‘fenerbahçe’ olarak etiketlenmiş yazılar

kadıköy hatırası

20 May 2012, Sunday

kadıköy hatırası

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

tarafsız gözle beşiktaş vs. fener

20 February 2011, Sunday

akşam büyük maç var. yüksek ihtimalle, şampiyonluk mücadelesini doğrudan etkileyecektir çıkacak netice. bursaspor da son dönemlerin açık ara en dominant ekibi antep’e 4 golle boyun eğmişken ve deyim yerindeyse tokatı yemişken; maçın önemi iki kat artıyor. öyleyse, ben de tarafsız bir çerçeveden, bu maçın olurunu – olmazını, maç önünü ve sonuç üzerine şekillenecekleri işleyeyim burada.

ev sahibi beşiktaş ile başlayalım. ligin tamamlanmasına henüz çok uzun bir zaman var ve beşiktaş havkuyu atmış gözüküyor. onlar adına bu düşüşün çok acıtmasının sebebi, devre arasında yaratılan atmosfer, elbette. sezon başında quaresma ve guti ile -hatta schuster’i de ekliyelim- süslenen kadro, yetersiz performansı gerekçe gösterilerek simao-fernandes ve almeida üçlüsüyle güçlendirildi. bu oyuncuların isim sahibi, kendilerini ispatlamış kişiler olduğunu tartışacak halimiz yok. fakat, beşiktaş camiasının tüm dertlerini bu transferlerle çözeceğine gözü kapalı biçimde inanması ve acaba sorusuyla yaklaşanları acımasızca duymazlıktan-görmezlikten gelmesi, sorunun temelini oluşturuyor bence. aynı bizim düştüğümüz çıkmaz diyoruz, ona da tepki gösteriliyor fakat üzgünüm, aynı bizim yaşadığımız problemler bunlar.

buradan saha içine bir geçiş yapalım beşiktaş’la. başlangıç noktamız kale olsun. 3 yerli kaleci var bugün ellerinde. ve 3’ünden de tam performans alamıyorlar. rüştü, kemale ermişliğiyle ve miadını doldurmuş kariyeriyle, okeye döner vaziyette. hakan, taraftarla dahi ters düşecek boyutta kötü oynuyor. düzelme şansı çok düşük. aralarından en iyimser gözükeni cenk. onun da sakatlıklarla başı belaya giriyor zaman zaman. gene de, ilk tercih o oluyor ve olmalı da. bazı tecrübesizlik kaynaklı basit hatalarını kabul edilebilir düzeye çektiğinde, vazgeçilmez olacaktır cenk. henüz işin çok başında. bu açıdan, kaleci işi beşiktaş’ta, derbi öncesinde belirsizliğini koruyor. savunma, en yumuşak bölge hali hazırdaki. üzülmez olayından sonra ismail sol arkanın alternatifsiz elemanı konumuna geldi. sağ taraf ekrem, toraman, hilbert değişimlerine uğruyor. fakat, hilbert en makul tercih bana kalırsa. orta ikilide sivok ilk yazılacak adam olur. sanırım, yanına toraman monte edilecektir. pek alternatif üretmeye müsait değil kadro yapısı. belki, marco’nun geri kaydırılması düşünülebilir. böylelikle ernst’e de gereken ortam yaratılmış olur. yabancı kontenjanı sorun teşkil ediyor bu safhada da. fernandes, kenara alınabilir. necip’in oraya girmesi beşiktaş’ın hayrına olacaktır. guti hemen önlerinde. kenarlarda gene quaresma ve simao, önde ise benim düşüncem; bobo.

beşiktaş’ın böyle sert bir tökezleme yaşamasında bana kalırsa, bugüne gelene kadar büyük emekleri olan bobo ve ernst’in aniden ikinci plana atılması büyük etmendir. orta veya uzun vadede, onların görevlerini başka oyunculara atfedebilirdi schuster. fakat, bunu kısa bir döneme sıkıştırmak isteyince biraz iç dengeleri sarstı gibi geliyor bana. burada şunun ayırdını da yapayım hemen. tüm bu tercih hataları, schuster’in biletinin kesilmesi gerektiğini ortaya koymuyor asla. rijkaard’a verilmeyen o şans, gösterilmeyen sabır, alman hocaya lütfedilsin bari. neyse, biz dönelim mevzuya. bu maçta bobo’ya görev vermeli diyordum. öyle ki, formsuzluk hastalığı ona da bulaşmış diyebiliriz ama, hedef maçlarda; daha doğrusu büyük maçlarda her daim kendisini göstermiştir bobo. fenerbahçe’yi de ayrı sever. mutlaka onunla başlamalı diyorum ben.

bir diğer cephe, fenerbahçe’ye bakıyoruz. onlar, ligin 2. yarısı itibariyle, en iyi takım imajındalar. tüm maçlar kazanıldı, oynanan oyun gittikçe düzelme sinyallerini arttırıcı yönde ilerliyor. ve dikkatlerden kaçmaması gereken, iyileşmenin asıl kaynağı; 2. devre oynanan trabzon ve kayseri maçlarının yani direkt hedef maçların hiç sıkıntı çekmeden aşılması. rakiplerini bu 2 maçta da oyunun uzağında tutarak kazandı fener. kendi kurallarını kabul ettirdi ve sonuca giden taraf olmayı da bildi aynı zamanda. bu, ciddi bir artı ve resme bakıldığı zaman temiz bir tablo görülmesi açısından, oldukça güzel. oynanan iyi futbolun yansıması galibiyetler, bu galibiyetlerin de geri dönüşü, özgüven oluyor. böylelikle, zirveye ulaşabileceğine ve en iyi olduğuna inanıyor takım. şu aşamada, haklılar. onlara problem çıkartacak hali hazırda bir takım, ortalarda gözükmüyor. beşiktaş, bunu yapabilir ve fenerbahçe’nin yürüyen tekerine çomak sokabilirse, işler değişir mi, bunu zaman gösterecek işte. neticede, sorun teşkil eden bir takım henüz yok diyoruz fakat, 17/17 yapmak da kolay iş değil. lacivertliler, ilk puan kaybına nası bir reaksiyon gösterecek bu da oldukça mühim.

sahadaki diziliş anlamında da ligin en istikrarlı ekiplerinden fenerbahçe. geri dörtlü son haftalarda iyiden iyiye, oturmuş durumda. onların önünde bir aksama yaşanıyor gibi. en temel sorun şu an orası. emre oynadığı bölümlerde çok iyi açık kapatıyor da, bir maç oynuyorsa, iki maç oynamıyor kendisi. aykut kocaman’ın, topuz’u daha daha verimli kullandığını söylemeliyiz. buna bir görev değişikliği diyelim hatta. topuz’un da rahatladığı belli oluyor. çok daha efektif bu görev değişikliğinden bu yana. alex, bildiğin alex zaten. takımın kumandanı. o yoksa, ne olur bir şey diyemem lakin o varsa, fener’in her an gol atma şansı var. niang gelince, görevlerinin biraz azaldığını da söyleyelim tabii. sürekli gol atan bir niang, alex’in oyunun her alanına hükmeden bir anlayışa evrilmesini sağlıyor. dia, benim düşündüğüm etkiyi henüz bırakmamış olsa da olumlu işler yapmadı değil bugüne kadar. en azından stoch ile mukayese edildiğinde, açık ara önde yer alır.

hülasası, tarafsız bir pencereden bakan gözlerle her iki takım bu noktada yer alıyor. derbi maçı, klişeleştiği üzere, beklenmedik olaylara sahne olabilir. o, payı bir kenarda tutuyorum. onun haricinde, fenerbahçe; son zamanlarda olabileceğin en kötüsünü yaşayan beşiktaş karşısında bir kaç adım önde gözüküyor. son inönü ziyaretlerinin de gayet keyifli geçtiğini görüyoruz. derbilerin favorisi olur mu, olmaz mı tartışmasından kaçınacağım. yalnızca, bir kez daha şunu söyliyeyim. maç öncesinde, ibre sarı-lacivertten yana. fakat, top yuvarlaktır kalkanını da kullanmayı ihmal etmiyorum, bunun altını çizeyim.

son olarak, zevkli bir maç olsun, izleyenleri eğlendirsin, kafidir. inanın, bir galatasaray taraftarı olarak, maçın sonucunun yaratacağı heyecandan çok uzağım. istiyorum ki, bizim camia kendi geleceğini, kendi önüne bakarak çizsin. kendi sıkıntılarını, dertlerini diğerleriyle kıyaslamak yerine gene kendisi değerlendirip, çözüme gitsin.

cumartesi futbolu #4

18 February 2011, Friday

dortmund

dolu dolu bir cumartesi günü, çok güzel bir futbol programı daha bekliyor bizleri. televizyon karşısına oturup, sabahtan akşama kadar futbol izleyip işin cılkını çıkartmak mümkün. bu sefer bir değişiklik yapıp, ligler ve maçlar hakkında cuma gününden yazı girmek istedim.

öncelikle, kötü haberi vererek başlayalım; bu hafta sonu premiere league yok.. fikstürü hakkında henüz mantıklı bir yaklaşımda bulunamadım ben bu fa’in. neyse, olaya pozitif yaklaşalım, bu hafta lig maçı oynamayacak olsalar da, fa cup maçları var. artık, onunla idare edeceğiz. chelsea, everton ve manu’yu izleyeceğiz cumartesi günü. burada da bir kıllık var. hem 4. tur hem de 5 . tur maçları oynanıyor. sanırım chelsea – everton 4. tur maçına çıkacaklar. diğerleri de 5. turu oynuyor.

la liga’da real madrid günü, cumartesi. geçtiğimiz hafta deplasmanda espanyol’u neredeyse 90 dakika 10 kişi oynayarak mağlup etmişlerdi. barca’nın da gijon deplasmanında takılmasıyla, puan farkı yeniden 5’e inmişti. bir madrid, bir barca puan kaybedecek gibi gözüküyor ama bana kalırsa sonucu belirleyecek olan gene barnebau’daki maç olacaktır. yönettiği takımlar lig maçlarında evinde bilmem kaç yıldır mağlup olmayan jose mourinho ve el clasico’ları klasik haline çeviren barcelona. bir maçın vadedebileceğinden de öte..

seri a uzun süre milan’ın net üstünlüğüyle gidecek gibi gözükse de, son zamanlarda yardırarak gelen napoli ve inter işleri kızıştırmış durumda. lider milan’ın sadece 3 puan gerisinde napoli. inter ise 5 puan.. önlerinde,  oynanacak 13 maç bulunuyor. bu 3 takımın da şampiyon olma ihtimali var. inter, geçen hafta juve’ye takılmasaydı en ciddi aday olurdu gözümde. şimdi, biraz daha zorlaştı işleri. fakat, dediğim gibi daha 13 maç var önlerinde. ha, gönlümden geçen şampiyon adayı napoli’dir, orası da ayrı mevzu.

bundesliga şampiyonluk yarışınnın en sönük geçtiği lig olabilir şu an. sezonun en flaş takımı kloop’un dortmund’uyla, en yakın takipçisi leverkusen arasında 10 puan var. ( 52/ 42 ) onların hemen arkasında bayern münih yer alıyor. onların puanı da 39. son haftalarda çok formda olsalar da, iş biraz işten geçtikten sonra uyandıklarını söyleyebiliriz. en sevdiğim alman oyuncu – ki hakiki alman değil kendisi – mario gomez, ligin tozunu attırıyor. 22. hafta itibariyle 17 golü var gomez’in. ve şunu da söyliyim, iyi ki chelsea’ye gitmedi.. neticede, son zamanlarda biraz tökezlemiş görüntüsü çizse de, dortmund’un bu işi bırakması çok zor.

gelelim, bizim lige. fenerbahçe’nin zirvedeki rakiplerini birer birer yenmesi sonucu, iyice kızışan bir yarış içerisine girdik. galatasaray ve beşiktaş’ın çoktan havlu attığı ortamda, trabzon, fener ve bursa üçlüsünden birisi alacak şampiyonluğu. ve bu hafta, çok önemli bir maç var. beşiktaş – fenerbahçe.. dün akşam evinde kiev’den 4 yiyen beşiktaş, maça çıkabileceği en formsuz ve mutsuz haliyle çıkacak. fenerbahçe’nin inönü’de rakibine karşı ciddi bir üstünlük yakaladığı gerçeği de malumken, derbilerin favorisi olmaz mitini kırmak adına, cidi bir maç. tabii, maç öncesi gelişen süreç böyle. yoksa, pazar akşamı beşiktaş’ın alacağı bir galibiyet, çok şaşırtıcı olacaktır gibi bir iddiam yok asla. fakat, bir derbi mücadelesine deplasmanda oynayan tarafın favori olarak çıkması, her zaman karşılaşılan bir durum değil, bunu anlatmak istiyorum. fener, inönü’ye giderken, trabzon ve bursa’nın muhakkak kazanması gerekiyor tabii. bursa, cumartesi oynuyor. trabzon ise pazartesi akşamı, manisa’da.

televizyon programı;

14.00 kasımpaşa – ankaragücü / digi

14.30 chelsea – everton / ntvspor

16.00 bursaspor – gaziantepspor / lig tv

16.30 borussia dortmund – st.pauli / trt 3

17.00 gençlerbirliği – karabükspor / digi

19.00 bologna – palermo / spormax

19.00 galatasaray – bucaspor / lig tv

19.15 manchester united – crawley town / ntvspor

19.30 mainz – bayern münih / trt 3

21.00 real madrid – levante / ntvspor

21.45 inter – cagliari / spormax

23.00 zaragoza – atletico madrid / ntvspor

süper lig: devre arası yaklaşırken

05 December 2010, Sunday

besiktas-bursa

süper ligde işler karışmaya devam ediyor. trabzon hariç, tüm takımlar belli dönemlerde çıkışa geçti belli dönemlerde ise bocaladı. neticede en istikrarlı takım olarak dikkat çeken trabzonspor bugün ligin zirvesinde yer alıyor, hakettiği gibi.

bu hafta, beşiktaş – bursa maçı bazı şeylerin değişmesi adına çok kritikti bence. yukarıdaki trabzon-kayseri-bursa üçlüsü şu son iki haftaya kadar çok iyi gittiler. galatasaray-fener-beşiktaş triosuna karşı çok iyi maçlar çıkarttılar. trabzon üç istanbul takımını da yendi evinde. kayseri; beşiktaş-fener’i yendi galatasaray’a yenilmedi. bursa da ali sami yen’de kazanmıştı. fener’le de berabere kalmıştı. bugün inönü’de mağlup oldular ve serinin bozulduğunu gördük. aslında kayserispor’un puan kayıplarıyla başladı üst taraf ile orta tarafın birbirine yaklaşma süreci. bu haftalarda fenerbahçe üst üste galibiyetler aldı alex’le birlikte ve basamakları tekrar tırmanmaya başladı. beşiktaş da derbiden galip geldikten sonra içeride bursa’yı zor da olsa geçerek,  bir silkiniş yaşamış gibi. gene, en zor pozisyondaki takım bizim galatasaray. bu hafta kasımpaşa’dan alınan puanlar biraz rahatlatmış olsa bile, önde bir çok takımın yer alması, ilk iki veya üç için umutların sönmesine neden oluyor.

trabzon bu ligin başından beri en sağlam takımı aslına bakacak olursak. kadrosunu oynayacağı futbol düzenine göre kurmuş durumda şenol hoca. zaten onun yeniden takımın başında olması, büyük şans trabzon şehri için. kimin ne görev yaptığı, kimden neler beklendiği belli. herkes en iyisini vermeye çalışıyor ve en önemlisi şehirle birlikte takım, iyiden iyiye inanmış durumda şampiyon olacaklarına. tabii, ilk yarıyı zirvede kapatmak yetmeyecektir. eksikleri neyse tespit etmeli ve devre arasında kapatmalılar. yoksa, fenerbahçe arkadan gelip yetişebilir onlara. alex gibi bir oyuncu varken, hiç imkansız değil böyle bir durum. son 5 haftanın 5’inde de gol attı alex. formda olmanın suyunu çıkarttı artık. her hafta skora direk etki edebilir mi bir oyuncu?  alex ediyor. büyük topçu vesselam. fenerbahçe’nin sıkıntı yaşadığı bir noka var yalnız, onu da belirtmek lazım. skoru çabuk yakaladıklarında oyunu tutma anlamında çok yetersizler. bu akşamki karabük maçında daha net gördük bunu. iyi oynadıkları bir ilk yarının ardından ikinci yarı çok etkisiz kaldılar. stoch, niang gibi çabuk oyuncuları bu kısımlarda daha efektif kullanmalıydı takım. burada, aykut kocaman’ın da devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

beşiktaş 27 puan yaptı bursa galibiyetiyle. aralarında 4 puan kaldı. trabzon’la 9 puan var tabii. onların da 7 günde 3 galibiyet aldıklarını belirtelim. geçen pazar galatasaray’ı yendiler. ardından perşembe cska galibiyeti ve bugün öğlen bursa’dan alınan 3 puan. toparlanmak adına şahane bir dönem diyebiliriz. schuster’in yoğun bir rotasyon uyguladığını ve sürekli oyuncuları-mevkilerini değiştirdiğini düşünürsek, bu maçlarda bu durumun minimum seviyeye indiğini de söyleyebiliriz aslında. ersan gülüm her geçen gün daha iyiye gidiyor. mutlaka almalı beşiktaş bonservisini. ali kuçik, bulgaristan’da sonradan girmişti. bugün ilk 11’deydi. necip şans bulmaya devam ediyor. aurelio oturmuş gözüküyor. hilbert, guti falan iyi hoş ama quaresma’nın sakatlık süreci beşiktaş için çözülmedikçe her zaman “sıkıntı” olabilir bence.

galatasaray için işler bu haftalık yolunda gitti diyebiliriz. yılmaz hocanın kasımpaşa’sını bu halde yakalamışken bir de bizimkiler nasiplendiler. maç 0-3 bitti ama herhalde 0-8 de bitebilirdi. bu galibiyetin bir takım aldanmalara yol açmaması da gerekiyor tabi. her şey güllük gülistanlık değil takımda. hala orta alanda büyük problemler var. “golcü” ihtiyacımız iyice ortaya çıktı. savunmada gökhan-servet rotasyonu görmek tatmin etmiyor malesef. vs. uzar gider bu liste. diyebileceğim bir şey kalmadı. bekleyip görmekten başka yapılacak bir şey de yok..

kadıköy’de derbi berabere

24 October 2010, Sunday

bu akşam sahada kazanan bir taraf yoktu.. oysa tribünlerde vardı.. deplasman tarafındaki galatasaray’lılar bugüne kadarki en iyi performanslardan birini çıkarttılar. hepsine tek tek tebrikler öncelikle.. bu işin sahadaki futbolla ne kadar orantılı olduğu da anlaşılmıştır sanırım.. takımı 4 yemiş bir deplasman taraftarı topluluğundan iyi bir performans beklenemez zaten.

sahaya inmek gerekirse, gene sonda bahsetmemiz gereken şeyden başta bahsedelim.. pino’nun vurduğu o topu içeride görmek, taraftarın galatasaray’a dair hayal ettiği en özel anlardan birisidir.. kadıköy’de 10 yıl sonra, 90. dakikada atılan şık bir golle fenerbahçe’yi yenmek.. off.. olabilecek en güzel şeylerden birisidir.. olmadı tabi. beraberlik bu kez alınsa da o topu o kalelere sokamama bahtsızlığı devam etti. galiba o top benim kadıköy deplasmanına gitmememi yadırgadı, içeri girmek istemedi.. böyle bir anı orada yaşamayı tercih ederim elbette.. bir hayır vardır belki de bu işte..

maç başlamadan oluşan atmosfer aslında fenerbahçe’nin çok aleyhineydi.. tüm şartların fenerbahçe lehine geliştiği ortamda, rehaveti ve baskıyı engelleyemediler.. bu baskıyı kırmak için hem yönetim hem de aykut kocaman uğraştı fakat genel hava değişmedi.. hemen her fenerbahçe’li farklı kazanacaklarını düşünüyordu.. hatta 7-8 atacaklarını ciddi ciddi düşünenler vardı.. bu kötü bir durum tabi. böylesine bir güven mutlaka baskı yaratıyor..

erken gol gelmeyince, galatasaray da iyiden iyiye ileride oyun kurmaya başlayınca; fenerbahçe bocalamaya başladı.. kalabalık orta sahasıyla üstünlüğü ele alan taraf sarı kırmızıydı.. burada hemen eklemek isterim; mustafa sarp hiç bir surette galatasaray formasını giyemez.. asla.. aynı şekilde şu formuyla hakan kadir balta da.. neyse oyuna dönmek gerekirse, yalnızca topuz ve emre ile orta alanı kontrol edeceğini düşünen aykut büyük bir hata yapmıştı.. kanatlardaki stoch dia ikilisinin şahane şekilde kontol edilip, oyundan düşürüldüğü ortamda, orta alanda da hakimiyet kuramayan fenerbahçe ilk yarıda çok sönük bir görüntü çizdi.. galatasaray oluşan havadan çok iyi faydalandı.. oldukça rahattı topçular.. kaybedecekleri bir şey yokmuşcasına serinkanlılardı.. sabotaj muhabbeti gündeme geldi tabi hemen.. vallahi topçular rijkaard’ı sabote etmiş olabilir gerçekten de bu maçın bir kanıt olduğunu asla düşünmüyorum.. hocayı değiştiren her takım yaşar bu süreci.. manisa’da da sabotaj vardı o zaman.. ya da hocasını değiştirdikten sonra çıkışa geçen herhengi bir takımda.. bu sabotaj işi çok daha kapsamlı.. ve daha köklü değişimler gerekiyor.. şu an için eşelememek gerekir bence.. ileride tek tek hesap sorulur yalnız..

hagi’nin oynatacağı futbol için bir takım ipuçları sundu bu maç aynı zamanda.. orta alanı kontrolü altına almak isteyen bir takım izleyeceğiz öncelikle.. geride oynayan oyuncuların daha çok değil de daha aklıcı pas yapmaları gerekiyor.. ileride de çift forvet olacağını düşünenler falan vardıysa, unutsunlar. zaten günümüz futbolunda 4-4-2’nin değeri kalmamıştır.. elinizde baros gibi bir adam varken mutlaka ondan maksimum verim alabileceğiniz bir sistem oluşturmalısınız.. bir diğer yenilik elano olacak gibi.. cılızlığı tamamen geçmiş değil fakat en azından istekliydi.. tam hazır bir elano bu ligde galatasaray’ı sırtında taşır aslında.. misimovic’i bile kesebilir..

neticede; arda, baros ve kewell’ın oynamadığı bir maçta feenerbahçe’ye karşı daha iyi oynadı galatasaray.. uzun bir zaman sonra hem de..

fenerbahçe yönünden bakınca, beşiktaş ve trabzon’dan sonra galatasaray’ı da yenemeyerek, büyük maçlar hususunda eskisi gibi olmadıklarını gösterdiler.. tabi eminim ki tüm fenerbahçe’liler büyük maçları kazanıp şampiyonluğu kaybettikeri sezonlardansa, büyük maçları kazanamayıp şampiyonluğa ulaştıkları sezonları tercih ederler.. bir sonraki hafta bursa’ya gidiyor fener.. dia sakatlandı, uzun süre olmayacak deniyor.. lugano da cezalı.. bu büyük bir handikap olacaktır.. en önemli transferlerden bir tanesi olduğunu düşündüğüm yobo ile birlikte, fenerbahçe için çok önemli topçu lugano.. bilica’ya kalırlarsa işleri yaş..

lig uzun maraton klasik laf tabi.. gel gör ki, doğru da.. galip gelemedi bugün galatasaray fakat, onun bunun ağzını kapatmak güzel oldu en azından. maçtan önce her tv kanalında aşağılayıcı şekilde eleştirilen takım, kadıköy’de kök söktürdü.. devam etmeli bu oyun.. comandante’ye verilmeli, rijkaard’a verilmeyenler..

avrupa’da türkler ve makus talih

27 August 2010, Friday

trabzon-liverpool1

dün bizi kahreden galatasaray yüzünden, trabzon’un karakterli futbolunu, beşiktaş’ın tur atlamasını ve fenerbahçe’nin bize öykünen halini atlamak olmaz. trabzonspor ile başlayalım. eminim onlar gibi bir futbol ortaya koyduktan sonra, avrupa’dan elenmek hiç bir insan evladına dokunmaz. verdikleri emeğe, ortaya koydukları mücadeleye üzülürsün ama, ayakta alkışlarsın aynı zamanda. geleceğine dair de umutlanırsın. daha önce trabzon ile ilgili yazdığım gibi, dün izlediğim kadarıyla futboluyla taraftarlarını mutlu eden bir takım vardı. 2. yarının büyük kısmını ve yedikleri golleri göremedim. fakat ilk yarıda belli zamanlarda oynadıkları top övgüyü hakeder cinstendi. şenol güneş’in, orta alandaki oyuncularını üst seviyede performans verecekleri şekilde kullanabilmesi, etkileyici. colman bir maestro gibi yönetti trabzon’u. ceyhun nazar değmiş gibi dursa da, kalitesini belli etti. selçuk da, rakip takımların aynı bölgede oynayan oyuncularından çok daha yetenekli olduğunu ispatladı gene. sanırım yattara, yerini alanzinho’ya bıraktı 2. devrenin başında. ondan pek verim alamadılar. savunmada glowacki’nin olmaması da dezavantajdı. neticede, sonuna kadar kovalayarak, liverpool gibi bir takıma elend,ler. bugün bir trabzonspor’lunun hiç karamsarlığa düşmesine gerek yok. ligde önemli işler yapacaklardır..

fenerbahçe’nin de gidişatı hiç iyi değil. yönetim beceriksizlikleri onlarda da hat safhada. takım içerisinde denge kuramamış durumdalar. dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, sağlıklı br takım kuramadıkları yönünde. ciddi bir taraftar desteğini arkalarına almışken turu koparacak hamleyi yapamamaları çok kötü. savunmada büyük problemler var. bilica gibi orta düzey bir adam, sakatlığına rağmen maça yetiştirilmeye çalışılıyorsa, o iş yaş demektir zaten. çok daha geniş bir rotasyon imkanı olmalıydı aykut’un. aziz yıldırım’ın, aykut kocaman’ı da harcaması ihtimali, hiç iç açıcı değil. cezayı teknik adamlara kesen başkan modelinin yılmaz savunucularındandır o da. ne yaptığı, nereye varmak istediği hakkında bir fikrim yok..

beşiktaş, avrupa ligi’ne devam eden tek türk takımı olarak kaldı. rahat bir galibiyetle döndüler helsinki’den. quaresma ve guti’nin gol atmasından güzel ne olabilir diye sorsan beşiktaş’lılara maçtan önce, cevapları ‘bir de necip’in gol atması’ olurdu. necip inanıyorum ki, çok daha güzel yerlere gelecek. türkiye’de az rastlanır bir futbol yapısı var. kendisine güveni, teknik seviyesi, saha görüşü ve sahadaki duruşu itibariyle büyük kazanç. hem beşiktaş’ın hem de milli takımımızın böylesine değerli bir genci harcamaması gerekiyor artık. çok yetenekli çocuklar heba oldu. hemen zirveye çıkarttık, sonra dibi gösterdik. yapmamak gerek. sabredilmeli ve kendisini geliştirmesine imkan tanınmalı. yineliyorum, bu yılın türk futbolu adına en büyük kazancı necip uysal olabilir..

avrupa’ya çıkarken

25 August 2010, Wednesday

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0’ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0’lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11’de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

haftasonu futbol

23 August 2010, Monday

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6’ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4’ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3’er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30’da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…

aykut kocaman’la yeni fener

16 August 2010, Monday

geçtiğimiz yıl yaşadığı ‘epic fail’ın ardından bir müddet sallantı dönemine girdi fenerbahçe. e, kolay olmasa gerek, şampiyonluk geldi gözüyle bakılan bir durumda, tarihin tekerrür etmesi sonucu gene kaybeden taraf oldular. böyle bir ortamdan sıyrılıp, yeniden zirveye tırmanma moduna geçmek, hiç de basit olmaz. kaldı ki fenerbahçe’nin başkan koltuğunda oturan aziz yıldırım’ın yapısı gereği böyle anlarda kontrolünü kaybedip yanlış hamleler yaptığını biliyoruz.

bana kalırsa, bu defa daha ılımlı bir yol bulmayı başardılar. aykut kocaman gibi, hem taraftarın hayır diyemeyeceği, hem takımdaki topçuları tanıyan hem de eldeki kadrodan üst seviyede verim alabilecek bir teknik adam getirdiler. istanbulspor ve ankaraspor takımlarındaki aykut hoca profiline bakarsak, günümüz futbolu kapsamında geçerli bir resim görebilmemiz mümkün. takımdaki, fenerbahçe yazarlarının sık sık dile getirdiği maç seçme saçmalığına da bir son verebilme noktasında aykut kocaman, çok uygun bir isim olarak duruyor.

her transfer döneminde aziz yıldırım ve ekibinin büyük isimler peşinde koştuğunu genelde de, iyi topçuları getirdiğini biliriz. bu kez, mühim olanın maksimum verimi alabileceğin adamı getirmek olduğunu anlamış olacaklar ki, krasic, niang, stoch, gyan gibi isimleri gündemlerine aldılar. ikna edbildikleri de stoch, niang ve dia oldu. stoch konusunda ayıp ettiklerini düşünüyorum ben, çok net. fakat bugüne kadar da, hangi işte etik davrandılar ki? sorusu geliyor aklıma. neyse diyebiliyorum yalnızca..

stoch, fener’in tuncay’dan sonra sol bölgeye koyduğu adamlar içerisinde en yeteneklisi gibi duruyor. seri olmasının yanında, şutları ve twente’de sıkça izlettiği gole dönüklüğü ile, fayda sağlayacaktır mutlaka. yine dia da sağ tarafta gökhan ile iyi bir ikili oluşturabilir. fransa’da iyi işler yapmış bir oyuncu. yalnız, içlerinde en beğendiğim ismin niang olduğunu söyleyebilirim. marsilya’nın yıllar sonra yaptığı çıkışta ve ulaştığı şampiyonlukta, hiç şüphe yokki başrol senagal’li oyuncunundu. takım kaptanlığı, son yıllarda yakaladığı istatistikler ve şampiyonluğu gol krallığı ile taçlandırmış olması çok olumlu referanslar. ayrıca, fenerbahçe için umut verici bir nokta da, gelen oyuncuların fransa lig1 ağırlıklı olmasıdır. ligimiz şartlarında fizik güç üst seviyelerde olma zorunluluğu taşırken, bire bir aynı senaryo, lig 1 için de geçerli. bu nedenle, orada neler yapabildiğini gördüğümüz niang, şu an için forvet sıkıntısı yaşayan fener için biçilmiş kaftan haline geliyor. çok büyük şeyler yapacağını düşünüyorum ben..

dün antalya maçında, fenerbahçe adına gördüğümüz bir gerçek de, semih şentürk’ün henüz hangi rolde yer aldığının belirsiz oluşu. semih, yedek forveti midir fenerbahçe’nin, yoksa kurtarıcısı mı? bu ayrımı aykut kocaman’ın iyi yapması gerekiyor. ona, yeni transferler de dahil olduktan sonra iyi bir rol biçmeli ve maksimum verimi alabileceği bir pozisyonda oynatmalı. aynı şeyler alex için de geçerli tabi. o da dünkü maçta gösterdi ki, doğru zamanda doğru mevkide yer alırsa, büyük işler yapacak. ve alex’in diğerleriyle uyumunu, yardımlaşmasını, ilişkisini düzenleyecek kişi gene aykut kocaman. şimdilik kanatları ileri-geri garantiye alarak ve bu yönden ligin en önde takımı olarak dikkat çekiyorlar. orta ikiliden baroni ve onun yedeği selçuk hakkında muhakkak soru işaretleri var. defansa bilica’nın yerine adam alabilirler, transfer sezonu kapanmadan..

her takımda olduğu gibi, fenerbahçe’de de ne olup bittiğini görebilmek adına, beklemek gerekiyor. paok serisi, trabzon maçı ve beşiktaş derbisi kısa vadede, fenerbahçe’nin geleceği ile ilgili ipuçları verecektir.

fenerbahçe 1 – 0 beşiktaş

18 April 2010, Sunday

fenerbahçe ve beşiktaş, kadıköy’de kendileri adına belki de sezonun kırılma maçına çıkarken, lider bursa ve takipçi konumuna düşen galatasaray’ın da 90 dakikalığına gözü kulağı şükrü saraçoğlu’ndaydı. fenerbahçe’nin galip gelmesi, bursa’yı, sami yen deplasmanı öncesi sıkıntıya sokmak için yeter de artar nitelikte önem taşıyordu. beşiktaş ise ilk 2 şansını devam ettirmek için çıktı sahaya. ibrahim’in önüne ismail eklemesi, toraman’ı defansın önüne kaydırıp, ibrahim kaş’la sağ tarafı sağlamlaştırma fikri, derbi deplasmanı için pek yadırganmayabilir. fakat, ilk dakikada gelen fenerbahçe golü, denizli’nin düşüncelerini sekteye uğrattı. gol atması gereken taraf konumuna düşmek, ve hatta henüz maçın başında bu durumda kalmak beşiktaşı ne yapacağını bilmez bir hale soktu. bu şok dakikalarında, fenerbahçe bir – iki pozisyon daha yakaladı fakat değerlendiremedi ve maçı erkenden koparma şansını tepmiş oldu. ilk yarı yavaş yavaş düşen tempoyla noktalandı.

ikinci yarı toraman’ı tekrar sağ kanada atan denizli, ortaya inceman’ı aldı ve ernst’ten hücum performansı beklemeyi sürdürdü. bu noktada, tello ve ernst’in gerekli sorumluluğu alamadıklarını söylemek gerekiyor. penaltı pozisyonuna kadar, 6 – 7 dakikalık bir toparlanma süreci geçirdi bjk takımı. bu arada, lugano’nun ceza sahasında elle oynamasını kaçırdı hekem göçek. ardından, fenarbahçe’lileri isyan ettirdiğini düşündüğüm bilica, hiç gereği yokken uğur inceman’a uçarak dalınca, penaltıyı çaldı hakem. hemen ardından; arkeolog edasıyla, ‘toprak kazı işi’ne girdi brezilyalı. şaşırttı mı? tabi ki onu tanıyanları şaşırtmadı.  o bi’ kenara, itici davranışlarıyla, tüm rakiplere antipatik gelmeyi başarsa da; inkar edemeyiz, volkan demirel ligin en iyi kalecisi konumunda şu an. bobo tam köşeye vuramamış olabilir, fakat her kalecinin çıkaramayacağı türden bir topu çeldi volkan. maçın kırılma anı da bu oldu. beşiktaş iyice düştü oyundan ve bi’ şekilde 1 – 0 sonuçlandı müsabaka. fenerbahçe gol yememe ritüeline devam etti böylece.

ligin zirvesi iyice ilginçleşti şu sonuçla. bursa lider ve 65 puanda. ikinci sırada fenerbahçe 64 puan, arkasında galatasaray 60 puanda. beşiktaş ise 57’de kaldı ve üst sıralarla arası iyice açılmış gözüküyor. fenerbahçe’nin bu maçı kazandıktan sonra en büyük kozu, bir üstündeki ve bir altındaki takımların birbiriyle oynayacak olmasıdır. haftaya, olası bir bursa galibiyeti, ilk iki şansını ziyadesiyle arttırır fenerbahçe’nin. galatasaray’ın 3 puanı almasıysa, 3 hafta kala liderlik koltuğuna oturtabilir onları. tabi bu olasılıkların hayata geçmesi, fener’in, paşa deplasmanından galip dönmesine bağlı. hülasa, avantaj şu an fenerbahçe’den yana gözüküyor. futbolun güzelliğinin, kestirilemez olmasından geldiğini kabul ediyoruz fakat tecrübe ve istek de çok işe yarar bu dönemlerde.

bursaspor’un bu çıkışını sürdürüp sürdüremeyeceğini önemsiyorum ben açıkçası. sivas’ın yaşadıklarını tekrar etmesinler istiyor insan. ertuğrul sağlam, ayakları yere basan bir takım yarattı her şeyden önce. ardından, giderek daha fazla benimsediler takım olma olgusunu. şu an ulaştıkları yeri, doyum noktası olarak kabul etmezler ve üstüne koyarak ilerlerlerse, önlerinin açık olduğunu söyleyebiliriz. burada, yönetim kurulunun payına da büyük görevler düşüyor. çok istediği, ‘istanbul geleneğini bozma’ yolunda yürüyecekse bursa, sabırlı olmalı. doğru yoldan, doğru dönemece saptılar. bakalım, ulaşılmak istenene ulaşabilecekler mi?

hayal kırıklığı

29 March 2010, Monday

her galatasaray taraftarı gibi büyük bir hayal kırıklığı içindeyim; üzüntülüyüm, sinirliyim. ilk derbi mağlubiyetimiz değil, son olmayacağı da kesin. bu oyun devam ettiği müddetçe yeneceğiz, yenileceğiz. üzüntüm fenerbahçe’ye yenilmekten de öte. üzüntüm alınacak puanların bu kadar değerli hale geldiği, üstelik kendi sahanda oynanan bir derbi maçında oynanan bu ruhsuz, isteksiz oyuna. sinirim fenerbahçelilere değil, onların sami yen’de sevindiren futbolcularımıza, maç öncesi deli gibi bağırıp maçı televizyonda izler gibi izleyen ‘derbi’ taraftarlarına..

teknik, taktik olarak bir sürü şey konuşulabilir, tartışılabilir. mağlubiyet bir sürü nedene bağlanabilir. ama hiçbirinin önemi yok. hani hep övündüğümüz galatasaray ruhu var ya, işte o yoktu. bizim galatasaray bu değil, bu olmamalı.

ortada bir gerçek var; galatasaray bu sezonki hiç bir önemli maçını kazanamadı ve bu maçla birlikte bir senenin emeğinin boşa gitme tehlikesi mevcut. tam tersi olarak şampiyonluk şansı da her şeye rağmen devam ediyor. artık fikir yürütmeyi bıraktık, ‘eğdik başımızı usul usul yürüyoruz.’