March 2010 için arşiv

hayal kırıklığı

29 March 2010, Monday

her galatasaray taraftarı gibi büyük bir hayal kırıklığı içindeyim; üzüntülüyüm, sinirliyim. ilk derbi mağlubiyetimiz değil, son olmayacağı da kesin. bu oyun devam ettiği müddetçe yeneceğiz, yenileceğiz. üzüntüm fenerbahçe’ye yenilmekten de öte. üzüntüm alınacak puanların bu kadar değerli hale geldiği, üstelik kendi sahanda oynanan bir derbi maçında oynanan bu ruhsuz, isteksiz oyuna. sinirim fenerbahçelilere değil, onların sami yen’de sevindiren futbolcularımıza, maç öncesi deli gibi bağırıp maçı televizyonda izler gibi izleyen ‘derbi’ taraftarlarına..

teknik, taktik olarak bir sürü şey konuşulabilir, tartışılabilir. mağlubiyet bir sürü nedene bağlanabilir. ama hiçbirinin önemi yok. hani hep övündüğümüz galatasaray ruhu var ya, işte o yoktu. bizim galatasaray bu değil, bu olmamalı.

ortada bir gerçek var; galatasaray bu sezonki hiç bir önemli maçını kazanamadı ve bu maçla birlikte bir senenin emeğinin boşa gitme tehlikesi mevcut. tam tersi olarak şampiyonluk şansı da her şeye rağmen devam ediyor. artık fikir yürütmeyi bıraktık, ‘eğdik başımızı usul usul yürüyoruz.’

aynı rol, aynı perde

21 March 2010, Sunday

eskişehir maçı sayesinde sinirlenmemem gerektiğini anladım galatasaray adına. bu sebeple de trabzonspor maçı etkilemedi hiç beni. tekniğin, taktiğin ötesinde bir şey yani bu olay. yetenekli oyuncun var, gösteremiyor cevherini. mücadele eden, oyun iştahıyla bir yerlere gelebilmiş oyuncun var, koşmaya tenezzül etmiyor. ee, hangi taktik varyasyondan bahsedebiliriz burada? ki suçu topçularda bulmuyorum artık ben. eğer böyle kritik bir maçta, galatasaray forması verilip, sahada görevlendirildiyse bu adamlar, kendilerine inanılıyor demektir. yönetim ışık görmüş almış, hoca beğenmiş oynatıyor. mamafih, adam yeteneksizin önde gideni. veyahut; bırak koşmayı, yürümeye mecali kalmamış. bu, 2 kere 2 =4 kadar net şekilde ortadayken, kusura bakılmasın ama suç onlarda değil, onların orada olmasını sağlayanlardadır. barış’ı zorla mı aldılar takıma. taraftar zoruyla mı 11’de görevlendirildi bu herif. aynı mantık; mustafa, m. topal, gökhan, ayhan için de geçerli. diyeceğim o ki, her yenilgi sonrası bu topçulara yüklenmekle bitmiyor olay. biraz daha genele bakabilmeliyiz artık. galatasaray’a transfer edilen her oyuncunun belli seviyenin üstüne çıkabilecek potansiyelde olması gerektiğini kabul etmeliyiz.

eskişehir maçı telafi edilebilecek bir kayıp olarak gözüküyordu fakat oynanan futbolun hiç iç açıcı olmadığı da gerçekti. burada kastım, şiir gibi top oynamalısınız veya rakibi yarı sahasından çıkartmamalısınız değil. biraz olsun oyunun kontrolünü eline alabilmek, rakibin üzerine kontrollü biçimde gidebilmek arzu ettiğim yapı. eskişehir’de hiç birisini uygulayamadık ve perşembenin gelişi çarşambadan bellidir misali trabzon’da da aynı futbol sergilendi. her iki maçın başında da kaçan goller, ardından yavaş yavaş kontrolün rakibe geçmesi, defansta bireysel hatalar ve yenen ucuz gol. sonra geriden gelmeye çalışan fakat bunu nafile çabalarıyla sonuçlandıramayan bir takım.

bu hüviyette birbirinin benzeri iki maç oynamak ve ikisinde de oldukça gerekli puanlar kaybetmek, şampiyonluk yarışını da etkiliyor haliyle. alttan alta, zirveyi kovalayan bursa, yarın evinde oynayacağı denizli maçını alırsa, en yakın rakibine 5 puan fark atmış olacak. fikstüre bakınca, bursa’nın bir önemli avantajı da haftaya galatasaray ve fenerbahçe’nin ya berabere kalarak birbirlerini engelleyecek olması ya da birisinin yarış dışı kalma ihtimali bulunması. bursa ise istanbul’da, belediye karşısına çıkacak. denizli’yi de yenerlerse, bursa’dan akın olur herhalde olimpiyat stadına. fakat unutmamak gerek, geçen yıl şampiyonluğa koşan sivas’ı koltuğundan indiren takımdı abdullah avcı’nın belediye’si. diğer şampiyonluk adayı beşiktaş’ın da haftaya rakibi eskişehir. puan tablosuna ve gelecek haftanın maçlarına şuradan bakılabilir.

ne keita’nın deplasmanda, içerdekinin neredeyse yarısı kadar oynayamaması, ne saçma sapan hatalardan hiç olmadık goller yenilmesi; rıdvan’ın maç sonuçlarına göre yüz renginin değişmesine rağmen  fevkalade, olağanüstü yorumcu sıfatlarıyla ödüllendirilmesi kadar rahatsız edici değil hiç bir şey.