‘basketbol’ olarak etiketlenmiş yazılar

yeni çocuk: blake griffin

29 November 2010, Monday

blake griffin

blake griffin ismini duyunca heyecenlanmayan nba takipçisi yoktur sanırım. clippers’ın genç oyuncusu özellikle bu aralar kendisinden sıkça bahsettiriyor. clippers takımını izlenir hale getiriyor diyelim, yeterli bence..

oklahoma çocuğu blake griffin, nba’e ilk sıradan seçilerek adım atmıştı 2009’da. oldukça etkileyici bir kolej performansıyla geldi profesyonel lige. hazırlık dönemini de iyi geçirdi. fakat ne şanssızlıktır ki, son hazırlık maçında diz kapağından sakatlandı. diz, sporcularda bela bir noktadır. bunu artık sağır sultan bile biliyor. nitekim, griffin de bu beladan kaçamadı. koca bir yıl boyunca forma giyemedi. akıllara hemen greg oden geldi böyle olunca. yeni bir oden vakasıyla mı karşı karşıyayz acaba? sesleri artmışken, bu sezona öyle bir giriş yaptı ki çocuk; herkes büyülendi.

griffin’in ilk nba sayısı bir alley-oop. böyle bir başlangıç olamaz dedirtiyor. geride bıraktığı boş 1 yılın acısını çıkarttı bu smaçla herhalde. sezon genelinde oynadığı arzulu basketbolla da destekleyebiliriz bu düşünceyi. yetenekleriyle beraber müthiş bir çalışma iştahı olduğunu biliyoruz griffin’in. yetenekli adam çalışırsa, üzerine eklemek için gayret gösterirse, sonucunu bir şekilde alıyor zaten. bu bakımdan, bence çok güzel bir örnek olacaktır blake griffin.

basketbol kabiliyetinden bahsetmek gerekirse; oldukça atlet bir uzun olduğuyla başlamalıyız. 2.08 boyunda kendisi. pota altı oyunu var, orta mesafe sokuyor, bitiriş muazzam, ribaundlarda çok etkili, oyun zekası pozisyonuna kıyasla çok iyi.. daha ne olsun diyesi geliyor insanın. ve tabii hemen amare geliyor akla. evet, doğrudur amare ile oldukça benzeşiyorlar. bir çok alanda, aynı stile sahipler. fakat ben griffin’in daha da iyi yerlere geleceğini tahmin ediyorum, ya da en azından istiyorum diyeyim.

john wall’un en büyük şanssızlığı da olabilir bu adam aynı zamanda. geçtiğimiz yıl hiç forma giyemediği için, çaylak yılı bu sezona denk geliyor griffin’in. wall onun gölgesi altında kalma ihtimaliyle karşı karşıya. ve hatta şu ana dek, net biçimde onun gölgesinde kaldı. fakat, wall’un sıkıntı yapmasına hiç gerek yok zira griffin çaylak yılında all-star’a bile seçilmeyi başarabilir ve rakipleriyle farklı bir kulvarda olduğunu kanıtlayabilir. bana kalırsa, all-star olmalı da zaten.

şimdi farklı kulvar falan dedik. cidden farklı adamın yolu. şunu bir insan yapamaz ya. ayıp, yazık, günah…

istatistiklerini verip noktalayalım o halde. şu an nba’de 17 maça çıktı blake griffin, clippers formasıyla. takımı bu maçların 14’ünü kaybetmiş olsa da, ayakta kalan belki de tek isim oydu. çaylak, 19.3 sayı, 11.4 ribaund ve 2.4 asist ortalamaları yakaladı. 51.2 ile de şut atıyor. her şey, kendisinden büyük şeyler beklememiz için müsait. umarım yanıltmaz kimseyi..

ps. ben bu yazıyı yazarken clippers evinde utah’a mağlup oldu. griffin gene tek adamdı direnen. 35s – 14r – 7a.

böyle mi olacaktı?

28 November 2010, Sunday

heat

miami heat,  fantastik üçlüsüyle başladığı sezonda 17 maça çıktı. 9 galibiyetleri var. 8 de mağlubiyetleri. pota altları delik deşik. spoelstra’nın suyu ısınmış durumda. bana kalırsa, noel’e kalmadan riley başkan gelir head coach olarak takımın başına. ve finale de çıkartır bunları kesin.

ülkenin gurur kaynağı; dev adamlar

13 September 2010, Monday

türkiye - sırbistan

basketbol dahilinde bugüne kadar şahit olduğum en özel, en anlamlı turnuvalardan birisiydi 2010 dünya şampiyonası.. türkiye’yi destekleyip de, şu tablodan memnun kalmayan yoktur zannediyorum.. final maçının son anlarında parkede fark yiyen oyuncuların herkes tarafından ayakta alkışlanması, herkesin memnuniyetini dile getirmesi açısından çok şıktı.. geçmişte çok kızmışızdır bu takıma. bu topçulara.. bu hocaya.. fakat bugün, hiç öyle “lafımın arkasındayım”cılık oynamanın gereği yok.. bu takım, topçular ve hoca, bizlere unutamayacağımız anlar yaşattılar.. hepsine tek tek helal olsun.. takım kaptanından, sağlık elemanlarına kadar herkese.. emeğinize sağlık.

pero cameron

07 September 2010, Tuesday

yeni zelanda

güzel insan, klas basketbolcu.. yeni zelanda ulusal basketbol takımının üstadı.. bugün 36 yaşında profesyonel kariyerine nokta koydu.. son maçına türkiye’de çıkmış olması da ayrı bir güzellik. zaten banvit’te de oynadı bir dönem. tab baldwin ile birlikte bantit’te birliktelerdi. aynı yeni zelanda takımında olduğu gibi..

cameron farklı bir basketbolcudur. boyu yalnızca 1.98 olmasına rağmen pota altında oynayabilecek bir adamdır. basketbol iq’su dediğimiz kavram, cameron ile tanımlanabilir rahatlıkla. yeni zelanda’lıların haka dansında da en önde yer alan isimdir kendisi.. anlayacağınız, saha içerisinde yaptığı liderliğin yanı sıra haka dansında da liderlik görevi vardır.. yapısı ve basketbol bilgisi itibariyle diğerlerinden ayrılan bu ‘dombili’ adam, dünya şampiyonasının 2. turunda rusya ile oynadıkları maçta, kariyerini tamamladı.. geçtiğimiz yıl ülkesinin takımlarından bir tanesinde koçluk görevine başlamıştı. sanırım orada takımı şampiyon yaparak, yılın koçu ödülünü almış.. böyle de şık bir insan işte..

ümit ediyorum, yolu gene ülkemizden geçer de basketbolculuğu kadar iyi olacağını tahmin ettiğim koçluk kariyerinde, bizlere de bu oyun hakkında dersler verir.. gene bekleriz dombili..

helal olsun

06 September 2010, Monday

ersanilyasova

fransa dengimizdir, değildir.. hiç önemsemiyorum. dün akşam oynadığımız basketbol beni ziyadesiyle memnun etti. turnuva öncesinde final beklentim yoktu asla. bu saatten sonra da olmazsa; niye olmadı diye sorgulayamam.. slovenya’ya çıkıp şu oyunu, arzuyu, iştahı, birlikteliği göstersinler, kendi açımdan; kafidir.. ps. ersan da sinan da cidden büyük yürek..

2. tur öncesi genel görünüm

03 September 2010, Friday

blok

şampiyonada ilk tur geride kaldı. evimizde oynamanın avantajını çok iyi kullandık ve 5/5 yaparak c grubunu lider bitirdik. bizim gibi, tüm maçlarını kazanan iki takım daha var. birleşik devletler ve litvanya.. bizi özetlemek için bir istatistik vermek gerekiyor sanırım. turnuvada 3 sayılık atışlarda zirvede yer alıyorken, serbest atış yüzdesinde son sırada bulunuyoruz.. bu yüzden ‘fransa yea, nolcak; rahat geçeriz bunları’ havası oluşursa, çok açık söyliyim indirirler havamızı.. evet, şu ana kadar güzel basketbol oynadık. 5/5’i de hakettik. fakat bundan sonrası, hata kabul etmeyen ve performansınızın artması gereken bir yer.. konsantrasyon çok önemli..

a grubu:

1. sırbistan, 2. arjantin, 3. avustralya, 4. angola

b grubu:

1. birleşik devletler, 2. slovenya, 3. brezilya, 4. hırvatistan

c grubu:

1.türkiye, 2. rusya, 3. yunanistan, 4. çin

d grubu:

1. litvanya, 2. ispanya, 3. yeni zelanda, 4. fransa

yunanistan, beklendiği gibi rusya maçında yatınca, grubu 3. sırada bitirdi. fakat beklemedikleri yerden vuruldular. yeni zelanda, fransa’yı 12 sayı farkla geçince, ispanyol’lar bir anda 2. sıraya yükseldi ve yunanistan deyim yerindeyse artık onların kucağında. kaçmak için yattılar, rusya maçında; artık ilahi adalet mi ne derseniz deyin, yakalandılar. basketbolun ruhu adına çok şık oldu.. bundan sonraki maçlar istanbul’da oynanacak. cumartesi başlıyor. biz pazar akşamı oynuyoruz.

eşleşmeler de şu şekilde oluştu; sırbistan – hırvatistan,  ispanya – yunanistan,  slovenya – avustralya,  türkiye – fransa,  birleşik devletler – angola,  rusya – yeni zelanda,  litvanya – çin, arjantin – brezilya..

fransa’yı elersek, çeyrekte karşımıza slovenya – avustralya galibi geliyor. velev ki, oradan geleni de paketledik. bu defa da isp-yun-srb-hrv dörtlüsünden bir tanesi geliyor. birleşik devletler ile finale kadar karşılaşmıyoruz. ispanya en erken yarı finalde geliyor.. o yetenek var oyuncularımızda. inancımızı da yansıtırsak, neden olmasın?..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02 September 2010, Thursday

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

sırp maestro; milos teodosic

02 September 2010, Thursday

şu blogda o kadar yazı yazdık, kimleri değerlendirdik de, şimdi dikkatimi çekti bazı yazılarda adını geçirmemizin dışında teodosic yazmamışız hiç! olmaz, yakışık almaz. çocuk böyle, gözümüzün önünde basketboluyla büyüyorken ve biz dripling iken, hakkında bir kaç kelam yer almalı burada..

milos’u anlatmaya başlarken, sırbistan basketbolunun bir kaç yıldır içerisinde bulunduğu ‘gençleştirme’ operasyonuna değinmek elzem.. zamanında bodiroga, rakocevic, stojakovic, gurovic, krstic, radmanovic, drobnjak, jaric .. gibi isim sahibi oyuncularla belli başarılar kazandılar. 90’ların sonu ve 2000’lerin başında onların jenerasyonları konuşuldu. avrupa ve dünya basketboluna sundukları bir ekolleri vardı. fakat, 2005’te kendi ülkelerinde, 2006 japonya’da yaşadıkları büyük hayal kırıklıklarıve sırbistan-karadağ’ın iki farklı ülke olarak ayrılması, kadro yapısında değişikliğe yöneltti onları.. alttan gelen iyi bir jenerasyonları hali hazırda beklerken, yavaş yavaş bu gençleri kadroya monte ettiler. 2007 ispanya’da, jaric ve gurovic gibi kaşar isimlerin yanına, tepic, milicic, velickovic, markovic ve teodosic gibi gençler eklendi.. o turnuvada da başarıyı yakalayamadılar haliyle. fakat, muhakkak ki bu turnuva onlar adına bir geçiş, değişim şansıydı. ön plana çıkan, adını duyuran isimler oldu teo da onlardan birisiydi.. yalnız, 2008 pekin’de yer alamadılar. o süreçte kadro iyiden iyiye gençlerin üzerine inşa edildi..

2009 polonya, sırbistan ulusal basketbol takımı adına, büyük bir şans oldu. krstic ve etrafınaki bir çok genç, kendilerinden hiç beklenmediği kadar iyi basketbol oynadılar.grupta, britanya ve çok büyük sürprizle ispanya’yı mağlup ederek, üst tura çıktılar. bizim de bulunduğumuz 2. tur grubunda, 3 galibiyet alarak çeyrek final yaptılar. hemen hiç kimse, bu çocukların daha fazlasını yapabileceğini düşünmüyordu. oysa ki, onlar çeyrek finalde son avrupa şampiyonu rusya’yı da geride bırakarak, herkese ispatladılar kendilerini. yarı finalde bir diğer ekol sahibi ülke, slovenya ile karşılaştılar. onları da uzatmalar sonucu geride bırakarak, finale uzandılar.. bu şüphesiz, muazzam bir başarıydı. basketbol camiasının büyük kısmının geçiş sürecinde gördüğü takım, avrupa’da finale kadar gelmişti. üstelik çatır çatır oynayarak. finaldeki rakip ispanya idi. öylesi kuvvetli bir ekip karşısında varlık gösteremeyip, mağlup olsalar da, böyle bir dönemde avrupa 2.’liği almaları geniş yankı buldu basketbol dünyasında..

işte o mucize takımın, sürücü koltuğunda oturan adam, milos teodosic’ti. 87 doğumlu olmasına rağmen uluslararası müsabakalarda oynamaya çok erken bir yaşta başladı. ülkesinin geçirdiği kabuk değiştirme sürecinde, oyun kurucu mevkisinde yer alıyor olması sebebiyle ciddi roller aldı. giderek kendisini geliştiren bir basketbol tekniği yarattı. 22 yaşında avrupa şampiyonası’nda asist krallığı yaşamak, kolay olmasa gerek!

her şeyden önce basketbol iq’su dediğimiz özellik, milos’ta ziyadesiyle var. takımı kontrol etmek ve doğru kanallara yöneltmek anlamında büyük bir yetenek bu. saha görüşü, pas tekniği üst mertebede. ne zaman tempo yapıp, nerede frene basması gerektiğini alt yapıda ezberletmişler. ülkesinin ekolüne uygun olarak, fizikli guard tanımına da uyuyor.  boyu 1.95. tüm bu vasıflarına ek olarak, en kritik anlarda eli hiç titremiyor ve şutlarının yüzdesi etkileyici seviyelerde. yalnızca, takıma çalışmıyor anlayacağınız, skora da doğrudan katkı verebiliyor.

sırp oyuncunun formasını giydiği kulüp yunan olympiakos. orada da, kendisini kabul ettirip çok önemli bir parça haline geldi. takımının en başta gelen opsiyonlarından birisi. sezon boyunca, alıp sırtında taşımışlığı var desek yalan olmaz hani. bunun da karşılığını euroleague mvp’liğiyle almıştır. bu yaşta, muazzam başarılar gerçekten. önünde uzun yıllar, bol turnuvalar ve alınacak onlarca kupalar-madalyalar var. bize bela olmadan – ki yeteri kadar oldu şu ana dek- ne yapıyorsa yapsın, izleriz, hakkını veririz bu güzel topçunun diyorum. gözümde, bodiroga efsanesinin tahtına da adaydır…

komşulara karşı çok ayıp oldu!

01 September 2010, Wednesday

muazzam bir basketbol gecesiydi bizler adına. galip gelmekten öte, üstün bir oyunla, ciddi bir rakibin geride bırakılmasıdır mühim olan. 3/3 yapmak umrumda değil. bu takım bir ışık verdi uzun süre sonra. yunanistan gibi basketbolun zirve yaptığı bir ülkeye karşı üstelik. tabi işin şovenizm kısmına yönelmeye lüzum yok. yunanistan’ı mağlup etmenin önemi, onların basketbolu temsil eden en sağlam ekollerden birisi olmasından kaynaklanıyor. ”denize döktük mü” milliyetçiliğine girmek, basketbolun ruhuna ayıp etmek gibi geliyor bana..

turnuvada 3 maçı geride bırakan takımımız, hiç olmadığı kadar karakter koydu dün akşam parkeye. muhakkak seyirci desteğinin de yardımı olmuştur. geçmişteki  emsal maçlara bakınca, baskıyı kontrol edemediğimizi ve kendi üzerimize aldığımızı görüyoruz. bu defa bilinçliydik her şeyden önce. rakip, mazisine nice zaferler eklediği kadro yapısından ve oyun disiplininden uzaklaşmış iyice. papaloukas ciddi kayıp şüphesiz ki.. spanoulis ve bourousis’in takımı oldular neredeyse. spa’nın içeri penetrelerini ve bourousis’in tepe oyunlarını, savunmanın odağında tutunca, çok zorlandılar..

önemli bir detay da henüz müsabakanın başında, hem skor hem oyun üstünlüğünü lehimize çevirmemizdi. her hücum, bizi yakalayabilmek için oynadılar. bu da onlara olumsuz bizimkilere olumlu yansımış olsa gerek..  hareketli bir basketbolla başladık, öyle de devam ettirdik ilk periyotu. ersan şut sokma anlamında şahaneydi. tunçeri de, ikili oyunlarda yunan uzunlar aşağı inmeden indirdiği toplarla, iyi işler yaptı. onların başarılı olduğu nokta ise, çabuk top döndürüp, dışarıda boş şutlar bulmak oldu. şutör uzunlarının avantajını güzel kullandılar.

ilk beş yerini yavaş yavaş diğerlerine bıraktığında, kenardan gelenler de iyi katkı verdi. ender’in ikili oyunlarda ve ceza şutlarında başarısı dikkat çekiciydi. engin’in yokluğunda hayli önemli hale geldi onun da oyunu.. ersan gene döktürmeye devam ederken, hido diamantidis’in savunmasında hücum etmekte zorlandı. savunma demişken, ömer onan’ın, spanoulis’e yaptığı baskı, adamı hayattan bezdirircesine yoğundu. avrupa basketbolunun en büyük savunmacılarındandır onan gözümde.. koçun devreye soktuğu alan savunmamız işe yaramaya, rus maçında olduğu gibi devam etti. bir kaç boş üçlük yesek de, rakibin içeri schortsanitis’e rahat top indirmesini ve organize gelmesini engelledik. ilk yarı ersan’ın 17 sayısıyla noktalandı..

ikinci yarı’da ersan’sız başlamayı tercih etti tanjevic. alan savunmasına devam ettik ve scho’ya odaklanmamızdan faydalanamadıklarını söyleyebiliriz burada. müsait pozisyonlar bulsalar dahi, değerlendiremediler. ardından da, biz tekrar çıkıp kontrolü ele aldık. bu dakikalarda kısa oyuncularımız içeriyi çok iyi beslemeyi sürdürdüler. gönlüm, semih, ömer aşık.. hepsi de içeride farklı özelliklerini kullandılar. gönlüm, mücadelesi ve isteğiyle, ribaundlarda etkili oldu. müdafada da ciddi rolü vardı. semih, rakibe göre çabukluğunu kullandı. güzel bir kaç smacı vardı. ömer ise, etkileyici bir basketbolcu olduğunu bir kez daha kanıtladı. elbette, çabuk  ve iyi pas indiren kısaların da hakkını vermeliyiz de, ömer o kadar estetik duruyor ki, o potanın altında, onu izlemek büyük keyif veriyor açıkçası bana. kendisini nba’de de geliştirip, uluslararası manada bir oyuncu olmasını isterim..

neticede, maçın sonunda skorbord’da sonuç; 76-65 lehimizeydi. yunanistan gibi oldukça opsiyonlu oynayan bir ekibi 70 sayının altında tutmak güzel. seyirci ve basketbolcuların birbiriyle kurduğu bağ da, mutluluk varici. artık yapılması gereken, önümüzde uzun bir yol olduğunu kabul edip, asla ama asla biz ‘olduk’ demeden ileriye gitmeye çalışmaktır. henüz yeni başlıyoruz. bu inanç ve azimle, muhakkak iyi olacaktır her şey..

kapanış, başlığın esin kaynağı, çok değerli komşusever amcamız ile gelsin.

slovenya, hırvatistan: b grubu

31 August 2010, Tuesday

dün akşamüstü dünya şampiyonası’nın takip edebildiğim kadarıyla en keyifli maçlarından bir tanesi oynandı abdi ipekçi’de. slovenya-hırvatistan.. iki takım, birleşik devletlere mağlup olduktan sonra, kendileri adına çok mühim hale gelen bu maçı kazanmak için yoğun çaba verdi. maça geçmeden önce, seyircinin hakkını verelim. abdi ipekçi, unutulmayacak bir maça şahit olduysa, bunda büyük bir pay da sloven ve hırvat taraftarlara aittir. özellikle sloven’ler, her tarafı adeta yeşile boyayarak, çok renkli görüntüler verdiler. maçı anlatan ismail şenol’un verdiği bilgiye göre, bayrağında yeşil renk bulunmuyor slovenya’nın fakat, başkent ljubljana’ yeşil ejderhalar tanımıyla tarihte yer alıyor ve bu nedenle milli formaları yeşil renk de barındırıyor.. ismail şenol demişken, maçı beraber anlattığı koç murat özyer ile birlikte onun da hakkını vermek gerek. basketbol bilgisini ön planda tutuyorlar, buna bağlı olarak arada işin içerisine mizah da katıyorlar ve ortaya keyifli bir sunum çıkıyor. ben, her ikisine de tebriklerimi gönderiyorum…

maça şöyle bir bakacak olursak, etkili başlayan tarafın hırvatistan olduğunu söyleyebiliriz. parkeye, ukic-kus-tomas-zoric-tomic beşiyle çıktılar. sloven’ler ise dragic-udrih-nachbar-zupan-brezec şeklinde başladılar.. ilk dakikalarda oyunu kontrol altına aldı hırvatlar. ikili oyunları rahatça uyguladılar. marko tomas’ın içeri drive’larından sayı yahut faul kazanmayı bildiler. hatırlatalım, tomas fenerbahçe’de oynayacak bir dahaki sezon.. ilk çeyreği de önde kapatan taraf hırvatistan oldu. 2. çeyrek hırvat uzunlara sık sık hücum faul çalmaya başladı hakemler. tomic-andric ve zoric çabuk ve bana göre basit faullerle biraz oyunun dışarısında kaldılar. bu anlarda ukic önemli işler yaptı. ilk yarı da hırvatistan lehine sonuçlandı.

2. yarı bambaşka bir slovenya izledik. o na kadar pek ortalarda gözükmeyen  dragic çıkıp 2 zor üçlük soktu. ardından, sloven’ler rakiplerini üçlük yağmuruna tuttular. zupan, slokar, udrih falan peşi sıra gönderdi şutları. maç sonunda 3 sayı istatistikleri 11/22. oyunu bu şekilde bulduğu dış şutlarla dengelemeyi başardı slovenler 3. çeyrekte. hırvat cephesinde işler zora girerken koç vrankovic önemli hatalar yaptı. tomas’ı unuttu resmen. popovic de hiç şut sokamıyorken, onun eline baktı takımı. uzunlar da faul problemiyle birlikte iyiden iyiye etkisizleşince, maçın sonarına geride girdi hırvatistan. muhteşem seyircisinin de desteğini arkasına alan slovenya o dakikalarda hata yapmadı ve sonuçta kazanan, sloven’ler oldu: 91-84.

akşamki brezilya-birleşik devletler maçını canlı izleyemedim. o maç da çok heyecanlı ve çekişmeli geçmiş. bulup izlemek lazım aslında.. b grubunda usa 3 galibiyet 0 mağlubiyet, brezilya 2/1, slovenya 2/1 ve hırvatistan 1/2.

hazırlık maçı; geoplin slovan 47-76 galatasaray

31 August 2010, Tuesday

basketbol şubesi, yeni sezon hazırlıkları kapsamında italya’da bulunuyor. bu yıl çok farklı bir yapıya bürüneceğine inandığım takım, yaklaşık bir haftadır orada sürdürüyor çalışmaları. doğal olarak da, bol bol hazırlık maçları yapacaklar. dün ilk maça çıkmışlar bile. önce oyuncuların maç istatistiklerini verelim;

joshua ian shipp (26’, 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı)
melih mahmutoğlu (18’, 6 sayı)
göksenin köksal (21’, 2 ribaund, 5 asist, 2 top çalma, 5 top kaybı)
caner topaloğlu (22’, 8 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı)
taylor rochestie (27’, 10 sayı, 3 ribaund, 6 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
ermal kurtoğlu (24’, 10 sayı, 4 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
radoslav rancik (29’, 21 sayı, 5 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 2 top kaybı)
haluk yıldırım (17’, 3 top çalma, 1 blok, 1 top kaybı)
sertaç şanlı (12’, 4 sayı, 4 ribaund, 1 blok)

performanslara bakınca ilk dikkat çeken durum, oyuncuların aldığı süreler. görünen o ki, koç, oldukça eşit dağıtmaya çalışmış süreleri. ve herkesin, kendisini gösterme şansı geçmiş eline. bu güzel bir olay tabi. öne çıkan isimler, sık sık olduğu gibi en başta rancik. 21 sayısını görüyoruz.. taylor’ın 6 asist ve 2 top çalması var.. shipp 17 sayı 7 ribaund. gene ermal de iyi rakamlar yapmış. tabi ki, çok zayıf bir rakiple oynanan hazırlık karşılaşmasının rakamlarından sağlıklı veriler elde etmek mümkün olmaz. en azından maçı izleyebilseydik güzel olurdu. gene de, bu kadronun ilk maçı olması hasebiyle ve oktay mahmuti koçluğunda galatasaray’ın gayrıresmi olsa da kazandığı ilk maç olmasından dolayı, paylaşma ihtiyacı duydum.

bir not; takım 2. hazırlık karşılaşmasını bu akşam 18.00’de slovenya temsilcisi kk helios ile oynayacak.

dünya şampiyonası’na genel bakış

30 August 2010, Monday

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2’de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2’de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..