‘adnan sezgin’ olarak etiketlenmiş yazılar

dayan galatasaray!

04 January 2011, Tuesday

colin kazım richards’ın topçuluğunu beğenirim. hatırlamıyorum ama, blogda da daha önce bahsetmiş olabilirim. fiziğinin futbolculuğa oldukça elverişli olduğunu düşünüyorum. bilekleri de ortalamanın üzerinde sayılır. milli takıma seçildiği ve çok eleştirildiği dönemlerde içten içe “çocuğa biraz ayıp ediyorlaar aslında” diyordum. ne biliyim, fenerbahçe’deyken öyle bi’ sempatik geliyordu. ben nereden tahmin edeyim bizim sivri zekalıların transfer edeceğini!

bu transfer elbette tepki çekti. twitter’da, forumlarda falan saydırıyor millet. fenerbahçe’liler de haliyle eğleniyorlar. “bilicacimboma” şeklinde makara bile başlatıldı. tabii, bu tepkilerin yalnızca kazım transferine olmadığı çok net ortada. bu tepki, kulübü çocuk oyuncağı haline getirenlere. istediği gibi davranıp, kendi çıkarları için istediği adamları seçenlere. kulübün vizyonunu daraltanlara.

yahu birisi bana izah etsin, “bonservissiz yerli oyuncu” diye bir transfer politikası olabilir mi? böyle bir düşünce nasıl bir aklın ürünü lan? gökhan zan, serdar özkan, kazım kazım… daha ne kadar küçüleceksiniz. korkuyorum, yarın bir gün aziz yıldırım işe uyanıp bilica’yı serbest bırakacak da, bizimkiler havada kapacak diye. beklenir bunlardan. para yok, böyle olması gerekiyor veya şartlar gereği bu kadarı yapılıyor bahanelerini kabul etmiyorum ben asla, onu baştan söyliyim. o zaman adama derler, madem para  yok nerden aldınız bu yabancıları, ne verdiniz bunlara..

adnan polat iyiydi hoşdu ama sezgin’i koruyarak, onun istifa mektuplarını reddedip sonuna kadar arkasında duruyorum diyerek kendisini tüketti. bundan sonra bir şansı daha asla haketmiyor. aslında, sorun takımın ligde bulunduğu yerde değil. sorun, galatasaray’ın orta sınıf hatta ortanın da altında bir yerde yer alan bir takım haline getirilmesi. küçük düşürülmesi. herhangi bir takımı yönetir gibi yönetiyorlar kulübü. beceremiyorsan git arkadaşım. daha fazla saçmalamadan git işte. tabii, bu ülkede gitmesi gerekirken koltuğunu bırakıp giden adam olmuş mudur? orası da ayrı mevzu. .

nihayetinde, bu yöneticilerle devam ettiğimiz sürece bir yere varamayacağımız belli. tek diyebileceğim, bunların gideceği güne kadar sabretmek. beklemek. galatasaray sevgisinden bir şey azalmayacağı da belli tabii.

yabancı-yerli transfer dengesizliği

28 November 2010, Sunday

zvejdan misimovic 7 milyon avro
loric cana 4.5 milyon avro
juan pablo pino 3 milyon avro

emiliano insua ve harry kewell da sezon başında anlaşma sağlanan diğer iki isim.

bir de yerlilere bakarsak;

mehmet batdal bedelsiz
serdar özkan bedelsiz
ali turan bedelsiz
çağlar birinci 1.5 milyon avro + oyuncu takası

sen yabancı konusunda bu kadar bonkör olabiliyorsun ve kötü denmeyecek oyuncuları getiriyorsun. -kaldı ki, bu isimleri yönetimin alması da büyük bir saçmalık. orada hoca dururken adnan sezgin ve yöneticiler ne diye transfer yapıyorsa artık?- neyse, bu kadar yüksek bütçeli bir yabancı transfer işine giriyorken, yerli oyuncu konusunda bu kadar düz bir mantık yürütülemez yahu. nerede bonservisi elinde adam varsa, oraya yönelen bir transfer politikası. üstelik bu yabancı-yerli dengesizliği bu sezona mahsus değil. daha önce de elano-lincoln getirirken, yanına mustafa sarp, barış falan koydu bunlar. e, sıkıntı var burada işte!

yolun sonu geldi

28 November 2010, Sunday

polat-sezgin

bir maç sonra ali sami yen’e veda edecek galatasaray takımı. 10. sırada ve -4 averajda. daha ne diyebilirsin ki? ne yapabilirsin yani? son derbiye çıkmışsın. hem 2010 yılının, hem de koca ali samiyen stadının son derbisi. sonuç, oynanan top, gelinen nokta her şey ortada işte. büyük bir hayal kırıklığı. sahadaki topçular dökülüyorlar. 60. dakikadan sonra pilleri bitmiş. elbette rezil bir durum. fakat sadece orada başlayıp, orada bitmiyor bu iş. sahanın dışı da var. hem de öyle bir saha dışı var ki bizim galatasaray’da, evlere şenlik.

bugün bu haldeyse galatasaray, kimse kusura bakmasın ama yönetim kurulu en büyük suçludur. hatayı hep başkasında arayan, her başarısızlıkta pası hocaya ve topçulara atan bir anlayış, asla o başarısız ortamdan sıyrılıp, başarıya ulaşan yolda yürüyemez.

4 yıl içerisinde 7 hoca değişmiş galatasaray’da. 24 tane de yabancı oyuncu gelip gitmiş.bir kere 3. ve bir kere de 5. olunmuş. ortada net bir başarısızlık var takımın tarihine bakınca. bir tek yönetim kurulu devam etmiş burada. hep hoca suçlu. hep topçularda kabahat. işin aslı öyle değil tabi. bu istikrarsız yapının mimarı başkan ve yöneticilerdir. bana kimse çıkıp da, ama stat yaptırdılar, ama profesyonelleşmeye gittiler bla bla demesin. o stada gidiyorsun da, 10. sırada senin takımın. ne anladım ben bu işten?

bir doğru yaptıysa, 5 yanlışla sildi o doğrularını yönetim. rijkaard’ı getirdiler. çok doğru bir seçimdi. rijkaard’ın geldiği andan gittiği ana dek bırakın 5’i, 25 tane yanlışı var yönetimin ve başkanın. zaten kendisini de ele verdi polat. işlerin kötü gittiği bir dönemde çıkıp hocamızın arkasındayız, yeni sözleşme yapmak istiyoruz dedikten bir süre sonra, hoca takımdan gönderildi. rijkaard konusuyla da sınırlı değil bu adamların beceriksizliği. skibbe, bülent korkmaz tercihi, adnan sezgin vs.. bir dolu hataları var.

futbol takımının içerisine bu kadar karışmak istemelerini de anlayamıyorum ben. sanırım hepsi, bu işten en çok kendilerinin anladığını düşünüyorlardı. veya parayı veren kişiler olarak, son sözü söyleme hakkı görüyorlardı kendilerinde. bu mantığın hakim olduğu bir ortamda başarının gelmesi mümkün değil zaten. adnan polat o takımın başına adnan sezgin’i getirerek, yetkilerini en yüksekte tutarak, istifa ettiği zaman kabul etmeyerek ve onun imzası benim imzamdır diyerek bitirdi en çok kendisini. sezgin’le bu işin olmayacağı çok önceden belliydi. olmadı da. fakat nasıl işse bu; adnan segin hala ve hala bu takımda yetkili.

sahadaki ruhsuzluğa da değinmek gerekiyor. tamam orada bulunan vasıfsızlardan onları bu takıma getirenler sorumlu. fakat, bu kadar ruhsuz bir takımın ortaya çıkmasında yalnızca yeteneksiz oyuncuların kabahati yok. bu işin rijkaard’la veya skibbe’yle ilgili olmadığını da gördük. çünkü, hagi geleli bir kaç maç olmuşken, aynı kimya bozukluğu devam ediyor. sorun o hocalarda değil, o ortama hakim olmak isteyen fakat aslında işi; o ortamın sağlıklı şekilde idare edilmesi için gereken huzuru sağlamak olan yöneticilerde. elbette teknik adamların tercih hataları veya benzer şekilde ufak yanlışları olmuştur. gene de içinde bulunduğumuz durumun, bu teknik adamların yanlışlarıyla oluştuğunu iddia etmek, ahmaklık olacaktır.

hagi’yi taparcasına seviyorum. ne yaparsa yapsın, gene sevmeye devam edeceğim. çünkü biliyorum ki, onun galatasaray’a hiç bir yanlışı olmamıştır.her daim bu takım için iyisini istemiştir giga. çok iyi bir teknik adam olamadığının da farkındayım ben. şu kötü tabloyu düzeltecek adam olmadığını da biliyorum. iyi de kendisi teklif etmedi ya geri gelmeyi. gittin, zor durumdayız, ancak senden yardım isteyebiliriz dedin ve o da kabul edip geldi. bu kadar basit.

taraftarın hagi’ye sonsuz desteğini hissettirmesi çok güzel. suçun yönetimde olduğunun idrak edilmesi geç olsa da iyi. sahada hakkını vermeyene tepki gösterip, hakedene de sonuna kadar destek çıkması alkışa değer. ben kendimce, berbat tablonun sorumluları diye bir liste yapsam, 4- teknik adamlar 3- taraftar 2-futbolcular 1- yönetim diye sıralama yapardım. herkesin payı var elbette. fakat en çok payı olanın değişmesi gerekirken, sadece o en çok payı olanın değişmemiş olması, sinir diyor beni ne yalan söyliyeyim.

şu gün istifa edip gitse yöneticiler, yerlerine kimin geleceği ve onların nasıl yöneticilik yapacağı da belli değil. tam bir kaos ortamı, anlayacağınız. bilgim olmasa da, tahminim birilerinin hazırlanmaya başladığı yönünde. sanki, planlama yapmaya başlanıldı gibi geliyor. hiç planı olmayan bu yönetimden iyidir tabi. liseli, alaylı, liseci, anti-liseci falan umurumda değil. şu takımın başına, adam gibi kişiler gelsin. futboldan anlayan değil, futbolu yönetmekten anlayan. yapması gerektiği işi bilen. gerçek anlamda galatasaray’ın menfaatlerini ön planda tutan. koca camiadan şu niteliklerde kişiler çıkartamıyorsak da, vay halimize.