January 2011 için arşiv

bence sen de şimdi herkes gibisin!

31 January 2011, Monday

mavi

seri a’nın durdurulamayanı: cavani

31 January 2011, Monday
tam adıyla, edinson roberto cavani gomez. nam-ı diğer; the matador! napoli’nin gün itibariyle seri a’da liderin bir basamak altında yer alıyor olmasının ve şampiyonluk sevincini yaşayabileceğine inanmasının bir numaralı sebebi.
attığı gollerle hayat veriyor azzuri’ye. öylesine etkileyici oynuyor ki, tartşılacak bir yön dahi bırakmıyor otoritelere. kafayla fol a

edinson cavani

tam adıyla, edinson roberto cavani gomez. nam-ı diğer; the matador! napoli’nin gün itibariyle seri a’da liderin bir basamak altında yer alıyor olmasının ve şampiyonluk sevincini yaşayabileceğine inanmasının bir numaralı sebebi. attığı gollerle hayat veriyor azzuri’ye. öylesine etkileyici oynuyor ki, tartşılacak bir yön dahi bırakmıyor otoritelere. kafayla gol atıyor, bire birde adam çalımlayıp atıyor, uçarak atıyor, uzaktan atıyor.. kısaca; adam durdurulamıyor efendim!..

sezon başında bir çok büyük kulüp kendisini isteyedursun, o napoli’yi seçerek hemen herkesi şaşırtmıştı. öyle ya, napoli günümüz futbolunda inter, milan ya da manu, liverpool gibi kulüplerin bir kaç sıra altında kalıyor. bu tercihi çok eleştirilmiş olsa da, gelinen nokta cavani’nin lehine kesinlikle. seri a’nın altını üstüne getiriyorlar ve cavani bu oyunun başrolünü üstlenmiş durumda.

matador henüz 23 yaşında. 3 yıl formasını giydiği palermo’da 21 gol atmıştı. napoli’yle geçirdiği bu muazzam sezonda ise şimdiden 17 gole ulaştı bile. avrupa kupalarındaki gollerini de dahil edersek 24 gol gibi etkileyici bir sonuçla karşılaşıyoruz. ki, bu rakamların da ötesinde, bir yıldız havası sezilebilir rahatlıkla uruguay’lıda. yanisi, napoli’nin şampiyonluk yolundaki sırtlayıcısı cavani, bu yolun sonunda takımını ışığa ulaştırabilecek adam olabilir. üzerine takım kurulacak topçu diyeyim, anlayın siz onu..

gösterdiği performansla diğer takımların ilgisini çekmesi kaçınılmaz bir durumdu. öyle de oluyor. yakın tarihe kadar barcelona’nın takibinde olduğu sıkça konuşuldu. adadan da taliplilerinin çıktığını biliyoruz. milan, juve falan havada kaparlar zaten. lakin; azzuri’lerin devre arasında cavani’yi elden çıkartacağını da beklemiyordu kimse. çünkü oluşan başarılı ortamda, asla onu satıp para kazanma gibi bir kaygıları olamazdı.

geçtiğimiz haftalarda fiorentina teknik direktörü mihajlovic onun hakkında bir şeyler söyledi. aynen aktarıyorum: “juventus karşısında aldığı harika galibiyetle havaya giren bie ekiple karşılaşacağız.  geçen haftaya kadar ibrahimovic’i sezonun en iyi transferi olarak görüyordum. ancak, cavani’nin attığı golleri gördükten sonra fikrim değişti. bana göre, napoli cavani’yi transfer ederek çok daha büyük bir iş başardı. bu kadar kısa sürede patlama yapacağını tahmin etmiyordum.”

bu sözleri cavani juventus’a karşı 3 gol attıktan sonra söylüyor mihajlovic. lig genelinde böylesi saygı kazanmış bir futbolcu haline gelmesi önemli bir detay bana kalırsa. zamanla ibrahimovic gibi ismini tüm dünya genelinde ilk sıralarda anılan bir futbolcu olarak duyuracağını da düşünüyorum. şimdilik o beklenen büyük çıkışı yaptı. fakat oradaa kalabilmek adına, daha fazlasını yapması gerekiyor. ve istikrarın da bir golcü için kilit nokta olduğunu göz önüne alırsak; “cavani iyi başladı inşallah devam ettirir” diyebiliriz.

bir şey daha; cavani bir demecinde “javier pastore ile beraber oynamak istiyorum. buraya gelirse, insanlar çıldırır. onun teknik kalitesini kimse tartışamaz” diyerek pastore reyizimize göndermede bulunmuş ve gönülleri bir başka açıdan da fethetmeyi başarmıştı. hem pastore hem de palermo genelinde bir yazı da gelecek zaten bloga.

bitişi olağanüstü bir cavani golüyle yapalım öyleyse. the matador’un lecce’yi nakavt eden füzesi

“büyük resmimiz pırıl pırıl”

31 January 2011, Monday
bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandır, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor…
o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor.

bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandan bu yana, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor… o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor. son yaşanan türk telekom arena-rte-adnan polat-toki olaylarından sonra iyice kaybettim hevesimi. gene de bir durum değerlendirmesi yapmak istiyorum.

öncelik çok sayın başkanımz adnan polat’ın olsun. bugün, takımın genel portreye bakıldığında, iyi durumda olduğunu söylüyor polat. “büyük resmimiz pırıl pırıl” diyor. yoo, şaka da yapmıyor; gayet ciddi. yönetim kurulu başkanı olduğu kulübün futbol takımının sıralamada nerede olduğundan, bizzat kendisinin verdiği sözlerin hiç birisinin yerine getirilmemiş halde durduğundan, belki de tarih boyunca galatasaray’ı siyasete ve siyasilere karşı yalnız bırakan tek yönetici olduğundan, ayrıca; camiaya açık ara en mutsuz ve umutsuz günlerini yaşattığından bi’ haber sayın başkan! bilmiyor ki vadesi doldu. sildi onu hem taraftar hem de yetkili merciler. son tutunuşları. başarılı olacağına dair hiç bir inancım yok. o gidene dek takıma dair de herhangi bir şekilde beklenti içerisine girmiyorum.

şu açılış skandalına aslında hiç girme niyetim yok. korktuğumdan yahut gereksiz gördüğümden değil, yanlış anlaşılmasın. mide bulantımı artırmak istemiyorum. gene de şunu söyleyebilirim; kendisini, partisini, kurumunu; bu taraftardan ve galatasaray’dan büyük gören, gücünü milletten aldığını iddia etmesine rağmen ilk fırsatta o milleti sırtından vurma potansiyeli olan, oturduğu koltuğu tapulu malı zanneden mahlukatlar; bu yaptıklarınızın hesabı bir bir sorulur sizden! bizzat o 300-500 kişi sandığınız galatasaray’lılar tarafından hem de. rahat olmayın, endişelenin. çünkü o günü, sonrasını ve yaptıklarınız-yaptırdıklarınızı hiç unutmayacağız.

böylesi öfke dolu bir paragraftan sonra, biraz saha içerisine dahil olalım. hani, beklentim yok adnan polat ve fedaileri terk edene kadar diyorum ama, bunun anlamı tabii ki takımla ilgilenmeyeceğim yahut destek vermeyeceğim değil. elden ne geliyorsa artık.. bir kere hagi’ye ve oynatmaya çalıştığı futbola karşı bir tavrım olmadığını söyleyeyim. adım hıdır, elimden gelen budur diye bağırıyor kadro. dolayısıyla, hagi’nin her maç sonu konuşmasına “eldeki şartlar gereği” şeklinde başlaması bile düşünülebilir ve kabul görür. çok net, vasat kadromuz var. bunun sorumlusu futbol şubesini yönetenlerdir. teknik adamları, camianın değerlerini bir bir harcayanlardır. 1.5 senede sonuca gidemediği gerekçesiyle; yollamayacağız denildiği halde yollanan rijkaard değildir sorumlu. herkesin takıma enkaz gözüyle baktığı ortamda, kimsenin sorumluluk almaya cesaret edemediği zamanda çıkıp gelen hagi de değildir. bunu kafamıza sokmamız gerekiyor her şeyden önce. rijkaard tu kaka, hagi bla bla demekle olmuyor. somut veriler olmalı. şu adamın şu özelliği vardı, şöyle iyiydi böyle iyiydi fakat rijkaard yaralanamadı, hagi kullanamıyor diyebilmek lazım. denmiyor tabii. çünkü süreç bu yönde ilerlemedi. adnan’larla gelindi bu noktaya. bir doğru yaptılarsa, üç yanlışı peş peşe sıraladılar malesef. onlarca örnekle desteklenebilir bu yergi. de neyse işte. geçti bor’un pazarı…

dayan galatasaray!

04 January 2011, Tuesday

colin kazım richards’ın topçuluğunu beğenirim. hatırlamıyorum ama, blogda da daha önce bahsetmiş olabilirim. fiziğinin futbolculuğa oldukça elverişli olduğunu düşünüyorum. bilekleri de ortalamanın üzerinde sayılır. milli takıma seçildiği ve çok eleştirildiği dönemlerde içten içe “çocuğa biraz ayıp ediyorlaar aslında” diyordum. ne biliyim, fenerbahçe’deyken öyle bi’ sempatik geliyordu. ben nereden tahmin edeyim bizim sivri zekalıların transfer edeceğini!

bu transfer elbette tepki çekti. twitter’da, forumlarda falan saydırıyor millet. fenerbahçe’liler de haliyle eğleniyorlar. “bilicacimboma” şeklinde makara bile başlatıldı. tabii, bu tepkilerin yalnızca kazım transferine olmadığı çok net ortada. bu tepki, kulübü çocuk oyuncağı haline getirenlere. istediği gibi davranıp, kendi çıkarları için istediği adamları seçenlere. kulübün vizyonunu daraltanlara.

yahu birisi bana izah etsin, “bonservissiz yerli oyuncu” diye bir transfer politikası olabilir mi? böyle bir düşünce nasıl bir aklın ürünü lan? gökhan zan, serdar özkan, kazım kazım… daha ne kadar küçüleceksiniz. korkuyorum, yarın bir gün aziz yıldırım işe uyanıp bilica’yı serbest bırakacak da, bizimkiler havada kapacak diye. beklenir bunlardan. para yok, böyle olması gerekiyor veya şartlar gereği bu kadarı yapılıyor bahanelerini kabul etmiyorum ben asla, onu baştan söyliyim. o zaman adama derler, madem para  yok nerden aldınız bu yabancıları, ne verdiniz bunlara..

adnan polat iyiydi hoşdu ama sezgin’i koruyarak, onun istifa mektuplarını reddedip sonuna kadar arkasında duruyorum diyerek kendisini tüketti. bundan sonra bir şansı daha asla haketmiyor. aslında, sorun takımın ligde bulunduğu yerde değil. sorun, galatasaray’ın orta sınıf hatta ortanın da altında bir yerde yer alan bir takım haline getirilmesi. küçük düşürülmesi. herhangi bir takımı yönetir gibi yönetiyorlar kulübü. beceremiyorsan git arkadaşım. daha fazla saçmalamadan git işte. tabii, bu ülkede gitmesi gerekirken koltuğunu bırakıp giden adam olmuş mudur? orası da ayrı mevzu. .

nihayetinde, bu yöneticilerle devam ettiğimiz sürece bir yere varamayacağımız belli. tek diyebileceğim, bunların gideceği güne kadar sabretmek. beklemek. galatasaray sevgisinden bir şey azalmayacağı da belli tabii.