‘barcelona’ olarak etiketlenmiş yazılar

barcelona 2010-11

27 May 2010, Thursday

barcelona 2010-11 | deplasman

barcelona 2010-11

27 May 2010, Thursday

barcelona 2010-11 | iç saha

tutmayın jose’yi!

29 April 2010, Thursday

o messi’li, ibra’lı, xavi’li; güzel insanların oluşturduğu kadro varken inter desteklenmezdi evet. ya taraftarı olmalısın inter’in ya da madrid taraflarından bir yerlerden. fakat yiğidin hakkını teslim etmek icap eder. futbolun sevilmeyen yönü savunmadır. sevilmeyen bir teknik olmasının dışında uygulaması da zordur. gidersin, 7 adam koyarsın kalenin önüne, bir bakarsın 5 yemişsin, ne olduğunu anlamadan. tromso taktiği her zaman işlemez yani. lakin bu işi düzgün yapabilenler de var gezegende. o takımlardan birisini izledik dün. 10 kişi kalınca kitle halinde savunma yapmaya başladılar. rakip yarı sahaya adam götüremediler. valdes orta sahaya gelip pas dağıtmasa, onu da göremeyecektik. iyi hoş ama, bu inter’in yaptığı tromso’cülük müdür? tartışılır. adamlar gayet soğukkanlı biçimde alan kapattılar, pas trafiğini kestiler, önde pres yaptılar, yan topları hatasız savuşturdular. messi nou camp’ta mutlaka daha baskılı rakipler görmüştür. daha iyi yardımlaşmalı savunma görmemiştir ama. motta atıldıktan sonra, eto’o ve milito’nun çok işe yaradığını belirtmek lazım. onlarla başladı iş. geridekilerin daha kolay çalışmasını sağladılar. barcelona pas isatistiğinde denize dökmüştür muhtemelen ama ne kadarı efektifti, şüpheli orası da. maç boyunca net şekilde 1 fırsat buldu xavican, hemen kestiler cezayı pique’yle birlikte .aslında 28. dakikadan sonrası, sadece inter’in o dakikaya kadar başardığı akılcı savunmayı  ne kadar sürdürebileceğiyle ilgiliydi. açamadı barca o muazzam kapanışı 1 istisna dışında ve finale gidemedi, madrid’e. hakemin iptal ettiği gol, chelsea’nin ahıdır herhalde. aheste aheste çıktı vallahi. son olarak; mourinho. iticiydi gene. seri öncesi başladı, maçlarda devam ettirdi. sonda yaptığı koşu; onun hırsının, barcelona gibi oynadığı futbolla yücelen bir takımı elemenin verdiği heyecanla birleşmesinden doğdu. nefret ediyorlardı zaten ondan. şimdi ne düşünüyorlar acaba. ha, bence çok güzel bir sevinçti, orası ayrı. kazananın haklı olması gerçekliğinde, nası koyduk koşusuydu.

ps. yatacak yerin yok ibrahim!

la liga burada biter

11 April 2010, Sunday

messi

geçen sezon yer aldığı organizasyonların tamamını kazanan, onu son 4 maçtır içerde-dışarda yenen, gezegenin en iyi topçusunu kadrosunda bulunduran ve en iyilerden 2’sinin yer aldığı orta sahalı bir rakip real madrid’inki. kulübü neredeyse 200 milyona transfer yapmış real taraftarının çektiği ızdırabı tahmin edebiliyorum şu anda. şöyle bir ortamda telefonunu kapatacaksın, internete hiç bulaşmayıp, işe-okula en az bir hafta gitmeyeceksin. allah muhafaza, yakalar bir katalan, makaranın en acısını yapar.

clasico’ya bahtsız real madrid taraftarının gözüyle baktıktan sonra, maçın özeline inelim biraz. her iki takım da, oyuncu seçimleri ve oyuncuların mevkileri itibariyle kontrollü bir başlangıcı tercih etmiş gözüküyordu. alves’i öne yollayıp, puyol’la sağ geriyi kapatan guardiola’ya karşı, alonso’nun yanına, marcelo ve gago’yu ekleyerek oldukça savunma ağırlıklı bir orta alan çıkartan pellegrini. burada, önemli bir fark; barcelona orta alanının her şartta, topun kontrolünü elinde tutabilen bir yapıda oynamasıdır. zaten pellegrini de, bu yapıdan ürktüğü için o bölgeyi çok adamla kapatmak istedi muhtemelen. mamafih, xavi’yi durdurmak, hele de messi’ye ara pası atıyorsa; pek mümkün olamıyor. elini kolunu sallaya sallaya, 4 öldürücü top attı adam. 2’sini değerlendirdi ilerdeki arkadaşları ve 2-0 bitti maç. muhtemelen; guardiola, ronaldo’nun sol tarafa kaydırılacağını düşünerek puyol-alves önlemini almış. kadronun genişliği ve birbirine eş değer oyunculardan oluşması böyle anlarda ön plana çıkıyor işte. savunmanın bel kemiği puyol’u, sağ beke çekerken hiç sıkıntı yaşamıyorsun çünkü geride bekleyen, milito ve marquez gibi üst seviye oyuncular var.

van der vaart’ın bu kadar silik bir oyun oynaması, akıllara guti ne diye kenarda oturuyor sorusunu getirdi. iş işten geçtikten sonra dahil olmasaydı oyuna guti haz., real madrid bu denli ezik bir oyuna mecbur kalmayabilirdi. o sahaya adım attığında, barca rakibinin sinir kat sayısını arttıran pas trafiğini abartmaya başlamıştı bile. birbirini tamamlayıcılık özelliği gerçekten muhteşem bu takımın. toure-xavi-iniesta yapısı, iki oyuncunun yokluğuna rağmen, hiç aksamadan işledi. busquets toure’yi, pedro ise iniesta’yı tamamladılar. pedro geçen yıl oynadığı her kulvarda gol atmasıyla adından söz ettirmişti, bu yıl da devam ediyor kritik gollerine. xavi’den aldığı pası soğukkanlılıkla ve çok başarılı bir vuruşla bitirmesi etkileyiciydi.

aylardır beklenen bu maçı kazanan takımın, şampiyonluk kupasına çok yaklaşacağı belli bir durumdu. maç bitti ve rahatlıkla söylemeliyiz ki, barcelona tekrar la liga’nın resmen en büyüğü olmaya çok yakın. deplasmanda, ligdeki belki de tek rakibini yeniyor adamlar, daha ne olsun. ayrıca, geçen yıl iniesta’nın son dakika golüyle kurtardıkları chelsea maçından beri, kendi oyununu kabul ettirebilen takım çıkmadı bunlara karşı. artık 3 ya da 4 gol atmadıkça sansasyonel denmeyecek messi’nin performaslarına herhalde. fakat şaka bi’ yana, 27 golü oldu ligde. toplamda da yanılmıyorsam 40 gol. akıl almaz bir gelişim.xavi’yle beraber oynadıklarını görebilmemiz, onları yakalayabilmemiz ise bizim şansımız olsa gerek.

unutmadan eklemeliyim, nedenini bilmiyorum da barca maçlarında, gol yedikten sonra bu casillas’a zoom yapıyolar ya, acıyorum lan ben herife. öyle, ne ronaldo’suna ne raul’una zerre üzülmüyorum fakat bu iker’e çok içerleniyorum. o, ‘kahretsin yine tutamadık şu baş belalarını’ bakışını attığındandır belki de.

messi vs. getafe

07 February 2010, Sunday

maradona’nın ingilizlere attığı golün benzerini kupada getafe’ye atmıştı lionel messi. tarihe geçen o golden sonra, dikkat ediyorum neredeyse her getafe maçında en az bir  tane atıyor bücür. dün nou camp’ta oynanan lig maçında da attı bir tane gol. hem de ne gol. cephe kamerasından izleyince anlaşılıyor vuruşun muhteşemliği.

ibrahimovic barca’ya, eto’o inter’e

18 July 2009, Saturday

ibrahimovic & etoo

iki takım anlaştı, ibrahimovic barcelona’ya 40 milyon+eto’o+hleb(kiralık) karşılığında transfer olmak üzere. şu anda oyuncuların yeni takımlarıyla alacakları para konusunda el sıkışması bekleniyor. fikrimce ronaldo’nun real madrid’e geçişi kadar değerli olan bu transfer, önümüzdeki yıl için la liga’yı en büyük rekabetin yaşanacağı lig yapacaktır. seri a ve pirömyer lig önemli oyuncularını kaptırıp yara alırken, oyuncuları kapan ve ilgiyi üzerine çeken ülke ispanya oldu. real madrid’in başlattığı bomba transfer halkasına bir yenisini de laporta eklemiş oldu böylece.

transferin getireceği artılar hiç şüphesiz gücüne güç katacaktır barcelona’nın. en başta, messi-ibra-henry gibi ölümcül bir hücum hattı oluşturdular. ezeli rakiplerinin kurduğu kaka-ronaldo-benzema üçlüsüne karşı gelebilecek en kuvvetli ekiptir bu. ibrahimovic’in messi ve henry’nin yanına gelerek voltran oluşturması dışında en büyük katkısı real’in transferlerine misilleme olmasıdır zaten, pek fazlası değil. çünkü yerine geldiği adam barcelona’nın en golcü adamı. ilk sezonunda ondan fazla gol atıp, daha efektif oynamasını beklemiyorum ben. transferin barca açısından dezavantajı da bu olsa gerek. hücum hattında direk oynayan, en çok gol atan oyuncusunu kaybetmek. tüm artı ve eksileri değerlendirirsek, daha iyisi asla olmayacak bir takımdı barcelona, ibrahimovic de değiştiremeyecektir bu gerçeği. fakat guardiola, eto’o ile bu başarıyı sürdüremeyeceklerini öngörmüş olsa gerek, ibrahimovic’i, üzerine para koyarak transfer ediyorlar. ben optimist yaklaşıp, eto’o gitti fakat daha iyisi geldi demek istiyorum. düzenin bozulacağını, orta saha-ibrahimovic uyumunun belli bir süre zorlukla gerçekleşeceğini düşünsem de.

bu hamle sonrasında keirrison’u kadrosuna katmaz herhalde katalanlar. genç ve rotasyona kolaylıkla dahil olabilecek bir oyuncu da olsa 15-20 milyon euro civarında bir bonservis bedeli var. ibra kadabra’yı bu denli yüksek bir meblağ karşılığında aldıktan sonra genç bir futbolcuya 15 milyon vermeyebilirler. ha, verirlerse ne ala, şahane olur.

avrupa’dan transfer notları

01 July 2009, Wednesday

real madrid’in bodoslama girerek sarstığı transfer piyasası kısa bir durgunluğun ardından yeniden hareketleniyor. uzun bir süredir david villa, ibrahimovic, pirlo, aguero, tevez, dzeko gibi oyuncuların takım değiştirip değiştirmeyeceği konuşuluyordu. bu isimlerden kesinleşen bir transfer olmasa da en az onlar kadar önemli bulduğum hamleler yaptı bazı kulüpler.

ronaldo’yu real madrid’e yollayan-bana kalırsa kazıklayan– manchester united, wigan’ın ekvador’lusu antonio valencia’yı kadrosuna kattı. iyi transfer. hatta süper transfer. 2006 dünya kupasında tanımıştım bu adamı, o gün bu gündür ilgiyle takip ediyorum. sağ kanatta, ribery akıcılığında ve arda tekniğinde bir topçu valencia. ilk avrupa macerası villareal’deydi, daha sonra recreativo-kiralık- ve wigan’da oynadı. dünya kupasında beklenen çıkışı yapmıştı aslında fakat manchester gibi büyük bir takıma gitmesi, wigan’da geçen 3 yıldan sonra gerçekleşti. henüz 23 yaşında ve ronaldo’nun boşalttığı manchester sağ kanadını tam olarak doldurabilecek meziyette bir futbolcu. nokta transfer yaptı bence sir alex. en az 40-50’ye satar valencia’yı da ileride, demedi demeyin. tebrik ediyorum kendisini buradan.

bir nokta transfer haberi de barcelona’dan gelmek üzere. palmeiras’ın genç golcüsü keirrison barça’ya imzayı attı, atacak. belli bir süredir gündem de olan bir futbolcu o da. hiç durmadan avrupa’ya futbolcu ihraç eden brezilya’nın yeni harikası olarak gösteriliyor. türkiye’de herkes fm sayesinde aşina ismine lakin benim aşinalığım cm 01-02’den. evet, 01-02 oynuyorum ben hala. günümüzün kadrolarıyla da olsa, bu efsaneyi yaşatıyorum kendimce. geniş brezilya pazarına da ismen hakim oluyorum böylece.) şaka bi’ yana, keirrison bir sezonda 70 gol atınca dikkatimi çekmişti ve ben de araştırmıştım; kimdir, nedir diye. en az oyundaki kadar başarılı bir golcü olduğunu anladım böylece. menajerlik oyunlarının ipiyle kuyuya inilmez, bu kaideyi bilirim. ancak, barcelona da aynı fikirdeyse, bu çocukta iş vardır diyorum. umarım ispanya’ya geçer ve barcelona kadrosunda kendisini gösterebilecek kadar süre bulur. ben de sevinirim, bu adamı ben keşfettim diye .)

manu ve barca iki genci kadrosuna katarken, diğer takımlar da boş durmadı. liverpool glen johnson’u, werder bremen marko marin’i, sporting lizbon matias fernandez’i, valencia jeremy mathieu’yu, servet transferini bir türlü sonuçlandırmayarak galatasaray’lıları sinir hastası eden marsilya lucho gonzalez’i kattı kadrosuna. benim gözüme takılan güzel transfer hamleleri bunlar. gözden kaçanlar vardır mutlaka. türkiye’de de oluyor elbette bir şeyler. babel’ler, owen’lar, poulsen’ler havada uçuşuyor. ne diyelim, sonunda hüsran yaşamayalım da, ne olursa olsun artık. güzel bir haberle bitirelim yazıyı. vassel’i türkiyeye getirdi ankaragücü. ki maniche’yi de alacakları söyleniyor. tebrikler ankara yönetimine.

ps. yazıyı yazdığım tarih 01.07.2009, saat 05.20. süperalfa gelemedi henüz. günün ilerleyen saatlerinde gelmesini, daha fazla bekletmemesini rica ediyorum kendisinden. çok uzun süredir bekliyoruz biz seni alfa, ayıp oluyor artık.

gerçek futbol kazanır!

06 May 2009, Wednesday

futbol denilen olayın bir adaleti varsa, barcelona’dan yana olması, torpil yapması gayet doğal bir şey. böyle bitemezdi barça’nın avrupa serüveni. yalnız finalde işleri zor, bu maçta adaletten alabilecekleri tüm payı alıp tükettiler.)

futbolun güzel yanı: barcelona

02 May 2009, Saturday

barcelona1

bir özürle başlamak istiyorum yazıya. hep pes 2009’un abartılı olduğunu, messi’nin sanal alemde tutulması imkansız bir oyuncu yapılmasının saçmalık olduğunu düşünüyordum. özür diliyorum konami’den. bu adam gerçekten pes 2009’daki gibi farklı bir boyuttan gelme. bırakın el classico’yu, futbol tarihinin en acı, en yıkıcı maçlarından birisi yaşandı bugün. puan farkını 1 olarak gören real madrid’liler için çok üzgünüm. bu kadar umutlanmışken, böylesine ağır bir mağlubiyet  almak dokunur adama.

belkide bu kadar motive olmamıştı barcelona fakat ilk golü yemeleri, rıdvan’ın da dediği gibi uyuyan devi uyandırmış oldu. sonrası ortada zaten. rahatça istedikleri hareketleri yapabilen, rakiple dalga geçme derecesinde paslaşan ve rakip savunmanın ağırlığından da yaralanarak arkaya muhteşem toplar atan bir barcelona. ligdeki 100. golünü, en büyük rakibi karşısında atmak bir takımın taraftarı için en güzel şeylerden birisi olsa gerek. casilllas olmasa muhtemelen 10 gol atacaktı katalanlar. iniesta – xavi ikilisine çare bulamayan çoğu takımdan birisi real madrid fakat bu kadar da rahat oynatmamalılardı bu iki büyücüyü. messi kadar bu iki ispanyol da kendi bölgelerinin avrupada hatta dünyada en iyileri. top kontrolleri, oyunu iyi okuyup aynı derecede başarılı biçimde yönlendirmeleri, zekaları ve uyumları onların en iyi olmalarını sağlayan temel faktörler.

bakalım chelsea karşısında da bu kadar rahat bir futbol sergileyebilecek mi barcelona. orta alanda bu kadar rahat olmayacakları kesin. bu denli büyük boşluklar da yakalayamayacaklardır. işte büyük oyuncular bu anlarda devreye girmeli. messi çıkıp ingilizlere karşı da bu oyunu oynarsa ben de maradona kadar iyi bir oyuncu olduğuna inanacağım.

real madrid – barcelona: silbaştan

01 March 2009, Sunday

real-madrid-barcelona

atletico madrid 4-3 barcelona. real madrid 10 maçtır kazanıyor ve puan farkı artık 4. birbirleriyle oynayacaklarını da hesaba katarsak; her şey yeniden başlayacak la liga’da.

barcelona’dan futbol dersi

14 February 2009, Saturday

real betis deplasmanında, messi’siz ve henry’siz başladılar maça. yedikleri 2 golle geriye düştüler. ilk yarı bitmeden eto’o nun kaçırdığı penaltıyı tamamlamasıyla farkı 1’e indirdiler. ikinci yarı betis’i kendi yarı sahasına mahkum ettiler. messi ve henry de oyuna dahil olunca rakip kaleyi adeta abluka altına aldılar diyebiliriz. 1 puanı kurtarabildiyse betis ricardo’ya dua etmeli. özellikle 2. yarı inanılmaz toplar çıkardı portekizli. bir de oliveira’ya sövmeleri gerekir. durum 2-1 betis lehineyken karşı karşıya pozisyonda kaçırdığı gol belki de takımını 3 puandan etti. yazın galatasaray’la bolca adı geçmişti. ilginçtir oliveira’da bugün karşı karşıya pozisyonda kaçırdığı golle takımını yaktı, onun yerine alınan baros’ta kaçırdığı pozisyonla galatasaray’ı olası bir puan’dan etti.

sözün özü; barcelona her maç iyi futbol oynuyor. galip gelemedikleri maçta dahi zevk veriyorlar izleyenlere. maçın 2. yarısında verdikleri mücadele ruhsuz futbolculara ders olmalı. işini ciddiye alıp mücadelesini ortaya koyan, yenilmekten nefret eden ve rakip kim olursa olsun bi’ tarafları kalkmadan oynayan kazanıyor bu oyunda!