‘atletico madrid’ olarak etiketlenmiş yazılar

simao sabrosa beşiktaş’ta

23 December 2010, Thursday

simao sabrosa

beşiktaş sene başında schuster, quaresma ve guti’yi türkiye’ye getirerek ciddi bir değişim içerisine girmişti. devreyi pek de iyi bir yerde bitirmiyorlar ama sene sonunda ne olacağı da belli olmaz. quaresma sakatlıklardan bir türlü tam performans gösteremedi zaten. guti hiç de fena değildi. asıl “sıkıntı” schuster’de yaşandı. alman hoca’nın türkiye’ye henüz alışamadığını düşünüyorum ben. bizimkilerin rijkaard’a yaptığını, demirören ve ekibi de schuster’e yapmaz umarım.

beşiktaş büyük isimleri getirdi fakat, daha fazlası da gerekiyordu elbette. tabata, fink vs gibi isimler zayıf kaldı. bobo da sakatlanınca gol atması için nobre’ye muhtaç kalmak dokunmuş olsa gerek, simao’yu getiriyorlar ve almeida’nın da eli kulağında deniliyor. gene akıllı hareketler yapıyor beşiktaş yönetimi. artık schuster için sabretmeleri yetecektir. yani, transfer yapabilirler bundan sonra da ama schuster’in kadro konusunda şikayet edeceğini zannetmiyorum ikinci yarı için.

simao iyi adamdır. geçtiğimiz yıl bizi yakan isim de oydu zaten sami yen’de. mutlaka iş yapar. quaresma da sakatlıktan çıkmışken, bir tarafta q7 diğer tarafta simao çok şık duruyor. bu arada beşiktaş portekiz’liler dönemine giriyor. simao ve almeida buna işaret. fener’de brezilya hükümranlığı izlemiştik uzun süre. bakalım beşiktaş’ta nasıl sonuç verecek bu “aynı memleketin çocuklarını getirme” mantalitesi.

resmi olarak açıklanmasa da tabata, fink ve zapo’nun buca’ya kiralandığı haberleri de düştü bu akşam basına. sanırım beşiktaş’lılar oldukça mutludur bugün yaşanan gelişmelerden ötürü. neticede, tabata gidiyor ve simao geliyor. az değil..

atletico madrid 1-1 galatasaray: deplasmanda gol atmak iyidir!

19 February 2010, Friday

keita & gio

maçtan önce tahmin edildiği gibi, ilk dakikadan itibaren sonuca gitmek isteyen bir atletico madrid izledik. şanslıyız ki, defans hattıyla birlikte oyunu bizim yarı sahamıza yıkma konusunda başarılı değillerdi. biz, geriden top çıkarmayı beceremeyip, üstüne bir de ileriye nadiren gelen topları tutamayınca, ellerine büyük bir koz verdik ispanyolların. fakat, onlar da agüero’ya yardım getiremediler. reyes’in bir kaç, kişisel yetenek sonucu yarattığı pozisyon dışında, ne kanat adamlarından, ne de oldukça çekindiğim, şutlarıyla ön plana çıkabilecek diego forlan’dan istedikleri verimi alamadılar. agüero’yu diğerlerinden ayırmak gerek bu noktada tabi. çabukluğunun yanı sıra, oyun zekası da üst düzeyde arjantin’li oyuncunun. servet’e attıkları neyse de neill gibi bir oyuncuya çok kısa mesafede attığı bir çalım vardı, “vay bacaksız” dedirtmedi desek yalan olur hani.

ilk yarının son anlarında orta sahanın kanatdaki elemanlara destek vermesi sonucu yakaladığımız 1-2 pozisyon, bizlere madrid’in de savunma zaafları olduğunu hatırlatıyordu. galatasaray kariyerinin en iyi performanslarından birini çıkaran franco’nun karşısında, genç kaleci de gea da ciddi bir kalecilik sergiledi. güven veren bir yapısı var adamın. sakatlanıp oyunu yarıda bırakmasa, asenjo’nun keita’dan yediği golü, bi’ ihtimal çıkarabileceğini düşünüyorum hatta ben. bu açıdan da, şans bizden yanaydı diyebiliriz. yalnız, biz golü bulmadan önce atletico’nun kurmaya çalıştığı baskının sonuç vermemesinde, en az onların organize olamaması kadar, bizim takımın kademeli biçimde kalesini iyi savunmasının da payı var. hücuma katkı verebilme yetisi olmadığını düşündüğüm hakan b. ve mehmet topal, savunma yönü daha kuvvetli duran uğur ve mustafa iyi becerdiler işlerini. servet’in agüero karşısında biraz sıkıntı çekeceği belliydi. 1-2 pozisyon haricinde iyiydi o da. neill ise soğukkanlı ve akılcı oyunuyla güven vermeye devam ediyor. alıştıkça çok daha önemli işler başaracaktır burada. elano’ya özellikle değinmek gerekir kanısındayım. şu orta sahanın en ağır işçisi elano’dur benim gözümde. top kazanma, oyunu rahatlatma, top tutma, ara pası atma vb. bir çok işi yapmaya başladı son zamanlarda. çoğu görevini de layıkıyla yapıyor. ona lincoln ön yargısıyla yaklaşanlar, şu an pişmandırlar herhalde. tek benzer yanları saç stilleri, başka da ortak paydaları yok; oyuna katkı açısından.

gio’nun silik performansı sonucu neredeyse hiç işlemeyen sol kanattan, gollük ortanın çıkması şans mıdır, kısmet midir yoksa rakibin eksikliği midir?  bilmiyorum ama, o orta ve ardından gelen keita’nın golü, belki de bu turla birlikte galatasaray’ın avrupa’da ilerlemesini sağlayacak. çünkü, saha içerisine bakınca umutlu konuşamasak da dışarıdan güzel haberler geliyor, gelmeye devam edecektir. sabri, kewell ve baros’un takıma ‘ha döndü ha dönecek’ hale gelmesi, oyuna direkt biçimde etki eder. bu oyuncular, bu takımın sisteminin en önemli çarklarından. oyuna işlerlik kazandıran, hücumu şekillendiren oyuncular. onların dönmesi demek -iddialı olabilir ama- galatasaray’ın 2 kademe atlayarak farklı bir oyun oynayabilecek olması demek. tabi, bu olasılık sakatlıktan çıkıp, takıma katılacak adamların kaldığı yerden devam etmesi halinde gerçekleşecek.

futboldan anlamadığı savunulan eleştirileri bir kenara bırakırsak, rijkaard’ın tercihlerinin sorgulanması çok garip bir durum değil. elbette şu ana kadar yanlışları olmuştur hocanın. olmaya da devam edecektir. bunları görmek ve doğru biçimde ifade etmek, galatasaray’ın işine bile gelir. eleştiri, yıkıcı olmadığı sürece olumlu bir kavram neticede. kişisel olmayan, tamamen akılcı ve mantıklı eleştiriler görmek güzel de şu bel atına vuran kasıtlı haberler ve dedikodular can sıkıcı olabiliyor. son olarak; maçtaki caner-gio değişikliğine, gio’nun verimsizliği değil, caner’in moral bozukluğu sebebiyle takıma verdiği/vereceği zarar yönünden bakılması gerekir diye düşünüyorum. fakat bu değişikliğin konuşulmasında herhangi bir olumsuzluk da görmüyorum. yeter ki, böyle olsun rijkaard’a yapılan eleştiriler.