç bir senaryoymuş. gün itibariyle bilal’in lisansı kayserispor tarafından askıya alınmış. bakalım önümüzdeki günlerde bu konu hakkında nasıl gelişmeler yaşanacak?

nba’de yılın aptalı oylaması yapsak, açık ara 1.’liğe giderdi herhalde arenas. silah muhabbetine, koca 1 yılı, buna bağlı olarak belki de nba macerasını kendisi yedi bitirdi. çıktı, şaka yaptım dedi, sıvadı bir de. o şakayı affetmiyorlar oralarda tabi. işin içine fbi girdi, başı iyice derde girdi zero’nun. bu noktadan sonra wizards’ın, kontrarını feshedebilme şansı, sponsorlarının geri çekilme düşünceleri, stern’ün prestij hesapları derken paraşütsüz düşüşe geçebilir arenas. olayın diğer tarafı crittenton da masum değil gibi duruyor. o  da, nasibini alabilir ağır cezalardan.

cm 01-02’lerde kalmış bir sahte menajer olarak söylüyorum, fm 2010 güzel oyun arkadaş! karışık ve gereksiz ayrıntılarla doldurulmuş fm serisinden haz etmedim bugüne kadar. gerçi açıp oynamışlığım da yoktu pek. fakat 2010 önyargımı kırdı desem pek yanlış olmaz hani. normal şartlarda, 1-2 saate çözüyorsunuz oynanışı ve alışıyorsunuz. yepisyeni kadrolar, transfer bütçesini ilhan cavcav’dan az tutan yönetimler ve keşfedilmeyi bekleyen genç topçular. kısalistende, en az 30 genç olmalı, hacı.

raikkonen’i severdim f1’de. onu desteklerdim. bu yüzden mclaren mercedes’i tutuyordum. rakibi olduğu için ferrari’yi pek sevmiyordum. ferrari pilotu olduğu için schumaer her ne kadar efsane olsa da esas adamım değildi. sonra işler değişti, schumaer bıraktı, raikkonen ferrari’ye geçti, şampiyon oldu. sevindik, ettik. ardından raikkonen bıraktı, schumaer mercedes’le pistlere geri döndü. ee,nasıl iş lan bu? ne anladım bu işten ben. gidip, takuma sato’cu olucam.