‘arsenal’ olarak etiketlenmiş yazılar

return of the king!

10 January 2012, Tuesday

henry

sen hep ‘şeytan’ kal; ryan giggs

19 February 2011, Saturday

ryan giggs

artık hemen her yazıda araya sıkıştırdığımız üzere, arsenal’liyiz ingiltere’de. fakat bu demek değildir ki, ryan giggs adlı yaşayan efsane’yi sevmiyoruz, saymıyoruz. united camiasının ender sevdiğim adamlarından galli. 20 yılı devirmiş. 21.si için de anlaşmış kulübüyle. asıl ilginç olanı ise, giggs’in hala takımı adına çok büyük bir koz olması. evet, 20 yıldır manchester united forması giyiyor bu adam ve neredeyse o kadar süredir yıldızı, önemli parçası bu takımın. nasıl takdir etmeyelim, nasıl görmezden gelelim?..

90 yılından bu yana united’lı giggs. tam 862 kez giymiş kırmızı formayı. 158 golü var.  11 lig şampiyonluğu, 2 şampiyonlar ligi şampiyonluğu, 4 fa cup şampiyonluğu, 4 carling cup şampiyonluğu.. bu rakamların da ötesinde tabii onun futbolu. futbola inanmasanız da alex ferguson diye bir gerçek var elbette. ve o gerçekle kesişen bir yolda yürürken, böylesi bir yetenekle, yükselmesi kaçınılmazdı gallinin. kendisinin de bu oyuna bakışının gayet düzgün olduğunu söyleyelim. bunu anlamak adına, bir iki röportajını okumanızı öneririm. futbola çok geniş bir perspektiften bakıyor adam.

bir röportajda da diyor ki: ” manchester united’daki hayatım, beni oldukça mutlu ediyor sadece daha fazla para kazanmak için bunlardan vazgeçmek istemiyorum sadakatin önemine inanıyorum. ” bu cümlelerin samimiyetine inanıyorum ben. o duruşu sergileyebilecek bir adam giggs. röportajlarından bir tanesinde bizleri alakadar eden bir kısım da var; ” doğu avrupa’ya gitmeyi her zaman sevmişimdir. ilk seyahatimi 1993 yılında istanbul’a yapmıştım. orada gördüğüm ‘cehennem’e hoş geldiniz’ pankartını ise asla unutamam” diyor. daha da büyüyor gözümüzde.

bu adamın futbola devam ettiği her yıl, daha güzel bir yıl olmaya adaydır. kıymetini bilelim. ve 99’daki o meşhur golüyle, saygımızı sunalım ustaya. arsenal’in yediği en güzel gol olabilir aynı zamanda bu. giggs & arsenal.

arsenal – barcelona

16 February 2011, Wednesday

arsenal - barcelona

bu akşam londra’da futbolun en üst noktasına şahit olacağız. arsenal, barcelona’yı ağırlıyor. bir açıdan bakınca, bu muazzam bir durum. iki pozitif futbol temsilcisi karşı karşıya geliyor ve keyfimiz muhtemelen tavan yapacak. fakat diğer bir nokta da, bu iki güzel takımdan birinin çeyrek finalde elenip gidecek olması. yani, valencia – schalke eşleşmesi de var neticede bu organizasyonda..

geçtiğimiz yıl da izlemiştik bu seriyi. ve barcelona, arsenal’i deyim yerindeyse sahadan silmişti. şunu çok açık görmüştük; arsenal, rakibi gibi hücuma yatkın bir anlayışla ilerlemek istese de, bundan bir kaç yıl öncesinde yapabildiklerinin hemen hiç birisini gerçeğe yansıtamıyordu. bu futbol tarzının günümüz temsilcisi tamamen barcelona olmuştu. bu gerçeği kabul etmek adına acı bir tecrübeydi tabii. ve sonrasında arsene wenger bir durum değerlendirmesinde bulundu. buradan çıkan sonuç, arsenal’in oyun yapısında bazı değişiklikler içeriyordu. bunun en somut örneği, alex song’tur. onun rolüne getirilen yenilik ve orta alanda uygulanan daha sert top kazanma fikri, sahada kimlik değiştirmiş bir takım izlememizi sağladı. daha derli toplu bir müdafa anlayışı gelişti. clichy ve sagna’nın da kontrolsüzlükleri törpülenirken, nasri’nin büyüyen topçuluğu ileride daha az elemanla daha efektif bir oyunu mümkün kıldı. kaleci konusunda benim fikrim, szczesny için beslenen umutlar, çok sağlam temellere dayanıyor. polonya’lı, arsenal’in kalesini uzun bir zaman koruyacaktır başarıyla. bu gelişim sürecini de kısa bir sürede tamamlayacak bir görüntü çizmesi, onu daha özel bir oyuncu yapıyor.

bir önceki eşleşmede, merkez bölgede büyük bir yenilgiye uğrayan arsenal’in çok daha sert bir yapıya büründükten sonra, daha umutlu olacağı muhakkak. fakat, buraya yüklenip, kendi oyunlarını kabul ettirmeye çabalamadıktan sonra gene tur şansları azalacaktır. evet, savunma hala tam oturmuş değil. üstelik vermaelen de oynayamıyor. zaten, seken topları toplayamadıktan ve ileriye net çıkışlar yapamadıktan sonra, iş yaş.  bu noktada, samir nasri’nin oynayıp-oynamaması büyük önem arz ediyor. bu sezon takımının hücumlarını adeta sırtlayan fransız, oynadığı taktirde, dengeleri değiştirebilecek bir unsur. şüphesiz, wenger de onun sakatlıktan kurtulup sahaya çıkabildiği bir eşleşme için heyecanlanıyordur.

barcelona’nın da, bir önceki eşleşmede vurup geçtiği bir takım olarak algılamaması gerekiyor arsenal’i. değişen merkez olgusunu önemsemeliler kesinlikle. o kadar rahat dönen top alamayabilirler. ve, burada üstünlüğü kaybettikleri taktirde problem yaşayabilirler. messi ve özellikle xavi, geriye gelip top alacaktır. muhtemelen de anında, hemen orada prese maruz kalacaklardır. gerçi bu, sıklıkla yaptıkları bir şey ama, topu o bölgeden hatasız çıkarmaları durumunda avantajları çok büyük. pedro-iniesta diğer yıllara nazaran daha sonuca dayalı bir oyunu şekillendiriyorlar. arkaya yapılacak koşular, alan boşaltmalar onlardan sorulacaktır. daha önce dediğim gibi, kanatlarda daha kontrollü bir arsenal görüyoruz artık. bu nedenle, o noktalardan içeriye yapılacak bindirmeler çok mühim. bu sezon barcelona’nın çoğu maçında bunu da başardığına şahit olduk. arsenal için büyük bir handikap da budur tabii.

işin özü, merkezde çok güzel ve çekişmeli bir mücadele izleyeceğiz akşam. sonuca hangi ekibin daha kısa yoldan gideceği, hangisinin kendi oyununu kabul ettireceğini göreceğiz. elbette, barcelona bugüne dek oynadığı tüm takımlara karşı topun kontrolünü elinde bulundurmasıyla ve bunu çok özel futbolcularla gerçekleştirmesiyle, bir adım önde gözüküyor. fakat, bu defa çok daha mücadeleci ve zayıf yönlerini törpüleme uğraşı içerisinde bir arsenal olacak karşılarında.

rengimiz belli, arsenal.. demiştik daha önce blogda. bu maç, bu eşleşme için de geçerlidir. gel gör ki, barcelona’nın büyüleyici maçlar çıkartarak rakibini geride bırakması durumunda pek üzülmem açıkçası. sonuçta; benim arsenal adına bu maçlardaki beklentim, daha üsturuplu ve amacına uygun oynayan bir takım izlemek. böylesi çağın ötesine taşınmış bir futbol temsilcisine karşı mağlup olmaları çok dokunmaz.

cumartesi futbolu #3

05 February 2011, Saturday

arsene wenger

keyifli bir futbol günü daha.. hemen hemen bütün liglerden güzel maçlar var. premiere league’in çoğu maçı bugün. arsenal, manu ve city sahne alacak. bir tek chelsea – liverpool’u izleyemeyeceğiz. st. james’ park’taki newcastle – arsenal maçı oldukça vaatkar gözüküyor. gönül gunners’tan yana muhakkak.

bundesliga da çoğu zaman olduğu gibi bu hafta da cumartesi günü futbolunu renklendiren organizasyonların başında geliyor. dün akşamki ruhr derbisinden çıkan golsüz beraberlik hem leverkusen’in hem de münih’in iştahını arttıracaktır. birisi nürnberg diğeri köln deplasmanında. bu arada dün dortmund, rakibi schalke’yi mağlup edemeyerek; 97 yılından bu yana sezon içerisinde 2 ruhr derbisini birden kazanamama geleneğini devam ettirdi. bundesliga’nın açık ara en keyif veren takımına yakışmadı. gerçi götze, barrios falan ellerinden geleni yaptılar. “dev kedi” neur’i geçmek imkansızdı yalnızca..

seri a’da haftanın maçı -inter/roma- yarın, fakat bugün de 2 maç var. udinese – sampdoria ve cagliari – juventus.. son haftalarda acıların ekibi kıvamına gelen juve, gene kazanamazsa işler iyice sarpa sarar. kesin galip gelmeliler. güzel topçular oluşumu udinese de favori olarak çıkıyor sampdoria karşısına. kabul etmek gerekir ki cumartesi günü, seri a pek çekici değildir. pazar günüdür seri a..

ispanya dediğimiz zaman, barcelona ve real madrid maçları geliyor akıllara çok net. mütemadiyen ikisinden biri de cumartesi oynar. bu akşam, barca’yı izleyeceğiz. rakip de güzel; atletico madrid. bahis oranlarının 1.05 barcelona lehine olması madrid’lilerin hırs yapmasına sebep olur mu onu pek bilemeyeceğim de; handikaplı barcelona galibiyetinin çok uzun süredir kazandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim.. bunun dışında; villareal de evinde levante’yi ağırlıyor akşam. ligin 2 net takımı varsa; 3.’sü de açık şekilde villareal’dir. rossi-nilmar klas ikili..

son olarak süper lige bakalım.. 4 maç var bugün bizde. saat 2 itibariyle kasımpaşa – belediye maçı başladı. 4’te beşiktaş – karabük var. zevkli maç olacaktır. imkanı olanlar kaçırmamalı. akşam 5’te kayseri – ankaragücü oynuyor. zirveye tutunabilmek adına, maçı mutlaka almalı kayseri. haftaya fener’le oynayacaklarını göz önüne alırsak, maçın değeri daha da artıyor.. fenerbahçe ise manisa deplasmanına çıkıyor. hikmet karaman’la birlikte tüm çehresi değişen manisa bu akşam bir çelme çakabilir mi fenerbahçe’ye? bana kalırsa bir sürpriz çıkabilir..

televizyon’daki maçlar;

16.00 beşiktaş – karabük / lig tv

16.30 köln – bayern münih / trt spor

17.00 kayserispor – ankaragücü / digi

17.00 newcastle – arsenal / spormax

19.30wolverhampton – manu / spormax

21.45 cagliari – juventus / spormax

23.00 barcelona – atletico madrid / ntvspor

rengimiz belli..

27 December 2010, Monday

arsenal

özlenen tablo

05 December 2010, Sunday

an itibariyle ingiltere premier league puan tablosu. özlediğimiz, beklediğimiz tablodur.

  1. arsenal
  2. manchester u.
  3. chelsea

tamam kabul ediyorum, arsenal yalnızca 1 puan ilerisinde manu’nun ve 1 maç da fazlası var. gene de onları zirvede görmek çok mutlu ediyor beni. pek zannetmesem de sezon sonu bu sıralamanın aynı vaziyette şekillenmesini temenni ediyorum. ingiltere’de arsenal!

özlenen demişken, bir önceki postta da belirttim. bundesliga’da dortmund’cuyum. onlar da lider. aman nazar değmesin. italya’da roma’lıyız. onların ne yaptığı belli değil. ispanya’da sevilla. onlar da bir öyle bir böyle. fransa’da öyle sevdiğim bir takım yoktur ama bu yıl lille şampiyon olsun isterim. rusya’da cska moskova. iş, işten geçti orada da. ve tabi malum, ilk önce galatasaray. en çok üzenin o olması da ne tesadüf..

neticede bu yıl bi dortmund’dan hayır var bize. belki arsenal ve roma da bir şeyler yapabilir. onun dışında totti, mario gomez ve nasri gol kralı olsun, yeter.. oynarsa baros tabii.

non-flying dutchman; dennis bergkamp

07 September 2010, Tuesday

bergkamp

bu aralar bir “ustalara saygı kuşağı”dır gidiyor bende. arsenal’e sempatim olduğunu belirtmiştim daha önce. e, hollanda da malum, büyük bir futbol cennetidir. bu ikisini birleştirince sonuç; dennis bergkamp..

uçak korkusu nedeniyle “non flying” lakabıyla ünlenen bu adamın,  futbolculuğunu anlatmaya pek lüzum görülmez kolay kolay. zira ne kadar istatistik versen, yorum yapsam da onu canlı izlememiş hiç bir kişiye layığıyla aktaramazsın.. biz gene de uğraşalım.. dennis’i futbol’a ve bizlere kazandıran adam, çokça futbol efsanesinin doğuşunda emeği olan johan cruyff’tur.. ona ilk şansı sarı fare vermiştir ajax genç akademisinde..  ajax’ta 17 yaşında forma giymeye başlayan bu 69 doğumlu çocuk, takımı ile birlikte hollanda ligi şampiyonluğu, uefa kupası şampiyonluğu ve iki kez olmak üzere gol krallığı gibi büyük zaferlere imza attıktan sonra, 93’te seri a’ya; inter’e transfer oldu. eklemek lazım, bergkamp ajax kadrosu içerisinde bulunduğu süre zarfında 185 maçta 128 gol atmıştır..

italya dennis adına büyük hayal kırıklığı oldu.. buradaki futbol sistemi onun eğitim aldığı düzeyin çok daha farklı bir versiyonuydu.. aslında hollanda’lı olup da italya ligi’nde iz bırakmış bir çok oyuncu vardır fakat, dennis’in catenaccio’ya uyum sağlayamadığı bir gerçekti.. pek uzun da sürmedi bu macera zaten..

95 yılında italya’dan, ingiltere londra’ya; arsenal kulübüne transfer oldu uçamayan hollandalı.. onu kulübe kazandıran isim, zamanın arsenal patronu bruce rioch’tur.. dennis’e ödedikleri bedel, 7.5 milyon.. aldıkları daha doğru deyişle alacakları verim paha biçilemez tabi.. bergkamp’ı bugün burada efsane statüsünde değerlendiriyor ve anlatıyorsak bunun kaynağı biraz da arsenal’in başına 96 yılında gelen adamdı. ismi; arsene wenger.. bu fransız’ın gelmesiyle yepyeni bir hal alan londra kulübü, 97-98 sezonunu lig ve fa cup şampiyonu olarak tamamlamış, hollanda’lı dennis ise, attığı goller ve yaptığı asistlerle yılın futbolcusu seçilmişti..

98’de dünya kupası’nda da oynayan bergkamp, takip eden senelerde arsenal ile çeşitli lig ve kupa şampiyonluklarına devam etti. wenger’in onun teknik donanımı üst seviyedeki yeteneğine uygun futbol anlayışı sayesinde her geçen sezon seyircileri büyülemeye devam eden hollanda’lı, avrupa’da bir türlü mutluluğa ulaşamadı. 2000’de galatasaray’a penaltılarda kaybettiklerinde ve 2006’da barcelona’ya şampiyonlar ligi finali’nde mağlup olduklarında bergkamp da kadrodaydı. tek “yazık oldu” diyebileceğimiz yönü de budur zaten..

dennis bergkamp’ın arsenal’i ve futbolu bırakması da öyle damdan düşer gibi olmadı. böyle bir üstadın futbolu bırakacağı söylentileri çıktığı anda taraftarlar homurdanmaya başladı.. bunu üzerine wenger onun kontratını bir yıl daha uzatma kararı aldı.. ertesi yıl yani 2006’da aynı zamanda arsenal’in highbury’deki son sezonunda futbola nokta koydu bergkamp.. hem onun hem de highbury’nin son maçında, wba karşısında gol atıp asist yaparak veda etti taraftara.. böyle bir futbol zekasını istatistiklerle anlatamayız fakat yine de ekleyelim; dennis bergkamp arsenal’de forma giydiği dönem; oynadığı 315 maçta 163 gol atıp 177 asist yaptı.. tabi bu rakamların çok daha ötesinde, futbol tarihinin gördüğü en muazzam, en klas topçulardan bir tanesi o hiç şüphe yok ki..

şu golün üzerine söz söylenebilir mi allah aşkına?..

adam değilsin

06 September 2010, Monday

emanuel adebayor

gol attıktan sonra koşarak arsenal tribünlerine doğru kaydığı anda kopmuştu tüm bağlar.. ahı tuttu arsenal’lilerin, tutunamadı manchester city’de. gitmek istedi. gönderemediler, ellerinde patladı.. beyefendi şimdi de şöyle buyurmuş;

bu sene muhteşem bir kadro kurduk. tarihi başarılar elde edebilecek oyunculara sahibiz. artık arsenal’den daha büyük bir kulüp olduğumuzu söyleyebilirim…”

çok çapsız herifmiş..

ada’da son transferler

03 September 2010, Friday

rafael van der vaart

biraz geç oldu transfer yazıp çizmek için fakat, ingiliz takımlarının yaptıkları son dakika hamlelerini atlamak istemem. şeyh’in takımı manchester city dışında abartan pek olmadı bu yaz. ligin baba takımları dahi orta karar takviyeler yaptılar. ekonomik şartların tüm dünya’da olduğu gibi ingiltere’de de olumsuz seyrettiği gerçek olsa da, bütün bu durgunluğun sırf maddiyatla alakalı olduğunu düşünmüyorum. takımlar biraz da kadrolarını koruma yoluna gittiler. eldekini satıp, daha iyisine yüksek ücret ödemektense, beklemeyi tercih ettiler. aynı zamanda kadro istikrarı adına da her yıl radikal kararlar almak ne kadar sağlıklı olur, bunun da bilincinde gözüküyor kulüpler.. bizde yaparlar bu işi sık sık. her yıl ‘kadroda köklü değişiklik’ kapsamında 15 oyuncu alıp, 10 oyuncuyu elden çıkartan takımlar vardır. başarısızlıkta da ilk kaçış yolu; ‘zaman gerekiyordu, uyumu yakalayamadık’ olur..

premier league’de transferin son demleri nispeten heyecanlı geçti. geçtiğimiz hafta içi young boys’u eleyip, uefa şampiyonlar ligi’nde gruplara kalan londra temsilcisi tottenham, wigan maçının kederinden midir bilinmez, real madrid’in yol verdiği van der vaart ile anlaştı. ispanya’da, mourinho’nun orta sahaya yaptığı yeni yüzler operasyonu hasebiyle şans bulamayacağı belli olan hololanda’lı, 11 milyon avro’ya geldi ada’ya.. tottenham için nokta atışı. böyle bir oyuncuya ihtiyaçları vardı. uluslararası düzeyde tecrübesi var. almanya, ispanya gibi liglerde oynamış. kapanan oyunu açabilecek kadar teknik bir adam. duran toplarda da etkili. hücum gücünü artıracaktır kesin..

yaz boyunca dünya kupası’ndaki uruguay maçında kaçırdığı penaltı ve bir de fenerbahçe ile adı anıldı gana’lı gyan’ın. sonuç; fener daha verimli olabilecek niang’ı transfer etti. gyan ise ada’ya geldi. sunderland forması giyecek. bonservisi 13 milyon. bu rakam kulüp için bir kekor olmuş.. takım için de topçu için de güzel anlaşma neticede. bent ile iyi bir ikili olurlar. ada futboluna uyumu çabuk sağlayacaktır. dünya kupası performansıyla transfer yapan oyunculardan oldu o da.

arsenal’de, wenger’in fransız topçu fetişi devam ediyor. bu yıl aldıkları oyuncuların tamamı ya fransa ligi’nden ya da fransa vatandaşı.. son olarak sevilla’dan sebastian squllaci geldi. bonservisi 6 milyon kadar. 30 yaşında, deneyimli bir oyuncu. geçen yıl, çok başarılı maçlar çıkarttı ispanya’da. milli formayı da çok kez giymişliği vardır.. öyle, savunmadan lucas neill gibi pas çıkartıp, oyuna katkı verecek bir adam değil. biraz yavaş olduğunu da söyleyebiliriz. fakat, tecrübe, savunma sezgisi ve hava hakimiyeti gibi savunma oyuncusunda olmazsa olmaz özelliklerin tamamı var squ’da. müdafaya muhakkak takviye gerekiyordu. iyi oldu bu transfer.. yalnız, arsenal’in bu yaz aldığı adamlar, isimlerinin telaffuzu ve özellikle yazılışı bakımından rakipsizler. chamakh, koscielny, squillaci…

liverpool da mascherano’nun gidişini, portekiz’li raul meireles ile telafi etti. tabi, masch onlar adına çok değerli bir oyuncuydu. raul’un gelip, onun kadar katkı vermesi şu an çok zor. fakat, her zaman aynı oyun ritmiyle oynayabilen bir oyuncu. çok büyük işler yapmaz. fakat, hep kendi maksimum futbolunu oynar. liverpool’a da bu tarz bir adam gerekiyordu.. bir de sol tarafa paul konchesky’i aldılar. bildiğiniz gibi, insua türkiye’ye gelince, orada da bir boşuk olmuştu. fulham’dan geldi. sağlam adamdır o da..

hafta sonu’nda avrupa futbolu

30 August 2010, Monday

barcelona

ilginç bir futbol oynanır bundesliga’da. önceden kestirilemeyen bir yanı vardır. bu nedenle de benim ilgimi fazlasıyla çeker. cumartesi, öğleden sonra oturup da bir werder bremen – leverkusen maçı izlemek, çok keyifli gelir mesela bana. eminim, bir çok kişi de burada oynanan güzel futboldan memnundur.. bu hafta da enfes maçlara sahne olan bir bundesliga vardı karşımızda. gene bol gollü, bol taraftarlı ve bol sürprizli idi alman’lar.

en büyük sürpriz ile başlayalım. wolfsburg.. hafta içinde diego’yu kadrolarına dahil ettiler. büyük bir olay tabi bu. geniş yankı buldu avrupa futbol camiasında. o diego, bu haftanın sonunda, geldi maça çıktı. gol de attı ilk maçında. dzeko gene her zamanki gibiydi. o da salladı 2 tane. ve ilk yarı bitmeden bir anda 3-0’ı yakaladılar volkswagen arena’da. ortak görüş; ilk hafta bayern’e son anda mağlup olan wolfsburg’un diego takviyesiyle birlikte güçlendiği ve çıkışa geçmeye hazırlandığıydı. sonra, ilk yarı bitmeden rakip mainz bir gol buldu. gene de, wolfsburg’dan kimse şüphe duymamıştır. fakat öyle bir 2. yarı oynandı ki volkswagen arena’da, eminim bundesliga efsane maçlar arasına zirveden giriş yapacaktır. 3-0 öne geçtiği maçta, rakibi mainz’a amiyane tabirle çatır çatır yenildi wolfsburg. ilk 2 haftada iki epik yenilgi. üzgünüm onlar adına..

bir diğer ömer üründül tabiriyle ‘enteresan’ maç, bay arena’daki leverkusen-monchengladbach’tı.. heynckes’in leverkusun’i kuşku yok ki maçtan önce favori olan taraftı. maçın sonunda ise, muhtemelen bugünü hayatlarından çıkartmak için çok şey verebilecek hale geldiler. evlerinde 6 yediler monchengladbach’tan-bu nasıl zor bir takım adıysa artık..- onlar adına da, aynı wolfsburg gibi güzel başlayıp, hüsranla biten bir hafta yaşandı diyebiliriz. bu 3-6’lık skor, maçın bundesliga’da haftanın  en gollü maçı olmasına neden oldu. bu arada, eren derdiyok maçta 1 gol kaydetti..

beklenen la liga’da ilk maçlar bu hafta oynandı. barça, racing santander deplasmanında 3-0’la galip geldi. goller; messi, iniesta ve yeni transfer villa’dan. guardiola’nın takımı kaldığı yerden devam ediyor. mourinho ve madrid’in onları durdurmak adına uzun bir yoldan geçmeleri gerekiyor. onlar da mallorca deplasmanındaydı ve golsüz beraberlikle döndüler. mesut oyuna sonradan dahil oldu.. topal’lı valencia ise malaga’ya 3 tane attı. mehmet, yedekler arasında yer alsa da, forma şansı bulamadı. umuyorum, çok çalışır ve ilk 11’de daimi bir oyuncu olur.. sevdiğim takım, güzel adamların topluluğu sevilla da deplasmandaydı. 4-1 kazandılar levante karşısında. konko’nun 2 golü var..

ingiliz’ler de 3. haftayı geride bıraktılar. chelsea ağırlığını koymaya devam ediyor. şu an en formda adamları malouda. gene gol attı fransız. drogba’nın penaltıdan attığı golle de 2-0 galip geldiler stoke city önünde. stoke da paraşütsüz gidici gibi ama bakalım.. manu da evinde oynadı bu hafta. onlar da net bir galibiyet aldılar. west ham’ı üçlediler.. arsenal blackburn deplasmanında 2-1 kazandı. son dönemin en formda topçularından walcott gene attı. oldukça güzeldi hem de golü.. tottenham beni çok şaşırtan maçta, evinde wigan’a yenildi. ilginçtir, wigan ilk 2 hafta evinde oynamıştı. 2’sinde de yenilmişlerlerdi. toplam, 10 gol yiyip hiç gol atamamışlardı. gidip, white hart lane’de tottenham’ı yendiler. futbol enteresan…

ibrahimovic

seri a da bu hafta başladı. ibrahimovic gazını alan milan, evinde lecce’ye 4 tane attı. pato 2 gol. ibrahim ile beraber, ligi sırtlayabilirler bu yıl, dikkat etmek gerek.. juve kahrın, kederin takımı olmaya devam. deplasmanda bari’ye boyun eğdiler. yalnız krasic’le olmaz elbet.. roma’mız evinde cesena’yı yenemedi; 0-0. maçı izleyemedim ama hiç beklenmiyordu bu sonuç üzücü tabi.. inter bu akşam oynuyor. bologna deplasmanında açacaklar sezonu. hafta arasında atletico madrid’e süper kupa’yı kaybetmişlerdi onlar da. benitez güzel başlayamadı, bu akşam bir sürpriz olur mu acaba?..

fransa’da gourcuff ve lyon konuşuldu sık sık. gidip lorient’e yenildiler. tek, haftayı mağlup kapatan büyük onlar değildi. psg de sochaux’a yenildi. bordeaux, evinde marsilya ile berabere kaldı. tigana’nın takımı, gene son dakikada buldu golü.. marsilya, niang sonrası toparlayabilir mi? kuşkularım yok değil.. kabze’li montpellier ile kalbimiz. bu hafta valenciennes’i yendiler deplasmanda. yürüyün be çocuklar, bu defa siz alacaksınız kupayı.. hollanda’da, suarez onu göndermeyen ajax’ı sevindirmeye devam ediyor. gene hat-trick yaptı. twente ve feyenoord 4-0’lık galibiyetler aldılar. ilginç, twente’nin yendiği utrecht, hafta içi, celtic’i 4-0 ile geçip, avrupa ligi’nde gruplara kalmıştı. evet, van wolfswinkel güzel topçu.. rusya’da, cska moskova’lı doumbia da gollere devam ediyor. onla beraber adamım dzagoev de yazdı bu hafta bir tane. bu çocuklar için takip edilir bu cska moskova..

transferde son hamleler

28 August 2010, Saturday

javier mascherano

artık transfer döneminin son günlerini yaşıyoruz. başta bizim kulüpler olmak üzere avrupa’da bir çok takım kadrosunu değiştirme, güçlendirme uğraşında. birisinin elinden bir adam çıkartması, adeta kelebek etkisiyle diğerine, oradan diğerine sonra bir başkasına kadar sirayet ediyor. buna en güzel misallerden bir tanesi de fenerbahçe’nin niang’ı transfer etmesidir. niang’ı satan marsilya, gignac’ı kadrosuna kattı, ardından gignac’ı bırakan touluse da lyon’dan tafer’i kiraladı. belki ilerleyen günlerde, niang’ı alan fenerbahçe, guiza’yı elinden çıkartacak.. gerçekten, bir kulübün taşları oynatıp, dengeleri nasıl değiştirdiğine şahit olabiliyoruz.

barcelona henüz sebebini anlayamadığım bir hamle yapmış ve yaya toure’yi manchester city’e bırakmıştı. böylece, orta alanda açıkları kapatacak, savunmaya yardımcı olacak ve iniesta-xavi gibi kudretli oyuncuların futbolunu bir kademe önde oynamasına yardımcı olacak türde bir orta sahaya gereksinim duydular. çok uzun bir süredir liverpool’dan javier mascherano’nun adı geçiyordu. sonunda resmi olarak geldi barça’ya. genelde, çoğu kişi mascherano’yu pek sevmez. kesici özelliğiyle ön plana çıkan bir tarzı vardır. xavi yahut fabregas gibi orta alanı paslarıyla yöneten bir futbol anlayışı yoktur. bu futbol kimliği pek gözüne hoş gelmez tabi seyircinin. fakat mascherano, günümüzde avrupa futbolunun en iyi defansif orta alan oyuncularından benim gözümde. liverpool’da yakaladığı istikrar, orada oynanan süratli ve fiziksel anlamda kuvvetli futbola, ayak uydurması etkileyiciydi. arjantin milli takımında da önemli bir görevi var. bu bağlamda, çok doğru bir transfer hamlesi javier. orta sahada box to box futbolcu, oyunun iki yönü bik bik şeklinde konuşanlara da guardiola’nın yanıtıdır…

resmi açıklama gelmese de zlatan ibrahimovic’in milan’a transferi büyük ihtimalle gerçekleşecek. barcelona, ilginç bir deneyim olarak noktalanıyor böylece ibrahim için. uzun süredir belliydi hocayla sorunlar yaşadığı. son dönemde zirve yaptı bu kopukluk. 6 aydır guardiola ile konuşmadık şeklinde röportaj verdi son olarak. galliani de onun için kamp kurdu katalunya’da. bonservis bedeli için uçuk fiyatlar konuşuluyor. barça muhtemelen tok satıcıyı oynuyordur. problemler var gözükse de, satmak için başka bir nedenleri yok neticede. milan için de güzel bir değişim olacak bu. pato-ibra fark yaratabilecek bir ikili. yıllardır 30-35 yaş aralığında transfer şekillendiren milan’dan hiç beklemediğim bu hareket, olumlu sonuç verecektir..

diego

diego da geri dönenlerden. almanya’ya, wolfsburg’a geçti brezilya’lı oyuncu. juventus’ta olmadı. olduramadılar. kabahatli yüzde yüz kulüptür bana kalırsa. diego gibi üst seviye bir adamdan hiç bir surette faydalanamadıysan, bir durup düşüneceksin. şike skandalı ve küme düşme olayından sonra, hemen seri a’ya geri dönse de, bir türlü toparlayamadı juve. 15 milyon’a bıraktılar diego’yu. bir kelebek etkisi de bu transferde bekliyoruz. diego’yu alan wolfsburg, misimovic’i satacak büyük ihtimalle. o kulüp de galatasaray olabilir. gelen bilgiler, bu transferin bittiği yönünde… diego’nun gelişiyle mutlaka kademe atlayacaktır wolfsburg. bayern maçında gördüğümüz kadarıyla, yaratıcı bir oyuncu sıkıntısı çektikleri ortadaydı. misimovic’le de iplerin çoktan koptuğunu düşününce, diego bir fırsat transferidir diyebiliriz.

almanya’nın bir diğer transfer yapması beklenen takımı da schalke idi. misimovic’i schalke hocası magath da çok istemişti. fakat wolfsburg onlara satmaya pek yanaşmayınca ve söylenene göre takas konusunda anlaşma çıkmayınca o iş olmadı. magath da, cluj’dan ciprian deac’ı transfer etti. romen milli takımının 10 numarası deac. yine adaşı ciprian marica gibi, ona da bundesliga fırsatı doğdu. umarım ondan daha iyi gelişir kariyeri. bu arada, schalke, gana’lı sarpei’yi de kadrosuna dahil etti. gana milli takımında sağ bek oynuyordu sarpei. levekusen’den geçti gelsenkirchen’e.. ve son olarak arsenal. arsen wenger’in fransızlaştırma fantazisi sürüyor. sevilla’dan sebastian squillaci’yi aldılar. güzel transfer. böyle bir savunmacı gerekiyordu arsenal’e. lorient’ten alınan koscielny ile beraber, yazımı çok zor iki oyuncu almış oldular böylece..

haftasonu futbol

23 August 2010, Monday

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6’ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4’ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3’er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30’da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…