September 2010 için arşiv

ütopyalar güzeldir

19 September 2010, Sunday

ülkenin gurur kaynağı; dev adamlar

13 September 2010, Monday

türkiye - sırbistan

basketbol dahilinde bugüne kadar şahit olduğum en özel, en anlamlı turnuvalardan birisiydi 2010 dünya şampiyonası.. türkiye’yi destekleyip de, şu tablodan memnun kalmayan yoktur zannediyorum.. final maçının son anlarında parkede fark yiyen oyuncuların herkes tarafından ayakta alkışlanması, herkesin memnuniyetini dile getirmesi açısından çok şıktı.. geçmişte çok kızmışızdır bu takıma. bu topçulara.. bu hocaya.. fakat bugün, hiç öyle “lafımın arkasındayım”cılık oynamanın gereği yok.. bu takım, topçular ve hoca, bizlere unutamayacağımız anlar yaşattılar.. hepsine tek tek helal olsun.. takım kaptanından, sağlık elemanlarına kadar herkese.. emeğinize sağlık.

fifa 2011 geliyor

08 September 2010, Wednesday

çok nettir benim için; playstation mevzubahis ise fifa, pes’i tokatlar.. bu son bir kaç yıldır böyle..  fia’nın 08, 09 ve 10 serilerinde fark atması, acıdır ama bir o kadar da gerçektir.. acıdır diyorum çünkü oyun oynayanların çoğunun fikirleri pes’in daha iyi olduğu şeklinde.. oysa durum farklı.. ea sports ve fifa büyük bir atak içerisinde.. ben, playstation cafe’lerdeki pes hakimiyetinin de kırılacağını düşünüyorum bir süre sonra..

gelelim fifa’nın son üretimi, fifa 11’e.. oyun, pc, playstation 2-3, xbox ve psp için çıkartılacak.. demo 16 eylül’de yayınlanıyor.. tamamen çıkış tarihi ise 1 ekim olarak belirlenmiş.. şimdilik fragmanlar ve tanıtımlardan takip etme fırsatımız oluyor.. söylenen, tüm zamanların en iyi spor oyunu hatta en iyi oyunu olduğu.. ea sports yetkilileri de oldukça iddialı bu konuda.. bekleyip görmek lazım tabi..

oyunda bazı yenilikler var.. oyuncuların kişisel özellikleri geliştirilmiş.. “be a golkeeper” adında şahane bir şey geliyor.. kaleciyi yönlendirme fırsatımız olacak.. paslaşmaların daha bir profesyonel hale geldiği, kafa vurma tekniklerinin geliştiği ve yeni çalım özelliklerinin eklendiği söyleniyor.. oynanış açısından fifa10’un da üzerine çıkılacak sanırım.. oldukça vaatkar anlayacağınız easports.. ayrıca, sevinme şekillerini biz belirliyorduk. bir güzellik de bu sevinmeleri birden fazla oyuncu ile gerçekleştirebilecek olmamız.. drogba’ya takla attırırken, lampard’a “guiza oku” yaptırabileceğiz artık.. liglerin lisanslarını alma hususunda ea sports’un muadillerine göre çok önde olduğu da malum.. avrupa, asya ve amerika’dan bir çok ulusun ligleri oyunda lisanslı şekilde yer alıyordu.. bu ayrıntı da gelişerek devam ediyor..

ea sports yetkililerinin geniş bir yelpazade çalıştıklarını, her ülkeden çeşitli kişilerle irtibata geçerek gerçekçi bilgilere ulaşıp, değerlendirmelerde bulunduklarını biliyoruz.. oyunda takımlara gerçekçi değerler verilmesi yönünden bu da sağlam bir veri..

“be a goalkeeper” videosu da izlenmeli mutlaka.. sonunda, oyunun gamesmaster’dan 100 üzerinden 94 aldığını hatırlatalım, ve beklemeye devam edelim..

ibrahim selen

08 September 2010, Wednesday

adana demirspor’dan geldi galatasaray’a ibrahim. bildiğim kadarıyla demirspor’a da hakettiği yetiştirme parasını kazandırarak ayrıldı adana’dan. buna rağmen, demirspor taraftarı ve yönetimi arasında bir münakaşaya yol açtı onun gidişi.. sanırım taraftarların ibrahim’e dair büyük beklentileri vardı.. bir anda başka bir kulübe satıldığını öğrenince bir tepki verdiler.. gayet normaldir. hiç kimse, yetiştirdiği, kendi topçusunu bu kadar kısa dürede başka bir formaya transfer olmuş şekilde görmek istemez.. bu durum arda’nn ilk yılından sonra, liverpool’a transfer olması gibi bir şey bence.. neticede ibrahim selen artık florya’da devam edecek futbol yaşantısına.. yalnızca 93 doğumlu ibrahim.. izleme fırsatım olmadı henüz.. takip edenlerin anlattığı, onun çok özel bir futbol yeteneği olduğu yönünde. türk futbolunun sayılı forvetlerinden bir tanesi olacağını öngörenler dahi var etrafta.. öyle ya, bu kadar genç bir oyuncuyu belli bir bedel ödeyip almaz kolay kolay her kulüp.. alt yapıya böylesi yatırımlarda bulunması dahilinde, tebriklerimizi de sunmalıyız yöneticilere.. ve tabi tugay’la,  birlikte çalıştığı ekibine..

şimdilik futbolculuğunu ve meziyetlerini anlatan yazıları alıntılamak istemiyorum.. fotoğraf da yok.. zaten bulunamıyor pek fotoğrafları… bu tutum, biraz da “sütten ağzı yanıp, yoğurdu üfleyerek yeme” mevzusuyla ilişkileniyor.. nice büyük topçu olacağı söylenen, potansiyelin gözüne gözüne vurmuş çocuklar, hiç a takım yüzü görmeden söndü gitti.. henüz yolun çok başındaki bu çocuğa da elbet destek vermek lazımdır.. fakat bir anda çok farklı bir mertebeye çıkartmak, ona zarar vermek anlamında gelebilir.. adı dursun bir kenarda. zamanı gelince hakettiği değeri veririz ziyadesiyle..

türkiye – belçika; mühim sonuç

08 September 2010, Wednesday

türkiye a milli futbol takımı

işte bu tür maçlar çok daha net ayırmamızı sağlıyor, tv’de konuşan yorumcuların iyisini kötüsünü. öyle oturduğun yerden belçika’yı rahat geçeriz demekle olmuyor bu işler.. adamlar iki duran toptan gol buluyor, maç tehlikeye giriyor.. şu şartlarda, bir tarafın çok ağır bastığı maçlarda dahi, kesin ifadeler kullanmayacaksın.. çok antipatik oluyor.. günümüzde her takımın birbirini zorlayabileceği gerçeğini bir kez daha kanıtlayan bir yapıda şekillendiği için, maç beni mutlu etti açıkçası. sonucun güzel olması da önemli tabi..

hiddink’in kadro seçiminde yahut çıkardığı 11’de yapıtığı tercih hatalarını mazur görmek gerekiyor şu an için. takımı, ülkeyi ve ligi tanımamasından kaynaklanıyor olabilir. fakat, maçı kazanmak adına yaptığı hamleler, onu özel kılmaya yetiyor da artıyor bile benim gözümde. tuncay’ın arkaya atılıp, rakibi daha zor bir duruma sokacağı yere alması takdire şayandı.. semih’i de gol atmamız gereken noktada oyuna alarak, gol bölgelerinde nerede duracağını bilen bir adamı kullanması, işi bildiğine işaret.. bir başka detay da ; arda turan’ın ulusal maçlarda bu denli yüksek verim vermesi, rakiplerin onun adam geçme tekniğini henüz tam kavrayamaması ile alakalı olabilir.. tabi, arda’nın teknik yönüyle ilgili herhangi bir kuşkum yok fakat, karşıdaki adam, arda’nın yapacağı hamleyi tahmin edemiyor.. oysa ligde arda bu çizgide çalım atma işinden çok, fizik ve güç kullanarak, topu koşturmaya çalışarak oynuyor.. böyle oynadıktam sonra bir problem yok neticede..

şu duran toptan gol yeme mevzusu iyiden iyiye bulanık bir hal aldı. göremediğimiz bir şeyler var sanki. sahiden, adam adama markaj mıdır bizim bu pozisyonlardaki sıkıntımız yoksa, psikolojik manada bir gel git mi yaşıyoruz?.. onur gibi formda bir kalecinin dahi büyük bir zamanlama hatasıyla gol yiyebildiğine şahit olduk milli formayla.. elbette tecrübesizlikle ilintilenebilir bu hata.. fakat altında yatan temel problem, yıllardır yan ve duran toplarda türk’lerin hatalı goller yemesinden ötürü yaşanan gerginlikte saklı olabilir.. hiddink’in bu konuya özel bir uygulamayla değinmesi şart. gerekirse oyunculara uzun süreli bir çalışma yaptırılarak, bu konu hakkında güven tazeleme imkanı sağlanabilir..

grubu 2. tamamlama şansımızı artırdık bu maç neticesinde.. belçika’dan 6 puan öndeyiz.. bir de onlara konuk olduğumuz maçı kazandığımız taktirde, almanya ile direk olarak muhattap olma ihtimalimiz var.. sırasıyla değerlendirmek gerekiyor aslında maçları.. hülasası; ilk iki engeli aştık ve bayırı tırmanmaya başladık. ve fakat önümüzde büyük bir tepe var. onu geçmeden, bitmez bu iş..

non-flying dutchman; dennis bergkamp

07 September 2010, Tuesday

bergkamp

bu aralar bir “ustalara saygı kuşağı”dır gidiyor bende. arsenal’e sempatim olduğunu belirtmiştim daha önce. e, hollanda da malum, büyük bir futbol cennetidir. bu ikisini birleştirince sonuç; dennis bergkamp..

uçak korkusu nedeniyle “non flying” lakabıyla ünlenen bu adamın,  futbolculuğunu anlatmaya pek lüzum görülmez kolay kolay. zira ne kadar istatistik versen, yorum yapsam da onu canlı izlememiş hiç bir kişiye layığıyla aktaramazsın.. biz gene de uğraşalım.. dennis’i futbol’a ve bizlere kazandıran adam, çokça futbol efsanesinin doğuşunda emeği olan johan cruyff’tur.. ona ilk şansı sarı fare vermiştir ajax genç akademisinde..  ajax’ta 17 yaşında forma giymeye başlayan bu 69 doğumlu çocuk, takımı ile birlikte hollanda ligi şampiyonluğu, uefa kupası şampiyonluğu ve iki kez olmak üzere gol krallığı gibi büyük zaferlere imza attıktan sonra, 93’te seri a’ya; inter’e transfer oldu. eklemek lazım, bergkamp ajax kadrosu içerisinde bulunduğu süre zarfında 185 maçta 128 gol atmıştır..

italya dennis adına büyük hayal kırıklığı oldu.. buradaki futbol sistemi onun eğitim aldığı düzeyin çok daha farklı bir versiyonuydu.. aslında hollanda’lı olup da italya ligi’nde iz bırakmış bir çok oyuncu vardır fakat, dennis’in catenaccio’ya uyum sağlayamadığı bir gerçekti.. pek uzun da sürmedi bu macera zaten..

95 yılında italya’dan, ingiltere londra’ya; arsenal kulübüne transfer oldu uçamayan hollandalı.. onu kulübe kazandıran isim, zamanın arsenal patronu bruce rioch’tur.. dennis’e ödedikleri bedel, 7.5 milyon.. aldıkları daha doğru deyişle alacakları verim paha biçilemez tabi.. bergkamp’ı bugün burada efsane statüsünde değerlendiriyor ve anlatıyorsak bunun kaynağı biraz da arsenal’in başına 96 yılında gelen adamdı. ismi; arsene wenger.. bu fransız’ın gelmesiyle yepyeni bir hal alan londra kulübü, 97-98 sezonunu lig ve fa cup şampiyonu olarak tamamlamış, hollanda’lı dennis ise, attığı goller ve yaptığı asistlerle yılın futbolcusu seçilmişti..

98’de dünya kupası’nda da oynayan bergkamp, takip eden senelerde arsenal ile çeşitli lig ve kupa şampiyonluklarına devam etti. wenger’in onun teknik donanımı üst seviyedeki yeteneğine uygun futbol anlayışı sayesinde her geçen sezon seyircileri büyülemeye devam eden hollanda’lı, avrupa’da bir türlü mutluluğa ulaşamadı. 2000’de galatasaray’a penaltılarda kaybettiklerinde ve 2006’da barcelona’ya şampiyonlar ligi finali’nde mağlup olduklarında bergkamp da kadrodaydı. tek “yazık oldu” diyebileceğimiz yönü de budur zaten..

dennis bergkamp’ın arsenal’i ve futbolu bırakması da öyle damdan düşer gibi olmadı. böyle bir üstadın futbolu bırakacağı söylentileri çıktığı anda taraftarlar homurdanmaya başladı.. bunu üzerine wenger onun kontratını bir yıl daha uzatma kararı aldı.. ertesi yıl yani 2006’da aynı zamanda arsenal’in highbury’deki son sezonunda futbola nokta koydu bergkamp.. hem onun hem de highbury’nin son maçında, wba karşısında gol atıp asist yaparak veda etti taraftara.. böyle bir futbol zekasını istatistiklerle anlatamayız fakat yine de ekleyelim; dennis bergkamp arsenal’de forma giydiği dönem; oynadığı 315 maçta 163 gol atıp 177 asist yaptı.. tabi bu rakamların çok daha ötesinde, futbol tarihinin gördüğü en muazzam, en klas topçulardan bir tanesi o hiç şüphe yok ki..

şu golün üzerine söz söylenebilir mi allah aşkına?..

elemelerde ikinci maçlar

07 September 2010, Tuesday

ingiltere

sporda yoğun bir milli süreç geçiriyoruz. basketbol dünya şampiyonası, futbol euro2012 elemeleri, voleybolda yunanistan maçları derken, nereyi takip edeceğini şaşırıyor insan. hatta geçen gün basketbolcuların oynadığı 2. tur fransa maçına, futbolcular da gelmiş, arkadaşlarına destek vermişti. sabri, gene göstermişti farklılığını..

bu akşam belçika önündeyiz. grupta avantajı yakalamak istiyorsak, elbette bu maçta puan kaybı yaşamamamız gerekiyor.. kazak maçında oynadığımız futboldan ziyade, asıl çekince yaratan nokta bu tarz üst üste oynanan 2 milli maç dönemlerinden 2 galibiyet çıkartamama sorunumuz.. ya ilk maçı kaybedip ikincide bir çaba gösteriyoruz. yahut da ilkini kazandıktan sonra bir rehavete girip, ikincide puan kaybediyoruz.. bu defa öyle olmamalı. grupta direk olarak rakibimiz belçika. daha önce de dediğim gibi, onları içeride dışarıda yenersek, 2.lik neredeyse cepte olur..

ben hiddink’in düzen ya da oyuncu değişikliğinde bulunacağına ihtimal vermiyorum pek. astana’da oynadığımız kadro çıkar sahaya. defansa ömer erdoğan’ın girmesi gayet olumluydu ilk maç. hakan balta gibi statik oynayan bir bekin ters kanadında sabri ya da gökhan gibi seri adamların olması önemli.. emre-aurelio garanti oynuyorlar.. hamit biraz daha orta bölgeye yakın oynatılabilir. çizgiye inmesindense, ortadan oyuna hükmetmesini tercih ederim. en ileride tuncay, pasör olarak öne çıkmakla birlikte, golcü kimliğini de hatırlamalı. arda zaten en verimli maçlarını milli formayla çıkartıyor..

rakipte dinamik bir kadro var. van buyten, kompany, fellaini ve hazard sağlam adamlar. oyunu stres altında devam ettirmeye kalktığımız taktirde, üstünlüğü ele alabilirler. dünya kupası elemelerinde ziyadesiyle zorlamışlardı bizi.. duran toplarda da dikkat etmek lazım.. vermaelen ve van buyten etkili olabiliyorlar.

elemelerde bizim grupla beraber, diğerleri de oynuyor bu akşam.. cuma-salı ilginç olmuş aslında.. rusya – slokavya güzel maç olur. gene, sırbistan – slovenya da sağlam geçecektir.. normal şartlarda italya, faroe adalarına gol olup yağmalı. yağamazlar ama.. isveç de san marino’yu yakalamışken, acımadan 5-10 yazabilir, dikkat.. isviçre – ingiltere var. bulgarlara 4 atan ingiliz’ler beklemedikleri bir puan kaybı yaşayabilirler. bekliyorum ben böyle bir şey açıkçası..  güney kıbrıs ile 4-4 berabere kalan portekiz, norveç deplasmanında. galip geliceklerini düşünüyorum bu kez.. ve en son da misimovic’li bosna, fransa’yı ağırlıyor.. şöyle temiz bi’ 4 çekseler fransa’ya ne güzel olurdu ama! misimovic’ten goller-asistler, artık ne yapabiliyorsa bekliyoruz işte..bizim maçtan bir saat sonra başlıyor bu maç. 2. yarısına bakılır..

pero cameron

07 September 2010, Tuesday

yeni zelanda

güzel insan, klas basketbolcu.. yeni zelanda ulusal basketbol takımının üstadı.. bugün 36 yaşında profesyonel kariyerine nokta koydu.. son maçına türkiye’de çıkmış olması da ayrı bir güzellik. zaten banvit’te de oynadı bir dönem. tab baldwin ile birlikte bantit’te birliktelerdi. aynı yeni zelanda takımında olduğu gibi..

cameron farklı bir basketbolcudur. boyu yalnızca 1.98 olmasına rağmen pota altında oynayabilecek bir adamdır. basketbol iq’su dediğimiz kavram, cameron ile tanımlanabilir rahatlıkla. yeni zelanda’lıların haka dansında da en önde yer alan isimdir kendisi.. anlayacağınız, saha içerisinde yaptığı liderliğin yanı sıra haka dansında da liderlik görevi vardır.. yapısı ve basketbol bilgisi itibariyle diğerlerinden ayrılan bu ‘dombili’ adam, dünya şampiyonasının 2. turunda rusya ile oynadıkları maçta, kariyerini tamamladı.. geçtiğimiz yıl ülkesinin takımlarından bir tanesinde koçluk görevine başlamıştı. sanırım orada takımı şampiyon yaparak, yılın koçu ödülünü almış.. böyle de şık bir insan işte..

ümit ediyorum, yolu gene ülkemizden geçer de basketbolculuğu kadar iyi olacağını tahmin ettiğim koçluk kariyerinde, bizlere de bu oyun hakkında dersler verir.. gene bekleriz dombili..

us open 2010

07 September 2010, Tuesday

us open2010

eurosport ve şahane spikerleri sağolsun, bu yıl da keyifle takip ediyoruz us open’ı. ters saatlere denk gelmesi zorluyor olsa da, göz attığımız kadarıyla bir şeyler yazacağız sezonun son grand slam’i hakkında..

bu ay başında başladı us open 2010. sezonun son grand slamı bu turnuva.. seri başı tenisçilerin görünen tablolarıyla çeyrek-yarı finallere rahat çıkması bekleniyordu. gün itibariyle, 3. tur maçları tamamlandı.. 1 numara rafael nadal henüz set kaybetmiş değil. hatırlatalım, ispanyol tenisçinin hiç amerika açık şampiyonluğu yok.. bir sonraki turda rakibi ispanyol lopez olacak.. federer de 4. tura çıkmayı başardı. 3. turda fransız mathieu’yu geçen fedex, 17. grand slam’ini kovalıyor.. onun da rakibi melzer.. andy murray’den büyük şeyler bekleniyordu. bu yıl formda olan 4 numaralı seri başı, turnuvanın final oynaması muhtemel tenisçilerindendi. 3. turda elendi gitti murray.. djokovic, monfils ve söderling yollarına devam ediyorlar.. benim tahminim erkeklerde nadal rahat götürür işi..

kadınlarda serena williams yok. son wimbledon şampiyonu malesef yer alamıyor bu yılki us open’da. kardeşi venus, çeyrek finale yükselmeyi başardı. kadın tenisindeki favorilerimden birisi ana ivanovic’tir. üzdü ana bizleri. 4. turda, clijsters’e elenip veda etti. zaten son şampiyon da bu clijsters.. sharapova henüz çıkmadı 4. tur maçınca. pek sevmem, ilgilenmem de onunla.. plaselerimden, maria kirilenko 3. turda elendi. son dönemlerin başarılı tenisçisi danimarka’lı wozniacki de yoluna devam edenlerden.. tabi, jelena jankovic de gitti. üzülmedik hiç.. neticede, şahsen wozniacki’nin kadınlarda şampiyonluğa ulaşacağı tahmininde bulunuyorum..

adam değilsin

06 September 2010, Monday

emanuel adebayor

gol attıktan sonra koşarak arsenal tribünlerine doğru kaydığı anda kopmuştu tüm bağlar.. ahı tuttu arsenal’lilerin, tutunamadı manchester city’de. gitmek istedi. gönderemediler, ellerinde patladı.. beyefendi şimdi de şöyle buyurmuş;

bu sene muhteşem bir kadro kurduk. tarihi başarılar elde edebilecek oyunculara sahibiz. artık arsenal’den daha büyük bir kulüp olduğumuzu söyleyebilirim…”

çok çapsız herifmiş..

the big lebowski

06 September 2010, Monday

The-Big-Lebowski

efsane. tembelliğin, vurdumduymazlığın, kaygısızlığın baş kahramanı; ‘the dude’ jeffrey lebowski.. coen kardeşlerin baş yapıtıdır bu film. 98 çıkışlıdır ve oyuncuları; jeff bridges, john goodman ve steve buscemi gibi ağır abilerdir.. ve ‘kült film’ diye bir tabirin var olduğunu kabul ediyorsak, alası big lebowski’dir. hatta lebowskinizm’i benimseyen insanlar bulabilirsiniz gayet rahat.. ben bir ‘white russian’ olayının hastasıyım, bir de havaya  kül savurma sahnesinin.

and so, theodore donald kerabatsos…

araf

06 September 2010, Monday