‘arda turan’ olarak etiketlenmiş yazılar

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

şerefsizlik diz boyu!

14 October 2010, Thursday

bloga yazmayalı bir ay olmuş neredeyse. yazmadıkça da gitgide tembelleşiyor insan. neticede keyfi bir olay. salıyorsun bir süre sonra.. fakat öyle anlar geliyor, öyle olaylar yaşanıyor ki bir şeyler yazmazsam içimde kalır diye düşünebiliyorsun..

bambaşka bir ülkenin vatandaşlarıyız aslında. öyle ki, bir adam çıkıyor; “bu adamın sakatlığı seks yüzündendir” diyebiliyor bir başkası hakkında. üstelik bu şahsı yorumcu diye, lan onu da geçtim adam diye karşımıza çıkartıyorlar.. bu karakter yoksununun ilk vukuatı da değil üstelik. ümit karan’a karşı yaptığı terbiyesizlik, kaleci şenol mevzusunu çektiği nokta, yayıncı kuruluşun programında sergilediği tavırlar vs. baştan aşağı çapsız bir herif.

televizyon ekranına çıkabilecek adam vardır, çıkamayacak adam vardır.. fakat bu işi kim, nasıl yönetiyorsa artık, önüne gelen, televizyonun içinde, herkesin karşısında.. piyasada özel kanalların var olması, bir takım kuralların yok sayılmasını gerektirmiyor ki. niçin, o siteyi bu siteyi yasaklıyorsun da, iki gram beyni olmayan adamların tv karşısında şaklabanlık yapmasına mani olmuyorsun? neden video sitelerinin yasaklı olduğu ülkede, milli futbolcunun özel hayatının tam ortasına dalma cüretini gösteren maymunlar çıkıyor karşımıza?

hadi adam normal değil, haddini aştı her zaman olduğu gibi. ulan peki, gazeteciyim diye dolaşanlar, bilmem ne kadar tiraj yapan gazetelerin çalışanları ne demeye konu eder böyle bir çirkinliği sayfalarına? gazetecilik dediğin mesleğin bir onuru vardır..halkın içinde, farklıdır gazeteci. bir yönlendiricilik görevi vardır. bu şekilde kullanılması, hiç yakışık alıyor mu? gündeme geleceğim, herkesin dilinde yaptığım haber olacak diye; şerefsizlik yapmak hangi mesleğin etiği içerisinde yer alır allah aşkına…

medyasının böyle beş para etmezlerle dolu olduğu ülkenin geleceğine nasıl umutla bakacaksak artık.. kediyi, kafasını eze eze öldüren üniversite öğrencisi mi ararsın, sokak ortasında karısını döven adam mı yoksa markete dalıp kurşun yağdıran psikopat mı?

her şeyin sonunda, ve artık hiç bir surette başarı bekleyemeyiz de milli futbol takımımızdan. derler ki, sen önce nelerle uğraşıyorsun bak bi’. hani adamları çıkartmışsın ekranlara, milli takımı, oyuncuları konuşsun tartışsın diye. lakin, “sıkıntı var bunlarda” bildiğin kara cahil bunlar.. halka örnek olmayı, doğruyu göstermeyi bırak; çıkarları uğrunda tüm değerlerini düşünmeden satabilecek seviyedeler.

türkiye – belçika; mühim sonuç

08 September 2010, Wednesday

türkiye a milli futbol takımı

işte bu tür maçlar çok daha net ayırmamızı sağlıyor, tv’de konuşan yorumcuların iyisini kötüsünü. öyle oturduğun yerden belçika’yı rahat geçeriz demekle olmuyor bu işler.. adamlar iki duran toptan gol buluyor, maç tehlikeye giriyor.. şu şartlarda, bir tarafın çok ağır bastığı maçlarda dahi, kesin ifadeler kullanmayacaksın.. çok antipatik oluyor.. günümüzde her takımın birbirini zorlayabileceği gerçeğini bir kez daha kanıtlayan bir yapıda şekillendiği için, maç beni mutlu etti açıkçası. sonucun güzel olması da önemli tabi..

hiddink’in kadro seçiminde yahut çıkardığı 11’de yapıtığı tercih hatalarını mazur görmek gerekiyor şu an için. takımı, ülkeyi ve ligi tanımamasından kaynaklanıyor olabilir. fakat, maçı kazanmak adına yaptığı hamleler, onu özel kılmaya yetiyor da artıyor bile benim gözümde. tuncay’ın arkaya atılıp, rakibi daha zor bir duruma sokacağı yere alması takdire şayandı.. semih’i de gol atmamız gereken noktada oyuna alarak, gol bölgelerinde nerede duracağını bilen bir adamı kullanması, işi bildiğine işaret.. bir başka detay da ; arda turan’ın ulusal maçlarda bu denli yüksek verim vermesi, rakiplerin onun adam geçme tekniğini henüz tam kavrayamaması ile alakalı olabilir.. tabi, arda’nın teknik yönüyle ilgili herhangi bir kuşkum yok fakat, karşıdaki adam, arda’nın yapacağı hamleyi tahmin edemiyor.. oysa ligde arda bu çizgide çalım atma işinden çok, fizik ve güç kullanarak, topu koşturmaya çalışarak oynuyor.. böyle oynadıktam sonra bir problem yok neticede..

şu duran toptan gol yeme mevzusu iyiden iyiye bulanık bir hal aldı. göremediğimiz bir şeyler var sanki. sahiden, adam adama markaj mıdır bizim bu pozisyonlardaki sıkıntımız yoksa, psikolojik manada bir gel git mi yaşıyoruz?.. onur gibi formda bir kalecinin dahi büyük bir zamanlama hatasıyla gol yiyebildiğine şahit olduk milli formayla.. elbette tecrübesizlikle ilintilenebilir bu hata.. fakat altında yatan temel problem, yıllardır yan ve duran toplarda türk’lerin hatalı goller yemesinden ötürü yaşanan gerginlikte saklı olabilir.. hiddink’in bu konuya özel bir uygulamayla değinmesi şart. gerekirse oyunculara uzun süreli bir çalışma yaptırılarak, bu konu hakkında güven tazeleme imkanı sağlanabilir..

grubu 2. tamamlama şansımızı artırdık bu maç neticesinde.. belçika’dan 6 puan öndeyiz.. bir de onlara konuk olduğumuz maçı kazandığımız taktirde, almanya ile direk olarak muhattap olma ihtimalimiz var.. sırasıyla değerlendirmek gerekiyor aslında maçları.. hülasası; ilk iki engeli aştık ve bayırı tırmanmaya başladık. ve fakat önümüzde büyük bir tepe var. onu geçmeden, bitmez bu iş..

arda turan

27 April 2010, Tuesday

arda turan 2006

2006 yılı, galatasaray uefa’da mlada boleslav karşısına çıkıyor. tromso faciası yaşamış bir camia, çekinerek bakıyor bu maça da. kadro orhan ak’larla, haspolatlı’larla dolu. ergün’ü, hakan’ı da yaşıyor ve sahadalar. maç 5 – 2 bitiyor ve galatasaray rahat bir oyunla farklı bir skor alıyor. fakat gelecek adına olumlu bir katkısı yok bu skorun. sıradan bir galibiyet. skordan bağımsız, galatasaray’ın ve dahi türk futbolunun dönüm noktalarından birisi galatasaray – boleslav maçı aslında. çünkü arda turan isimli genç oyuncu ilk kez kendini gösterme fırsatı yakalıyor ve attığı iki dahiyane golle, ağızları açık bıraktırıyor. bir önceki yıl manisa’ya kiralık gönderilse de, üstelik fenerbahçe’ye karşı şahane bir oyun oynasa da, bu maç arda’nın deyim yerindeyse ‘vitrin maçı’ oluyor. boleslav’a attığı gol, herhangi bir türk futbolcunun yapabileceğinin çok daha ötesini işaret ediyor. ve arda, o maçtan sonra daha fazla forma şansı buluyor. üzerine koyarak ilerliyor. sağ bek  değil bu çocuk, belli.  beni geride değil, ön tarafta, tehlikeli bölgede oynatın ki, verimli olabileyim diye bağırıyor adeta. o dönem galatasaray’ın başında yer alan gerets de doğru olanı yapıyor ve ön tarafta, solda kullanmaya başlıyor onu. gün geçtikçe, büyümeye başlıyor artık arda turan. ilk 11 hedefine ulaşması bir kenara, milli formayı da sırtına geçiriyor kısa zamanda. ardından, çorap söküğü misali gelişiyor olaylar. her yerde arda turan. galatasaray’da en iyi adam, ulusal takımda en iyi adam. 20’li yaşlarının başında, kolay kolay kimsenin ulaşamayacağı ünvanlara ulaşıyor rahatlıkla. yeteneklerine, olgunluğuna ve sempatik tavırlarına bakınca, bu sürecin gayet doğal olduğu anlaşılabilir.

bugün, galatasaray futbol kulübünün 10 numaralı formasınının ve kaptanlık şerefinin sahibi, arda turan. yaşı ise henüz 23. nereden bakarsanız, önünde bir 10 yıl var ve takımda ulaşabileceği en üst seviyede. spor basınında ve hatta genel manada ülke gündeminde ismi en çok telaffuz edilern adam. onu özel kılan ve galatasaray taraftarının gözünde ilahlaştıran  şey, yeteneklerinin yanı sıra, kulübüne bağlılığı. kale arkasında, hagi’nin attığı gole sevinen top toplayıcı arda, bizzat senin alt yapından yetişmiş arda, artık türkiye’nin en çok konuşulan ve övülen futbolcusu olmuş. daha ne beklersin ki, böyle bir ismi baş tacı yapmak için. beklenmedi de zaten. yıldız statüsünden ötesine, efsane seviyesine yükseldi arda. yönetim de boş durmadı ve 10 numarayı verdiği bu genç adama, yeni metin oktay, bülent korkmaz yakıştırması yaptı.

yönetimin bu hamlesiyle, takımın lideri haline gelen arda, elbette en ufak bir düşüşte baş sorumlu ilan edilecekti. sezona fırtına gibi giren takım, bitirişi yapmak üzere olduğumuz şu günlerde büyük hüsran yaşıyor. avrupa yok, kupa yok ve artık lig de yok. bunun acısı birilerinden çıkarılmalı fikriyle dolaşan kim bilir kaç insan? çattıkları isim de, teknik direktör koltuğunda rijkaard gibi bir isim oturduğundan ötürü, arda turan oldu. takımın formsuzluğu, sistemin tutmayışı, deplasman fobisi ve hatta yerli – yabancı anlaşmazlığı saçmalığı arda turan üzerinden eleştirildi.

arda turan 2010

türk toplumunun hayat felsefesi bu olayın altında yatıyor belki de. iyiyi yücelt, kötüyü yerin dibine gönder. çabuk tüket, kırıntısı dahi kalmasın. arda’yı 20 yaşında metin oktay yap, nispeten sönük kaldığı zaman da gözünü kırpmadan eleştir. işte, ‘türk futbolu’ dediğimiz şeyin temel sorunu da bu değil mi? sezon başında, sabır yemini eden galatasaray’lılar, ilk maçlarda oynanan topa 2000 yılı yakıştırması yapanlar, şimdi bir suçlu aryorlar kendilerini inkar edercesine. ve, o suçlu arda turan gibi gözüküyor.

oysa dünyanın en normal durumudur, bu kadar genç bir oyuncunun hatalar yapması. 23 yaşında, bu kadar büyük sorumluluklar alan kaç kişi var ve bunlardan kaçı hata yapmıyor ki? bırakalım genci, hangi insan hata yapmıyor? elbette kötü oynayacak arda, her maç coşma ihtimali yok. elbette, küsecek, kızacak, sinecek. bazen ağzından küfür kaçar, bazen rakibe kafa atar. bunların savunulacak yanı yok fakat bu hatalarından ders çıkararak büyüyecek bu adam. bu noktayı iyi kavramak gerekiyor. yapılan yıkıcı eleştiriler, malesef kaçırıyor bazı ufak detayları.

her şeyi geri sarıp, ne eksik ne fazla tam olması gerektiği kadar değer verilseydi arda’ya. ilahlaştırılıp ortaya atılmasaydı ve bütün sorumluluklar üzerine yıkılmasaydı bugün çok daha başarılı bir arda izliyor olurduk. en azından, taraftarla yaşadığı sorunları yaşamazdı. henüz, kaybedilmiş hiç bir şey yok aslında. şansını muhtemelen avrupada deneyecek arda turan. umarım çok ama çok daha fazla çalışıp, kendisine bahşedilen yetenekleri yüceltir.

bembeyaz bir sayfa

01 March 2009, Sunday

gs-bordo

biraz geç oldu fakat bordo maçı hakkında bir iki laf etmemek; başta taraftar olmak üzere o gün ali sami yen stadındaki tüm galatasaraylılara saygısızlık olurdu.

kaptan’ın gelmesiyle bir mücadele ruhu, bir dayanışma ortamı oluşacağı belliydi. ne olursa olsun bu derece zor bir maçta sonuna kadar kovaladı futbolcular maçı. 3-3′ e geldiğinde dahi umudumu kesmemiştim ben maçtan. çünkü bu güveni veriyordu sahada arda, kewell ve ayhan başta olmak üzere bütün futbolcular. onların da güvendiği bir güç vardı; tribünler. çok sağlam tribün vardı perşembe gecesi sami yen’de. belki de son senelerin en iyi tribünü. takımı ateşlemek, maça ortak etmek nasıl gerçekleştirilir, ilk dakikada yenen gol nasıl çıkartılır, hepsini gösterdi bizlere galatasaray taraftarı. o kulübede büyük kaptanın olması da bu destekte büyük bir etkendi bana göre. herkesin birbirine sahip çıktığı ve inandığı bu ortama güvenerek rahattım ben 3-3’te.

skor 4-3 iken ve rakip son bir umut kalemize gelmeye çalışırken, arda tam köşe bayrağının orda öyle bir mücadele verdi ki top kornere gitmesin diye, bu mücadeleyi görüpte “helal olsun sana” demeyen galatasaraylı yoktur sanırım. işte o mücadele de saklı galatasaray’ın bu sezon ki durumu. istediklerinde, rakip kadar koşup mücadele ettiklerinde bir sorun yok galatasaraylı futbolcular adına. isterse benfica gelsin, isterse bordo. sorun şu ki; avrupa maçları dışında bu istek ve hırs kaybolup gidiyor. yerini maç bitsede gitsek, çok sıktı bu maç havasına bırakıyor. bu da lig için büyük tehlike oluyor haliyle. bakalım bu kanayan yaraya hırs ve istek denince akla ilk gelen galatasaraylı olan bülent korkmaz çare olabilecek mi? bence olacak..