February 2011 için arşiv

alexis sanchez & palermo

28 February 2011, Monday

sicilya’da tam 7 gol yedi palermo. bozgunu gerçekleştiren takım udinese. başrollerde şili’li alexis sanchez ve kaptan di natele var. birisi 4 diğeri 3 gol attı. bu maçtaki golleriyle zirveye de oturmuş oldu di natale. yarın milan maçına çıkacak olan napoli’li cavani’nin 20 golle lider olduğu gol krallığı yarışında artık di natale’nin 21 golü bulunuyor. sanchez’in bu maça çıkana dek 7 golü vardı, o da 11 yaptı böylece gol sayısını.

palermo evinde 7 gol yiyecek kalitesizlikte bir takım değil aslında. seri a’da 8. sırada yer alıyorlar. teknik direktör delio rossi’nin var etmeye uğraştığı takım, oldukça güzel. fakat, uğraşılarının şu ana dek bir  sonuç vermeye yöneldiğini söylesek bile, bugünkü 7 gollü mağlubiyet çok şeyi değiştirecek. başkan zamparini isyan bayrağını çekmiş. ” rossi takımımı mahvetti” demiş. hatta, hızını alamamış ve saydırmış: ” rossi’nin takımda kalması ancak %1. palermo’yu mahvetti. takım onun yüzünden tanınmaz halde. ona savunmayı güçlendirmesini söylemiştim. ezequiel munoz bizim en iyi savunma oyuncumuzdu. onu yok etti. bir takımı bu şekilde yönetmeye kimsenin hakkı yok.

başkan ağır yenilginin sıcaklığıyla esmiş gürlemiş, fakat haksız da sayılmaz pek. ilk yarı 5-0 bitti ve istese udinese 10 gol de atabilirdi. zorlamadılar. palermo 10 kişi kalmıştı evet ama, bu bir mazeret değil. böylesi kötü savunma yapılmaz. rossi artık yolcu diyebiliriz zamparini’nin açıklamalarından yola çıkarak.

palermo’nun elinde çok sağlam bir gelecek var. başta javier pastore olmak üzere josip ilicic, ezequiel munoz, abel hernandez, matteo darmian, pajtim kasami, sinisa andjelkovic, afriyie acquah, daniel jara… hemen hepsi çok yetenekli gençler. ve bir çoğu da ilk 11’de, hiç değilse rotasyonda şans buluyorlar. bu yıl napoli ile şampiyonluk kovalayan cavani’nin de geçtiğimiz sezon bu takımda forma giydiğini ekliyelim. potansiyele bu kadar inanan bir teknik kadro var sicilya temsilcisinde. önümüzdeki sezonlarda mutlaka söz sahibi bir takım haline geleceklerdir. biraz zaman tanınmalı onlara. bu mağlubiyet çok acı olsa da bir ders oldu. ileride çok daha güzel işlerle telafi edeceklerdir eminim bunu. hafızalardan uzun süreliğine sileceklerdir.

onları yakan isim ise elbette attığı 4 golle ve mest eden futboluyla alexis sanchez oldu. sanchez’in sezon sonunda  udinese’de kalması çok zordu. şu maçtan sonra imkansız diyebiliriz. sanırım, avrupa’da ne kadar “parayı basabilecek” takım varsa, hepsi kadrosuna katmak isteyecektir genç şili’liyi. diğerlerinden sıyrılıp, kendi bünyesine katan tarafın büyük kâra geçeceğinden kimsenin şüphesi olmasın. önü alabildiğine açık bu adamın.

il capitano

27 February 2011, Sunday

francesco totti

roma’yı çok seviyoruz. onlar bu ara bizi çok üzüyorlar, gene de seviyoruz. kaptan’ı bi’ ayrı seviyoruz tabii. 600. maçına çıktı bugün. penaltıdan golünü attı. maç 2-0’dan 2-2 gelse de, artık alıştık. roma adına dileğim, totti’nin ölene dek bu kulüpte bulunmasıdır. 40’a kadar oynasın, gerisi ya kulübede ya protokolde; bir şekilde görev yapsın.

barcelona ve mvp

27 February 2011, Sunday

lionel messi

bugün lionel messi’nin la liga’da 26 golü bulunuyor. bu demektir ki; ligdeki 9 takımdan daha fazla gol atmış psikopat herif. mallorca ve osasuna 25 gol, hercules, almeira ve levante 24 gol, sporting gijon 23 gol, zaragoza 22 gol, santander ve deportivo 24 gol atabilmiş. şimdi düşünün messi’nin attığı 26 gol nasıl değerli ve zor bir iş. aynı şekilde ronaldo’nun attığı 24 gol de oldukça etkileyici. tabii, barcelona’yı diğerlerinden ayıran şöyle bir durum var. messi’nin yanı sıra villa ve pedro da sürekli gol üretiyorlar. villa 17, pedro ise 13 golle oynuyor la liga’da. bu üçünü mvp olarak tanımlayabiliriz herhalde. mvp’nin attığı gol sayısına ulaşan bir takım yok ligde. evet, bu üç adam tüm takımlardan çok gol atmış. real madrid dahil… ekstra bir not vereyim messi için. bu insanüstü varlık aynı zamanda 15 de asist üretti!

madem rakamlara girdik, biraz da barcelona’nın genel takım istatistiklerine bakalım. öncelikle şunu söylemeliyiz, mvp sağolsun, barcelona’nın averajı tamı tamına 63. bildiğin +63. attıkları 76 gole karşı, yalnızca 13 gol yemişler. tek mağlubiyetleri bulunuyor. sahalarında hercules’e karşı almışlardı onu da. işin ilginç yanı; hercules’in ilk ve tek deplasman galibiyetiydi o. arada öyle maçlar olur. imkansız gibi görünür ama gerçekleşir. zaten başka da fire vermedi dediğim gibi katalanlar. nou camp’ta 13 maçın 11’ini aldılar, 1 beraberlikleri var ve bir de o hercules maçı. dışarıda ise 12 maçın 11’ini almışlar, 1 beraberlik. her iki kulvarda da 34’er puan ve toplam 68 puan.

geçtiğimiz haftalarda sporting gijon ile berabere kalmışlardı. o maç, tarihi bir maç aslında. çünkü, barcelona takımı o maça çıkana kadar 16 lig karşılaşmasını üst üste kazanmıştı. bu, la liga tarihinin en iyi performansı. o açıdan, tarihe geçtiler bile. fakat tüm avrupa genelinde, 10. en iyi derece demek bu. tüm zamanların en başarılısı benfica’ymış. portekiz ekibi, 71-73 yılları arasında oynadığı 29 lig maçını ard arda kazanarak ulaşmış bu sonuca. geçilmesi de mümkün görünmüyor pek. onların yanında, celtic’in 25 maçlık, psv’nin 22 maçlık serileri var. fakat bunlar nispeten daha zayıf ligler. la liga, seri a, premier league gibilerinde başarmak çok çok zor. inter’in 2006-2007 sezonunda yakaladığı 17 karşılaşmalık çıkış da büyük saygıyı hakediyor bu bağlamda.

neticede, barcelona bu yıl daha da güçlü bir şekilde devam ediyor yoluna. peş peşe rekorları kovalıyorlar. messi, insanlıktan çıkacak gibi gene. onları durdurmak, kariyeri boyunca winner olmuş mourinho için dahi mümkün olmayacak. guardiola’yı bir kez daha alkışlayalım. tabii, arsenal’i es geçmeyeceğim. barcelona’yı ciddi manada zorlayan ve hatta mağlup edebilen takım olmak az buz iş değil. nou camp’taki rövanşta katalanların var gücüyle maça asılacağı ve turu geçmek adına büyük emek harcayacağı malum fakat, işi bu noktaya getirmiş olmak da tebriği hakediyor. 2. maç için, arsene wenger ve takımının nou camp’ta barcelona’ya karşı neler yapabileceğini görmek için heyecanlanıyorum şimdiden.

bu iş burada biter; jürgen kloop ve gençleri

27 February 2011, Sunday

nuri şahin

borussia dortmund.. jürgen kloop’un güzel takımı. gösterdikleri gelişim,  oynadıkları futbol muazzam. böylesi yüksek kalitede futbol oynatırken, kloop’un tamamen genç oyuncuları kullanması da ayrı bir güzel. bugün bayern münih’i, allianz arena’da deyim yerindeyse tokatladılar. 3-1 kazandıkları maçta, tam 8 tane futbolcu 88 ve sonrası doğumluydu. sanırım biraz burada aramak gerekiyor bu takımın başarısını. tam bir takım olmuşlar. herkes ne yapacağını biliyor ve yanındakinin de yapabilecekleri hakkında fikir sahibi. birbirinden şüphe duyan oyuncular yok. inanmışlar. sonrasında da başarı geliyor zaten.

an itibariyle lider borussia dortmund (58) ile en yakın takipçisi leverkusen (45) arasında 13 puan var fakat, leverkusen’in bir maçı eksik. en iyi ihtimalle 10 puan var diyelim. geriye kalan 10 maçta, büyük bir çıkmaza girmeli ki dortmund, rakiplerinin bir şansı olsun. sahada gördüklerimiz, bunun neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. kloop’un gençlerinin buradan sonra bırakması mucize olur.

nuri kaptandı bayern karşısında. bir de muhteşem golü var. takımı şampiyonluğa koşarken, böyle güzel bir mevkide yer alması, insanı gururlandırıyor. gelecek sezon, eyvallah diyip ispanya ya da italya’ya transfer olma ihtimali hayli yüksek. yakışır da. şimdilik, şu geride kalan maçları kayıpsız geçsinler de, sonra düşünür bunları.

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

trade deadline

25 February 2011, Friday

nba’de takas dönemi sona erdi. son gün bombalar peş peşe patladı. daha önce gerçekleşen takaslarla ilgili yazılar yazmıştık. bundan sonra ipin ucu kaçınca, şekil-şemal olarak paylaşalım dedik. çok çıtır çerez takaslar dışında durum şudur;

takas 1:

new york knicks; carmelo anthony, chauncey billups, shelden williams, renaldo balkman, anthony carter, corey brewer

denver nuggets; danilo gallinari, wilson chandler, raymond felton, timofey mozgov, kosta koufos, knicks 1. tur draft hakkı( 2014) + warriors 2. tur draft hakkı (2012-2013), 3 milyon dolar

minnesota timberwolves; eddy curry, anthony randolph

takas 2:

new orleans hornets; carl landry

sacramento kings; marcus thornton

takas 3:

new jersey nets; deron williams

utah jazz; devin harris, derick favors, 2 adet 2011 draft hakkı

takas 4:

atlanta hawks; kirk hinrich, hilton armstrong

washington wizards; mike bibby, mo evans, jordan crawford, 1. tur draft hakkı (2011)

takas 5:

los angeles clippers; mo williams, jamario moon

cleveland cavaliers; baron davis, 1. tur draft hakkı (2011)

takas 6:

portland trail blazers; gerald wallace

charlotte bobcats; joel pryzbilla, dante cunningham, sean marks, 1. tur draft hakkı 2 adet

takas 7:

boston celtics; jeff green, nenad krstic

oklahoma city thunder; kendrick perkins, nate robinson

takas 8:

houston rockets; goran dragic, 1. tur draft hakkı

phoenix suns; aaron brooks

takas 9:

houston rockets; hasheem thabeet, demarre carroll, 1. tur draft hakkı

memphis grizzlies; shane battier, ishmael smith

avrupa ligi’nde son 16

25 February 2011, Friday

liverpool

uefa avrupa ligi’nde 2. tur maçları dün akşam tamamlandı. beşiktaş’ın malesef 4 gol daha yiyerek elendiği bu turda bazı sonuçları sürpriz bazı sonuçları ise normal olarak yorumlayabiliriz. ilk önce tabii, beşiktaş’ın hem elenmesi hem de böylesi bir oyun ve skorla avrupa’ya veda etmesi çok şaşırttı. seri başlamadan önce, hatta ilk maçta beşiktaş beraberliği yakaladığı an dahil olmak üzere her zaman, turun favorisinin siyah beyazlılar olduğu düşünüldü. gayet doğal olarak. fakat, yenen o ucuz duran top golleri, moralleri de alt üst etti. ilk maçta evinizde 4 gol yiyerek yenildiğiniz bir takımdan, rövanşta deplasmanda galip gelerek tur almak dünyanın en zor işi. üstelik beşiktaş bir haftalık sekansta tam 3 maça çıktı ve 12 gol yedi. sırasıyla kiev’den 4, fenerbahçe’den 4 ve gene kiev’den 4. takımlarını beşiktaş’lı arkadaşlar daha iyi analiz edeceklerdir elbet ama benim söyleyeceğim; schuster’in gidip gitmemesinin önemi yoık. mühim olan başkanlık koltuğunu babasının malı zanneden, her geçen gün beşiktaş’ın yarasını derinleştiren adamı göndermek. sanırım, bunu başarabildiği gün rahatlayacak beşiktaş. yoksa, sahada hiç bir şey üretemeyen bir takım var. kabul, bunun sıçlusu hocadır. fakat, sorun burada değil. schuster gitti diyelim. başkası geldi. bir şey değişecek mi? gene en fazla 1-2 senelik başarı gelir maksimum. sonrası aynı senaryo olur. beşiktaş git gide galatasaray’ın düştüğü duruma düşüyor dedik ama hiç kimse kabul etmemişti bunu. üzgünüm, sonumuz aynı olacak gibi..

tekrar 2. tur maçlarına dönelim biz en iyisi. sürprizler demiştik, oradan beşiktaş’a daldık ve uzadı gitti konu. portekiz ekibi braga önemli bir işe imza attı bana kalırsa. juve’yi saf dışı bırakmayı başaran lech poznan’ı geçtiler. aynı şekilde psv de fransa’da kafaya oynayan lille’i turun dışına itti. keza, sevilla’nın elenmesi de rakibi porto olsa bile çok tahmin edilebilir bir durum değildi. onların dışında çoğu takım, beklendiği gibi tur vizesini kaptı. 3. tur eşleşmelerine şöyle bir bakacak olursak;

twente – zenit

leverkusen – villarreal

cska moskova – porto

benfica – psg

ajax – spartak moskova

psv – rangers

liverpool – braga

kiev – m. city

son 16 takım böyle eşleşti. çoğu kafa kafaya geçecek gibi duruyor. ve hepsi de oldukça güzel maçlar vaadediyor. pool’un rakibini küçük görmesi halinde, sonucuna katlanması gerekeceğini düşünüyorum. psv – rangers da güzel maçlar izletir. rangers son dakika golüyle çıkmıştı 3. tura. cska – porto zor eşleşme. ruslar ilginç bir sonuçla bir üst tura yükselebilirler. leverkusen – villareal’de de her netice makul karşılanabilir. hülasası; bizleri keyifli bir 3. tur bekliyor. umarız, bol gollü, kıran kırana maçlar izlemek düşer bizim payımıza..

son takaslar

24 February 2011, Thursday

deron & harris

takas dönemi bitmek üzereyken bir bir düşüyor haberler. carmelo-billups eksenli denver-new york takasını değerlendirmiştik. hemen arkasından, bir çok önemli değişim yaşandı. melo’nun msg’a adım atması kadar sükse yaratacak hamleler değil bunlar fakat, nba genelinde gayet ilgi uyandırdılar.

şüphesiz, deron williams’ın takas edilmesi herkesi şaşırtan bir gelişme oldu. henüz jerry sloan’ın istifa etmesi ve yöneticilerin “bi saniye baba, sen nereye gidiyorsun, deron’ı kapının önüne koyacağız” dememesinin ardından bir kaç gün geçmişken, d-will’i göndermeleri oldukça garip. biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. çünkü deron williams’ı her ne kadar hiç sevmesem de, harris artı zayıflığıyla şimdiden nam salmış 2011 pick’i hiç de yeterli değil. önlerinde, sezon sonu melo’dan hiç bir şey kazanamayacak denver’ın, nasıl güzel bir trade’e imza attığı örneği varken böylesi sıradan bir pakete razı olmaları beni daha da şaşırtıyor. favors var bir de. kendisinden ne bekliyorlar, bilemiyorum ama şimdiye kadar izlediğimiz performansıyla beklentilere cevap verebilecek  durumda olmadığını biliyoruz çaylak oyuncunun.

favors’ın gelmesiyle, millsap-al jef-memo üçlüsüne bir parça daha eklenmiş oldu. favors’ı bırakmayacakları haberleri geldi. böylelikle, diğer üçlüden bir tanesinin de takas olabileceği ihtimali kuvvetleniyor. kirilenko da yolcu olabilir. kısacası, beklenmedik bir yolla rebuilding’e gidiyor jazz.. takasın diğer tarafı nets ise güzel bir iş başardı. melo’yu uzun süre kovalamalarına rağmen takıma kazandıramadılar fakat, deron gibi bir guard’ı -2011 sınıfının zayıf olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatarak- adeta bedavaya kadrolarına kattılar. maksimum kontrat verecek boşlukları var ve d-will’le başladıkları bu değişimi sürdürme şansları hayli yüksek.

bir diğer takas; kirk hinrich-hilton armstrong atlanta hawks yolunu tutarken, mike bibby-mo evans ve jordan crawford+ 1. tur draft hakkı ise wizards’a geçti. kaptan kirk, hawks için çok değerli bir parça olabilir. bibby iyiydi hoştu fakat hiç olmayan savunması, büyük problem yaratıyordu. hinrich ona nazaran ket be kat iyi bir savunmacı. hücum bazında değerlendirince de bibby’den pek aşağı kalır yanı yok. güzel ekleme. wizards açısından da, draft hakkı elde etmenin karlı bir iş olabileceğini söyleyebiliriz. ne kadar iyi bir oyuncu seçebileceklerse artık 2011’de o sıralardan?.. sanırım yapacakları şey, birbirine eş değerdeki çok sayıdaki oyuncularını bir şekilde elden çıkartıp, wall’un üzerine bir takım inşaa etmek olacak. o nedenle, yollarının uzun olduğunu kabul etmeliyiz.

günün diğer takası cleveland-clippers arasındaydı. cavs’in acısını dindiren takım bildiğiniz gibi clippers. yenilgi serilerine nokta koymuşlardı clippers maçında. şimdi de bir takasa giriştiler. baron ve 2011’den 1. tur draft hakkı eşittir mo williams + jamario moon. amaçsız bir cavs görüyoruz bu yıl. ne yaparlarsa yapsınlar, toparlamaları çok ama çok uzun zaman alacaktır. tutup da baron’ı çekmeleri mantıksız bana göre. gerçi, mo dan da alacakları katkı belli seviyeyi aşamayacaktı bariz şekilde. al gülüm, ver gülüm takası oldu bu. iki takım ne uzadı, ne kısaldı. belki, biraz clippers adına işe yarayabilir bu iş. mo williams, baron’dan daha istekli oynayabilir. aynı zamanda daha istikrarlı. tabii, onun da en mühim anlarda ortadan kaybolma hastalığı var.

onur ünlü, leyla ile mecnun

24 February 2011, Thursday

televizyonda kaliteli işler görmek pek mümkün değil bu aralar. bir kaç istisna dışında, izlemeye hatta bakmaya değmeyecek yapımlar dönüyor. rayting saçmalığı sayesinde iş iyiden iyiye çığrından çıkmış durumda. benim için bu istisnalara örnek iki dizi var şu anda. birisi malum, behzat ç. diğeri ise leyla ile mecnun. behzat komiser 21 bölümdür, çıtayı gittikçe yükseltiyor. umarım leyla ile mecnun da giderek artan bir tempo yapar ve bu iki yapımı zevkle izlemeye devam ederiz. bu arada geniş aile’yi de unutmak olmaz. o, biraz çizginin dışına çıkıyor havası yaratsa da, cüneyt inay için bile izlenir.

biraz bilgi verelim diziyle ilgili. en başta söylememiz gereken; yönetmenin onur ünlü olduğu. kendisini tanımayanlar olabilir. google’lamak ne derece yeterli olacaktır bilmiyorum ama siz gene de bir göz atın derim bugüne kadar yaptıklarına. ” ah muhsin ünlü ” diye de tanınır. şair, yönetmen, senarist, afili filinta; güzel insan.. özel bir tekniği var onur ünlü’nün. üslubunu oturtabilmiş sanatçılardandır. fantastik hikayeler anlatır, renkleri bir sanat figürü olarak işler ve iki eliyle klişenin boğazını sıkar. sinema filmlerini izlemiş olanların ya çok sevdikleri ya da hiç hoşlanmadıkları gibi bir genel kanı oluştu son zamanlarda. bana kalırsa, bu kadar keskin ifadelerle ayrılmamalı bu tarz işler. boş bir adam değil onur ünlü neticede.

tekrar diziye döneyim ben. trt için çekilen bu yapımın senarist koltuğunda, burak aksak oturuyor. onu pek tanımıyoruz. bir kaç projede yer almış fakat leyla ile mecnun ilk senaristlik deneyimi bu kapsamda. gene de senaryoya onur ünlü’nün de katkısı olduğunu duymuştum bir yerlerde. ikisi ortak çalışıyorlar dersek, yanılmış olmayız zannediyorum. oyuncu kadrosuna inelim, ali atay, ezgi asaroğlu esas çocuk ve esas kızı oynuyorlar. köksal engür, asuman dabak, ahmet mümtaz taylan, cengiz bozkurt, mehmet usta ve serkan keskin de kadroda yer alıyorlar.

şu ana dek, 3 bölümü yayınlandı dizinin. ali atay, oyunculuğuyla yürümüş gidiyor. diğer işlerinden de sempatimiz vardır ona zaten. keza, mümtaz taylan da değerli bir oyuncudur. o da, yakışmış diziye. bir de serkan keskin var elbette. oynadığı ismail karakteriyle, bu absürd diziye ayrı bir renk katıyor. özellikle, bu ismail karakterinin üzerinde durulmasını tavsiye ediyorum, tatlı hayat’taki irfan bey’le mukayese edilmiş bir yerde. kesinlikle, en az onun kadar komik bir adam. hatta, dizi hakkında bir mukayese de kaygısızlar ile yapılmış. kaygısızlar, türk tv tarihinin en efsane yapımlarından birisiydi. şu an için, onunla bir tutmak iki diziye de haksızlık olacaktır ama böyle ilerlerse leyla ile mecnun da o mertebeye ulaşacak benim gözümde.

diziden bir kaç bölüm paylaşmadan olmaz. rüyada görülen ak sakallı dedenin ete kemiğe bürünüp, kahramanımızın yanına indiği bir hikaye bu. dolayısıyla absürdlükte sınır tanımıyor. örneğin; çölde geçen şu sahne, şimdiden fenomen haline gelmiş durumda. soğuk su, kutup ayısı gibi muhabbetler de cabası.. mecnun’un herkesi leyla olarak algılaması ve cenaze olayı.. onların dışında sokağı yakma mevzusu var bir de. bunlar televizyonda görmek istediğimiz şeyler. velhasıl-ı; hiç bir sahnesi boş olmayan, samimi anlamda güldürmeyi başarabilen ve güldürürken herhangi bir efekte ihtiyaç duymayan, güzel insanların emek harcadığı bu farklı diziyi izleyiniz, izletiniz efendim..

” ya, birit işte ya, yok mu hani stop da diyolar. “

lotus flower

23 February 2011, Wednesday

melo, knicks & isiah is back!

22 February 2011, Tuesday

carmelo & billups

son zamanların en çok konuşulan takası, nihayet gerçekleşti. carmelo anthony new york knicks forması giyecek bundan böyle. geniş kapsamlı bir takas aslında bu. melo ile birlikte, billups, balkman, shelden ve a. carter da new york’a katıldı. karşılığında denver’a yollanan isimler; felton, gallinari, chandler ve mozgov. ayrıca, 2014 knicks 1. tur draft hakkı, 2012-2013 warriors 1. tur draft hakları. bitmedi, 3 milyon da para!

geçtiğimiz günlerde, şurada değinmiştim, bu takasın olabilitesine. melo’yu şehre getirebilmek adına, değerli parçalardan vazgeçebilirler, bana gayet makul gelir bu; demiştim. fakat, nereden bileyim tüm takımı yollayacaklarını! sadece, chandler artı draft hakkı olur falan diye düşünüyordum. neticede, sene sonunda kasıp mevcut kadroya ekleyebilirlerdi melo’yu. şu an, feci bir kazık yemiş gözüküyorlar. gayet istikrarlı bir şekilde yükselme potansiyeli taşıyan bir 5’in 3 oyuncusunu feda etti knicks. e, o kadar olmamalıydı ama. carmelo büyük oyuncudur, franchise player çekmek kolay değildir ama bu da ne oluyor? fields’i de bonus olarak yollasalarmış bari.

new york’un karlı çıktığı ufak noktalardan birisidir zaten fields. bir çok söylentide onun adı geçiyordu. ne gariptir, o gitmedi ama diğer hepsi ayrıldı takımdan.  new york’un carmelo dışında kazandığı elle tutulur tek adam da billups. onun da kemale ermiş olma durumu var. yanı sıra, di antoni’nin sisteminde her geçen gün büyüyen bir felton, şu aşamada bu takasa dahil edilir miydi? büyük soru işareti bence. cidden aklım almıyor, 3 oyuncuyu birden yollamalarını. hedeflerini nereye çekecekler bunu da merak ediyorum artık. ellerindeki kadro, maksimum bir kaç yıl içerisinde iyi şeyler yapacak seviyedeydi. çıtayı yukarı çekmek adına, melo hamlesini yapmalarını anlayabilirim. fakat, şimdi yaptıkları sil baştan oldu. donnie walsh’un buraya gelene dek yaptıkları çöpe gitmiş olabilir.

billups-fields-melo-amare-turiaf, sağlam 5. fakat, gerisi? hemen hiç bir bench katkısı alamayacaklar. üstüne, sakatlık halinde, ekleyecekleri bir parça da yok takıma. ciddi manada, kazık yediler bana kalırsa. nuggets, son ana kadar işi yokuşa sürerek yok mozgov yok bilmem ne diyerek, aklını karıştırdı sanırım bunların. yoksa, böylesi bir sezonda felton-chandler-gallinari’yi kaybetmek, mantıkla açıklanamaz.

ps. isiah is back. your nightmare is back!

gol atan kaleye!

21 February 2011, Monday

ispanyol kaleci daniel aranzubia, takımı deportivo’yu ipten aldı. yoo, hayır iyi performansıyla değil. çok başarılı bir kurtarışla da değil. attığı golle. aranzubia takımının almeira deplasmanında 1-1 berabere kaldığı maçta, son dakikada attığı kafa golüyle, ismini tarihe yazdırdı. benim hatırladığım en son sinan bolat’ın böyle bir olayı vardı. o da şurada. bazen hakikaten “enteresan” bu futbol. dimi güntekin? maçtan önce, böyle bir şey olacağını söyleseler, bir tarafıyla gülerdi herhalde aranzubia..