‘adnan polat’ olarak etiketlenmiş yazılar

“büyük resmimiz pırıl pırıl”

31 January 2011, Monday
bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandır, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor…
o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor.

bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandan bu yana, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor… o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor. son yaşanan türk telekom arena-rte-adnan polat-toki olaylarından sonra iyice kaybettim hevesimi. gene de bir durum değerlendirmesi yapmak istiyorum.

öncelik çok sayın başkanımz adnan polat’ın olsun. bugün, takımın genel portreye bakıldığında, iyi durumda olduğunu söylüyor polat. “büyük resmimiz pırıl pırıl” diyor. yoo, şaka da yapmıyor; gayet ciddi. yönetim kurulu başkanı olduğu kulübün futbol takımının sıralamada nerede olduğundan, bizzat kendisinin verdiği sözlerin hiç birisinin yerine getirilmemiş halde durduğundan, belki de tarih boyunca galatasaray’ı siyasete ve siyasilere karşı yalnız bırakan tek yönetici olduğundan, ayrıca; camiaya açık ara en mutsuz ve umutsuz günlerini yaşattığından bi’ haber sayın başkan! bilmiyor ki vadesi doldu. sildi onu hem taraftar hem de yetkili merciler. son tutunuşları. başarılı olacağına dair hiç bir inancım yok. o gidene dek takıma dair de herhangi bir şekilde beklenti içerisine girmiyorum.

şu açılış skandalına aslında hiç girme niyetim yok. korktuğumdan yahut gereksiz gördüğümden değil, yanlış anlaşılmasın. mide bulantımı artırmak istemiyorum. gene de şunu söyleyebilirim; kendisini, partisini, kurumunu; bu taraftardan ve galatasaray’dan büyük gören, gücünü milletten aldığını iddia etmesine rağmen ilk fırsatta o milleti sırtından vurma potansiyeli olan, oturduğu koltuğu tapulu malı zanneden mahlukatlar; bu yaptıklarınızın hesabı bir bir sorulur sizden! bizzat o 300-500 kişi sandığınız galatasaray’lılar tarafından hem de. rahat olmayın, endişelenin. çünkü o günü, sonrasını ve yaptıklarınız-yaptırdıklarınızı hiç unutmayacağız.

böylesi öfke dolu bir paragraftan sonra, biraz saha içerisine dahil olalım. hani, beklentim yok adnan polat ve fedaileri terk edene kadar diyorum ama, bunun anlamı tabii ki takımla ilgilenmeyeceğim yahut destek vermeyeceğim değil. elden ne geliyorsa artık.. bir kere hagi’ye ve oynatmaya çalıştığı futbola karşı bir tavrım olmadığını söyleyeyim. adım hıdır, elimden gelen budur diye bağırıyor kadro. dolayısıyla, hagi’nin her maç sonu konuşmasına “eldeki şartlar gereği” şeklinde başlaması bile düşünülebilir ve kabul görür. çok net, vasat kadromuz var. bunun sorumlusu futbol şubesini yönetenlerdir. teknik adamları, camianın değerlerini bir bir harcayanlardır. 1.5 senede sonuca gidemediği gerekçesiyle; yollamayacağız denildiği halde yollanan rijkaard değildir sorumlu. herkesin takıma enkaz gözüyle baktığı ortamda, kimsenin sorumluluk almaya cesaret edemediği zamanda çıkıp gelen hagi de değildir. bunu kafamıza sokmamız gerekiyor her şeyden önce. rijkaard tu kaka, hagi bla bla demekle olmuyor. somut veriler olmalı. şu adamın şu özelliği vardı, şöyle iyiydi böyle iyiydi fakat rijkaard yaralanamadı, hagi kullanamıyor diyebilmek lazım. denmiyor tabii. çünkü süreç bu yönde ilerlemedi. adnan’larla gelindi bu noktaya. bir doğru yaptılarsa, üç yanlışı peş peşe sıraladılar malesef. onlarca örnekle desteklenebilir bu yergi. de neyse işte. geçti bor’un pazarı…

dayan galatasaray!

04 January 2011, Tuesday

colin kazım richards’ın topçuluğunu beğenirim. hatırlamıyorum ama, blogda da daha önce bahsetmiş olabilirim. fiziğinin futbolculuğa oldukça elverişli olduğunu düşünüyorum. bilekleri de ortalamanın üzerinde sayılır. milli takıma seçildiği ve çok eleştirildiği dönemlerde içten içe “çocuğa biraz ayıp ediyorlaar aslında” diyordum. ne biliyim, fenerbahçe’deyken öyle bi’ sempatik geliyordu. ben nereden tahmin edeyim bizim sivri zekalıların transfer edeceğini!

bu transfer elbette tepki çekti. twitter’da, forumlarda falan saydırıyor millet. fenerbahçe’liler de haliyle eğleniyorlar. “bilicacimboma” şeklinde makara bile başlatıldı. tabii, bu tepkilerin yalnızca kazım transferine olmadığı çok net ortada. bu tepki, kulübü çocuk oyuncağı haline getirenlere. istediği gibi davranıp, kendi çıkarları için istediği adamları seçenlere. kulübün vizyonunu daraltanlara.

yahu birisi bana izah etsin, “bonservissiz yerli oyuncu” diye bir transfer politikası olabilir mi? böyle bir düşünce nasıl bir aklın ürünü lan? gökhan zan, serdar özkan, kazım kazım… daha ne kadar küçüleceksiniz. korkuyorum, yarın bir gün aziz yıldırım işe uyanıp bilica’yı serbest bırakacak da, bizimkiler havada kapacak diye. beklenir bunlardan. para yok, böyle olması gerekiyor veya şartlar gereği bu kadarı yapılıyor bahanelerini kabul etmiyorum ben asla, onu baştan söyliyim. o zaman adama derler, madem para  yok nerden aldınız bu yabancıları, ne verdiniz bunlara..

adnan polat iyiydi hoşdu ama sezgin’i koruyarak, onun istifa mektuplarını reddedip sonuna kadar arkasında duruyorum diyerek kendisini tüketti. bundan sonra bir şansı daha asla haketmiyor. aslında, sorun takımın ligde bulunduğu yerde değil. sorun, galatasaray’ın orta sınıf hatta ortanın da altında bir yerde yer alan bir takım haline getirilmesi. küçük düşürülmesi. herhangi bir takımı yönetir gibi yönetiyorlar kulübü. beceremiyorsan git arkadaşım. daha fazla saçmalamadan git işte. tabii, bu ülkede gitmesi gerekirken koltuğunu bırakıp giden adam olmuş mudur? orası da ayrı mevzu. .

nihayetinde, bu yöneticilerle devam ettiğimiz sürece bir yere varamayacağımız belli. tek diyebileceğim, bunların gideceği güne kadar sabretmek. beklemek. galatasaray sevgisinden bir şey azalmayacağı da belli tabii.

yolun sonu geldi

28 November 2010, Sunday

polat-sezgin

bir maç sonra ali sami yen’e veda edecek galatasaray takımı. 10. sırada ve -4 averajda. daha ne diyebilirsin ki? ne yapabilirsin yani? son derbiye çıkmışsın. hem 2010 yılının, hem de koca ali samiyen stadının son derbisi. sonuç, oynanan top, gelinen nokta her şey ortada işte. büyük bir hayal kırıklığı. sahadaki topçular dökülüyorlar. 60. dakikadan sonra pilleri bitmiş. elbette rezil bir durum. fakat sadece orada başlayıp, orada bitmiyor bu iş. sahanın dışı da var. hem de öyle bir saha dışı var ki bizim galatasaray’da, evlere şenlik.

bugün bu haldeyse galatasaray, kimse kusura bakmasın ama yönetim kurulu en büyük suçludur. hatayı hep başkasında arayan, her başarısızlıkta pası hocaya ve topçulara atan bir anlayış, asla o başarısız ortamdan sıyrılıp, başarıya ulaşan yolda yürüyemez.

4 yıl içerisinde 7 hoca değişmiş galatasaray’da. 24 tane de yabancı oyuncu gelip gitmiş.bir kere 3. ve bir kere de 5. olunmuş. ortada net bir başarısızlık var takımın tarihine bakınca. bir tek yönetim kurulu devam etmiş burada. hep hoca suçlu. hep topçularda kabahat. işin aslı öyle değil tabi. bu istikrarsız yapının mimarı başkan ve yöneticilerdir. bana kimse çıkıp da, ama stat yaptırdılar, ama profesyonelleşmeye gittiler bla bla demesin. o stada gidiyorsun da, 10. sırada senin takımın. ne anladım ben bu işten?

bir doğru yaptıysa, 5 yanlışla sildi o doğrularını yönetim. rijkaard’ı getirdiler. çok doğru bir seçimdi. rijkaard’ın geldiği andan gittiği ana dek bırakın 5’i, 25 tane yanlışı var yönetimin ve başkanın. zaten kendisini de ele verdi polat. işlerin kötü gittiği bir dönemde çıkıp hocamızın arkasındayız, yeni sözleşme yapmak istiyoruz dedikten bir süre sonra, hoca takımdan gönderildi. rijkaard konusuyla da sınırlı değil bu adamların beceriksizliği. skibbe, bülent korkmaz tercihi, adnan sezgin vs.. bir dolu hataları var.

futbol takımının içerisine bu kadar karışmak istemelerini de anlayamıyorum ben. sanırım hepsi, bu işten en çok kendilerinin anladığını düşünüyorlardı. veya parayı veren kişiler olarak, son sözü söyleme hakkı görüyorlardı kendilerinde. bu mantığın hakim olduğu bir ortamda başarının gelmesi mümkün değil zaten. adnan polat o takımın başına adnan sezgin’i getirerek, yetkilerini en yüksekte tutarak, istifa ettiği zaman kabul etmeyerek ve onun imzası benim imzamdır diyerek bitirdi en çok kendisini. sezgin’le bu işin olmayacağı çok önceden belliydi. olmadı da. fakat nasıl işse bu; adnan segin hala ve hala bu takımda yetkili.

sahadaki ruhsuzluğa da değinmek gerekiyor. tamam orada bulunan vasıfsızlardan onları bu takıma getirenler sorumlu. fakat, bu kadar ruhsuz bir takımın ortaya çıkmasında yalnızca yeteneksiz oyuncuların kabahati yok. bu işin rijkaard’la veya skibbe’yle ilgili olmadığını da gördük. çünkü, hagi geleli bir kaç maç olmuşken, aynı kimya bozukluğu devam ediyor. sorun o hocalarda değil, o ortama hakim olmak isteyen fakat aslında işi; o ortamın sağlıklı şekilde idare edilmesi için gereken huzuru sağlamak olan yöneticilerde. elbette teknik adamların tercih hataları veya benzer şekilde ufak yanlışları olmuştur. gene de içinde bulunduğumuz durumun, bu teknik adamların yanlışlarıyla oluştuğunu iddia etmek, ahmaklık olacaktır.

hagi’yi taparcasına seviyorum. ne yaparsa yapsın, gene sevmeye devam edeceğim. çünkü biliyorum ki, onun galatasaray’a hiç bir yanlışı olmamıştır.her daim bu takım için iyisini istemiştir giga. çok iyi bir teknik adam olamadığının da farkındayım ben. şu kötü tabloyu düzeltecek adam olmadığını da biliyorum. iyi de kendisi teklif etmedi ya geri gelmeyi. gittin, zor durumdayız, ancak senden yardım isteyebiliriz dedin ve o da kabul edip geldi. bu kadar basit.

taraftarın hagi’ye sonsuz desteğini hissettirmesi çok güzel. suçun yönetimde olduğunun idrak edilmesi geç olsa da iyi. sahada hakkını vermeyene tepki gösterip, hakedene de sonuna kadar destek çıkması alkışa değer. ben kendimce, berbat tablonun sorumluları diye bir liste yapsam, 4- teknik adamlar 3- taraftar 2-futbolcular 1- yönetim diye sıralama yapardım. herkesin payı var elbette. fakat en çok payı olanın değişmesi gerekirken, sadece o en çok payı olanın değişmemiş olması, sinir diyor beni ne yalan söyliyeyim.

şu gün istifa edip gitse yöneticiler, yerlerine kimin geleceği ve onların nasıl yöneticilik yapacağı da belli değil. tam bir kaos ortamı, anlayacağınız. bilgim olmasa da, tahminim birilerinin hazırlanmaya başladığı yönünde. sanki, planlama yapmaya başlanıldı gibi geliyor. hiç planı olmayan bu yönetimden iyidir tabi. liseli, alaylı, liseci, anti-liseci falan umurumda değil. şu takımın başına, adam gibi kişiler gelsin. futboldan anlayan değil, futbolu yönetmekten anlayan. yapması gerektiği işi bilen. gerçek anlamda galatasaray’ın menfaatlerini ön planda tutan. koca camiadan şu niteliklerde kişiler çıkartamıyorsak da, vay halimize.

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

dışarda seyirci var mı?

27 August 2010, Friday

çok kötü hallerine şahit olmuştum galatasaray’ın. tromso’ler, hamburg’lar da görmüştüm. fakat dünkü oyuncu topluluğu kadar çapsızını hiç görmemiştim. hakan kadir balta o yavşaklığı yapmasa da, değişen hiç bir şey olmayacaktı aslında. 90 dakikanın tamamında, bırakın iyi futbol oynamayı, hiç bir şekilde futbol oynamadı adamlar. elleri, kolları bağlanmış gibiydiler. ki, son maçların tümünde böyle bunlar. sorun, bu topçuları adam yerine koyup destekleyen bizlerde…

hiç bir şekilde yok 4-3-3, yok kanatlar, orta saha muhabbetine girmeyeceğim yazıda. ali turan, mustafa sarp, hakan balta, servet çetin ile hangi sistemi oynayıp da kaliteli futbola ulaşacaksın allah aşkına. problem sırf bununla da kalmıyor. yani, maçın hemen ertesinde bu takımın asıl derdinin kalitesiz oyunculardan kurulu olması olduğunu düşünüyorsun lakin öyle değil. yönetim ve teknik heyet arasında kopma noktasına gelmiş artık bağlar. yöneticiler, herhangi bir şekilde tenezzül ederek, adam almıyorlar. rijkaard da, öyleyse alın size ayhan-barış-sarp üçü birarada restini çekiyor. futbolculardan bazıları, şu çok meşhur ayak kaydırma senaryolarını doğrularcasına, sahada ruh gibiler. işte böyle bir ortamda, x gelse, y gelse uçarız biz olmuyor malesef. aşılması gereken büyük sorunlar var kabul edelim… rijkaard ne demiş basın toplantısında; ”defansa oyuncu istedim, almadılar.” bire bir bunu söylemese de, bu minvalde açıklamalar yapmış. ee, bu noktaya gelmişken, hala ali turan ya da hakan balta’nın satışı mıdır, galatasaray’ı uçurumdan yuvarlayan? yahu, iyi anlamak gerekiyor. rijkaard, istediği hamlelerin yapılmadığını söylüyor işte. ondan önce de, para konusunda sıkıntıların olduğunu ima etmişti. nedir peki yönetimin yaptığı, iş midir? yıllardır aynısı olduğu gibi, suçu kendi üzerinden almaya çalışmaktır. hagi, skibbe ve bülent korkmaz da bu takımda görevden ayrılmışlardı. giden kelle hep hocaların oldu. sportif açıdan hiç başarı sağlayamayan bir başkan, üstelik istikrarlı bir yapıyı da oluşturamamışken, suçsuz değildir. bugüne kadar, her defasında adnan polat ve galatasaray’ı getirmeye çalıştığı nokta konusunda pozitif görüşlerim vardı. fakat, buradan bakınca, ipin ucu çoktan kaçmış gözüküyor.

şu dakikadan sonra, kıyamadığın parana kıyıp rijkaard’ı göndersen ne değişir. ya da transfer yapsan. bölük pörçük bir hale geldi kulüp, sonunda. faturayı kendilerine kesmedikleri sürece, hiç bir düzelme olacağına inanmıyorum. camiada, bu durumdan aklı selim bir adamın çıkıp, her şeyi kontrol altına alacağına da inanmıyorum. bu nedenle, çok karanlık günler bizi bekliyor olabilir. bundan daha kötüsü olamaz demeyelim hiç, çünkü her defasında bunu dedikçe, daha kötüsünü görüyoruz. şu gün, tüm sezonunu çöpe atan bir takımın taraftarı olarak, bu kara günlerde, renklere ve armaya daha fazla sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

kim gitsin tartışmaları yapılmaya başlanmıştır kesin bir çok mecrada. çoğunu takip etmeyeceğim için, onlarla ilgili bir derdim yok da, bu konuda bir fikrim var. rijkaard her ne olursa kalsın, gerekiyorsa tüm topçular gönderilip, yerlerine genç takımdan adamlar konulsun. yeter ki, şöyle güzel bir futbol adamını, böyle çirkin bir durumda gönderip tarihe geçmeyelim…

başlığın kaynağıyla, ayhan akman’la bitirelim yazıyı. ne desen boş tabi buna… dışarda seyirci var mı?