‘dizi’ olarak etiketlenmiş yazılar

onur ünlü, leyla ile mecnun

24 February 2011, Thursday

televizyonda kaliteli işler görmek pek mümkün değil bu aralar. bir kaç istisna dışında, izlemeye hatta bakmaya değmeyecek yapımlar dönüyor. rayting saçmalığı sayesinde iş iyiden iyiye çığrından çıkmış durumda. benim için bu istisnalara örnek iki dizi var şu anda. birisi malum, behzat ç. diğeri ise leyla ile mecnun. behzat komiser 21 bölümdür, çıtayı gittikçe yükseltiyor. umarım leyla ile mecnun da giderek artan bir tempo yapar ve bu iki yapımı zevkle izlemeye devam ederiz. bu arada geniş aile’yi de unutmak olmaz. o, biraz çizginin dışına çıkıyor havası yaratsa da, cüneyt inay için bile izlenir.

biraz bilgi verelim diziyle ilgili. en başta söylememiz gereken; yönetmenin onur ünlü olduğu. kendisini tanımayanlar olabilir. google’lamak ne derece yeterli olacaktır bilmiyorum ama siz gene de bir göz atın derim bugüne kadar yaptıklarına. ” ah muhsin ünlü ” diye de tanınır. şair, yönetmen, senarist, afili filinta; güzel insan.. özel bir tekniği var onur ünlü’nün. üslubunu oturtabilmiş sanatçılardandır. fantastik hikayeler anlatır, renkleri bir sanat figürü olarak işler ve iki eliyle klişenin boğazını sıkar. sinema filmlerini izlemiş olanların ya çok sevdikleri ya da hiç hoşlanmadıkları gibi bir genel kanı oluştu son zamanlarda. bana kalırsa, bu kadar keskin ifadelerle ayrılmamalı bu tarz işler. boş bir adam değil onur ünlü neticede.

tekrar diziye döneyim ben. trt için çekilen bu yapımın senarist koltuğunda, burak aksak oturuyor. onu pek tanımıyoruz. bir kaç projede yer almış fakat leyla ile mecnun ilk senaristlik deneyimi bu kapsamda. gene de senaryoya onur ünlü’nün de katkısı olduğunu duymuştum bir yerlerde. ikisi ortak çalışıyorlar dersek, yanılmış olmayız zannediyorum. oyuncu kadrosuna inelim, ali atay, ezgi asaroğlu esas çocuk ve esas kızı oynuyorlar. köksal engür, asuman dabak, ahmet mümtaz taylan, cengiz bozkurt, mehmet usta ve serkan keskin de kadroda yer alıyorlar.

şu ana dek, 3 bölümü yayınlandı dizinin. ali atay, oyunculuğuyla yürümüş gidiyor. diğer işlerinden de sempatimiz vardır ona zaten. keza, mümtaz taylan da değerli bir oyuncudur. o da, yakışmış diziye. bir de serkan keskin var elbette. oynadığı ismail karakteriyle, bu absürd diziye ayrı bir renk katıyor. özellikle, bu ismail karakterinin üzerinde durulmasını tavsiye ediyorum, tatlı hayat’taki irfan bey’le mukayese edilmiş bir yerde. kesinlikle, en az onun kadar komik bir adam. hatta, dizi hakkında bir mukayese de kaygısızlar ile yapılmış. kaygısızlar, türk tv tarihinin en efsane yapımlarından birisiydi. şu an için, onunla bir tutmak iki diziye de haksızlık olacaktır ama böyle ilerlerse leyla ile mecnun da o mertebeye ulaşacak benim gözümde.

diziden bir kaç bölüm paylaşmadan olmaz. rüyada görülen ak sakallı dedenin ete kemiğe bürünüp, kahramanımızın yanına indiği bir hikaye bu. dolayısıyla absürdlükte sınır tanımıyor. örneğin; çölde geçen şu sahne, şimdiden fenomen haline gelmiş durumda. soğuk su, kutup ayısı gibi muhabbetler de cabası.. mecnun’un herkesi leyla olarak algılaması ve cenaze olayı.. onların dışında sokağı yakma mevzusu var bir de. bunlar televizyonda görmek istediğimiz şeyler. velhasıl-ı; hiç bir sahnesi boş olmayan, samimi anlamda güldürmeyi başarabilen ve güldürürken herhangi bir efekte ihtiyaç duymayan, güzel insanların emek harcadığı bu farklı diziyi izleyiniz, izletiniz efendim..

” ya, birit işte ya, yok mu hani stop da diyolar. “

behzat ç.

06 December 2010, Monday

behzat c.

türkiye’de kolay kolay çıkmaz kaliteli dizi. nadiren işte. senede iki tane bilemedin üç tane.. bu senenin kalitelilerinden bir tanesi de behzat ç.. aslında  emrah serbes’in her temas iz bırakır ve son hafriyat romanlarının karakteri behzat ç.. samsun sigara içen, tekel birası kullanan, toros’la gezen bir komiser. sorunlu. hukukla ya da kanunla değil, vicdanıyla yapıyor mesleği.

her temas iz bırakır’ın tanıtımında şöyle demiş emrah serbes:

“kızılay, sakarya caddesi, ssk işhanı, dil-tarih, atakule, öğrenci evleri… ve emniyet… cinayet masası. behzat ç., “yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. müzik dinlemez, polis telsizi dinler. kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. herhangi bir siyasi görüşü yok. “içimizden birinin” üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları… kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; “it uğursuz” kimdir, belli gibi görünüyor… ama acaba öyle mi? behzat ç.’yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta… at izinin it izine karıştığı bir cinayet… kim, niye öldürsün bu kızı? hem niye bu şekilde? siyaset karışmış desek?.. garip… öğrenci âlemine, başka alemlere, ama asıl polis âlemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye…”

genel bir yargı, kitap film veya dizi olarak senaryolaştırıldığında aynı tadı vermez. büyük oranda doğrudur bu. fakat televizyonda böyle işleri görmek iyidir bence. saçma sapan hikayeleri izlemektense, erdal beşikçioğlu’ndan behzat ç.’yi izlemeyi yeğlerim. elbette kitaptakinin bire biri değil televizyonda behzat ç. toros kullanmıyor ya da samsun içmiyor. fakat olabileceğinin de en yakını kitaptakine. burada erdal beşikçioğlu’nun hakkını verelim. oyunculuğu muazzam. aynı şekilde harun karakteri de bomba. onu canlandıran oyuncu fatih artman. harun’un efsaneleşmesinde şüphesiz fatih artman’ın büyük payı vardır.

ben kitapları okumadım henüz. fakat en kısa zamanda okumayı düşünüyorum. belki de ilk önce kitabı okuyup sonra televizyonda görseydim behzat’ı, hayal kırıklığı olabilirdi. böylesi daha iyi olabilir.

polisiye bir diziden bahsediyoruz. gerçekçiliği sağlamışlar. ki, oldukça zor bir durum bu. aynı zamanda önemli de. sonuçta, arka sokaklar gibi çöp bir işin reyting rekorları kırdığı bir ortamdan bahsediyoruz. kıyaslanmayacak kadar daha gerçek behzat ç. adamı yakaladığı nokta da budur zaten. gerçek polisi görüyorsun orada. adam küfür ediyor, birahaneye-meyhaneye gidiyor, sorguda dayak atıyor vs.. dizinin kitaptan ötürü bir artısı daha var tabii. ankara’da geçiyor olması. istanbul manzaralı dizilerden sıkılmışken ankara’nın o kendine has havasını izlemek farklı geliyor insana.

dizide serdar akar ve adamfilm var. genel yönetmen yazıyordu serdar akar’ın isminin yanında son iki bölüme kadar. fakat son iki bölümde yönetmen olarak geçiyor ismi. severiz kendisini. televizyonda son işi elveda rumeli’ydi sanırım. o da kaliteli diziydi.. behzat ç.’yi canon eos 5d mark 2 ile çekiyorlar. güzel makina. hiç yapay ışık da kullanmıyorlar dizide. doğal ışık neyse o.

behzat ç.’yi sevmek için bir güzel datay daha. müzikler pilli bebek’ten. ankara polisiyesi çekip de müzikleri pilli bebek’e bırakmamak olmazdı zaten. uzun geceler çaldı geçen bölümlerden bir tanesinin sonunda. çok yakışmış. şık olmuş.

behzat komiser’den bahsettik, futbolla münasebetine de değinelim ve kapanışı diziden bir “messi” anektoduyla yapalım. gençlerbirliği taraftarı behzat ç. kombinesi var. maçlara gidiyor falan. aynı zamanda barcelona’yı da takip ediyor, herkes gibi. şuradan anlıyoruz.

see you in another life brother!

07 March 2009, Saturday

lost

lost s5 e8 ile birlikte bir ilke imza attı belkide. bu kadar çok cevabın olduğu ve neredeyse hiç yeni bir sorunun eklenmediği bir bölüm şaşırttı gerçekten.

– spoiler –

sawyer neymiş yahu öyle, bizde etkisiz eleman gözüyle bakıyoduk herife. adayı çekip çeviren adam oluverdi bi anda. richard’a verdiği ince ayar bombaydı. mekan basmaya gelir gibi dharma’cıların yaşadığı alana gelen richard alpert, sawyer’ın “ben senin soyunu sopunu biliyorum, ne anlatıyosun sen koç” temalı konuşması üzerine kalpten gidiyordu az daha.

yeni soru eklenmedi dedik fakat, eskileri yetiyor merak etmek için. bunlardan bazıları; madem john locke kuyudan aşağıya inince parlamalar son buldu, o halde neden bizim oceanic 6’lısı geri dönmek zorunda, hem de tamamen aynı şekilde? heykeldeki olay nedir? black smoke ne tür bir beladır? neden bizim 6’lıyla john&ben ikilisi farklı yerlere düştüler? “bırada desmond” adaya gelmeyecek mi? jack neden bu kadar ezikleşti? adam kime yazmaya çalışsa sawyer o hatunla birlikte oluyo. bundan dolayı jack sawyer’ı dinamitle havaya uçurmak ister mi?

– spoiler –

desmodn’sız bölüm olmamalı artık, bu yüzden başlık bir protesto amacı da taşımaktadır.)

canım ailem #2

05 March 2009, Thursday

ilker-aksum

canım ailem’de muhteşem oyunculuklar sergilenmeye devam ediliyor. şebnem bozoklu ve uğur yücel ön plana çıkmıştı yetenekleriyle. ben dizinin en başarılı oyuncusunun “kuru fasülyeci” halim rolüyle ilker aksum olduğunu düşünüyorum artık. özellikle son bölümlerde muhteşem bir performans sergiliyor başarılı oyuncu. oscarlık oynamış derler ya, tam o durum işte. gerçi canım ailem bir film değil ama olsun. ben yine de oscar veririm bu halim’e. genel olarak başarılı bulduğum bir oyuncuydu, bu dizide kariyerinin zirvesine ulaştığını söyleyebilirim rahatlıkla. dükkanda elemanlarıyla girdiği diyaloglar, seyhan’ı ali’den kıskandığı anlarda ali hakkında ileri geri konuşmaları, düğün arabasının önünü kesen çocukları azarlaması. hepsi çok başarılı kesitler. nikahtan sonraki gün bir uyanma sahnesi var dükkanında, “gerçekten uyudu mu lan bu herif” diye düşündüm. bu düşünce en son kader filminde bekir’in uyanma sahnesinde aklıma takılmıştı. bunların dışında, dizinin senaryo açısından sıradanlaşmasından da korkmuyor değilim aslında. bazı mevzular gereğinden fazla uzatılıyor. bir eleştiri de çekim hataları için getirebiliriz sanırım. o konuda pek başarılı değil dizi. yine de son yılların en başarılı dizilerinden biri olduğunu düşünüyorum. ayrıca ilerleyen zamanlarda senaryo ne kadar saçmalarsa saçmalasın ben yine izlerim bu diziyi. sırf mükemmel oyunculuklar için. can can’dan tut furkana kadar hepsi çok iyi yapıyorlar işlerini. furkan demişken onur ünsal’a da tebrikler yollayalım. o da kendini ispatlamış bir oyuncudur benim gözümde. daha fazla görebiliriz umarım onu dizide. son olarak ekliyim, en başarılı “adanalı” karakterleri bu dizide.

canım ciğerim!

10 January 2009, Saturday

canim-ailem

son zamanlarda, ekranlarda gördüğümüz en sıcak, en gerçek ve en güzel dizi canım ailem. muhteşem oyunculuk performansları var bu dizide. cast oldukça başarılı. şebnem bozoklu’nun canlandırdığı meliha ve uğur yücel’in canlandırdığı samim karakterleri şimdiden unutulmaz dizi karakterleri arasına girdi benim için. uğur yücel’i biliyoruz zaten, fazla söze gerek yok. fakat şebnem bozoklu nasıl gözden kaçmış bugüne dek, ilginç. her mimiği, her hareketi gerçekçi. neredeyse kusursuz bir performans sergiliyor meliha. “samim vallahi öldürürüm seni” ve “hayırdır inşallah, hayırdır inşallah” repliklerinde yaptığı vurgu yok mu, bitiyorum. tabi diğer oyuncuların hakkını da yememek lazım. mesela feride’yi canlandıran ezgi mola. bu rol onun için yazılmış olmalı. ablası meliha gibi o da başarılı oyunculuğu ve gülümseten mimikleriyle gönüllerde taht kuruyor. ilker aksum, ozan güven ve onur ünsal gibi ekranda her daim olmasını istediğim oyuncular da diziyi daha güzel kılıyor. kuru fasülyeci halim – ali yaman kapışmasında sonuna kadar adanalı halim’i desteklediğimi de belirteyim. var mı öyle dağdan gelip bağdakini kovmak aliço.

dizi sektörünün kriz dalgasıyla sallandığı bu günlerde bünyeye ilaç gibi geldi canım ailem. umarım rating veya kriz etkilemez de uzun süre bizi hem güldürür, hem hüzünlendirir. adanalı samim ve meliha hakediyorlar bunu.

az kaldı

30 November 2008, Sunday

21 ocak 2009’da 5. sezon bölümleriyle ekranlara dönüyor lost.