‘derbi’ olarak etiketlenmiş yazılar

tarafsız gözle beşiktaş vs. fener

20 February 2011, Sunday

akşam büyük maç var. yüksek ihtimalle, şampiyonluk mücadelesini doğrudan etkileyecektir çıkacak netice. bursaspor da son dönemlerin açık ara en dominant ekibi antep’e 4 golle boyun eğmişken ve deyim yerindeyse tokatı yemişken; maçın önemi iki kat artıyor. öyleyse, ben de tarafsız bir çerçeveden, bu maçın olurunu – olmazını, maç önünü ve sonuç üzerine şekillenecekleri işleyeyim burada.

ev sahibi beşiktaş ile başlayalım. ligin tamamlanmasına henüz çok uzun bir zaman var ve beşiktaş havkuyu atmış gözüküyor. onlar adına bu düşüşün çok acıtmasının sebebi, devre arasında yaratılan atmosfer, elbette. sezon başında quaresma ve guti ile -hatta schuster’i de ekliyelim- süslenen kadro, yetersiz performansı gerekçe gösterilerek simao-fernandes ve almeida üçlüsüyle güçlendirildi. bu oyuncuların isim sahibi, kendilerini ispatlamış kişiler olduğunu tartışacak halimiz yok. fakat, beşiktaş camiasının tüm dertlerini bu transferlerle çözeceğine gözü kapalı biçimde inanması ve acaba sorusuyla yaklaşanları acımasızca duymazlıktan-görmezlikten gelmesi, sorunun temelini oluşturuyor bence. aynı bizim düştüğümüz çıkmaz diyoruz, ona da tepki gösteriliyor fakat üzgünüm, aynı bizim yaşadığımız problemler bunlar.

buradan saha içine bir geçiş yapalım beşiktaş’la. başlangıç noktamız kale olsun. 3 yerli kaleci var bugün ellerinde. ve 3’ünden de tam performans alamıyorlar. rüştü, kemale ermişliğiyle ve miadını doldurmuş kariyeriyle, okeye döner vaziyette. hakan, taraftarla dahi ters düşecek boyutta kötü oynuyor. düzelme şansı çok düşük. aralarından en iyimser gözükeni cenk. onun da sakatlıklarla başı belaya giriyor zaman zaman. gene de, ilk tercih o oluyor ve olmalı da. bazı tecrübesizlik kaynaklı basit hatalarını kabul edilebilir düzeye çektiğinde, vazgeçilmez olacaktır cenk. henüz işin çok başında. bu açıdan, kaleci işi beşiktaş’ta, derbi öncesinde belirsizliğini koruyor. savunma, en yumuşak bölge hali hazırdaki. üzülmez olayından sonra ismail sol arkanın alternatifsiz elemanı konumuna geldi. sağ taraf ekrem, toraman, hilbert değişimlerine uğruyor. fakat, hilbert en makul tercih bana kalırsa. orta ikilide sivok ilk yazılacak adam olur. sanırım, yanına toraman monte edilecektir. pek alternatif üretmeye müsait değil kadro yapısı. belki, marco’nun geri kaydırılması düşünülebilir. böylelikle ernst’e de gereken ortam yaratılmış olur. yabancı kontenjanı sorun teşkil ediyor bu safhada da. fernandes, kenara alınabilir. necip’in oraya girmesi beşiktaş’ın hayrına olacaktır. guti hemen önlerinde. kenarlarda gene quaresma ve simao, önde ise benim düşüncem; bobo.

beşiktaş’ın böyle sert bir tökezleme yaşamasında bana kalırsa, bugüne gelene kadar büyük emekleri olan bobo ve ernst’in aniden ikinci plana atılması büyük etmendir. orta veya uzun vadede, onların görevlerini başka oyunculara atfedebilirdi schuster. fakat, bunu kısa bir döneme sıkıştırmak isteyince biraz iç dengeleri sarstı gibi geliyor bana. burada şunun ayırdını da yapayım hemen. tüm bu tercih hataları, schuster’in biletinin kesilmesi gerektiğini ortaya koymuyor asla. rijkaard’a verilmeyen o şans, gösterilmeyen sabır, alman hocaya lütfedilsin bari. neyse, biz dönelim mevzuya. bu maçta bobo’ya görev vermeli diyordum. öyle ki, formsuzluk hastalığı ona da bulaşmış diyebiliriz ama, hedef maçlarda; daha doğrusu büyük maçlarda her daim kendisini göstermiştir bobo. fenerbahçe’yi de ayrı sever. mutlaka onunla başlamalı diyorum ben.

bir diğer cephe, fenerbahçe’ye bakıyoruz. onlar, ligin 2. yarısı itibariyle, en iyi takım imajındalar. tüm maçlar kazanıldı, oynanan oyun gittikçe düzelme sinyallerini arttırıcı yönde ilerliyor. ve dikkatlerden kaçmaması gereken, iyileşmenin asıl kaynağı; 2. devre oynanan trabzon ve kayseri maçlarının yani direkt hedef maçların hiç sıkıntı çekmeden aşılması. rakiplerini bu 2 maçta da oyunun uzağında tutarak kazandı fener. kendi kurallarını kabul ettirdi ve sonuca giden taraf olmayı da bildi aynı zamanda. bu, ciddi bir artı ve resme bakıldığı zaman temiz bir tablo görülmesi açısından, oldukça güzel. oynanan iyi futbolun yansıması galibiyetler, bu galibiyetlerin de geri dönüşü, özgüven oluyor. böylelikle, zirveye ulaşabileceğine ve en iyi olduğuna inanıyor takım. şu aşamada, haklılar. onlara problem çıkartacak hali hazırda bir takım, ortalarda gözükmüyor. beşiktaş, bunu yapabilir ve fenerbahçe’nin yürüyen tekerine çomak sokabilirse, işler değişir mi, bunu zaman gösterecek işte. neticede, sorun teşkil eden bir takım henüz yok diyoruz fakat, 17/17 yapmak da kolay iş değil. lacivertliler, ilk puan kaybına nası bir reaksiyon gösterecek bu da oldukça mühim.

sahadaki diziliş anlamında da ligin en istikrarlı ekiplerinden fenerbahçe. geri dörtlü son haftalarda iyiden iyiye, oturmuş durumda. onların önünde bir aksama yaşanıyor gibi. en temel sorun şu an orası. emre oynadığı bölümlerde çok iyi açık kapatıyor da, bir maç oynuyorsa, iki maç oynamıyor kendisi. aykut kocaman’ın, topuz’u daha daha verimli kullandığını söylemeliyiz. buna bir görev değişikliği diyelim hatta. topuz’un da rahatladığı belli oluyor. çok daha efektif bu görev değişikliğinden bu yana. alex, bildiğin alex zaten. takımın kumandanı. o yoksa, ne olur bir şey diyemem lakin o varsa, fener’in her an gol atma şansı var. niang gelince, görevlerinin biraz azaldığını da söyleyelim tabii. sürekli gol atan bir niang, alex’in oyunun her alanına hükmeden bir anlayışa evrilmesini sağlıyor. dia, benim düşündüğüm etkiyi henüz bırakmamış olsa da olumlu işler yapmadı değil bugüne kadar. en azından stoch ile mukayese edildiğinde, açık ara önde yer alır.

hülasası, tarafsız bir pencereden bakan gözlerle her iki takım bu noktada yer alıyor. derbi maçı, klişeleştiği üzere, beklenmedik olaylara sahne olabilir. o, payı bir kenarda tutuyorum. onun haricinde, fenerbahçe; son zamanlarda olabileceğin en kötüsünü yaşayan beşiktaş karşısında bir kaç adım önde gözüküyor. son inönü ziyaretlerinin de gayet keyifli geçtiğini görüyoruz. derbilerin favorisi olur mu, olmaz mı tartışmasından kaçınacağım. yalnızca, bir kez daha şunu söyliyeyim. maç öncesinde, ibre sarı-lacivertten yana. fakat, top yuvarlaktır kalkanını da kullanmayı ihmal etmiyorum, bunun altını çizeyim.

son olarak, zevkli bir maç olsun, izleyenleri eğlendirsin, kafidir. inanın, bir galatasaray taraftarı olarak, maçın sonucunun yaratacağı heyecandan çok uzağım. istiyorum ki, bizim camia kendi geleceğini, kendi önüne bakarak çizsin. kendi sıkıntılarını, dertlerini diğerleriyle kıyaslamak yerine gene kendisi değerlendirip, çözüme gitsin.

kadıköy’de derbi berabere

24 October 2010, Sunday

bu akşam sahada kazanan bir taraf yoktu.. oysa tribünlerde vardı.. deplasman tarafındaki galatasaray’lılar bugüne kadarki en iyi performanslardan birini çıkarttılar. hepsine tek tek tebrikler öncelikle.. bu işin sahadaki futbolla ne kadar orantılı olduğu da anlaşılmıştır sanırım.. takımı 4 yemiş bir deplasman taraftarı topluluğundan iyi bir performans beklenemez zaten.

sahaya inmek gerekirse, gene sonda bahsetmemiz gereken şeyden başta bahsedelim.. pino’nun vurduğu o topu içeride görmek, taraftarın galatasaray’a dair hayal ettiği en özel anlardan birisidir.. kadıköy’de 10 yıl sonra, 90. dakikada atılan şık bir golle fenerbahçe’yi yenmek.. off.. olabilecek en güzel şeylerden birisidir.. olmadı tabi. beraberlik bu kez alınsa da o topu o kalelere sokamama bahtsızlığı devam etti. galiba o top benim kadıköy deplasmanına gitmememi yadırgadı, içeri girmek istemedi.. böyle bir anı orada yaşamayı tercih ederim elbette.. bir hayır vardır belki de bu işte..

maç başlamadan oluşan atmosfer aslında fenerbahçe’nin çok aleyhineydi.. tüm şartların fenerbahçe lehine geliştiği ortamda, rehaveti ve baskıyı engelleyemediler.. bu baskıyı kırmak için hem yönetim hem de aykut kocaman uğraştı fakat genel hava değişmedi.. hemen her fenerbahçe’li farklı kazanacaklarını düşünüyordu.. hatta 7-8 atacaklarını ciddi ciddi düşünenler vardı.. bu kötü bir durum tabi. böylesine bir güven mutlaka baskı yaratıyor..

erken gol gelmeyince, galatasaray da iyiden iyiye ileride oyun kurmaya başlayınca; fenerbahçe bocalamaya başladı.. kalabalık orta sahasıyla üstünlüğü ele alan taraf sarı kırmızıydı.. burada hemen eklemek isterim; mustafa sarp hiç bir surette galatasaray formasını giyemez.. asla.. aynı şekilde şu formuyla hakan kadir balta da.. neyse oyuna dönmek gerekirse, yalnızca topuz ve emre ile orta alanı kontrol edeceğini düşünen aykut büyük bir hata yapmıştı.. kanatlardaki stoch dia ikilisinin şahane şekilde kontol edilip, oyundan düşürüldüğü ortamda, orta alanda da hakimiyet kuramayan fenerbahçe ilk yarıda çok sönük bir görüntü çizdi.. galatasaray oluşan havadan çok iyi faydalandı.. oldukça rahattı topçular.. kaybedecekleri bir şey yokmuşcasına serinkanlılardı.. sabotaj muhabbeti gündeme geldi tabi hemen.. vallahi topçular rijkaard’ı sabote etmiş olabilir gerçekten de bu maçın bir kanıt olduğunu asla düşünmüyorum.. hocayı değiştiren her takım yaşar bu süreci.. manisa’da da sabotaj vardı o zaman.. ya da hocasını değiştirdikten sonra çıkışa geçen herhengi bir takımda.. bu sabotaj işi çok daha kapsamlı.. ve daha köklü değişimler gerekiyor.. şu an için eşelememek gerekir bence.. ileride tek tek hesap sorulur yalnız..

hagi’nin oynatacağı futbol için bir takım ipuçları sundu bu maç aynı zamanda.. orta alanı kontrolü altına almak isteyen bir takım izleyeceğiz öncelikle.. geride oynayan oyuncuların daha çok değil de daha aklıcı pas yapmaları gerekiyor.. ileride de çift forvet olacağını düşünenler falan vardıysa, unutsunlar. zaten günümüz futbolunda 4-4-2’nin değeri kalmamıştır.. elinizde baros gibi bir adam varken mutlaka ondan maksimum verim alabileceğiniz bir sistem oluşturmalısınız.. bir diğer yenilik elano olacak gibi.. cılızlığı tamamen geçmiş değil fakat en azından istekliydi.. tam hazır bir elano bu ligde galatasaray’ı sırtında taşır aslında.. misimovic’i bile kesebilir..

neticede; arda, baros ve kewell’ın oynamadığı bir maçta feenerbahçe’ye karşı daha iyi oynadı galatasaray.. uzun bir zaman sonra hem de..

fenerbahçe yönünden bakınca, beşiktaş ve trabzon’dan sonra galatasaray’ı da yenemeyerek, büyük maçlar hususunda eskisi gibi olmadıklarını gösterdiler.. tabi eminim ki tüm fenerbahçe’liler büyük maçları kazanıp şampiyonluğu kaybettikeri sezonlardansa, büyük maçları kazanamayıp şampiyonluğa ulaştıkları sezonları tercih ederler.. bir sonraki hafta bursa’ya gidiyor fener.. dia sakatlandı, uzun süre olmayacak deniyor.. lugano da cezalı.. bu büyük bir handikap olacaktır.. en önemli transferlerden bir tanesi olduğunu düşündüğüm yobo ile birlikte, fenerbahçe için çok önemli topçu lugano.. bilica’ya kalırlarsa işleri yaş..

lig uzun maraton klasik laf tabi.. gel gör ki, doğru da.. galip gelemedi bugün galatasaray fakat, onun bunun ağzını kapatmak güzel oldu en azından. maçtan önce her tv kanalında aşağılayıcı şekilde eleştirilen takım, kadıköy’de kök söktürdü.. devam etmeli bu oyun.. comandante’ye verilmeli, rijkaard’a verilmeyenler..

galatasaray – fenerbahçe

12 April 2009, Sunday

gs-fb

galatasaray adına geri çevrilen bir şans daha oldu bu derbi. oysa ki seri yakalamak adına  motivasyonu üst düzey bu maç çok büyük bir nimetti galatasaraylı futbolcular adına. geçen sezon bu fırsat tepilmemişti fakat bu sefer olmadı. fenerbahçe’nin de kesin kazanması gereken bir maçta bu kadar kötü bir performans ortaya koyması, taraftarlarında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. aragones’in bir daha ki sezona fenerbahçe teknik direktörü olarak girmesi artık imkansız hale geldi. zico’yu gönderen düşünce tarzının aragones’i kovalayarak göndermesi gerekir. orta sahada fazla adam bulundurmak dışında hiç bir müdahelesi olmadı oyuna. bülent korkmaz’ın da maalesef oyuna olumlu bir katkı yapamadığı ortada. lincoln’ü yedek klübesinde oturtup sonradan cankurtaran modunda oyuna sokmasını sabaha kadar tartışırım ben. yahu madem bu adam suçlu, o zaman ne diye kurtarıcı olarak oyuna girer. suçsuzsa neden ilk 11 başlamaz. bu konunun hocaya, oyuncuya ve en önemlisi de takıma zarar verdiği acı bir gerçektir. biraz da kendi kendisinin kuyusunu kazdı galatasaray.

oyunun anlatılacak bir yanı olduğunu zannetmiyorum. ilk 15- 20 dakikada galatasaray bastırdı, atamadı ve fenerbahçenin rakibin üstüne gelmeye mecali olmayınca sonuç doğal olarak beraberlik oldu. maç bunlardan ibaretti. ikinci yarı, her iki takımada yakışmayacak kadar kalitesiz ve temposuz biçimde ilerledi. baros – arda – kewell üçlüsünün beklediğimden çok daha kötü oynadığını söyleyebilirim. üç oyuncuda bu tür maçları seven, kendisini böyle maçlarda gösteren  yapıda oyuncular olmalarına rağmen; ister kondüsyona’ a bağlayın, ister taktik açıdan hocanın yanlışlarına, üçü de vasatın altında kaldılar. fenerbahçenin zaten alex’siz hücum gücü yarı yarıya azalmıştı. bir de üzerine guiza’nın çok kötü performansı eklenince, gol atamamaları normaldi. bu arada bir oyuncuyu da atlamamak gerek: mehmet topal. sakatlıktan yeni çıkmışken – ki bazı kaynaklar tam olarak hazır olmadığını belirtmişti – bu kadar kusursuz bir futbol oynamak herkesin yapabileceği bir şey değil. fenerbahçenin zayıf olan hücum gücünü tamamen yok eden adamdı mehmet, yanındaki emreyle beraber. üstelik kendi pozisyonunda değil, defansta oynadı. yani takımın en zayıf ve önemli noktasında oynamasına rağmen tek hata yapmadı. belki de tek” helal olsun” u o haketti. gökhan gönül’ün de şanssız sakatlığı fenerbahçenin hem ofans hem defans anlamında planlarını bozdu. çok önemli bir oyuncu gökhanv e ardayla eşleşmesinde keyifli pozisyonlar izleyebilirdik. rakibinin bu kadar olumsuz başladığı bir maçta gol atamadı galatasaray. bu da ne kadar zor durumda olunduğunun ispatı olsa gerek. o dakikalarda selçuk’un oyunda kalması da bütün  olayların çıkış noktasıdır. sonra sabriye kart verilemedi, ikili mücadelelerde saçma sapan kararlar çıktı. olay çığırından çıktı ve maçın sonundaki kavga körüklenmiş oldu. hakeme sırf bu nedenle 10 üzerinden -10 verilir. o ince gülüşü, fırat aydınus’u antipatik yapmaya yeterde artar bile. bu kadar kolay hakimiyetini kaybeden bir hakem mümkünse böyle maçlara atanmasın.

maçın sonundaki kavgaya muhtemelen herkes; taraftar kimliğiyle, maçın atmosferine kapılarak kendi açısından bir değerlendirme yapacaktır. en nihayetinde taraftarız ve bazı olaylara taraflı bakmamak mümkün olmuyor. mesela ben galatasaraylıyım ve volkan’a, lugano’ya tarafsız bir biçimde olumlu açıdan bakamıyorum. taraftara hareket çekip, ondan sonra ” bizim stadımızda böyle şeyler olmuyor, ama burada hep küfür yiyoruz. dışarda bize ağabey diyenler burada bize sataşıyorlar” diyerek pişkinliğin dibine vurabiliyorsa, kusura bakılmasın ama ben o adama saygı duyamam. milli takımın kalesini korumasını da istemem. o kadar belliki valkan’ın konuşması için talimat aldığı. aynı şey uğur içinde geçerli. semih de dahil röportaj veren tüm fenerbahçeli oyuncular, “milli takımda bize ağabey diyen gençler, burada bize  küfür ediyorlar ” edebiyatına girdi. üzücü gerçekten. oysaki şöyle bir dönüp baksalar, tam ortalarında lugano adında bir futbolcu var. madem “büyüğe saygı” edebiyatı yapıyorlar, o zaman luganoya hakim olacaklar. emre aşık’a yaptığı hareket insanlık dışı bir harekettir. sezonun geri kalan maçlarının tamamında cezalı olması alacağı en hafif cezadır.  sabrinin ve selçuğun atılmadığı bir maçta, emre aşığın kırmızı kart görmesi en garip durumuydu gecenin. muhtemelen ali sami yen ceza alacak ve galatasaray iki puandan daha fazlasını kaybetmiş olacak.

bir şey dikkatimi çekti onu belirterek bitireyim lafımı. mutlaka kazanılması gereken derbilerde, ekstra motivasyonun sağlandığı bütün gs – fb maçlarında, fenerbahçe bunu avantaj olarak kullanabilirken, galatasaray’da bir iki istisna dışında bu olay ters tepiyor. yani, motive olmak fenerbahçeye yararken, galatasarayda olumsuz etki yaratıyor.

galatasaray 78 – 62 fenerbahçe

04 January 2009, Sunday

futbolun tatilde olduğu günlerde ilaç gibi geldi basketbol derbisi. geçen hafta yabancılarından yoksun beşiktaş karşısında favori gösterilen galatasaray kaybetmişti, bu maçta ise favori gösterilen tarafı devirmeyi başardı gs. ‘derbilerin favorisi olmaz’ sözünün üst üste iki hafta ispatını izlemiş olduk. ‘rahat yeneriz’ diyen fenerliler kadar, buna inanan (sözde) galatasaraylılara da iyi bir ders olmuş oldu.

haftaiçi yaşanan hoca değişikliğine ve takımdaki sakatlara -sezon başından beri yararlanılamayan tufan, murat ikilisine bu maç milojevic de eklenmişti- rağmen iyi bir başlangıç yaptı galatasaray ve devamını getirdi.

fenerbahçe de ayakta kalan tek isim emir predzic’di. müthiş bir yüzdeyle, adeta tek başına mücadele etti. galatasaray da ise hüseyin takımı sırtlayan isimdi. yukarıdaki fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor olsa gerek.

tabi tribünlerin inanılmaz katkısını da gözardı etmemek lazım. ‘keşke her maç böyle olsa’ dedirten müthiş bir tribün vardı bugün.

fenerbahçe – galatasaray

09 November 2008, Sunday

öncelikle şunu belirteyim. tribünden izleyemedim maçı; vizeler dolayısıyla. sağolsunlar tam gününe denk getirmişler sınavı.

aslında her zamankinden daha fazla umutluydu çoğu galatasaraylı. kadro yapısı, son benfica maçındaki olumlu futbol ve alex ‘in – ki fenerbahçe’nin şüphesiz en önemli silahı alex – olmaması. evet bunların hepsi kadıköyden bir galibiyet çıkartmak için birer sebep. fakat bu stadda oynadığımız maçlar gerçekten çok farklı oluyor. uzun yıllardır aynı şeyi yaşıyoruz, bugün sadece ilk golü atabildik. yoksa hikayenin geri kalan kısmı geçen senelerle birebir aynı.

önde basarak başlamamıza, ilk golü bulmamıza rağmen ilk 10-15 dakika gol yememek gerek cümlesini kaç defa kurdum hatırlamıyorum. fakat kadıköyde oynadığımız çoğu maçta olduğu gibi yine ilk dakikalara bir gol sığdırmayı başardı fenerbahçe. ve yine her zamanki gibi bizim futbolumuz bir anda dibe vurdu. bu arada atlamamak gerek; lincoln’ün sayılmayan frikik golünde hakem saçmaladı. o nasıl çift vuruş be adam! resmen faul işte; fiziki müdahale olan bir pozisyonda nasıl çift vuruş kararı çıkar anlamadım. hakemin çift vuruşu işaret eden bir hareketi olduğunu da hatırlamıyorum vuruş öncesinde. belki de gözümden kaçmıştır, bilemiyorum. bu olaydan sonra aynı senaryo işlemeye devam etti; fenerbahçe enteresan bir golle öne geçti. artık galatasaray tamamıyle demoralize oldu. bu olumsuz hava oyuncuların hareketlerine de yansıdı ve çoğu oyuncu kart gördü. devre arası maç muhabbetinde ”ikinci yarının da ilk dakikalarında gol yersek yuh artık” cümlesi kurduğumu hatırlıyorum ve sonuç: dakika 49 skor 3-1. sorun bizde mi yoksa fenerbahçe mi bu maçlarda extra performans gösteriyor, tam çözemedim ben. çünkü hemen hemen her kadıköy derbisi aynı şekilde gelişip benzer skorlarla sonuçlanıyor.

maçın geneline bakınca; fenerbahçenin üst düzey bir oyun oynadığını söylemek abartı olacaktır. galatasaraysa vasatın üzerine çıkamadı. bunun sebebi bence atılan golden iki dakika sonra yenilen gol ve lincoln’ün sayılmayan frikiği. o dakikalardan sonra galatasaraylı futbolcular sinirli ve tedirgin bir oyun oynarken fenerbahçe rakibine nazaran daha ‘ne istediğini bilen bir yapıdaydı’. önde yaptıkları hafif bir baskıda bile servet-emre ikilisi -hatta bunlara sabriyle hakanı’da katalım- top kullanamadı. böylece oyun fenerbahçe lehine döndü. basit hataları yapan tarafta yine galatasaray olunca bu skor şaşırtmıyor artık.

baros’un bu kadar etkisiz kalacağını tahmin etmezdim. en azından biraz mücadele etseydi, top kovalasaydı; hiç birşey yapamadı bugün. onun çıkmasını doğru buluyorum. fakat sonradan oyuna giren nonda da barosu aratmadı kötü futboluyla.

bu maç geride kalmalı galatasaray için. telafisi olan bir maçtı ve çeşitli dersler çıkarılabilir oynanan futbol açısından. sonuçta deplasmanda benficayı üst düzey bir oyunla yenen de aynı takım. yani kapasitesi çok daha fazla bu takımın ve biraz mücadeleyle ileride kaybedilen bu puanlar telafi edilebilir. kısacası ‘önümüzdeki maçlara bakıcaz abi’ moduna girmeli topçular.

fenerbahçe’de ezeli rakibinin büyük yardımlarıyla bir hava yakalayacak gibi. bocalama dönemini atlatıp üst üste galibiyetler alırlarsa tekrar şampiyonluğun en önemli iki adayından biri konumuna gelirler. ben galatasaray ve fenerbahçenin şampiyonluk yarışının içinde olacağı bir lig izleyeceğiz diye düşünüyorum.

adettendir, geliyoruz!

08 November 2008, Saturday

derbi deplasmalarının havası bambaşkadır. heyecanı bir-iki hafta öncesinden vücutu sarmaya başlar. binbir güçlükle biletler temin edilmeye çalışılır. planlar yapılır, her yol denenir. şanslı azınlık arasına girmenizi sağlayan bileti elinize aldığınızda duyulan haz ise apayrıdır. artık daha rahat uyuyabilirsiniz. rahat dediysek o kadar da değil. maçı düşünmeye başlarsınız bu sefer de. her sene ayrı bir umut vardır. ‘bu sefer farklı olacak’ , ‘o sene bu sene’ diyerek yumarsınız gözlerinizi. zaman yavaş yavaş ilerler; heyecan artık doruk noktadadır ve maç atmosferine girilmiştir: geliyoruz!

derbi

07 November 2008, Friday