‘avrupa futbolu’ olarak etiketlenmiş yazılar

return of the king!

10 January 2012, Tuesday

henry

no totti no party

13 March 2011, Sunday

no totti no party

partinin kralı elbette oydu gene. bir frikik, bir penaltı; ve lazio iptal. başrol kaptanın. gurur kaptanın. . suratına kramponuyla basan matuzalem’e ve bir tarafları kalkan muslera‘ya selam olsun.

alexis sanchez & palermo

28 February 2011, Monday

sicilya’da tam 7 gol yedi palermo. bozgunu gerçekleştiren takım udinese. başrollerde şili’li alexis sanchez ve kaptan di natele var. birisi 4 diğeri 3 gol attı. bu maçtaki golleriyle zirveye de oturmuş oldu di natale. yarın milan maçına çıkacak olan napoli’li cavani’nin 20 golle lider olduğu gol krallığı yarışında artık di natale’nin 21 golü bulunuyor. sanchez’in bu maça çıkana dek 7 golü vardı, o da 11 yaptı böylece gol sayısını.

palermo evinde 7 gol yiyecek kalitesizlikte bir takım değil aslında. seri a’da 8. sırada yer alıyorlar. teknik direktör delio rossi’nin var etmeye uğraştığı takım, oldukça güzel. fakat, uğraşılarının şu ana dek bir  sonuç vermeye yöneldiğini söylesek bile, bugünkü 7 gollü mağlubiyet çok şeyi değiştirecek. başkan zamparini isyan bayrağını çekmiş. ” rossi takımımı mahvetti” demiş. hatta, hızını alamamış ve saydırmış: ” rossi’nin takımda kalması ancak %1. palermo’yu mahvetti. takım onun yüzünden tanınmaz halde. ona savunmayı güçlendirmesini söylemiştim. ezequiel munoz bizim en iyi savunma oyuncumuzdu. onu yok etti. bir takımı bu şekilde yönetmeye kimsenin hakkı yok.

başkan ağır yenilginin sıcaklığıyla esmiş gürlemiş, fakat haksız da sayılmaz pek. ilk yarı 5-0 bitti ve istese udinese 10 gol de atabilirdi. zorlamadılar. palermo 10 kişi kalmıştı evet ama, bu bir mazeret değil. böylesi kötü savunma yapılmaz. rossi artık yolcu diyebiliriz zamparini’nin açıklamalarından yola çıkarak.

palermo’nun elinde çok sağlam bir gelecek var. başta javier pastore olmak üzere josip ilicic, ezequiel munoz, abel hernandez, matteo darmian, pajtim kasami, sinisa andjelkovic, afriyie acquah, daniel jara… hemen hepsi çok yetenekli gençler. ve bir çoğu da ilk 11’de, hiç değilse rotasyonda şans buluyorlar. bu yıl napoli ile şampiyonluk kovalayan cavani’nin de geçtiğimiz sezon bu takımda forma giydiğini ekliyelim. potansiyele bu kadar inanan bir teknik kadro var sicilya temsilcisinde. önümüzdeki sezonlarda mutlaka söz sahibi bir takım haline geleceklerdir. biraz zaman tanınmalı onlara. bu mağlubiyet çok acı olsa da bir ders oldu. ileride çok daha güzel işlerle telafi edeceklerdir eminim bunu. hafızalardan uzun süreliğine sileceklerdir.

onları yakan isim ise elbette attığı 4 golle ve mest eden futboluyla alexis sanchez oldu. sanchez’in sezon sonunda  udinese’de kalması çok zordu. şu maçtan sonra imkansız diyebiliriz. sanırım, avrupa’da ne kadar “parayı basabilecek” takım varsa, hepsi kadrosuna katmak isteyecektir genç şili’liyi. diğerlerinden sıyrılıp, kendi bünyesine katan tarafın büyük kâra geçeceğinden kimsenin şüphesi olmasın. önü alabildiğine açık bu adamın.

il capitano

27 February 2011, Sunday

francesco totti

roma’yı çok seviyoruz. onlar bu ara bizi çok üzüyorlar, gene de seviyoruz. kaptan’ı bi’ ayrı seviyoruz tabii. 600. maçına çıktı bugün. penaltıdan golünü attı. maç 2-0’dan 2-2 gelse de, artık alıştık. roma adına dileğim, totti’nin ölene dek bu kulüpte bulunmasıdır. 40’a kadar oynasın, gerisi ya kulübede ya protokolde; bir şekilde görev yapsın.

barcelona ve mvp

27 February 2011, Sunday

lionel messi

bugün lionel messi’nin la liga’da 26 golü bulunuyor. bu demektir ki; ligdeki 9 takımdan daha fazla gol atmış psikopat herif. mallorca ve osasuna 25 gol, hercules, almeira ve levante 24 gol, sporting gijon 23 gol, zaragoza 22 gol, santander ve deportivo 24 gol atabilmiş. şimdi düşünün messi’nin attığı 26 gol nasıl değerli ve zor bir iş. aynı şekilde ronaldo’nun attığı 24 gol de oldukça etkileyici. tabii, barcelona’yı diğerlerinden ayıran şöyle bir durum var. messi’nin yanı sıra villa ve pedro da sürekli gol üretiyorlar. villa 17, pedro ise 13 golle oynuyor la liga’da. bu üçünü mvp olarak tanımlayabiliriz herhalde. mvp’nin attığı gol sayısına ulaşan bir takım yok ligde. evet, bu üç adam tüm takımlardan çok gol atmış. real madrid dahil… ekstra bir not vereyim messi için. bu insanüstü varlık aynı zamanda 15 de asist üretti!

madem rakamlara girdik, biraz da barcelona’nın genel takım istatistiklerine bakalım. öncelikle şunu söylemeliyiz, mvp sağolsun, barcelona’nın averajı tamı tamına 63. bildiğin +63. attıkları 76 gole karşı, yalnızca 13 gol yemişler. tek mağlubiyetleri bulunuyor. sahalarında hercules’e karşı almışlardı onu da. işin ilginç yanı; hercules’in ilk ve tek deplasman galibiyetiydi o. arada öyle maçlar olur. imkansız gibi görünür ama gerçekleşir. zaten başka da fire vermedi dediğim gibi katalanlar. nou camp’ta 13 maçın 11’ini aldılar, 1 beraberlikleri var ve bir de o hercules maçı. dışarıda ise 12 maçın 11’ini almışlar, 1 beraberlik. her iki kulvarda da 34’er puan ve toplam 68 puan.

geçtiğimiz haftalarda sporting gijon ile berabere kalmışlardı. o maç, tarihi bir maç aslında. çünkü, barcelona takımı o maça çıkana kadar 16 lig karşılaşmasını üst üste kazanmıştı. bu, la liga tarihinin en iyi performansı. o açıdan, tarihe geçtiler bile. fakat tüm avrupa genelinde, 10. en iyi derece demek bu. tüm zamanların en başarılısı benfica’ymış. portekiz ekibi, 71-73 yılları arasında oynadığı 29 lig maçını ard arda kazanarak ulaşmış bu sonuca. geçilmesi de mümkün görünmüyor pek. onların yanında, celtic’in 25 maçlık, psv’nin 22 maçlık serileri var. fakat bunlar nispeten daha zayıf ligler. la liga, seri a, premier league gibilerinde başarmak çok çok zor. inter’in 2006-2007 sezonunda yakaladığı 17 karşılaşmalık çıkış da büyük saygıyı hakediyor bu bağlamda.

neticede, barcelona bu yıl daha da güçlü bir şekilde devam ediyor yoluna. peş peşe rekorları kovalıyorlar. messi, insanlıktan çıkacak gibi gene. onları durdurmak, kariyeri boyunca winner olmuş mourinho için dahi mümkün olmayacak. guardiola’yı bir kez daha alkışlayalım. tabii, arsenal’i es geçmeyeceğim. barcelona’yı ciddi manada zorlayan ve hatta mağlup edebilen takım olmak az buz iş değil. nou camp’taki rövanşta katalanların var gücüyle maça asılacağı ve turu geçmek adına büyük emek harcayacağı malum fakat, işi bu noktaya getirmiş olmak da tebriği hakediyor. 2. maç için, arsene wenger ve takımının nou camp’ta barcelona’ya karşı neler yapabileceğini görmek için heyecanlanıyorum şimdiden.

bu iş burada biter; jürgen kloop ve gençleri

27 February 2011, Sunday

nuri şahin

borussia dortmund.. jürgen kloop’un güzel takımı. gösterdikleri gelişim,  oynadıkları futbol muazzam. böylesi yüksek kalitede futbol oynatırken, kloop’un tamamen genç oyuncuları kullanması da ayrı bir güzel. bugün bayern münih’i, allianz arena’da deyim yerindeyse tokatladılar. 3-1 kazandıkları maçta, tam 8 tane futbolcu 88 ve sonrası doğumluydu. sanırım biraz burada aramak gerekiyor bu takımın başarısını. tam bir takım olmuşlar. herkes ne yapacağını biliyor ve yanındakinin de yapabilecekleri hakkında fikir sahibi. birbirinden şüphe duyan oyuncular yok. inanmışlar. sonrasında da başarı geliyor zaten.

an itibariyle lider borussia dortmund (58) ile en yakın takipçisi leverkusen (45) arasında 13 puan var fakat, leverkusen’in bir maçı eksik. en iyi ihtimalle 10 puan var diyelim. geriye kalan 10 maçta, büyük bir çıkmaza girmeli ki dortmund, rakiplerinin bir şansı olsun. sahada gördüklerimiz, bunun neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. kloop’un gençlerinin buradan sonra bırakması mucize olur.

nuri kaptandı bayern karşısında. bir de muhteşem golü var. takımı şampiyonluğa koşarken, böyle güzel bir mevkide yer alması, insanı gururlandırıyor. gelecek sezon, eyvallah diyip ispanya ya da italya’ya transfer olma ihtimali hayli yüksek. yakışır da. şimdilik, şu geride kalan maçları kayıpsız geçsinler de, sonra düşünür bunları.

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

avrupa ligi’nde son 16

25 February 2011, Friday

liverpool

uefa avrupa ligi’nde 2. tur maçları dün akşam tamamlandı. beşiktaş’ın malesef 4 gol daha yiyerek elendiği bu turda bazı sonuçları sürpriz bazı sonuçları ise normal olarak yorumlayabiliriz. ilk önce tabii, beşiktaş’ın hem elenmesi hem de böylesi bir oyun ve skorla avrupa’ya veda etmesi çok şaşırttı. seri başlamadan önce, hatta ilk maçta beşiktaş beraberliği yakaladığı an dahil olmak üzere her zaman, turun favorisinin siyah beyazlılar olduğu düşünüldü. gayet doğal olarak. fakat, yenen o ucuz duran top golleri, moralleri de alt üst etti. ilk maçta evinizde 4 gol yiyerek yenildiğiniz bir takımdan, rövanşta deplasmanda galip gelerek tur almak dünyanın en zor işi. üstelik beşiktaş bir haftalık sekansta tam 3 maça çıktı ve 12 gol yedi. sırasıyla kiev’den 4, fenerbahçe’den 4 ve gene kiev’den 4. takımlarını beşiktaş’lı arkadaşlar daha iyi analiz edeceklerdir elbet ama benim söyleyeceğim; schuster’in gidip gitmemesinin önemi yoık. mühim olan başkanlık koltuğunu babasının malı zanneden, her geçen gün beşiktaş’ın yarasını derinleştiren adamı göndermek. sanırım, bunu başarabildiği gün rahatlayacak beşiktaş. yoksa, sahada hiç bir şey üretemeyen bir takım var. kabul, bunun sıçlusu hocadır. fakat, sorun burada değil. schuster gitti diyelim. başkası geldi. bir şey değişecek mi? gene en fazla 1-2 senelik başarı gelir maksimum. sonrası aynı senaryo olur. beşiktaş git gide galatasaray’ın düştüğü duruma düşüyor dedik ama hiç kimse kabul etmemişti bunu. üzgünüm, sonumuz aynı olacak gibi..

tekrar 2. tur maçlarına dönelim biz en iyisi. sürprizler demiştik, oradan beşiktaş’a daldık ve uzadı gitti konu. portekiz ekibi braga önemli bir işe imza attı bana kalırsa. juve’yi saf dışı bırakmayı başaran lech poznan’ı geçtiler. aynı şekilde psv de fransa’da kafaya oynayan lille’i turun dışına itti. keza, sevilla’nın elenmesi de rakibi porto olsa bile çok tahmin edilebilir bir durum değildi. onların dışında çoğu takım, beklendiği gibi tur vizesini kaptı. 3. tur eşleşmelerine şöyle bir bakacak olursak;

twente – zenit

leverkusen – villarreal

cska moskova – porto

benfica – psg

ajax – spartak moskova

psv – rangers

liverpool – braga

kiev – m. city

son 16 takım böyle eşleşti. çoğu kafa kafaya geçecek gibi duruyor. ve hepsi de oldukça güzel maçlar vaadediyor. pool’un rakibini küçük görmesi halinde, sonucuna katlanması gerekeceğini düşünüyorum. psv – rangers da güzel maçlar izletir. rangers son dakika golüyle çıkmıştı 3. tura. cska – porto zor eşleşme. ruslar ilginç bir sonuçla bir üst tura yükselebilirler. leverkusen – villareal’de de her netice makul karşılanabilir. hülasası; bizleri keyifli bir 3. tur bekliyor. umarız, bol gollü, kıran kırana maçlar izlemek düşer bizim payımıza..

gol atan kaleye!

21 February 2011, Monday

ispanyol kaleci daniel aranzubia, takımı deportivo’yu ipten aldı. yoo, hayır iyi performansıyla değil. çok başarılı bir kurtarışla da değil. attığı golle. aranzubia takımının almeira deplasmanında 1-1 berabere kaldığı maçta, son dakikada attığı kafa golüyle, ismini tarihe yazdırdı. benim hatırladığım en son sinan bolat’ın böyle bir olayı vardı. o da şurada. bazen hakikaten “enteresan” bu futbol. dimi güntekin? maçtan önce, böyle bir şey olacağını söyleseler, bir tarafıyla gülerdi herhalde aranzubia..

sen hep ‘şeytan’ kal; ryan giggs

19 February 2011, Saturday

ryan giggs

artık hemen her yazıda araya sıkıştırdığımız üzere, arsenal’liyiz ingiltere’de. fakat bu demek değildir ki, ryan giggs adlı yaşayan efsane’yi sevmiyoruz, saymıyoruz. united camiasının ender sevdiğim adamlarından galli. 20 yılı devirmiş. 21.si için de anlaşmış kulübüyle. asıl ilginç olanı ise, giggs’in hala takımı adına çok büyük bir koz olması. evet, 20 yıldır manchester united forması giyiyor bu adam ve neredeyse o kadar süredir yıldızı, önemli parçası bu takımın. nasıl takdir etmeyelim, nasıl görmezden gelelim?..

90 yılından bu yana united’lı giggs. tam 862 kez giymiş kırmızı formayı. 158 golü var.  11 lig şampiyonluğu, 2 şampiyonlar ligi şampiyonluğu, 4 fa cup şampiyonluğu, 4 carling cup şampiyonluğu.. bu rakamların da ötesinde tabii onun futbolu. futbola inanmasanız da alex ferguson diye bir gerçek var elbette. ve o gerçekle kesişen bir yolda yürürken, böylesi bir yetenekle, yükselmesi kaçınılmazdı gallinin. kendisinin de bu oyuna bakışının gayet düzgün olduğunu söyleyelim. bunu anlamak adına, bir iki röportajını okumanızı öneririm. futbola çok geniş bir perspektiften bakıyor adam.

bir röportajda da diyor ki: ” manchester united’daki hayatım, beni oldukça mutlu ediyor sadece daha fazla para kazanmak için bunlardan vazgeçmek istemiyorum sadakatin önemine inanıyorum. ” bu cümlelerin samimiyetine inanıyorum ben. o duruşu sergileyebilecek bir adam giggs. röportajlarından bir tanesinde bizleri alakadar eden bir kısım da var; ” doğu avrupa’ya gitmeyi her zaman sevmişimdir. ilk seyahatimi 1993 yılında istanbul’a yapmıştım. orada gördüğüm ‘cehennem’e hoş geldiniz’ pankartını ise asla unutamam” diyor. daha da büyüyor gözümüzde.

bu adamın futbola devam ettiği her yıl, daha güzel bir yıl olmaya adaydır. kıymetini bilelim. ve 99’daki o meşhur golüyle, saygımızı sunalım ustaya. arsenal’in yediği en güzel gol olabilir aynı zamanda bu. giggs & arsenal.

cumartesi futbolu #4

18 February 2011, Friday

dortmund

dolu dolu bir cumartesi günü, çok güzel bir futbol programı daha bekliyor bizleri. televizyon karşısına oturup, sabahtan akşama kadar futbol izleyip işin cılkını çıkartmak mümkün. bu sefer bir değişiklik yapıp, ligler ve maçlar hakkında cuma gününden yazı girmek istedim.

öncelikle, kötü haberi vererek başlayalım; bu hafta sonu premiere league yok.. fikstürü hakkında henüz mantıklı bir yaklaşımda bulunamadım ben bu fa’in. neyse, olaya pozitif yaklaşalım, bu hafta lig maçı oynamayacak olsalar da, fa cup maçları var. artık, onunla idare edeceğiz. chelsea, everton ve manu’yu izleyeceğiz cumartesi günü. burada da bir kıllık var. hem 4. tur hem de 5 . tur maçları oynanıyor. sanırım chelsea – everton 4. tur maçına çıkacaklar. diğerleri de 5. turu oynuyor.

la liga’da real madrid günü, cumartesi. geçtiğimiz hafta deplasmanda espanyol’u neredeyse 90 dakika 10 kişi oynayarak mağlup etmişlerdi. barca’nın da gijon deplasmanında takılmasıyla, puan farkı yeniden 5’e inmişti. bir madrid, bir barca puan kaybedecek gibi gözüküyor ama bana kalırsa sonucu belirleyecek olan gene barnebau’daki maç olacaktır. yönettiği takımlar lig maçlarında evinde bilmem kaç yıldır mağlup olmayan jose mourinho ve el clasico’ları klasik haline çeviren barcelona. bir maçın vadedebileceğinden de öte..

seri a uzun süre milan’ın net üstünlüğüyle gidecek gibi gözükse de, son zamanlarda yardırarak gelen napoli ve inter işleri kızıştırmış durumda. lider milan’ın sadece 3 puan gerisinde napoli. inter ise 5 puan.. önlerinde,  oynanacak 13 maç bulunuyor. bu 3 takımın da şampiyon olma ihtimali var. inter, geçen hafta juve’ye takılmasaydı en ciddi aday olurdu gözümde. şimdi, biraz daha zorlaştı işleri. fakat, dediğim gibi daha 13 maç var önlerinde. ha, gönlümden geçen şampiyon adayı napoli’dir, orası da ayrı mevzu.

bundesliga şampiyonluk yarışınnın en sönük geçtiği lig olabilir şu an. sezonun en flaş takımı kloop’un dortmund’uyla, en yakın takipçisi leverkusen arasında 10 puan var. ( 52/ 42 ) onların hemen arkasında bayern münih yer alıyor. onların puanı da 39. son haftalarda çok formda olsalar da, iş biraz işten geçtikten sonra uyandıklarını söyleyebiliriz. en sevdiğim alman oyuncu – ki hakiki alman değil kendisi – mario gomez, ligin tozunu attırıyor. 22. hafta itibariyle 17 golü var gomez’in. ve şunu da söyliyim, iyi ki chelsea’ye gitmedi.. neticede, son zamanlarda biraz tökezlemiş görüntüsü çizse de, dortmund’un bu işi bırakması çok zor.

gelelim, bizim lige. fenerbahçe’nin zirvedeki rakiplerini birer birer yenmesi sonucu, iyice kızışan bir yarış içerisine girdik. galatasaray ve beşiktaş’ın çoktan havlu attığı ortamda, trabzon, fener ve bursa üçlüsünden birisi alacak şampiyonluğu. ve bu hafta, çok önemli bir maç var. beşiktaş – fenerbahçe.. dün akşam evinde kiev’den 4 yiyen beşiktaş, maça çıkabileceği en formsuz ve mutsuz haliyle çıkacak. fenerbahçe’nin inönü’de rakibine karşı ciddi bir üstünlük yakaladığı gerçeği de malumken, derbilerin favorisi olmaz mitini kırmak adına, cidi bir maç. tabii, maç öncesi gelişen süreç böyle. yoksa, pazar akşamı beşiktaş’ın alacağı bir galibiyet, çok şaşırtıcı olacaktır gibi bir iddiam yok asla. fakat, bir derbi mücadelesine deplasmanda oynayan tarafın favori olarak çıkması, her zaman karşılaşılan bir durum değil, bunu anlatmak istiyorum. fener, inönü’ye giderken, trabzon ve bursa’nın muhakkak kazanması gerekiyor tabii. bursa, cumartesi oynuyor. trabzon ise pazartesi akşamı, manisa’da.

televizyon programı;

14.00 kasımpaşa – ankaragücü / digi

14.30 chelsea – everton / ntvspor

16.00 bursaspor – gaziantepspor / lig tv

16.30 borussia dortmund – st.pauli / trt 3

17.00 gençlerbirliği – karabükspor / digi

19.00 bologna – palermo / spormax

19.00 galatasaray – bucaspor / lig tv

19.15 manchester united – crawley town / ntvspor

19.30 mainz – bayern münih / trt 3

21.00 real madrid – levante / ntvspor

21.45 inter – cagliari / spormax

23.00 zaragoza – atletico madrid / ntvspor

arsenal – barcelona

16 February 2011, Wednesday

arsenal - barcelona

bu akşam londra’da futbolun en üst noktasına şahit olacağız. arsenal, barcelona’yı ağırlıyor. bir açıdan bakınca, bu muazzam bir durum. iki pozitif futbol temsilcisi karşı karşıya geliyor ve keyfimiz muhtemelen tavan yapacak. fakat diğer bir nokta da, bu iki güzel takımdan birinin çeyrek finalde elenip gidecek olması. yani, valencia – schalke eşleşmesi de var neticede bu organizasyonda..

geçtiğimiz yıl da izlemiştik bu seriyi. ve barcelona, arsenal’i deyim yerindeyse sahadan silmişti. şunu çok açık görmüştük; arsenal, rakibi gibi hücuma yatkın bir anlayışla ilerlemek istese de, bundan bir kaç yıl öncesinde yapabildiklerinin hemen hiç birisini gerçeğe yansıtamıyordu. bu futbol tarzının günümüz temsilcisi tamamen barcelona olmuştu. bu gerçeği kabul etmek adına acı bir tecrübeydi tabii. ve sonrasında arsene wenger bir durum değerlendirmesinde bulundu. buradan çıkan sonuç, arsenal’in oyun yapısında bazı değişiklikler içeriyordu. bunun en somut örneği, alex song’tur. onun rolüne getirilen yenilik ve orta alanda uygulanan daha sert top kazanma fikri, sahada kimlik değiştirmiş bir takım izlememizi sağladı. daha derli toplu bir müdafa anlayışı gelişti. clichy ve sagna’nın da kontrolsüzlükleri törpülenirken, nasri’nin büyüyen topçuluğu ileride daha az elemanla daha efektif bir oyunu mümkün kıldı. kaleci konusunda benim fikrim, szczesny için beslenen umutlar, çok sağlam temellere dayanıyor. polonya’lı, arsenal’in kalesini uzun bir zaman koruyacaktır başarıyla. bu gelişim sürecini de kısa bir sürede tamamlayacak bir görüntü çizmesi, onu daha özel bir oyuncu yapıyor.

bir önceki eşleşmede, merkez bölgede büyük bir yenilgiye uğrayan arsenal’in çok daha sert bir yapıya büründükten sonra, daha umutlu olacağı muhakkak. fakat, buraya yüklenip, kendi oyunlarını kabul ettirmeye çabalamadıktan sonra gene tur şansları azalacaktır. evet, savunma hala tam oturmuş değil. üstelik vermaelen de oynayamıyor. zaten, seken topları toplayamadıktan ve ileriye net çıkışlar yapamadıktan sonra, iş yaş.  bu noktada, samir nasri’nin oynayıp-oynamaması büyük önem arz ediyor. bu sezon takımının hücumlarını adeta sırtlayan fransız, oynadığı taktirde, dengeleri değiştirebilecek bir unsur. şüphesiz, wenger de onun sakatlıktan kurtulup sahaya çıkabildiği bir eşleşme için heyecanlanıyordur.

barcelona’nın da, bir önceki eşleşmede vurup geçtiği bir takım olarak algılamaması gerekiyor arsenal’i. değişen merkez olgusunu önemsemeliler kesinlikle. o kadar rahat dönen top alamayabilirler. ve, burada üstünlüğü kaybettikleri taktirde problem yaşayabilirler. messi ve özellikle xavi, geriye gelip top alacaktır. muhtemelen de anında, hemen orada prese maruz kalacaklardır. gerçi bu, sıklıkla yaptıkları bir şey ama, topu o bölgeden hatasız çıkarmaları durumunda avantajları çok büyük. pedro-iniesta diğer yıllara nazaran daha sonuca dayalı bir oyunu şekillendiriyorlar. arkaya yapılacak koşular, alan boşaltmalar onlardan sorulacaktır. daha önce dediğim gibi, kanatlarda daha kontrollü bir arsenal görüyoruz artık. bu nedenle, o noktalardan içeriye yapılacak bindirmeler çok mühim. bu sezon barcelona’nın çoğu maçında bunu da başardığına şahit olduk. arsenal için büyük bir handikap da budur tabii.

işin özü, merkezde çok güzel ve çekişmeli bir mücadele izleyeceğiz akşam. sonuca hangi ekibin daha kısa yoldan gideceği, hangisinin kendi oyununu kabul ettireceğini göreceğiz. elbette, barcelona bugüne dek oynadığı tüm takımlara karşı topun kontrolünü elinde bulundurmasıyla ve bunu çok özel futbolcularla gerçekleştirmesiyle, bir adım önde gözüküyor. fakat, bu defa çok daha mücadeleci ve zayıf yönlerini törpüleme uğraşı içerisinde bir arsenal olacak karşılarında.

rengimiz belli, arsenal.. demiştik daha önce blogda. bu maç, bu eşleşme için de geçerlidir. gel gör ki, barcelona’nın büyüleyici maçlar çıkartarak rakibini geride bırakması durumunda pek üzülmem açıkçası. sonuçta; benim arsenal adına bu maçlardaki beklentim, daha üsturuplu ve amacına uygun oynayan bir takım izlemek. böylesi çağın ötesine taşınmış bir futbol temsilcisine karşı mağlup olmaları çok dokunmaz.