October 2010 için arşiv

kadıköy’de derbi berabere

24 October 2010, Sunday

bu akşam sahada kazanan bir taraf yoktu.. oysa tribünlerde vardı.. deplasman tarafındaki galatasaray’lılar bugüne kadarki en iyi performanslardan birini çıkarttılar. hepsine tek tek tebrikler öncelikle.. bu işin sahadaki futbolla ne kadar orantılı olduğu da anlaşılmıştır sanırım.. takımı 4 yemiş bir deplasman taraftarı topluluğundan iyi bir performans beklenemez zaten.

sahaya inmek gerekirse, gene sonda bahsetmemiz gereken şeyden başta bahsedelim.. pino’nun vurduğu o topu içeride görmek, taraftarın galatasaray’a dair hayal ettiği en özel anlardan birisidir.. kadıköy’de 10 yıl sonra, 90. dakikada atılan şık bir golle fenerbahçe’yi yenmek.. off.. olabilecek en güzel şeylerden birisidir.. olmadı tabi. beraberlik bu kez alınsa da o topu o kalelere sokamama bahtsızlığı devam etti. galiba o top benim kadıköy deplasmanına gitmememi yadırgadı, içeri girmek istemedi.. böyle bir anı orada yaşamayı tercih ederim elbette.. bir hayır vardır belki de bu işte..

maç başlamadan oluşan atmosfer aslında fenerbahçe’nin çok aleyhineydi.. tüm şartların fenerbahçe lehine geliştiği ortamda, rehaveti ve baskıyı engelleyemediler.. bu baskıyı kırmak için hem yönetim hem de aykut kocaman uğraştı fakat genel hava değişmedi.. hemen her fenerbahçe’li farklı kazanacaklarını düşünüyordu.. hatta 7-8 atacaklarını ciddi ciddi düşünenler vardı.. bu kötü bir durum tabi. böylesine bir güven mutlaka baskı yaratıyor..

erken gol gelmeyince, galatasaray da iyiden iyiye ileride oyun kurmaya başlayınca; fenerbahçe bocalamaya başladı.. kalabalık orta sahasıyla üstünlüğü ele alan taraf sarı kırmızıydı.. burada hemen eklemek isterim; mustafa sarp hiç bir surette galatasaray formasını giyemez.. asla.. aynı şekilde şu formuyla hakan kadir balta da.. neyse oyuna dönmek gerekirse, yalnızca topuz ve emre ile orta alanı kontrol edeceğini düşünen aykut büyük bir hata yapmıştı.. kanatlardaki stoch dia ikilisinin şahane şekilde kontol edilip, oyundan düşürüldüğü ortamda, orta alanda da hakimiyet kuramayan fenerbahçe ilk yarıda çok sönük bir görüntü çizdi.. galatasaray oluşan havadan çok iyi faydalandı.. oldukça rahattı topçular.. kaybedecekleri bir şey yokmuşcasına serinkanlılardı.. sabotaj muhabbeti gündeme geldi tabi hemen.. vallahi topçular rijkaard’ı sabote etmiş olabilir gerçekten de bu maçın bir kanıt olduğunu asla düşünmüyorum.. hocayı değiştiren her takım yaşar bu süreci.. manisa’da da sabotaj vardı o zaman.. ya da hocasını değiştirdikten sonra çıkışa geçen herhengi bir takımda.. bu sabotaj işi çok daha kapsamlı.. ve daha köklü değişimler gerekiyor.. şu an için eşelememek gerekir bence.. ileride tek tek hesap sorulur yalnız..

hagi’nin oynatacağı futbol için bir takım ipuçları sundu bu maç aynı zamanda.. orta alanı kontrolü altına almak isteyen bir takım izleyeceğiz öncelikle.. geride oynayan oyuncuların daha çok değil de daha aklıcı pas yapmaları gerekiyor.. ileride de çift forvet olacağını düşünenler falan vardıysa, unutsunlar. zaten günümüz futbolunda 4-4-2’nin değeri kalmamıştır.. elinizde baros gibi bir adam varken mutlaka ondan maksimum verim alabileceğiniz bir sistem oluşturmalısınız.. bir diğer yenilik elano olacak gibi.. cılızlığı tamamen geçmiş değil fakat en azından istekliydi.. tam hazır bir elano bu ligde galatasaray’ı sırtında taşır aslında.. misimovic’i bile kesebilir..

neticede; arda, baros ve kewell’ın oynamadığı bir maçta feenerbahçe’ye karşı daha iyi oynadı galatasaray.. uzun bir zaman sonra hem de..

fenerbahçe yönünden bakınca, beşiktaş ve trabzon’dan sonra galatasaray’ı da yenemeyerek, büyük maçlar hususunda eskisi gibi olmadıklarını gösterdiler.. tabi eminim ki tüm fenerbahçe’liler büyük maçları kazanıp şampiyonluğu kaybettikeri sezonlardansa, büyük maçları kazanamayıp şampiyonluğa ulaştıkları sezonları tercih ederler.. bir sonraki hafta bursa’ya gidiyor fener.. dia sakatlandı, uzun süre olmayacak deniyor.. lugano da cezalı.. bu büyük bir handikap olacaktır.. en önemli transferlerden bir tanesi olduğunu düşündüğüm yobo ile birlikte, fenerbahçe için çok önemli topçu lugano.. bilica’ya kalırlarsa işleri yaş..

lig uzun maraton klasik laf tabi.. gel gör ki, doğru da.. galip gelemedi bugün galatasaray fakat, onun bunun ağzını kapatmak güzel oldu en azından. maçtan önce her tv kanalında aşağılayıcı şekilde eleştirilen takım, kadıköy’de kök söktürdü.. devam etmeli bu oyun.. comandante’ye verilmeli, rijkaard’a verilmeyenler..

elveda frank rijkaard

20 October 2010, Wednesday

bir dönem daha sona erdi buralarda.. frank rijkaard ve ekibi de harcandı.. aynı 2.5 senede bileti kesilen benim sayamadıklarım gibi.. bir devrim, bir değişim idi bu ülke futbolu için rijkaard ismi. kendimiz yiyip bitirdik bu adamı da yanındaki güzel insanlarla birlikte. yanacaksak ona yanalım.. çünkü bu adamlar eminim ki gidecekler, büyük kulüplerde büyük işlere imza atacaklar.. hakettikleri, fakat burada göremedikleri saygıyı ziyadesiyle görecekler..

en büyük suçu galatasaray yönetiminin, bütün iplerin futbolcularda olmasına göz yummaktı.. bu kulüpte isteyen topçu her şeyi yaptırabiliyor.. hangi hocanın başına, hangi topçunun sahada yanına gelmesini arzu ediyorsa, olması için elinden geleni yapıyor.. babasının çiftliği ya galatasaray! bizler de kanıyoruz buna elbette.. galatasaray topçusudur, emeği vardır diyoruz.. bizler taraftar olarak en fazla doğruyu görüp, gönül koyabiliriz de, yönetim ne diye hala göz yumuyor bu gerçeğe anlamış değilim.. sanırım artık isim de vermek sorun olmaz.. servet çetin.. iddia ediyorum, rijkaard’ın kuyusunu kazdı bu adam. sebeplerini bilemiyorum. belki onu kadroda düşünmediği, yeteneklerine inanmadığı için bir tepki koymuştur aklınca. belki de aşırı milliyetçidir.. gerçekten bir fikrim yok o konuda… ankaragücü maçının ardından servet’in ve sarp’ın basın toplantısı düzenlemesidir bu kulübün düşünmesi gereken.. kabul edin işte artık, yeniçeriler var içimizde. onların istedikleri oluyor hep..

bir de kendimce yapılması gerekenleri söyleyeyim. bir kere en başta bu kendisini galatasaray’dan büyük görenleri temizleyeceksin.. gel buraya, sen misin ulan her istediğini yapmak için maç satan, pas atmayan, yabancılara tavır koyan.. peki diyeceksin, kovuldun.. bir daha bu kulüpten içeri giremeyeceksin… bu tepki koyulmalı ilk başta. isterse takımın en yetenekli oyuncuları olsun bunlar, koymak zorundayız bu tepkiyi.. yoksa, gittikçe daha vahim bir hal alacak bu iş.. sonrasında adam gibi adamlar alacaksın takıma.. gerçekten profesyonel olabilmiş, saha içerisinde kendi kariyerini değil, takımının başarısını düşünen adamlar.. birbirinin kuyusunu kazmayanlar gelecek.. teknik adam ne oynatmak istiyorsa onu oynamaya çalışan.. ve tabiki, rijkaard’la olmadı ama en az onun kadar büyük bir hoca getireceksin başa.. yerli-yabancı hiç umurumda olmaz açıkça.. fakat vizyonu olan birisi olmalı.. işte o zaman değişebilir belki bir şeyler.. yoksa böyle 2.5 senede bilmem kaç hoca getir, götür ile olacak şey değil bu.. içerideki yapıyı değiştiremedikten sonra, hiç bir şey mümkün olmaz..

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

şerefsizlik diz boyu!

14 October 2010, Thursday

bloga yazmayalı bir ay olmuş neredeyse. yazmadıkça da gitgide tembelleşiyor insan. neticede keyfi bir olay. salıyorsun bir süre sonra.. fakat öyle anlar geliyor, öyle olaylar yaşanıyor ki bir şeyler yazmazsam içimde kalır diye düşünebiliyorsun..

bambaşka bir ülkenin vatandaşlarıyız aslında. öyle ki, bir adam çıkıyor; “bu adamın sakatlığı seks yüzündendir” diyebiliyor bir başkası hakkında. üstelik bu şahsı yorumcu diye, lan onu da geçtim adam diye karşımıza çıkartıyorlar.. bu karakter yoksununun ilk vukuatı da değil üstelik. ümit karan’a karşı yaptığı terbiyesizlik, kaleci şenol mevzusunu çektiği nokta, yayıncı kuruluşun programında sergilediği tavırlar vs. baştan aşağı çapsız bir herif.

televizyon ekranına çıkabilecek adam vardır, çıkamayacak adam vardır.. fakat bu işi kim, nasıl yönetiyorsa artık, önüne gelen, televizyonun içinde, herkesin karşısında.. piyasada özel kanalların var olması, bir takım kuralların yok sayılmasını gerektirmiyor ki. niçin, o siteyi bu siteyi yasaklıyorsun da, iki gram beyni olmayan adamların tv karşısında şaklabanlık yapmasına mani olmuyorsun? neden video sitelerinin yasaklı olduğu ülkede, milli futbolcunun özel hayatının tam ortasına dalma cüretini gösteren maymunlar çıkıyor karşımıza?

hadi adam normal değil, haddini aştı her zaman olduğu gibi. ulan peki, gazeteciyim diye dolaşanlar, bilmem ne kadar tiraj yapan gazetelerin çalışanları ne demeye konu eder böyle bir çirkinliği sayfalarına? gazetecilik dediğin mesleğin bir onuru vardır..halkın içinde, farklıdır gazeteci. bir yönlendiricilik görevi vardır. bu şekilde kullanılması, hiç yakışık alıyor mu? gündeme geleceğim, herkesin dilinde yaptığım haber olacak diye; şerefsizlik yapmak hangi mesleğin etiği içerisinde yer alır allah aşkına…

medyasının böyle beş para etmezlerle dolu olduğu ülkenin geleceğine nasıl umutla bakacaksak artık.. kediyi, kafasını eze eze öldüren üniversite öğrencisi mi ararsın, sokak ortasında karısını döven adam mı yoksa markete dalıp kurşun yağdıran psikopat mı?

her şeyin sonunda, ve artık hiç bir surette başarı bekleyemeyiz de milli futbol takımımızdan. derler ki, sen önce nelerle uğraşıyorsun bak bi’. hani adamları çıkartmışsın ekranlara, milli takımı, oyuncuları konuşsun tartışsın diye. lakin, “sıkıntı var bunlarda” bildiğin kara cahil bunlar.. halka örnek olmayı, doğruyu göstermeyi bırak; çıkarları uğrunda tüm değerlerini düşünmeden satabilecek seviyedeler.