‘blake griffin’ olarak etiketlenmiş yazılar

blake griffin is not human

20 February 2011, Sunday

blake griffin slma dunk contest

all-star saturday

20 February 2011, Sunday

cumartesi gecesi etkinliklerinin smaç yarışması dışında pek ilgimi çektiğini söyeleyemeyeceğim. benim gibi düşünen bir çok insan olduğunu da biliyorum. yani, shooting stars nasıl bir heyecan uyandırabilir ki bizde? ya da yetenek yarışmasının güzelliği nedir? hadi, onu biraz daha ayrı tutalım, shooting stars’tan. valla, kim düşündüyse bu yarışmayı all-star organizasyonuna dahil etmeyi, kendisini buradan tebrik etmek istiyorum. h.o.r.s.e yarışması çok daha güzeldi mesela, niçin kaldırıldı anlamak güç.

akşam özünde la çocuğu olsa da, şu an için celtics’lilerin taptığı adam paul pierce’ın inceden ıslıklanması ilginçti mesela. bir kızdırma, bir mesaj söz konusuydu. kötü anlamda değil tabii. işin içerisine biraz hırs ve heyecan katabilmek için gayet kışkırtıcı olduğunu düşünüyorum. ne tesadüfdür ki, 3 sayı yarışmasında iki boston’lı ray allen ve paul pierce, miami’li james jones ile birlikte finale kaldılar. geçtiğimiz günlerde nba tarihinin en çok üçlük atan oyuncusu ünvanını elde eden, 3 sayılık yüzdesinde kariyerinin doruklarına çıkan ray allen’ın finalde işi götürmesini bekliyorduk hepimiz. ters köşe olduk. finalde, bu üçlü arasında en az isabeti bulan isim oldu ray. şampiyonluk, james jones’a gitti. pierce da ilk turun sonunda buzzer beater ile finale yükselmesiyle, bir önceki yıl kazandığı birinciliği küçümseyenlere gereken cevabı vermesiyle, gecenin başarılı isimlerinden bir tanesiydi.

galiba, tüm bu cumartesi organizasyonunun smaç yarışması ve diğerleri diye ayrılması lazım. uzun yıllardır, hakkını bir iki adam dışında veren çıkmasa da, slam dunk contest’in ayrı bir yeri var all-star hafta sonunda. en son, j-rich’le carter’la ve t-mac’le heyecanlanmıştık dersek pek abartmayız herhalde. nate robinson insanının şu yarışmadan soğuttuğu bir milyon kişi bulabileceğimi zannediyorum. şaklabanlıklarıyla, işin cılkını çıkartmıştı. toparlaması ise bu yılki katılımcılara düşüyordu. ilk önce, yarışmanın ruhunu yeniden canlı hale getirdiklerini belirtmeliyiz. pasta üflemeler, kostümler vb.. derken tükenen bir yarışmayı dirilttiler adeta.

derozan mükemmel bir smaçla başladı. amir johnson topu potanın arkasına çarptırdı, kenardan gelen derozan topu yakalayıp, bacaklarının arasından geçirdi ve smacı vurdu. bana kalırsa, muzazzam bir harekettti. jüri, bir kaç denemeden sonra yapabildiği için 44 puan verdi ama isterse 30 sefer sonra yapsın, olağanüstü bir smaçtı. orada biraz hakkını yediler sanki derozan’ın. ardından ibaka faul çizgisinden uçarak vurdu smacı. tam çizgiden çıktı. jordan’la efsaneleşen bir hareket bu da. ibaka, on numara iş çıkarttı. ve mcgee’nin iki potaya birden smaç yapması, griffin’in 360-ama tam olarak 360- yapması, ardından diğer haklarındaki denemeleri ve finale; mcgee-griffin kaldı. kazanan, beklendiği gibi griffin oldu. bana kalırsa, çok güzel de smaçlar izletti griffin bizlere. fakat o sondaki koro muhabbeti ve arabanın ön tarafınfan vurması, biraz işi bozdu gibi geldi.

rookie challenge

19 February 2011, Saturday

all -star etkinlikleri, dün gece oynanan rookie – sophomore maçıyla başladı. geçtiğimiz yıl, rookie’ler devrim yaparcasına, uzun bir aranın ardından mağlup etmişti 2 yıllıkları. gene onlar kazandı. ( 148 – 140 ) hem çaylak yılında hem de 2. yılında kazanan bir oyuncu çıkmıyor sanırım  çok uzun zamandır.

maçın mvp’si john wall seçildi. wizards’ın genç  guard’ı 12 sayı – 22 asist ile oynadı. ki, bu 22 asist rookie game’in rekoru. daha önce, chris paul 17 asist’le bu rekoru elinde tutuyordu. bana, arada 1-2 tane fazladan asist yazılmış gibi gelse de, wall’un kesinlikle muazzam oynadığını söylemeliyim. kentucky’den takım arkadaşı cousins’le birlikte çaylakları sürüklediler. problem çocuğun da wall’dan aşağı kalır değil aslında istatistikleri. 33 sayı – 14 ribaund. maç sonunda bir acaba? dedik fakat wall’un 22 asit gibi, uçuk bir işe imza atması, sonucu belirledi.

blake griffin’in oldukça az sahne aldığını söyleyebiliriz. 13 dakika ile en azsahada kalan isimdi hatta griffin. oynadığı süre içerisinde smaçları birer birer indirse de, haliyle kimse tatmin olmadı bu durumdan. tribündeki bebe tayfasının ” we want blake ” şeklinde tezahürat yaptığına da şahit olduk. hatta maçı ntvspor’dan kaan kural ile birlikte anlatan ismail şenol bu tezahüratı “dejuan blair” şeklinde algılayıp, tebessüm ettirdi. o değil de, bu velet tayfasına bir çözüm bulmak gerekiyor. böyle giderse ya hiç izlemeyeceğim ya da sesi kısmak zorunda kalacağım, çekilir gibi değil o bağırışmaları.

maçın yıldızı wall’du dedik. maçın hareketi de wall ve griffin imzası taşıyordu. olağanüstü bir bounce pass, alley oop.

nba; genel bir bakış

17 February 2011, Thursday

önümüzdeki hafta sonu all – star etkinlikleri var nba’de. ve bu ara gelmeden, bir iki satır da nba yazalım dedik. ilk önce nereden başlayacağım diye düşünüyordum da, sanırım lakers’ın  geçtiğimiz ay tam 55 sayı farkla mağlup ettiği cleveland cavaliers’a dün gece yenilmesi gayet iyi bir giriş konusu olabilir.

pau gasol

herkesin malumu, bu sezon lal son 2 yılın şampiyon takımı görüntüsünden çok uzakta. bunun, ne spurs’ün muazzam grafiğiyle ne de diğer takımların lakers’ın oyununu bozmasıyla ilgisi yok bana kalırsa. tamamen iç mihraklar lakers’ın düzenini bozan. en başta, pau gasol’ün eskisinden çok uzak olan performansı geliyor. lakers üçgen hücumu uyguladığında gasol’ün saha görüşünü kullanan bir ekip. üçgenin tepesine onu yerleştirdiğinde, tüm çarkları işler bir makine haline geliyorlardı. kazandıkları şampiyonluklarda hiç şüphesiz pau gasol’ün büyük katkısı vardır. mamafih, bu yıl gerçekten eskisinin uzağında kaldı ispanyol. en azından son dönemlerde. bynum’ın uzun süreli sakatlığı da büyük handikaptı lal adına. pota altında gasol’ün yapamayacağı bir çok işi layıkıyla yapabilir bynum. post oyununu tüm nba’de en çok geliştiren isimlerden birisi. onun yokluğu da ciddi sıkıntıydı elbette. ve bence en büyük sorunlardan bir tanesi; kobe bryant’ın daha fazla sorumluluk alması. ki, bu noktada kobe’nin asla bir suçu olmadığını da söyliyeyim. kobe buna mecbur kalıyor. bu sezon izlediğim çoğu lakers maçında, diğerleri sindiğinde, hep kobe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ama iyi, ama kötü. bu görevi de onun üzerine yıkarsanız, alacağınız verim bir hayli düşer tabii. böylesi bir liderlik beklemek, haksızlık olur kobe’ye. daha makul görevler addetmek lazım bana kalırsa. neyse lakers mevzusunu toparlayacak olursak, phil jackson’ın söyleyecek sözü bitmemiştir, buna inanıyorum ve şu ana kadar topal aksak ilerleyen los angeles lakers’ın çıkış yolunu p-jax’in tutacağı ışıkla zor da olsa bulacağını düşünüyorum.

gelelim utah jazz’a ve tam 21 yıl sonra görevinden ayrılan jerry sloan’a. bilindiği gibi, çok duygusal bir basın toplantısıyla ayrıldı salt lake city ekibinden sloan. takımıyla geride bıraktığı 21 yıla 1221 galibiyet sığdırmış bir adamdan bahsediyoruz. belki de gezegenin en iyisiyle aynı döneme denk düşmeseydi, nba tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından bir tanesi olacaktı. tabii, koçluk kariyerini bir sürü şampiyonlukla, yılın koçu ödülüyle taçlandıramamış olsa da tam bir efsane olarak anacağız biz onu. bir spor dalında, bir takımın başında 21 yıl geçirmek ne demektir?efsane olmak demek değil midir?.. bir de ayrılış şekline bakalım sloan’un. ve bir kez daha küfredelim deron williams’a. ben hiç bir mazeret kabul etmiyorum açıkçası. deron, jerry sloan’un utah jazz’dan ayrılmasına ön ayak olmuştur. bir numaralı sebeptir. ve aptal yöneticilerin böylesi bir adama yaptıklarının başlıca sebebi, üzgünüm ama gene deron williams’tır. kendi adıma, antipatik bir adamdı zaten d-will. şimdi iyice soğudum.

son dönemlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden bir konu da; carmelo anthony ve nereye takas olacağı.. carmelo’yu ilk nba’e geldiğinde soğuk bulan ve gittikçe büyüttüğü oyunculuğunu görerek günden güne saygısını arttıran birisi olarak şunu söyleyebilirim; melo, herhangi bir takımın bir numaralı ve üzerine takım inşaa edilen adamı olmayı hakediyor. şuraya bağlamaya çalışıyorum yani; new york’a giderse, mare şöyle bir kenarda dursun, onun için değerli parçalar feda edilebilir. bu w-chandler olur ya da 1. tur draft hakkı falan olur, farketmez. tabii, sorun şurada. denver nuggets için nyk’tan melo karşılığında alınabilecek pek de ileriyi kotarıcı parça bulunmuyor. ellerini, kollarını bağlayan nedir peki? sezon sonunda melo’nun fa olacak olması. oyuncunun da knicks’e gitmek istediğini ayan beyan ortaya koyması, nuggets cephesini zorda bırakıyor iyice.

melo’nun new york’a adım atması artık an meselesi dersek, bilmiyorum ama pek yanılmayız gibi geliyor. bir de şu yönüyle ele alalım durumu. new york knicks, bu sezon di antoni önderliğinde tam bir ” takım ” hüvviyeti kazanmış durumda. belli süreçleri bir kenara bıraktığımız zaman, geyet akıcı ve kuvvetli bir oyun oynadıklarını söyleyebiliriz. en önemli temellerinden bir tanesi de, iyi bir takım kimyası tutturmaları elbette. melo’yu dahil ettiklerinde bu kimyanın bozulup bozulmayacağını kimse bilemiyor. işin bu boyutu da nyk adına bir soru işareti doğuruyor. fakat benim fikrim, knicks’in ne olursa olsun bu takası yapmasının doğru olacağı yönünde. ki big boss’un da böyle düşündüğünü ve bu takasın bir an önce sonlandırılmasını istediğini biliyoruz. melo için msg yolları gözüktü iyiden iyiye yani.

melo

gel gelelim, gsw’a. don nelson’ın ne idüğü belirsiz bir takım haline getirdiği, deyim yerindeyse enkaza çevirdiği ve “d-league temsilcisi”ne döndürdüğü warriors şu günlerde toparlanmaya başladı. büyük pay, don dedeye veda edilmesinde kuşkusuz. onun yerine baş antrenörlük görevine getirilen keith smart’tan ufak don nelson esintileri görsek de, daha derli toplu bir takımın ortaya konduğu bir gerçek. monta’nın isolation’ları devam ediyor, edecektir de fakat, çok daha efektif kullanıyor artık m. ellis bu hücunmları. en azından, kendi oyun kimliğini törpüleyip, geliştirmesi açısından da çok mühim bu mevzu. ve zamanla, daha büyük bir oyuncu olacaksa, karşı konulamaz drive’larını daha fonksiyonel kullanmayı öğrenmeli. kısacası, monta’nin bu yolda attığı adımı görmezden gelmenin ayıp kaçacağını söylerken, böyle devam etmesi gerekliliğini de eklemeyi unutmamalıyız. curry ise bu aralar bir çıkıyor, bir iniyor. ilk önce, faul problemine bir çare bulması gerek. fiziği, hiç de iyi durumda olmadığından bunun dezavantajını fazlasıyla yaşıyor. bir kaç dakikada 3 faul birden alıp kenara geldiği maçlarda, bütün yükün monta’ye ve wright’a kalması iyi bir durum değil malum. ve bir tahmin de yürütecek olursak warriors’la ilgili, play-off zor ama imkansız değil diyebiliriz galiba. henüz dün gece energysolutions arena’da jazz’i yendi takım. ellis çok formda ve umutlar katlanarak artıyor.

kısa kısa, ligin tepesindeki takımlara da yorum bırakalım. san antonio spurs, bu yılın en kuvvetli takımı olarak, saygıyı hakediyor. sloan’un ayrılışı deron ile alakası kadar tavizsiz oyun düzeniyle de ilişkili ve bu açıdan popovich’le de kesişiyor yolları aslında. popovich, bu yıl yaptığı değişikliklerle takımına yeni bir hava kazandırdı ve bir şekilde yarattığı ekibin aynı düzeyde devam etmesini sağladı. bugün kimse, popovich kurallarından ödün verdi ya da kendisini inkar etti şeklinde yorum yapamıyor onunla ilgili. çünkü, olması gereken buydu ve o da bunu yaptı. gerçekten çok büyük saygıyı hakediyor greg popovich ve oyuncuları.

celtics de doğunun lider takımı konumunda şu anda. geçtiğimiz hafta garden’da lakers’a 17 sayı öne geçtikleri maçta mağlup olsalar da, bu ligin zirve takımlarından birisi oldukları hala geçerliliğini koruyan bir tespit. garnett’in sakatlığında bir bocalama yaşamışlardı. o ara, rondo büyük top oynamıştı ve açıkları çok güzel kapatmıştı. ray allen kariyerinin en iyi 3’lük yüzdesini yakalamış durumda. geçtiğimiz günlerde o da, en fazla üç sayılı isabet bulan oyuncu ünvanını reggie miller’ın elinden aldı. big 3 sezon öncesi eskisi kadar kuvvetli gözükmese de, hala ayakta durduklarını ve en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olduklarını çok açık ispatladılar sezon içerisinde.

tüm bunların ardından bir hayvanoğluyla başbaşa bırakayım ben sizleri. bir oyuncunun bunu başarabildiğini de gördük ya, gerisi boş yemin ederim. blake ‘the insanolamaz’ griffin.

all – star 2011 kadroları

04 February 2011, Friday

all – star arası geldi nba’de. ve doğal olarak klasik tartışmalar da başladı. bu organizasyon bir ustalara saygı kuşağı mı olmalı, yoksa sezon içerisinde yüksek performans gösteren oyuncular mı seçilmeli? çok uzun mevzu.. benim fikrim; performansa dayalı tercihlerin daha sık olması..

kadrolar;

batı: paul-kobe-carmelo-durant-yao.. / yedekler: dwill-westbrook-manu-griffin-duncan-gasol-dirk..

doğu: rose-wade-lebron-amare-howard.. / yedekler: rondo-ray allen-pierce-garnett-jhonson-horford-bosh..

batı’da değil de doğuda bir takımda oynasa çok rahat all-star seçilecek bi dünya adam var bence. love, monta, gay, nene, aldridge, nash… uzar gider. doğu, ilk 5’i dışında pek çekici değil. celtics’liler işgal etmiş. ki; haketmediklerini söylemek de pek doğru olmaz aslında. hani, deng, boozer, felton belki düşünülebilirdi. en azından tercih edilseler itiraz edilmezdi herhalde. j-smoove ise kesin tercih edilmeliydi. horford yerine belki.

yao ming müzmin sakat, bilindiği üzre.. onun yerine bir oyuncu seçilecek. tahminim, love olacaktır. yakışır da. 20-15 üstü tutturabilen son zamanlardaki tek oyuncu. takımı dipte olsa da, hakediyor. onun dışında, başka bir sakatlık durumunda ilk girmesi gereken adam monta ellis’tir.

yeni çocuk: blake griffin

29 November 2010, Monday

blake griffin

blake griffin ismini duyunca heyecenlanmayan nba takipçisi yoktur sanırım. clippers’ın genç oyuncusu özellikle bu aralar kendisinden sıkça bahsettiriyor. clippers takımını izlenir hale getiriyor diyelim, yeterli bence..

oklahoma çocuğu blake griffin, nba’e ilk sıradan seçilerek adım atmıştı 2009’da. oldukça etkileyici bir kolej performansıyla geldi profesyonel lige. hazırlık dönemini de iyi geçirdi. fakat ne şanssızlıktır ki, son hazırlık maçında diz kapağından sakatlandı. diz, sporcularda bela bir noktadır. bunu artık sağır sultan bile biliyor. nitekim, griffin de bu beladan kaçamadı. koca bir yıl boyunca forma giyemedi. akıllara hemen greg oden geldi böyle olunca. yeni bir oden vakasıyla mı karşı karşıyayz acaba? sesleri artmışken, bu sezona öyle bir giriş yaptı ki çocuk; herkes büyülendi.

griffin’in ilk nba sayısı bir alley-oop. böyle bir başlangıç olamaz dedirtiyor. geride bıraktığı boş 1 yılın acısını çıkarttı bu smaçla herhalde. sezon genelinde oynadığı arzulu basketbolla da destekleyebiliriz bu düşünceyi. yetenekleriyle beraber müthiş bir çalışma iştahı olduğunu biliyoruz griffin’in. yetenekli adam çalışırsa, üzerine eklemek için gayret gösterirse, sonucunu bir şekilde alıyor zaten. bu bakımdan, bence çok güzel bir örnek olacaktır blake griffin.

basketbol kabiliyetinden bahsetmek gerekirse; oldukça atlet bir uzun olduğuyla başlamalıyız. 2.08 boyunda kendisi. pota altı oyunu var, orta mesafe sokuyor, bitiriş muazzam, ribaundlarda çok etkili, oyun zekası pozisyonuna kıyasla çok iyi.. daha ne olsun diyesi geliyor insanın. ve tabii hemen amare geliyor akla. evet, doğrudur amare ile oldukça benzeşiyorlar. bir çok alanda, aynı stile sahipler. fakat ben griffin’in daha da iyi yerlere geleceğini tahmin ediyorum, ya da en azından istiyorum diyeyim.

john wall’un en büyük şanssızlığı da olabilir bu adam aynı zamanda. geçtiğimiz yıl hiç forma giyemediği için, çaylak yılı bu sezona denk geliyor griffin’in. wall onun gölgesi altında kalma ihtimaliyle karşı karşıya. ve hatta şu ana dek, net biçimde onun gölgesinde kaldı. fakat, wall’un sıkıntı yapmasına hiç gerek yok zira griffin çaylak yılında all-star’a bile seçilmeyi başarabilir ve rakipleriyle farklı bir kulvarda olduğunu kanıtlayabilir. bana kalırsa, all-star olmalı da zaten.

şimdi farklı kulvar falan dedik. cidden farklı adamın yolu. şunu bir insan yapamaz ya. ayıp, yazık, günah…

istatistiklerini verip noktalayalım o halde. şu an nba’de 17 maça çıktı blake griffin, clippers formasıyla. takımı bu maçların 14’ünü kaybetmiş olsa da, ayakta kalan belki de tek isim oydu. çaylak, 19.3 sayı, 11.4 ribaund ve 2.4 asist ortalamaları yakaladı. 51.2 ile de şut atıyor. her şey, kendisinden büyük şeyler beklememiz için müsait. umarım yanıltmaz kimseyi..

ps. ben bu yazıyı yazarken clippers evinde utah’a mağlup oldu. griffin gene tek adamdı direnen. 35s – 14r – 7a.