‘beşiktaş’ olarak etiketlenmiş yazılar

avrupa ligi’nde son 16

25 February 2011, Friday

liverpool

uefa avrupa ligi’nde 2. tur maçları dün akşam tamamlandı. beşiktaş’ın malesef 4 gol daha yiyerek elendiği bu turda bazı sonuçları sürpriz bazı sonuçları ise normal olarak yorumlayabiliriz. ilk önce tabii, beşiktaş’ın hem elenmesi hem de böylesi bir oyun ve skorla avrupa’ya veda etmesi çok şaşırttı. seri başlamadan önce, hatta ilk maçta beşiktaş beraberliği yakaladığı an dahil olmak üzere her zaman, turun favorisinin siyah beyazlılar olduğu düşünüldü. gayet doğal olarak. fakat, yenen o ucuz duran top golleri, moralleri de alt üst etti. ilk maçta evinizde 4 gol yiyerek yenildiğiniz bir takımdan, rövanşta deplasmanda galip gelerek tur almak dünyanın en zor işi. üstelik beşiktaş bir haftalık sekansta tam 3 maça çıktı ve 12 gol yedi. sırasıyla kiev’den 4, fenerbahçe’den 4 ve gene kiev’den 4. takımlarını beşiktaş’lı arkadaşlar daha iyi analiz edeceklerdir elbet ama benim söyleyeceğim; schuster’in gidip gitmemesinin önemi yoık. mühim olan başkanlık koltuğunu babasının malı zanneden, her geçen gün beşiktaş’ın yarasını derinleştiren adamı göndermek. sanırım, bunu başarabildiği gün rahatlayacak beşiktaş. yoksa, sahada hiç bir şey üretemeyen bir takım var. kabul, bunun sıçlusu hocadır. fakat, sorun burada değil. schuster gitti diyelim. başkası geldi. bir şey değişecek mi? gene en fazla 1-2 senelik başarı gelir maksimum. sonrası aynı senaryo olur. beşiktaş git gide galatasaray’ın düştüğü duruma düşüyor dedik ama hiç kimse kabul etmemişti bunu. üzgünüm, sonumuz aynı olacak gibi..

tekrar 2. tur maçlarına dönelim biz en iyisi. sürprizler demiştik, oradan beşiktaş’a daldık ve uzadı gitti konu. portekiz ekibi braga önemli bir işe imza attı bana kalırsa. juve’yi saf dışı bırakmayı başaran lech poznan’ı geçtiler. aynı şekilde psv de fransa’da kafaya oynayan lille’i turun dışına itti. keza, sevilla’nın elenmesi de rakibi porto olsa bile çok tahmin edilebilir bir durum değildi. onların dışında çoğu takım, beklendiği gibi tur vizesini kaptı. 3. tur eşleşmelerine şöyle bir bakacak olursak;

twente – zenit

leverkusen – villarreal

cska moskova – porto

benfica – psg

ajax – spartak moskova

psv – rangers

liverpool – braga

kiev – m. city

son 16 takım böyle eşleşti. çoğu kafa kafaya geçecek gibi duruyor. ve hepsi de oldukça güzel maçlar vaadediyor. pool’un rakibini küçük görmesi halinde, sonucuna katlanması gerekeceğini düşünüyorum. psv – rangers da güzel maçlar izletir. rangers son dakika golüyle çıkmıştı 3. tura. cska – porto zor eşleşme. ruslar ilginç bir sonuçla bir üst tura yükselebilirler. leverkusen – villareal’de de her netice makul karşılanabilir. hülasası; bizleri keyifli bir 3. tur bekliyor. umarız, bol gollü, kıran kırana maçlar izlemek düşer bizim payımıza..

tarafsız gözle beşiktaş vs. fener

20 February 2011, Sunday

akşam büyük maç var. yüksek ihtimalle, şampiyonluk mücadelesini doğrudan etkileyecektir çıkacak netice. bursaspor da son dönemlerin açık ara en dominant ekibi antep’e 4 golle boyun eğmişken ve deyim yerindeyse tokatı yemişken; maçın önemi iki kat artıyor. öyleyse, ben de tarafsız bir çerçeveden, bu maçın olurunu – olmazını, maç önünü ve sonuç üzerine şekillenecekleri işleyeyim burada.

ev sahibi beşiktaş ile başlayalım. ligin tamamlanmasına henüz çok uzun bir zaman var ve beşiktaş havkuyu atmış gözüküyor. onlar adına bu düşüşün çok acıtmasının sebebi, devre arasında yaratılan atmosfer, elbette. sezon başında quaresma ve guti ile -hatta schuster’i de ekliyelim- süslenen kadro, yetersiz performansı gerekçe gösterilerek simao-fernandes ve almeida üçlüsüyle güçlendirildi. bu oyuncuların isim sahibi, kendilerini ispatlamış kişiler olduğunu tartışacak halimiz yok. fakat, beşiktaş camiasının tüm dertlerini bu transferlerle çözeceğine gözü kapalı biçimde inanması ve acaba sorusuyla yaklaşanları acımasızca duymazlıktan-görmezlikten gelmesi, sorunun temelini oluşturuyor bence. aynı bizim düştüğümüz çıkmaz diyoruz, ona da tepki gösteriliyor fakat üzgünüm, aynı bizim yaşadığımız problemler bunlar.

buradan saha içine bir geçiş yapalım beşiktaş’la. başlangıç noktamız kale olsun. 3 yerli kaleci var bugün ellerinde. ve 3’ünden de tam performans alamıyorlar. rüştü, kemale ermişliğiyle ve miadını doldurmuş kariyeriyle, okeye döner vaziyette. hakan, taraftarla dahi ters düşecek boyutta kötü oynuyor. düzelme şansı çok düşük. aralarından en iyimser gözükeni cenk. onun da sakatlıklarla başı belaya giriyor zaman zaman. gene de, ilk tercih o oluyor ve olmalı da. bazı tecrübesizlik kaynaklı basit hatalarını kabul edilebilir düzeye çektiğinde, vazgeçilmez olacaktır cenk. henüz işin çok başında. bu açıdan, kaleci işi beşiktaş’ta, derbi öncesinde belirsizliğini koruyor. savunma, en yumuşak bölge hali hazırdaki. üzülmez olayından sonra ismail sol arkanın alternatifsiz elemanı konumuna geldi. sağ taraf ekrem, toraman, hilbert değişimlerine uğruyor. fakat, hilbert en makul tercih bana kalırsa. orta ikilide sivok ilk yazılacak adam olur. sanırım, yanına toraman monte edilecektir. pek alternatif üretmeye müsait değil kadro yapısı. belki, marco’nun geri kaydırılması düşünülebilir. böylelikle ernst’e de gereken ortam yaratılmış olur. yabancı kontenjanı sorun teşkil ediyor bu safhada da. fernandes, kenara alınabilir. necip’in oraya girmesi beşiktaş’ın hayrına olacaktır. guti hemen önlerinde. kenarlarda gene quaresma ve simao, önde ise benim düşüncem; bobo.

beşiktaş’ın böyle sert bir tökezleme yaşamasında bana kalırsa, bugüne gelene kadar büyük emekleri olan bobo ve ernst’in aniden ikinci plana atılması büyük etmendir. orta veya uzun vadede, onların görevlerini başka oyunculara atfedebilirdi schuster. fakat, bunu kısa bir döneme sıkıştırmak isteyince biraz iç dengeleri sarstı gibi geliyor bana. burada şunun ayırdını da yapayım hemen. tüm bu tercih hataları, schuster’in biletinin kesilmesi gerektiğini ortaya koymuyor asla. rijkaard’a verilmeyen o şans, gösterilmeyen sabır, alman hocaya lütfedilsin bari. neyse, biz dönelim mevzuya. bu maçta bobo’ya görev vermeli diyordum. öyle ki, formsuzluk hastalığı ona da bulaşmış diyebiliriz ama, hedef maçlarda; daha doğrusu büyük maçlarda her daim kendisini göstermiştir bobo. fenerbahçe’yi de ayrı sever. mutlaka onunla başlamalı diyorum ben.

bir diğer cephe, fenerbahçe’ye bakıyoruz. onlar, ligin 2. yarısı itibariyle, en iyi takım imajındalar. tüm maçlar kazanıldı, oynanan oyun gittikçe düzelme sinyallerini arttırıcı yönde ilerliyor. ve dikkatlerden kaçmaması gereken, iyileşmenin asıl kaynağı; 2. devre oynanan trabzon ve kayseri maçlarının yani direkt hedef maçların hiç sıkıntı çekmeden aşılması. rakiplerini bu 2 maçta da oyunun uzağında tutarak kazandı fener. kendi kurallarını kabul ettirdi ve sonuca giden taraf olmayı da bildi aynı zamanda. bu, ciddi bir artı ve resme bakıldığı zaman temiz bir tablo görülmesi açısından, oldukça güzel. oynanan iyi futbolun yansıması galibiyetler, bu galibiyetlerin de geri dönüşü, özgüven oluyor. böylelikle, zirveye ulaşabileceğine ve en iyi olduğuna inanıyor takım. şu aşamada, haklılar. onlara problem çıkartacak hali hazırda bir takım, ortalarda gözükmüyor. beşiktaş, bunu yapabilir ve fenerbahçe’nin yürüyen tekerine çomak sokabilirse, işler değişir mi, bunu zaman gösterecek işte. neticede, sorun teşkil eden bir takım henüz yok diyoruz fakat, 17/17 yapmak da kolay iş değil. lacivertliler, ilk puan kaybına nası bir reaksiyon gösterecek bu da oldukça mühim.

sahadaki diziliş anlamında da ligin en istikrarlı ekiplerinden fenerbahçe. geri dörtlü son haftalarda iyiden iyiye, oturmuş durumda. onların önünde bir aksama yaşanıyor gibi. en temel sorun şu an orası. emre oynadığı bölümlerde çok iyi açık kapatıyor da, bir maç oynuyorsa, iki maç oynamıyor kendisi. aykut kocaman’ın, topuz’u daha daha verimli kullandığını söylemeliyiz. buna bir görev değişikliği diyelim hatta. topuz’un da rahatladığı belli oluyor. çok daha efektif bu görev değişikliğinden bu yana. alex, bildiğin alex zaten. takımın kumandanı. o yoksa, ne olur bir şey diyemem lakin o varsa, fener’in her an gol atma şansı var. niang gelince, görevlerinin biraz azaldığını da söyleyelim tabii. sürekli gol atan bir niang, alex’in oyunun her alanına hükmeden bir anlayışa evrilmesini sağlıyor. dia, benim düşündüğüm etkiyi henüz bırakmamış olsa da olumlu işler yapmadı değil bugüne kadar. en azından stoch ile mukayese edildiğinde, açık ara önde yer alır.

hülasası, tarafsız bir pencereden bakan gözlerle her iki takım bu noktada yer alıyor. derbi maçı, klişeleştiği üzere, beklenmedik olaylara sahne olabilir. o, payı bir kenarda tutuyorum. onun haricinde, fenerbahçe; son zamanlarda olabileceğin en kötüsünü yaşayan beşiktaş karşısında bir kaç adım önde gözüküyor. son inönü ziyaretlerinin de gayet keyifli geçtiğini görüyoruz. derbilerin favorisi olur mu, olmaz mı tartışmasından kaçınacağım. yalnızca, bir kez daha şunu söyliyeyim. maç öncesinde, ibre sarı-lacivertten yana. fakat, top yuvarlaktır kalkanını da kullanmayı ihmal etmiyorum, bunun altını çizeyim.

son olarak, zevkli bir maç olsun, izleyenleri eğlendirsin, kafidir. inanın, bir galatasaray taraftarı olarak, maçın sonucunun yaratacağı heyecandan çok uzağım. istiyorum ki, bizim camia kendi geleceğini, kendi önüne bakarak çizsin. kendi sıkıntılarını, dertlerini diğerleriyle kıyaslamak yerine gene kendisi değerlendirip, çözüme gitsin.

cumartesi futbolu #4

18 February 2011, Friday

dortmund

dolu dolu bir cumartesi günü, çok güzel bir futbol programı daha bekliyor bizleri. televizyon karşısına oturup, sabahtan akşama kadar futbol izleyip işin cılkını çıkartmak mümkün. bu sefer bir değişiklik yapıp, ligler ve maçlar hakkında cuma gününden yazı girmek istedim.

öncelikle, kötü haberi vererek başlayalım; bu hafta sonu premiere league yok.. fikstürü hakkında henüz mantıklı bir yaklaşımda bulunamadım ben bu fa’in. neyse, olaya pozitif yaklaşalım, bu hafta lig maçı oynamayacak olsalar da, fa cup maçları var. artık, onunla idare edeceğiz. chelsea, everton ve manu’yu izleyeceğiz cumartesi günü. burada da bir kıllık var. hem 4. tur hem de 5 . tur maçları oynanıyor. sanırım chelsea – everton 4. tur maçına çıkacaklar. diğerleri de 5. turu oynuyor.

la liga’da real madrid günü, cumartesi. geçtiğimiz hafta deplasmanda espanyol’u neredeyse 90 dakika 10 kişi oynayarak mağlup etmişlerdi. barca’nın da gijon deplasmanında takılmasıyla, puan farkı yeniden 5’e inmişti. bir madrid, bir barca puan kaybedecek gibi gözüküyor ama bana kalırsa sonucu belirleyecek olan gene barnebau’daki maç olacaktır. yönettiği takımlar lig maçlarında evinde bilmem kaç yıldır mağlup olmayan jose mourinho ve el clasico’ları klasik haline çeviren barcelona. bir maçın vadedebileceğinden de öte..

seri a uzun süre milan’ın net üstünlüğüyle gidecek gibi gözükse de, son zamanlarda yardırarak gelen napoli ve inter işleri kızıştırmış durumda. lider milan’ın sadece 3 puan gerisinde napoli. inter ise 5 puan.. önlerinde,  oynanacak 13 maç bulunuyor. bu 3 takımın da şampiyon olma ihtimali var. inter, geçen hafta juve’ye takılmasaydı en ciddi aday olurdu gözümde. şimdi, biraz daha zorlaştı işleri. fakat, dediğim gibi daha 13 maç var önlerinde. ha, gönlümden geçen şampiyon adayı napoli’dir, orası da ayrı mevzu.

bundesliga şampiyonluk yarışınnın en sönük geçtiği lig olabilir şu an. sezonun en flaş takımı kloop’un dortmund’uyla, en yakın takipçisi leverkusen arasında 10 puan var. ( 52/ 42 ) onların hemen arkasında bayern münih yer alıyor. onların puanı da 39. son haftalarda çok formda olsalar da, iş biraz işten geçtikten sonra uyandıklarını söyleyebiliriz. en sevdiğim alman oyuncu – ki hakiki alman değil kendisi – mario gomez, ligin tozunu attırıyor. 22. hafta itibariyle 17 golü var gomez’in. ve şunu da söyliyim, iyi ki chelsea’ye gitmedi.. neticede, son zamanlarda biraz tökezlemiş görüntüsü çizse de, dortmund’un bu işi bırakması çok zor.

gelelim, bizim lige. fenerbahçe’nin zirvedeki rakiplerini birer birer yenmesi sonucu, iyice kızışan bir yarış içerisine girdik. galatasaray ve beşiktaş’ın çoktan havlu attığı ortamda, trabzon, fener ve bursa üçlüsünden birisi alacak şampiyonluğu. ve bu hafta, çok önemli bir maç var. beşiktaş – fenerbahçe.. dün akşam evinde kiev’den 4 yiyen beşiktaş, maça çıkabileceği en formsuz ve mutsuz haliyle çıkacak. fenerbahçe’nin inönü’de rakibine karşı ciddi bir üstünlük yakaladığı gerçeği de malumken, derbilerin favorisi olmaz mitini kırmak adına, cidi bir maç. tabii, maç öncesi gelişen süreç böyle. yoksa, pazar akşamı beşiktaş’ın alacağı bir galibiyet, çok şaşırtıcı olacaktır gibi bir iddiam yok asla. fakat, bir derbi mücadelesine deplasmanda oynayan tarafın favori olarak çıkması, her zaman karşılaşılan bir durum değil, bunu anlatmak istiyorum. fener, inönü’ye giderken, trabzon ve bursa’nın muhakkak kazanması gerekiyor tabii. bursa, cumartesi oynuyor. trabzon ise pazartesi akşamı, manisa’da.

televizyon programı;

14.00 kasımpaşa – ankaragücü / digi

14.30 chelsea – everton / ntvspor

16.00 bursaspor – gaziantepspor / lig tv

16.30 borussia dortmund – st.pauli / trt 3

17.00 gençlerbirliği – karabükspor / digi

19.00 bologna – palermo / spormax

19.00 galatasaray – bucaspor / lig tv

19.15 manchester united – crawley town / ntvspor

19.30 mainz – bayern münih / trt 3

21.00 real madrid – levante / ntvspor

21.45 inter – cagliari / spormax

23.00 zaragoza – atletico madrid / ntvspor

simao sabrosa beşiktaş’ta

23 December 2010, Thursday

simao sabrosa

beşiktaş sene başında schuster, quaresma ve guti’yi türkiye’ye getirerek ciddi bir değişim içerisine girmişti. devreyi pek de iyi bir yerde bitirmiyorlar ama sene sonunda ne olacağı da belli olmaz. quaresma sakatlıklardan bir türlü tam performans gösteremedi zaten. guti hiç de fena değildi. asıl “sıkıntı” schuster’de yaşandı. alman hoca’nın türkiye’ye henüz alışamadığını düşünüyorum ben. bizimkilerin rijkaard’a yaptığını, demirören ve ekibi de schuster’e yapmaz umarım.

beşiktaş büyük isimleri getirdi fakat, daha fazlası da gerekiyordu elbette. tabata, fink vs gibi isimler zayıf kaldı. bobo da sakatlanınca gol atması için nobre’ye muhtaç kalmak dokunmuş olsa gerek, simao’yu getiriyorlar ve almeida’nın da eli kulağında deniliyor. gene akıllı hareketler yapıyor beşiktaş yönetimi. artık schuster için sabretmeleri yetecektir. yani, transfer yapabilirler bundan sonra da ama schuster’in kadro konusunda şikayet edeceğini zannetmiyorum ikinci yarı için.

simao iyi adamdır. geçtiğimiz yıl bizi yakan isim de oydu zaten sami yen’de. mutlaka iş yapar. quaresma da sakatlıktan çıkmışken, bir tarafta q7 diğer tarafta simao çok şık duruyor. bu arada beşiktaş portekiz’liler dönemine giriyor. simao ve almeida buna işaret. fener’de brezilya hükümranlığı izlemiştik uzun süre. bakalım beşiktaş’ta nasıl sonuç verecek bu “aynı memleketin çocuklarını getirme” mantalitesi.

resmi olarak açıklanmasa da tabata, fink ve zapo’nun buca’ya kiralandığı haberleri de düştü bu akşam basına. sanırım beşiktaş’lılar oldukça mutludur bugün yaşanan gelişmelerden ötürü. neticede, tabata gidiyor ve simao geliyor. az değil..

süper lig: devre arası yaklaşırken

05 December 2010, Sunday

besiktas-bursa

süper ligde işler karışmaya devam ediyor. trabzon hariç, tüm takımlar belli dönemlerde çıkışa geçti belli dönemlerde ise bocaladı. neticede en istikrarlı takım olarak dikkat çeken trabzonspor bugün ligin zirvesinde yer alıyor, hakettiği gibi.

bu hafta, beşiktaş – bursa maçı bazı şeylerin değişmesi adına çok kritikti bence. yukarıdaki trabzon-kayseri-bursa üçlüsü şu son iki haftaya kadar çok iyi gittiler. galatasaray-fener-beşiktaş triosuna karşı çok iyi maçlar çıkarttılar. trabzon üç istanbul takımını da yendi evinde. kayseri; beşiktaş-fener’i yendi galatasaray’a yenilmedi. bursa da ali sami yen’de kazanmıştı. fener’le de berabere kalmıştı. bugün inönü’de mağlup oldular ve serinin bozulduğunu gördük. aslında kayserispor’un puan kayıplarıyla başladı üst taraf ile orta tarafın birbirine yaklaşma süreci. bu haftalarda fenerbahçe üst üste galibiyetler aldı alex’le birlikte ve basamakları tekrar tırmanmaya başladı. beşiktaş da derbiden galip geldikten sonra içeride bursa’yı zor da olsa geçerek,  bir silkiniş yaşamış gibi. gene, en zor pozisyondaki takım bizim galatasaray. bu hafta kasımpaşa’dan alınan puanlar biraz rahatlatmış olsa bile, önde bir çok takımın yer alması, ilk iki veya üç için umutların sönmesine neden oluyor.

trabzon bu ligin başından beri en sağlam takımı aslına bakacak olursak. kadrosunu oynayacağı futbol düzenine göre kurmuş durumda şenol hoca. zaten onun yeniden takımın başında olması, büyük şans trabzon şehri için. kimin ne görev yaptığı, kimden neler beklendiği belli. herkes en iyisini vermeye çalışıyor ve en önemlisi şehirle birlikte takım, iyiden iyiye inanmış durumda şampiyon olacaklarına. tabii, ilk yarıyı zirvede kapatmak yetmeyecektir. eksikleri neyse tespit etmeli ve devre arasında kapatmalılar. yoksa, fenerbahçe arkadan gelip yetişebilir onlara. alex gibi bir oyuncu varken, hiç imkansız değil böyle bir durum. son 5 haftanın 5’inde de gol attı alex. formda olmanın suyunu çıkarttı artık. her hafta skora direk etki edebilir mi bir oyuncu?  alex ediyor. büyük topçu vesselam. fenerbahçe’nin sıkıntı yaşadığı bir noka var yalnız, onu da belirtmek lazım. skoru çabuk yakaladıklarında oyunu tutma anlamında çok yetersizler. bu akşamki karabük maçında daha net gördük bunu. iyi oynadıkları bir ilk yarının ardından ikinci yarı çok etkisiz kaldılar. stoch, niang gibi çabuk oyuncuları bu kısımlarda daha efektif kullanmalıydı takım. burada, aykut kocaman’ın da devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

beşiktaş 27 puan yaptı bursa galibiyetiyle. aralarında 4 puan kaldı. trabzon’la 9 puan var tabii. onların da 7 günde 3 galibiyet aldıklarını belirtelim. geçen pazar galatasaray’ı yendiler. ardından perşembe cska galibiyeti ve bugün öğlen bursa’dan alınan 3 puan. toparlanmak adına şahane bir dönem diyebiliriz. schuster’in yoğun bir rotasyon uyguladığını ve sürekli oyuncuları-mevkilerini değiştirdiğini düşünürsek, bu maçlarda bu durumun minimum seviyeye indiğini de söyleyebiliriz aslında. ersan gülüm her geçen gün daha iyiye gidiyor. mutlaka almalı beşiktaş bonservisini. ali kuçik, bulgaristan’da sonradan girmişti. bugün ilk 11’deydi. necip şans bulmaya devam ediyor. aurelio oturmuş gözüküyor. hilbert, guti falan iyi hoş ama quaresma’nın sakatlık süreci beşiktaş için çözülmedikçe her zaman “sıkıntı” olabilir bence.

galatasaray için işler bu haftalık yolunda gitti diyebiliriz. yılmaz hocanın kasımpaşa’sını bu halde yakalamışken bir de bizimkiler nasiplendiler. maç 0-3 bitti ama herhalde 0-8 de bitebilirdi. bu galibiyetin bir takım aldanmalara yol açmaması da gerekiyor tabi. her şey güllük gülistanlık değil takımda. hala orta alanda büyük problemler var. “golcü” ihtiyacımız iyice ortaya çıktı. savunmada gökhan-servet rotasyonu görmek tatmin etmiyor malesef. vs. uzar gider bu liste. diyebileceğim bir şey kalmadı. bekleyip görmekten başka yapılacak bir şey de yok..

trabzon’lu fatih, beşiktaş’ta

02 September 2010, Thursday

fatih tekke

beşiktaş fatih tekke’yi kadrosuna kattı bildiğiniz üzere. haftalarca robinho ve adebayor isimleri dolandı piyasada. transferin bitimine 1 gün kala robinho milan’a atınca imzayı, beşiktaş da yerli forvete yönelmiş olsa gerek. aslında, bu robinho hususunda serdal adalı’nın ‘o defteri çoktan kapattık’ mealinde demeci de vardı. gene de beşiktaş taraftarı, yaratılan ortamda büyük bir azimle bekledi robinho’yu.. olmadı. fazla üzerinde durmaya lüzum yok. artık fatih tekke ile doldurdular forvetteki boşluğu.

fatih trabzonspor’un yetiştirdiği, camia olarak öz evlat muamelesi yaptığı bir topçudur. bir çok kişi, onun türkiye’de trabzon’dan başka kulüpte oynamak istemediğini düşünüyordu ve bu nedenle beşiktaş’a geçmesi, şaşırtıcı oldu. fakat, tekke iyi ya da kötü transferdiri tartışmadan, söylediklerini aktarmak isterim;

”ben trabzonspor’luyum ama bu formayı giydiğim müddetçe, takımıma katkıda bulunmak için bana yakışanı yapacağım.”

çok şık bir açıklama olmuş. yani, mevzu fatih’in trabzonspor’lu olması, bunu dile getirmesi değil. beşiktaş’a imza atmışken, çokça gördüğümüz dümenciler gibi doğuştan buralıyım ayağına yatmıyor. zaten bunu da bile bile fatih’le anlaşmış bjk yönetimi. söylemesinde herhangi bir mahsur görmüyorum ben. herkes onun yıllardır trabzon’lu olduğunu bilse de, 2bu konuda yorum yapmak istemiyorum, şu an beşiktaş’tayım ve bu formadan başka bir şey düşünmüyorum’ gibi bir şeyler de söyleyebilirdi.. bir de 61 numara boş olmasına rağmen, 33 giyecekmiş tekke. bu açıklamadan sonra üzerine 61 giyip, olayın belli kesim tarafından çarpıtılmasına da  yol açabilirdi. bu da güzel bir hareket olmuş. fatih, iyi adamdır, kötüdür bilemem. karakterini de yargılayamam tanımayan birisi olarak. fakat, yalanlar ve yalancıların içerisinde yaşadığımız şu futbol ortamında böylesi dürüst açıklamarıyla, benim takdirimi kazandı..

avrupa’da türkler ve makus talih

27 August 2010, Friday

trabzon-liverpool1

dün bizi kahreden galatasaray yüzünden, trabzon’un karakterli futbolunu, beşiktaş’ın tur atlamasını ve fenerbahçe’nin bize öykünen halini atlamak olmaz. trabzonspor ile başlayalım. eminim onlar gibi bir futbol ortaya koyduktan sonra, avrupa’dan elenmek hiç bir insan evladına dokunmaz. verdikleri emeğe, ortaya koydukları mücadeleye üzülürsün ama, ayakta alkışlarsın aynı zamanda. geleceğine dair de umutlanırsın. daha önce trabzon ile ilgili yazdığım gibi, dün izlediğim kadarıyla futboluyla taraftarlarını mutlu eden bir takım vardı. 2. yarının büyük kısmını ve yedikleri golleri göremedim. fakat ilk yarıda belli zamanlarda oynadıkları top övgüyü hakeder cinstendi. şenol güneş’in, orta alandaki oyuncularını üst seviyede performans verecekleri şekilde kullanabilmesi, etkileyici. colman bir maestro gibi yönetti trabzon’u. ceyhun nazar değmiş gibi dursa da, kalitesini belli etti. selçuk da, rakip takımların aynı bölgede oynayan oyuncularından çok daha yetenekli olduğunu ispatladı gene. sanırım yattara, yerini alanzinho’ya bıraktı 2. devrenin başında. ondan pek verim alamadılar. savunmada glowacki’nin olmaması da dezavantajdı. neticede, sonuna kadar kovalayarak, liverpool gibi bir takıma elend,ler. bugün bir trabzonspor’lunun hiç karamsarlığa düşmesine gerek yok. ligde önemli işler yapacaklardır..

fenerbahçe’nin de gidişatı hiç iyi değil. yönetim beceriksizlikleri onlarda da hat safhada. takım içerisinde denge kuramamış durumdalar. dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, sağlıklı br takım kuramadıkları yönünde. ciddi bir taraftar desteğini arkalarına almışken turu koparacak hamleyi yapamamaları çok kötü. savunmada büyük problemler var. bilica gibi orta düzey bir adam, sakatlığına rağmen maça yetiştirilmeye çalışılıyorsa, o iş yaş demektir zaten. çok daha geniş bir rotasyon imkanı olmalıydı aykut’un. aziz yıldırım’ın, aykut kocaman’ı da harcaması ihtimali, hiç iç açıcı değil. cezayı teknik adamlara kesen başkan modelinin yılmaz savunucularındandır o da. ne yaptığı, nereye varmak istediği hakkında bir fikrim yok..

beşiktaş, avrupa ligi’ne devam eden tek türk takımı olarak kaldı. rahat bir galibiyetle döndüler helsinki’den. quaresma ve guti’nin gol atmasından güzel ne olabilir diye sorsan beşiktaş’lılara maçtan önce, cevapları ‘bir de necip’in gol atması’ olurdu. necip inanıyorum ki, çok daha güzel yerlere gelecek. türkiye’de az rastlanır bir futbol yapısı var. kendisine güveni, teknik seviyesi, saha görüşü ve sahadaki duruşu itibariyle büyük kazanç. hem beşiktaş’ın hem de milli takımımızın böylesine değerli bir genci harcamaması gerekiyor artık. çok yetenekli çocuklar heba oldu. hemen zirveye çıkarttık, sonra dibi gösterdik. yapmamak gerek. sabredilmeli ve kendisini geliştirmesine imkan tanınmalı. yineliyorum, bu yılın türk futbolu adına en büyük kazancı necip uysal olabilir..

avrupa’ya çıkarken

25 August 2010, Wednesday

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0’ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0’lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11’de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

cumartesi futbolu

21 August 2010, Saturday

liverpool - arsenal

bundesliga’nın da dün akşamki bayern-wolfsburg maçı ile başlamasıyla, avrupa’da futbol iyice kıvama gelmiş durumda. spor toto süper lig ve bank asya 1. lig’de de futbol keyfi başladı. öyleyse, tv’de bugünün programına bir bakalım;

16.30 hoffenheim – werder bremen (trt3)

17.00 arsenal – blackpool (spormax)

19.15 wigan – chelsea (spormax)

21.00 antalyaspor – sivasspor (digi 205)

21.00 beşiktaş – istanbul belediye (lig tv)

21.00 samsunspor – akhisar belediye (trt3)

21.30 barcelona – sevilla (ntvspor)

22.00 auxerre – valenciennes (kanal a)

premier league’de 2. hafta, 6 maçla birden start alıyor, spormax arsenal – blackpool’u seçmiş. güzel de yapmış. arsenal’imizin emirates’de ağırlayacağı ligin yeni takımı blackpool geçen hafta wigan’a deplasmanda 4 tane sallamıştı. ciddi bir sınav olacak bu yönden. wenger kadroyu pek değiştirmeyecektir.. yine premier league’den güzel bir başka maç da tv’de olacak bugün; wigan – chelsea. blackpool’dan 4 yiyen wigan, açılışı wba önünde 6 golle yapan son şampiyonu ağırlıyor. işleri hiç kolay olmayacaktır. hatırlatalım, drogba azmanı sezona 3 golle başladı.. saat 9’daki beşiktaş – ibb maçı daha şimdiden tempolu ve zevkli geçecek gibi gözüküyor. farklı bir havaya bürünen beşiktaş, mutlaka baskı kurmak isteyecektir. fakat, abdullah avcı’nın takımı da ligin son bir kaç yılda, en iyi organize kapanan ve hızlı çıkan ekiplerinden. güzel maç olur.. bu maçı kaçıranlar ya da barcelona fanatikleri için de 9 buçukta ntvspor uygun.. süper kupa’nın rövanş maçında sevilla ile oynayacaklar. ilk maçta ibra’nın golüyle öne geçse de 3 – 1 mağlup ayrılmıştı sahadan barça. çok zevkli bir maç olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.


yeni bir beşiktaş

15 August 2010, Sunday

bundan tam 1 ay önce, dünya kupası finali yazarak ara vermişiz bloga. bir sürü sebepten, yeni yazı girme fırsatı da olmadı. bugün, liglerin başladığı tarihte uzun süre sonra bir yazı yazıyorum. e, konu da haliyle süper lig takımları ve şu ana kadar oynanan karşılaşmalar olacak.

beşiktaş ile başlayalım. geçen yıl, iki kupa apoletiyle sahalara çıkmasına rağmen, bir türlü net bir kadroyla mücadele edememişti bjk. hemen her maç, savunma hattı, önlerindeki orta alan oyuncuları ve kanat adamları değişiyordu. doğru bir rotasyon oluşmamıştı, kısacası. mustafa hoca’nın da sağlık durumuyla ilintili olarak takıma tam anlamıyla yoğunlaşamadığı konuşuldu sık sık. neticede, 3 rakibinin de arkasında noktaladı ligi beşiktaş. yıldırım demirören, taraftarın her manada ona olan sevgi ve özellikle saygısını yitirme durumuna geldi. ve bu noktada, bu sezon adına yapılacak hamleler hayati önem taşıyordu artık. ilk adım mustafa denizli ile yolların ayrılması olarak atıldı. ardından schuster açıklandı. kaldı ki, o dönem mustafa hoca ile yollar ayrılmamışken, başka isimlerle görüşüldüğü ve bu görüşmelerin etik açıdan doğru olup olmadığı, haber gündemlerini meşgul etmişti uzun süre. tüm bu sürecin arkasından, böyle kudretli bir teknik adamın önüne sunulacak kadronun daha güçlü olması gerektiğini düşünmüş olacak ki, iki yıldız oyuncu quaresma ve guti’yi de getirdi bjk yönetimi. takip ettiğim kadarıyla, serdar adalı ismi bu mevzularda ön planda yer aldı.

net bir yabancı oyuncu bolluğu yaşayan beşiktaş’ın, yerli konusunda çokça soru işareti barındırdığını hiç tartışmam. – yazının bundan sonraki kısmı biraz genel, biraz da beşiktaş – buca maçı özelinde olacak, dikkat çekeyim. – bir kere savunmanın ortasına iyi bir türk oyuncu gerekiyor. elbette, gökhan zan’ı hemen hiçbir beşiktaş’lı sevmiyordur fakat kalsaydı, sakatlık yaşamadığı sürece iyi bir alternatif olurdu bölgesinde. tabi çok geç. şu an için yapılmsı gereken ersan gülüm’ü, rotasyona dahil edebilmektir. bunu yanında, sağ arkada da toraman düşünülmeyeceğine göre, erhan ve ekrem seçenekleri ön plana çıkıyor. önlerinde quaresma ve nihat tarzında hücumcu oyuncular olması sebebiyle, erhan ve ekrem’in göze batmayacağı düşünülebilir. yine de, beşiktaş takımı kanattan daha fazla bindirme yapabilmeli. orta sahaya bakınca, guti-necip-ernst gibi, şahane ve birbirini tam olarak tamamlayan bir üçlü görebiliyoruz. onların da yedekleri kaliteli olmak zorunda. tabata, delgado falan iyi hoş da, yabancı sınırı diye bir şey var. mutlaka yeterli yerli oyuncular bulundurmalı beşiktaş. forvete hiç girmeyeceğim, iyi bir forvet şart oğlu şart bu takıma!

buca maçında, dışarıdan birisi olarak gördüğüm, beşiktaş’ın, şu an için yolun çok başında olduğudur. yepyeni bir hoca, iki yeni dünya starı. ve beklenen dünyaca ünlü bir forvet daha. bu işi, takım olabildiği taktirde kotaracağının farkına varabildiği sürece, önü açık olacaktır beşiktaş’ın. yalnız, quaresma’nın ya da guti’nin beşiktaş’ı olmayı seçerlerse, hiç de kolay olmaz bu işler. bir diğer güvence de tabi, teknik direktör’ün schuster gibi zeki ve en az yıdız futbolcular kadar ünlü birisi olması. açıkça, benim fikrim; bjk şu an bir yol ayrımında. ya doğruyu seçecekler ve sonuç güzel olacak, ya da ellerindeki fırsatı tepecekler ve biraz daha bekleyecekler istikrarlı bir yapı için. en son olarak; sabır şart böyle yeniden kurulan takımlar için. direkt yoldan gelmiyor malesef şampiyonluklar, kupalar..

fenerbahçe 1 – 0 beşiktaş

18 April 2010, Sunday

fenerbahçe ve beşiktaş, kadıköy’de kendileri adına belki de sezonun kırılma maçına çıkarken, lider bursa ve takipçi konumuna düşen galatasaray’ın da 90 dakikalığına gözü kulağı şükrü saraçoğlu’ndaydı. fenerbahçe’nin galip gelmesi, bursa’yı, sami yen deplasmanı öncesi sıkıntıya sokmak için yeter de artar nitelikte önem taşıyordu. beşiktaş ise ilk 2 şansını devam ettirmek için çıktı sahaya. ibrahim’in önüne ismail eklemesi, toraman’ı defansın önüne kaydırıp, ibrahim kaş’la sağ tarafı sağlamlaştırma fikri, derbi deplasmanı için pek yadırganmayabilir. fakat, ilk dakikada gelen fenerbahçe golü, denizli’nin düşüncelerini sekteye uğrattı. gol atması gereken taraf konumuna düşmek, ve hatta henüz maçın başında bu durumda kalmak beşiktaşı ne yapacağını bilmez bir hale soktu. bu şok dakikalarında, fenerbahçe bir – iki pozisyon daha yakaladı fakat değerlendiremedi ve maçı erkenden koparma şansını tepmiş oldu. ilk yarı yavaş yavaş düşen tempoyla noktalandı.

ikinci yarı toraman’ı tekrar sağ kanada atan denizli, ortaya inceman’ı aldı ve ernst’ten hücum performansı beklemeyi sürdürdü. bu noktada, tello ve ernst’in gerekli sorumluluğu alamadıklarını söylemek gerekiyor. penaltı pozisyonuna kadar, 6 – 7 dakikalık bir toparlanma süreci geçirdi bjk takımı. bu arada, lugano’nun ceza sahasında elle oynamasını kaçırdı hekem göçek. ardından, fenarbahçe’lileri isyan ettirdiğini düşündüğüm bilica, hiç gereği yokken uğur inceman’a uçarak dalınca, penaltıyı çaldı hakem. hemen ardından; arkeolog edasıyla, ‘toprak kazı işi’ne girdi brezilyalı. şaşırttı mı? tabi ki onu tanıyanları şaşırtmadı.  o bi’ kenara, itici davranışlarıyla, tüm rakiplere antipatik gelmeyi başarsa da; inkar edemeyiz, volkan demirel ligin en iyi kalecisi konumunda şu an. bobo tam köşeye vuramamış olabilir, fakat her kalecinin çıkaramayacağı türden bir topu çeldi volkan. maçın kırılma anı da bu oldu. beşiktaş iyice düştü oyundan ve bi’ şekilde 1 – 0 sonuçlandı müsabaka. fenerbahçe gol yememe ritüeline devam etti böylece.

ligin zirvesi iyice ilginçleşti şu sonuçla. bursa lider ve 65 puanda. ikinci sırada fenerbahçe 64 puan, arkasında galatasaray 60 puanda. beşiktaş ise 57’de kaldı ve üst sıralarla arası iyice açılmış gözüküyor. fenerbahçe’nin bu maçı kazandıktan sonra en büyük kozu, bir üstündeki ve bir altındaki takımların birbiriyle oynayacak olmasıdır. haftaya, olası bir bursa galibiyeti, ilk iki şansını ziyadesiyle arttırır fenerbahçe’nin. galatasaray’ın 3 puanı almasıysa, 3 hafta kala liderlik koltuğuna oturtabilir onları. tabi bu olasılıkların hayata geçmesi, fener’in, paşa deplasmanından galip dönmesine bağlı. hülasa, avantaj şu an fenerbahçe’den yana gözüküyor. futbolun güzelliğinin, kestirilemez olmasından geldiğini kabul ediyoruz fakat tecrübe ve istek de çok işe yarar bu dönemlerde.

bursaspor’un bu çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini önemsiyorum ben açıkçası. sivas’ın yaşadıklarını tekrar etmesinler istiyor insan. ertuğrul sağlam, ayakları yere basan bir takım yarattı her şeyden önce. ardından, giderek daha fazla benimsediler takım olma olgusunu. şu an ulaştıkları yeri, doyum noktası olarak kabul etmezler ve üstüne koyarak ilerlerlerse, önlerinin açık olduğunu söyleyebiliriz. burada, yönetim kurulunun payına da büyük görevler düşüyor. çok istediği, ‘istanbul geleneğini bozma’ yolunda yürüyecekse bursa, sabırlı olmalı. doğru yoldan, doğru dönemece saptılar. bakalım, ulaşılmak istenene ulaşabilecekler mi?

bjk 1-1 gs: hem sevinmek hem üzülmek

21 February 2010, Sunday

atletico madrid deplasmanı, ardından inönü ve ali sami yen’de tekrar madrid ekibiyle oynanacak maç. uefa avrupa ligi’nde kuralar çekilip, eşleşmeler belli olduğunda herkesin dikkatini bu zorlu maraton çekmişti. galatasaray’ın 3 maçtan da istediği sonuçlarla ayrılmasının, gelecek adına önemi tartışılmazdı, şüphesiz. ve bu süreç, geçen perşembe, vicente calderon’da başladı. çeşitli koşullar gereği, maça forvetsiz bir dizilişle çıkılıyoru. rakibin baskısını ilerleyen dakikalarda kırmayı başaran galatasaray, ilk dakikalarda duran toptan yediği gole keita’yla cevap vererek, eşitliği sağlamayı başarmıştı. ondan sonraki bölümde de rakibine şans tanımayarak istediği sonucu, gollü bir beraberliği cebine koyup, türkiye’ye döndü.

madrid’de alınan gollü beraberliğin sonrasında, inönü stadında, çıkış maçı arayan bir beşiktaş bekliyordu galatasaray’ı. orta sahasının dirençli oyunculardan oluşması, hücum hattında sıkıntı yaşasa da, bir çok forvet oyuncusuna sahip olması ve en başarılı defans adamı ferrari’nin uzun bir sakatlık döneminin ardından geri dönüyor olması, beşiktaşı ön plana çıkartıyordu. galatasaray ise, elinde bulunan forvetlerinin yokluğunda, 3 gün önce zorlu bir deplasmandan dönmenin verebileceği yorgunluk da hesaba katılınca, biraz arka planda kalıyordu, maç öncesi.

maçın başlangıcında ernst-fink ikilisinin kesici özelliklerini kullanması, galatasaray defansının ileri uç elemanlarıyla anlaşmasını engelledi. orta bölgede topu ne tutabildi galatasaray, ne de arda, caner, keita üçlüsü geriye gelip top alıp, pas yapabildi. böyle olunca, savunma geriye yaslanmak durumunda kaldı ve beşiktaş istediği oyunu oynamak için fırsat yakaladı. bu fırsatı, galatasaray’ın sağ kanadına yüklenerek iyi kullandılar. ibrahim’in ekrem’e verdiği desteğin yarısını keita, uğur’a vermeyince, o bölgede siyah-beyazlıların üstünlüğü kaçınılmaz oldu. nobre, kendisine kıyasla biraz kısa kalan emre ve neill’i 1 veya 2 pozisyonda çok zorladı. fakat bu pozisyonlar dışında, defansın ortasında oynayan ikilinin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. onlara, caner’den aldığı destekle beraber savunmada yine iyi bir maç çıkaran hakan’ı da eklemek lazım. uğur’a karşı, ekrem’in kurduğu üstünlüğü holosko’nun da kendisine kurmasına izin verseydi hakan balta, beşiktaş golü bulabilirdi büyük ihtimalle ilk devre bitmeden. fakat, gol atamadı beşiktaş ve istediklerini sahaya yansıttığı bir dönemi, boş geçmiş oldu böylece.

ligin genelini hatırlatırcasına, gol bulmayı başaramayan beşiktaş, ikinci devrede farklı bir galatasaray’la karşılaştı. ilk devrenin aksine, daha derli toplu gözüken taraf, sarı-kırmızıydı. elano son dönemlerde olduğu gibi, orta alanda kontrolü eline aldı. pas trafiği, düzenli şekilde arttırıldı ve ileri uç elemanları daha iyi yerlerde daha fazla topla buluşmaya başladı. ekrem’li beşiktaş sol kanadı da etkisini yitirince, oyun dengelendi. ve hatta, oyun galatasaray’ın arzuladığı biçimde ilerlemeye başladı. mustafa denizli de, gidişatın iyi olmadığını düşünmüş olacak ki, nobre-holosko ikilisi, yerini bobo-nihat ikilisine bıraktı. hemen ardından, rijkaard da jo’yu sürdü sahaya. bu değişikliklerden sonra; galatasaray, arda’nın da orta sahaya yaklaşmasıyla ileride daha fazla gözükmeye başladı. sonuca ulaşılması da uzun sürmedi. arda’nın attığı golün hemen ardından sakatlanıp oyuna devam edememesi, oyunun geri kalanı ve hatta skor adına çok mühimdi. devam edebilse, ileride jo ve keita’yla yapacağı ver-kaçlarla 2. golün gelmesini sağlayabilirdi. fakat, bu sezon da baş belası haline gelen sakatlık, kendisini hatırlattı gene. beşiktaş bu dakikadan itibaren, toparlanıp yeniden yüklenmeye başladı. rijkaard, elano’yu da aldı oyundan, son dakikalara girilirken. bilmiyorum, sakatlandı mı? eğer herhangi bir problemi yoksa, keşke diyebiliceğimiz bir durum. elano’nun takdire şayan oyununun tam tersine, geldiğinden bu yana oldukça vasat bir performansla oynayan gio dos santos; gereksiz bir faul yaparak, bir nebze de olsa beşiktaş golüne katkıda bulundu. leo’yu da atlamamak lazım. o da saçmaladı golde.

neticede, iki takım da iki farklı devre oynadı ve beraberlik hiç şaşırtıcı durmuyor. beşiktaş taraftarı, bu kadar coşkulu ve istekli başladığı bir maçı kazanamadığı için üzülürken, hiç değilse beraberliği kurtarıp, yarıştan kopmadığına sevinebilir. galatasaray’lılar ise, başlamadan önce 1 puan verseler şöyle bi’ düşüneceği maçtan yenilmeyerek ayrılıyor olmaktan mutluyken, önde götürdüğü derbiyi, kazanamamaktan ötürü üzgün olabilir. böyle ilginçliklerle geride kaldı bu derbi de. şu an için ligden herhangi bir takımın koptuğunu yahut bir takımın büyük avantaj yakaladığını söylemek güç. yalnız, bu maçla birlikte, ligin sonuna etki edebilecek haftalara girmiş bulunuyoruz. bu haftaları, avrupa macerasıyla beraber ilerletmek, en büyük arzumuz tabi.