‘abd’ olarak etiketlenmiş yazılar

dünya şampiyonası’na genel bakış

30 August 2010, Monday

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2’de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2’de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..

dünya şampiyonası’nda ilk gün

28 August 2010, Saturday

dünya şampiyonası’nın açılışı dün yapıldı bildiğiniz üzere. bugün de parkedeki heyecan başlıyor. her şeyden önce türkye adına güzel ve başarılı bir turnuva olmasını dileyelim. burada ve şurada bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. bu kez de televizyondaki turnuva yayın programını paylaşalım. önce gruplardaki takımlara bakmak gerekiyor.

a grubu: almanya, angola, arjantin, avustralya, sırbistan, ürdün.

b grubu: birleşik devletler, brezilya, hırvatistan, iran, slovenya, tunus.

c grubu: çin, fil dişi sahili, porto riko, rusya, türkiye, yunanistan.

d grubu: fransa, ispanya, kanada, litvanya, lübnan, yeni zelanda.

tv’de bugünün programı;

16.00 yunanistan – çin / ntvspor

18.30 rusya – porto riko / ntvspor

19.00 abd – hırvatistan / ntv ve hd-en

21.00 fildişi sahili – türkiye / ntv ve hd-en

güney afrika 2010 için en kapsamlı programı yayınlayan marca, gene güzel bir iş yapmış. turnuva programının tüm detaylarına bu adresten ulaşabilirsiniz. hatırlatalım,marca’nın bu çalışmasını salsa basket paylaşmıştı. son olarak, turnuvanın yayıncısı ntv’nin de adresini takip edebilirsiniz.

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26 August 2010, Thursday

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2’dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4’e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

abd – gana; yürüyedur afrika’nın gururu!

27 June 2010, Sunday

amerika - gana | ayew

şu dünya kupası bittiğinde akılda yer edeceklerden birisi tartışmasız gana takımıdır kendi adıma. bunu, kendi başına sempati yaratan o güzel formaları için söylemiyorum yalnızca. genç takımla ulaştıkları dünya şampiyonluğunun yarattığı ilgi, kilit oyuncularından faydalanamamalarına rağmen yerlerini yeni oyuncularla doldurmalarıyla katlandı. beklentilerin minimize edildiği bir ortamda afrika kıtasının bayrağını tek başlarına taşıyor olmaları ile zirve yaptı. daha önce kamerun ve nijerya’nın yaptığı gibi, afrika insanını en güzel şekilde temsil etmelerini izlemek çok keyif verici gerçekten de.

ilginç ve önemli bir şekilde, muadilleri gibi fizik güce bağlı bir takım değil gana. evet, oyunlarının kaynağını, kuvvetli fizik yapıları oluşturuyor fakat, bunun yanında takım halinde hareket edebilmeyi ve sonuna kadar oyundan kopmamayı başarabiliyorlar. mental anlamda da ne kadar üst seviyede olduklarını, cümle aleme kanıtladılar abd karşısında. bu özellik sanırım biraz, ‘benim diyen takım’da olmayan güçlü orta sahaları sayesinde ön plana çıkıyor. essien ve muntari sağlıklı olarak yer alabilselerdi bugün gana takımında, kuvvetle muhtemel, böyle bir çıkış yapamayacaktı anthony annan. gel gör ki, vardır futbolda böyle dönüm noktaları. bizim mehmet topal geldi aklıma hemen.. hakikaten buradayım diyor oynadığı topla annan. iki ciddi eksiğe rağmen, taş gibi orta saha cümlesini kurmamızı sağlayan diğer adamlar ise kwadwo asamoah, k.p. boateng ve andre ayew. ileride yalnızca gyan’ı tutan bir sistemde oynadıklarından, boateng ve ayew de müdafa anlamında söz sahibi isimler oluyor. kenardan gelen; muntari, owusu-abeyie, appiah ve adiyiah takviyeleri de bu sağlam takıma ekstra fayda sağlıyor.

gana nasıl bir takımdır, fikir vermesi açısından: andre ayew 89, kwadwo asamoah 88, anthony annan 86, asamoah gyan 85, dominic adiyiah 89, samuel inkoom 89, prince tagoe 86, quincy owusu-abeyie 86 ve sulley muntari 84 doğumludur.

abd’ye bakacak olursak, neredeyse euro 2008’in türkiye’sini görüyoruz turnuvada. o derece önceden kestirilemezler dk maçlarında. landon donovon’a maestro görevini veren bob bradley, avrupada genel olarak kariyerinin son demlerini geçiren oyuncuların transfer olduğu lig olarak bilinen mls’in ülkesi amerika’ya tam bir ‘takım’ hüvviyeti kazandırdı. üstelik bunu başarırken çok zor bir yol vardı önünde. hiç ilgi duyulmayan bir spor dalı amerika’da futbol ve ulusal takımın başarılı olması, ilgi çekmesi için olağandan çok daha fazla mücadele etmeleri gerekiyordu. fakat bugün geldikleri nokta, oldukça önemli. kalecinin iyi olmasıyla, kafadan 1-0 önde başlıyorlar bir kere. howard’ı avrupada istemeyecek az takım vardır bana kalırsa şu anda. onun yanı sıra bocanegra, gana maçında düşünülmedilerse de spector ve onyewu iyi savunmacılar. ha keza, cherundolo da iyi bir geri oyuncusu. orta alanda iki genç oyuncu findley ve edu, aynı şekilde çift yürek bradley yer alıyor. en uçtaki, altidore’un  tamamlayıcısı, abd’lilerin kutsalı, landon donovan. ingiltere’de muazzam bir yıl geçiren dempsey ise arkadan bindirmeleri ile, gole en yakın oyunculardan bir tanesi. işte böyle, sistemli bir takım bradley’in birleşik devletler’i.

amerika - gana | gyan

ilk turda az ama öz atan gana, maçın hemen başında problem çocuk kevin prince’in ayağından bulduğu golle, oyunun farklı şekilde gelişmesini sağladı. bu gol, gana’nın daha kontrollü oynaması ve ayew, gyan gibi hızlı ayakları daha tehlikeli yerlerde kullanabilmesi açısından değerliydi. abd ise, neredeyse 1 dakika bile skor üstünlüğü olmadan, grubunu lider tamamlamış bir takım olarak, nispeten sakin karşıladı bu durumu. gana savunmasını zorlayan bir kaç pozisyona girdiler. savunmanın üzerine sürekli koşular yapan dempsey, topsuz oyunda rakip müdafayı çok zorlayan ve takımı ileride tutabilen altidore öne çıkan isimlerdi.  donovan da arada kesik kesik zorladı gana’yı. golde hatası olan clark’ın yerini 30. dakikada edu’ya bırakması, bizlere bob bradley’nin antrenörlüğü hakkında biraz ipucu veriyor aslında. neticede, 2. yarının başında da hamlesini yaptı hoca ve orta alan oyncusu feilhaber’i aldı oyuna. gana delici oyuncularını istediği gibi devreye sokamayınca, üzerine iyice gelmeye başlayan abd’ye 62. dakikaya kadar dayanabildi. dempsey’in, seri biçimde ceza sahasına girmesi ve yerde kalması sonrası, penaltıyı gole çeviren isim donovan oldu. sonrasında, iki takım da uzatmaları düşünürcesine hareket etti. boateng’in bir sorun yaşayıp çıkması gana’yı, 1-1’den sonra altidore’un kenara alınması ise abd’yi zorladı biraz. uzatmada geriden atılan uzun bir topta, gücünü, hızını ve bitiriş becerisini aynı anda gösteren gyan asamoah, takımına galibiyeti getirdi.

en değerli topçusu andre ayew seçilen bu maç, 2010 dünya kupası’nın son 8’e kalan tek afrikalı’sının gana olacağını ilan etti. gruplarda ingiltere’yi geride bırakan abd evine dönerken, bakalım genç gana çeyrekte uruguay karşısında neler yapabilecek. güzel 2 maçla geçirdiğimiz bir gün geride kaldı. yarın, ingiltere – almanya kapışması olduğunu hatırlayınca, nasıl bir futbol gününün bizleri beklediğini az çok tahmin edebiliriz.