‘david villa’ olarak etiketlenmiş yazılar

barcelona ve mvp

27 February 2011, Sunday

lionel messi

bugün lionel messi’nin la liga’da 26 golü bulunuyor. bu demektir ki; ligdeki 9 takımdan daha fazla gol atmış psikopat herif. mallorca ve osasuna 25 gol, hercules, almeira ve levante 24 gol, sporting gijon 23 gol, zaragoza 22 gol, santander ve deportivo 24 gol atabilmiş. şimdi düşünün messi’nin attığı 26 gol nasıl değerli ve zor bir iş. aynı şekilde ronaldo’nun attığı 24 gol de oldukça etkileyici. tabii, barcelona’yı diğerlerinden ayıran şöyle bir durum var. messi’nin yanı sıra villa ve pedro da sürekli gol üretiyorlar. villa 17, pedro ise 13 golle oynuyor la liga’da. bu üçünü mvp olarak tanımlayabiliriz herhalde. mvp’nin attığı gol sayısına ulaşan bir takım yok ligde. evet, bu üç adam tüm takımlardan çok gol atmış. real madrid dahil… ekstra bir not vereyim messi için. bu insanüstü varlık aynı zamanda 15 de asist üretti!

madem rakamlara girdik, biraz da barcelona’nın genel takım istatistiklerine bakalım. öncelikle şunu söylemeliyiz, mvp sağolsun, barcelona’nın averajı tamı tamına 63. bildiğin +63. attıkları 76 gole karşı, yalnızca 13 gol yemişler. tek mağlubiyetleri bulunuyor. sahalarında hercules’e karşı almışlardı onu da. işin ilginç yanı; hercules’in ilk ve tek deplasman galibiyetiydi o. arada öyle maçlar olur. imkansız gibi görünür ama gerçekleşir. zaten başka da fire vermedi dediğim gibi katalanlar. nou camp’ta 13 maçın 11’ini aldılar, 1 beraberlikleri var ve bir de o hercules maçı. dışarıda ise 12 maçın 11’ini almışlar, 1 beraberlik. her iki kulvarda da 34’er puan ve toplam 68 puan.

geçtiğimiz haftalarda sporting gijon ile berabere kalmışlardı. o maç, tarihi bir maç aslında. çünkü, barcelona takımı o maça çıkana kadar 16 lig karşılaşmasını üst üste kazanmıştı. bu, la liga tarihinin en iyi performansı. o açıdan, tarihe geçtiler bile. fakat tüm avrupa genelinde, 10. en iyi derece demek bu. tüm zamanların en başarılısı benfica’ymış. portekiz ekibi, 71-73 yılları arasında oynadığı 29 lig maçını ard arda kazanarak ulaşmış bu sonuca. geçilmesi de mümkün görünmüyor pek. onların yanında, celtic’in 25 maçlık, psv’nin 22 maçlık serileri var. fakat bunlar nispeten daha zayıf ligler. la liga, seri a, premier league gibilerinde başarmak çok çok zor. inter’in 2006-2007 sezonunda yakaladığı 17 karşılaşmalık çıkış da büyük saygıyı hakediyor bu bağlamda.

neticede, barcelona bu yıl daha da güçlü bir şekilde devam ediyor yoluna. peş peşe rekorları kovalıyorlar. messi, insanlıktan çıkacak gibi gene. onları durdurmak, kariyeri boyunca winner olmuş mourinho için dahi mümkün olmayacak. guardiola’yı bir kez daha alkışlayalım. tabii, arsenal’i es geçmeyeceğim. barcelona’yı ciddi manada zorlayan ve hatta mağlup edebilen takım olmak az buz iş değil. nou camp’taki rövanşta katalanların var gücüyle maça asılacağı ve turu geçmek adına büyük emek harcayacağı malum fakat, işi bu noktaya getirmiş olmak da tebriği hakediyor. 2. maç için, arsene wenger ve takımının nou camp’ta barcelona’ya karşı neler yapabileceğini görmek için heyecanlanıyorum şimdiden.

dünya kupası ispanya’nın!

12 July 2010, Monday

her güzel şeyin olduğu  gibi, futbolun zirvesi dünya kupası’nın da değeri, bittiğinde anlaşılacaktır kuvvetle muhtemel. her ne kadar, oynanan futbolun defansifliğinden yakınsak ve vuvuzela’yı hayatımızdan derhal çıkması gereken eşyaların tepesine yerleştirsek de, özleyeceğiz bu turnuvayı. en yakın futbol müsabakalarının, türk takımlarının orta sınıf bile sayamayacağımız, yerel takımlarla oynayacağı hazırlık maçları olduğunu düşünürsek, bir süre sudan çıkmış balık misali gezeceğiz etrafta sanırım.

11 haziran’da güney afrika-meksika maçıyla başlamıştık, 11 temmuz akşamı hollanda-ispanya finaliyle noktaladık 2010 dünya kupası’nı. euro 2008’i çatır çatır oynayarak kazanan ispanya, tarihinin ilk dünya kupasını da müzesine götürdü bu maçla. hocaları, yeniköy kasabı idi. türkiye’den kovalanırcasına gönderilen del bosque. ha bir de fenerbahçe’nin eskisi löw vardı almanya’nın başında. o da 3. oldu takımıyla. hayat garip tabi, vapurlar falan…

ispanya takımının ve o klas topçularının gün itibariyle tarihin sayfalarına altın harflerle yazılışına şahit olduk, şanslıyız ki. iniesta’nın, xavi’nin, villa’nın vs. bundan 20 -30 yıl sonra, ‘bunlar da ne topçuydu arkadaş, güney afrika 2010’da da şampiyon olmuşlardı’ şeklinde hatırlanacağından hiç şüphem yok. 2008 avrupa şampiyonası’nı kazanan kadronun neredeyse hiç değişmeden 2010’da bu noktalara gelmesi, çok daha mühim elbette. bir jenerasyon tutturmanın ötesinde, mağlup edilmesi namümkün hale gelen bir ekip yaratmayı başardı ispanyollar. geçen yılki konfederasyon kupası’nda abd’ye kaybedene kadar 35 maç üst üste yenilmeme ve 15 maç ard arda kazanma başarısı kazandılar. barcelona ve onun temelini oluşturan xavi-iniesta-puyol-pique- busquets-pedro gibi oyuncuların yanında diğer bölgelerde de torres, villa, casillas, silva, xabi alonso,ramos şeklinde; çoğu kişiye göre mevkisinin en iyilerini yetiştirebilen bir ülkeden ve ulusal takımdan bahsediyoruz. bu noktada; busquets, pedro, mata, navasve j.martinez tarzında gençleri bu denli ciddi bir turnuvada kullanmalarını da es geçmemeliyiz. oynatarak geliştirebiliyor ve potansiyelini sergileme imkanı veriyorsunuz gençlere. ispanya’nın tüm bu başarıları yakalarken, kullandığı yöntem oldukça etkileyici.

finale kadar tüm maçlarını kazandı diğer finalist hollanda da. elemeler dahil bu istatistiğe. orada 8’de 8, dünya kupası’nda da finale dek 6’da 6 yaptılar. fakat tabi en önemli yerde mağlup oldular. onların çoğu futbolseverin gönlünde yeri başkadır her zaman. özellikle de yaşını başını almış futbolseverlerin takımıdır portakallar. 74-78 dünya kupaları’nda finalde kaybetmiş olmaları asıl sebep tabi. cruyff ve neeskens ikilisinin önderliğinde, dünya’ya yepyeni bir futbol anlayışı getimeleri bunun yanında total futbol kavramını lügatımıza sokmaları ise onların kalplerde taht kurma sebeplerinden diğerleri. mamafih, bugün eskisi gibi gelişmedi işler. cruyff’un total futbol oynayan hollanda’sı artık kaybetmekten usanmışcasına kontrollü bir futbol oynamaya çalışırken, karşısındaki ispanya ise günümüzün en baskın futbol takımıydı. üstelik, ispanya’nın bu futbol tarzını benimsemesi cruyff-barcelona-ispanya ulusal takımı ekseninde direkt olarak hollanda’lıların etkisiyle başlamıştı.

iki futbol ekolünün 2010’da finalde karşılaşması biz futbolseverler için bulunmaz bir nimetti elbette. johan cruyff’un sponsorluğunda gerçekleşen maç, her daim avrupa’nın önde gelen uluslarından olsa da hiç dünya kupası kazanamayan iki takımın mücadelesiydi bir bakıma.bu nedenle sert oynadı ikisi de. o en büyük kupaya ulaşabilmek ve bugüne kadar kazanan 7 takımın yanında bir 8’incisi olabilmek için savaştılar. uzatmada, 116’da maçın adamı iniesta söyledi tek sözü. ispanya tarihinde ilk defa dünya kupası kazandı. maçın sonunda yaşadıkları sevinç görülmeye değerdi. geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, sevilla’lı, antonio puerta’yı unutmayan sergio ramos, 10 üzerinden 10 aldı o hareket sonrası. kaybettikten sonra, kazananı alkışlayan hollanda’lılar da nasıl şık insanlar olduklarını kanıtlardılar gene.

işte böyle güzel bir turnuvayı geride bıraktık. bir ay boyunca çok güzel goller de izledik, ruh karartıcı maçlar da. hakem hatalarına da şahit oduk, son dakika gollerine de. asamoah gyan ve gana da geçti bu turnuvadan, lippi ve italya da. sonunda en iyi oyuncusu forlan, gol kralı ve en iyi genci thomas müller seçilen bu dünya kupası’nın da sonuna geldik. alışması zor olacak fakat, ‘bu da bitti be!’