‘fenerbahçe’ olarak etiketlenmiş yazılar

fenerbahçe 3-1 galatasaray

26 October 2009, Monday

fb-gs

savaşa gider gibi gittiğimiz sürece, kadıköy’de galibiyet çıkartamayız; bunu anlayalım artık. rakibinin senin sinirine dokunmak istediği, futbolun farklı yönlerini de kullanarak avantaj sağladığı açıkça ortadayken, sen kendine hakim olamayıp, oynadığın topa yansıtıyorsan bu savaş modunu; mümkün değil galip gelmen. şans faktörüyle açıklanamaz bana kalırsa bu uzun süren mağlubiyet serimiz. her maç ilk dakikalarda gol yiyip, geriye düşüyorsak, bir durup düşüneceğiz. “nasıl oluyor da maça kafadan yenik başlıyoruz?” diye. sakin olmaları için yazılı bir belge mi vermek gerek futbolculara, anlayamıyorum. tribünler bi’ noktadan sonra, anlaşılabilir bir sabırsızlık içerisinde, ayrı tutmak lazım taraftarı. en fazla, fener maçları öncesi sami yen’de yoğun bir destek verdiği, maçın önemine parmak bastığı için eleştirebiliriz. lakin 10 yıldır kadıköy’e gidip, galibiyet alamadan dönen bir adama da hak vermemek elde değil. ne yapabilirsin ki taraftar olarak, takımı motive etmekten başka. çıkıp koşturacak halimiz yok ya. sırf bu psikolojik karşılaşmayı aşamadığımız için, sahadan mağlup ayrıldığımızı düşünüyorum.

geçen yıl kadıköy’de oynanan maçta ilk golü atmamıza rağmen, maçın başında gol yeme alışkanlığına yenik düşerek beraberlik golünü kalemizde görmüş, hemen ardından bir daha gol yiyerek mağlup duruma düşmüştük yarım saat geçmeden. maça iyi hazırlanamadığımızı gösteren ve sürekli tekrarlanan bu alışkanlık, iyice mahkum bir futbol oynamamıza sebep oluyor. oynadığının aksine, sahaya bambaşka bir futbol yansıtıyor galatasaray kadıköy’de. sorunun rakibin şansı yahut hakemin etkisi olarak adlandırılması en çok biz galatasaray’lılara zarar verir. hadi bir hakem hatası diyelim, iki-üç maç ta şansla kazandı rakip. fakat çok daha uzun bir süre devam ediyorsa bu sonuç, orada bir sıkıntı olduğu aşikardır. sorunu çözme yolları aramak;  anlık sinirle, alınmış mağlubiyete kılıf aramaktan daha iyi bir yol. kadıköy’deki maçların ölüm kalım meselesi olmadığını, rakibin tahrik edici ve sinir bozmaya yönelik hareketlerinin görmezden gelinmesi gerektiğini kavrayıp, uyguladığımız gün galip taraf olacağız. ne zaman olur bu, orasını bilemeyeceğim.

fb-gs maçları genelde farklı ve ilginç sonuçlara sahne olurdu. bu maçtan önce hangi düşüncedeysem sahada gerçekleşti diyebilirim. fenerbahçe’nin önde pres yapıp top kazanacağı, bu toplarla etkili olup gol bulacağı, galatasaray’ın birbirinden kopuk bir oyun düzeniyle sahada yer alacağı, moral yönünden -ilk golü atmakla alakalı değil bana kalırsa- fener’in çok daha üstün olacağını ve galatasaray’ın oyundan çok çabuk kopacağını düşünüyordum. hepsi gerçekleşti, yani beklenmedik bir durum olmadı bana göre. ne yalan söyliyeyim, maçtan önce baroni’nin arda’ya yaptığı hareketlerden anlamıştım, sinir harbini onların kazanacağını yine.

ilk gol tamamen defansın hediyesi oldu. carlos’un aktif alan içerisinde yer alıp almadığı tartışılır, bana göre defansın dengesini bozduğu için aktif ve ofsayt olmalı. kazım’ın defansla girdiği bir kaç pozisyon net faulken, bir kaçı alakasız kaçtı. ofsaytlarda da saçmaladı bazı ataklarda yan hakemler. penaltı pozisyonunda; hakemi uyarıp alex’e kart vermesini yan hakem mi söylemeliydi yoksa hakem kendisi mi görmeliydi bu aldatmacayı? anlayamadım doğrusu. alex, böyle bir penaltıdan sonra nasıl topun başına geçebildi, nasıl sevindi attığı gole, işin o kısmını hiç anlamadım zaten. neyse bunlar her maçta yaşanabilecek, futbolun içerisinde yer alan küçük detaylar, fazla üzerinde durmayacağım. beni, defans hattının yaptığı basit hatalar daha çok ilgilendiriyor. orta sahanın baskı yedikten sonra dağılması daha önemli. ne ortasahada üstünlük kurabildik, ne de kanatları kullanabildik baskılı oyun karşısında. şanssızlık kelimesi yenilen gollere değil de, baros’un henüz ilk dakikada sakatlanmasına ithafen kullanılmalı. nonda’nın bu tarz oynayan takımlara karşı oynayamadığı gerçeği ortadayken, baros’un devre dışı kalması felaket oldu. asıl büyük felaket ise alt yazıda baros’un en az 2 ay sahalardan uzak kalacak olmasının bildirilmesi. umarım beklenenden çok daha kısa bir sürede döner baros, bizim için çok önemli bir futbolcu. nonda’nın oyuna girmesi, keita’nın oyununa da olumlu katkı yapar mı? diye düşünmüştüm lakin bugün hem nonda hem de keita, iyi ve olumlu kelimelerinin yakınından geçmedi. baros sakat, keita en az 2 maç cezalı ve fenerbahçe’ye yenilmişsin. oldukça kötü bir tablo. rijkaard-neeskens ikilisinin bu kriz ortamında neler yapacağını merak ediyorum. olabildiğince az kayıpla, bu ortamdan sıyrılacağımıza inanıyorum. teknik ekibe duyduğum güven, bu inancın en büyük kaynağı.

son 3 lig maçında 9 gol yiyen bir takım var ortada. ilk 7 sıradaki takım içerisinde en fazla gol yiyen takımız bunun yanı sıra. hal böyleyken, savunma konusundaki sıkıntıları görmezden gelmek, yok saymak imkansız. ilk çözülmesi gereken sorundur bu. ne olursa olsun,  fenerbahçe mağlubiyetinden sonra bir kaç maç ekstra performansla oynayacak bir galatasaray göreceğimizden de eminim. geçmiş yıllarda çokça gördük bunun örneğini. kaybedilmiş hiç bir şey yok. aldığımız tüm şampiyonluklarda, kadıköy’de mağlup olmuştuk zaten. bunun bilinciyle, daha oturmuş bir takım olma amacı güdersek, şampiyonluk adaylığı konusunda kaybetmiş sayılmayız. yitirdiğimiz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü, teknik ekibin mağlubiyetlerde nders çıkarabilme özelliğine, yetisine inanıyorum. ileride savunmasındaki sıkıntılarını minimuma indirmiş bir galatasaray görürsek şaşırmayalım. spor medyasına da hiç takılmamak gerekiyor. onlara kalsa rijkaard yarın gönderilmeli .)

velhasılı kelam, ulan galatasaray..

süper lig 9. hafta

18 October 2009, Sunday

“içerde denizli- kümedüşen ankara- içerde kasımpaşa” fikstürü beşiktaş için can simidi oldu. ne olup bittiği belli olmayan bir sürece doğru gidilirken hatta o süreç başlamışken, 9 puan üstüste kazanmak, bir nebze de olsa moralini yükseltir bjk camiasının. bu kadar çabuk bir sürede dağılmanın kıyısına nasıl gelindi; bir değerlendirme yapma imkanları olacaktır. ne olursa olsun, geçtiğimiz yılı çifte kupayla kapatan bir takım beşiktaş, bir toparlanma noktası yakalayabilir. önümüzdeki hafta oynayacakları eskişehir maçı, bu açıdan büyük önem taşıyor. seyircisini arkasına aldığında, rakipler için ciddi bir tehlike oluşturuyor sahasında es-es. bu deplasmandan çıkarılacak ve üst üste alınan 9 puana eklenecek 3 puan, beşiktaş’ın çıkışa geçmesi için atılan bir adım olabilir. derbi bir yana, haftaya oldukça mühim bir maç bekliyor bizi eskişehir’de. beşiktaş’ın 3 cezalısına -ki 2’si savunmadan- eskişehir’in hücumu seven, yetenekli oyuncularını da ekleyince, sonucu kestirmek iyice güçleşiyor.

alex’in, fenerbahçe takımının hemen hemen her şeyi olduğunu düşünenlerdenim. bugün antep’te olmayacağını öğrendiğimde, fener’in işinin çok zor olacağını düşündüm. takım halinde iyi kapanan ve ileride bitirici adamlarla sonuca giden bir takım fb. hızlı çıkışlarda, kısa ve çabuk pas trafiği gereken anlarda, duran toplarda en önemli adamı, zekasıyla ön plana çıkan alex oluyor. yani hücumun bir numarası alex fenerbahçe’de. arkadaşlarından yardım aldığı zaman fark oluyor. tek başına maç çevirdiği de var çokça. hal böyleyken, alex’ten yoksun çıktığı bir deplasmanda, guiza ve lugano gibi ilk 11 elemanları da olmayan fb, 9’da 9 yapamadı. 1-0 riskli skor, 2’yi bulamayınca böyle durumlar ortaya çıkabiliyor. kaldı ki, yedikleri 2 gol de rakibin ustalığından kaynaklandı. olağanüstü 2 gol attı j. cesar. ilginç bir detay; antep hiç berabere kalmamış evinde. antalya’da son dakikada 3 puanı almıştı fb, aynı şekilde manisa maçında 94. dakikada galibiyet golünü bulmuşlardı, bu kez ters bir sonuç çıktı ve son dakikada üstelik bir frikik golüyle mağlup oldular. alex olsaydı fenerbahçe kazanırdı diyemem ama alex 1-0’dan sonra, rakibin verdiği açıkları değerlendirip farkı artırma konusunda olumlu işler yapardı kesin. neyse, olasılıklar üzerinde fazla durmayalım, bu sonuçlarla birlikte haftaya oynanacak derbi iyice önem kazandı. fenerbahçe bu mağlubiyetle kendine gelip, haftaya bizim maçta canla başla mücadele ederse hiç şaşırmam, hatta tersi olursa şaşırırım. hafta içi oynanacak avrupa maçında nasıl bir kadro çıkaracak daum, merak ediyorum. rahatça rotasyon uygulanacak bir maç değil. daum’un futbol anlayışını da düşününce oyuncuların yorgun biçimde derbiye çıkma ihtimalleri artıyor.

galatasaray-trabzonspor maçından sonra, erman’dan tut, ömer üründül’üne kadar tüm spor ulemaları ortak noktada buluşacaktır mutlaka. nedir bu ortak yorum? “galatasaray’ın ileri uç elemanları geri koşmuyor”. bu mudur yani galatasaray’ın oyunundan çıkardığınız sonuç. her şeyi geçtim, nerede gördün hemşehrim sen herkesin geride beklediği, bunun yanında 4-5 tane gol atan takım. arda daha tempolu olmalı de, daha hızlı paslaşmalılar de, savunma oyuncuları ağır kalıyor daha uyumlu olmalılar de, hepsini anlarım da; baros’un, elano’nun geriye koşmasını bekleme. o adamın savunma için yapacağı iş, ön alanda pres yapmak. bunu yapmazsa eleştirirsin, ki hep yaptıklarını da iddia etmiyorum. bu maç yapamadı öndekiler mesela belli bir süre pres. orta alanı bırakınca da araya top kaçırdı trabzon. evinde 3 gol yemek hoş bir durum değil tabi. sorunu çözmek adına rijkaard-neeskens ikilisinin uğraş vereceğini umuyorum. bu yılın en güzel yanı da bu zaten. bu ikiliye duyduğumuz güven, çok şeye bedel. atılan gollerin hepsinin sağ taraftan gelişen ataklarla oluşması sürpriz değil elbet. sabri’nin desteğiyle beraber keita, galatasaray’ın hücum gücünün büyük kısmını oluşturuyor. keita hep aynı da, sabri’ye bir iki övgüde bulunmazsak ayıp etmiş oluruz. bana göre hayatının maçını çıkardı. keita’yı tamamladı ve rakibin sol kanat oyuncusunu kapattı. lakin en büyük eksiği istikrar çoğu yerli oyuncu gibi. 3 ay yan gelip yatmayacağını söyleyemeyiz. kewell, hep bizimle kalsın, gerisi önemli değil.

süper lig 4. hafta

30 August 2009, Sunday

beşiktaş’ın gayet istekli bir oyun oynayıp, rakibin direncini bir türlü kıramaması sonucu gol atamadan tamamladığı antep maçıyla başladık süper lig’de haftaya. üçüncü kez sahadan beraberlikle ayrılmış oldu böylece denizli’nin takımı. gol atma konusunda sıkıntıları var, bu belli bir şey fakat yavaş yavaş isteksizlik belirtileri ortaya çıkıyordu. bunu kırdıklarını düşünüyorum ben. kilidi açamayıp sonuca gidememek farklı, hiç bir şey oynamadan, hırssız, arzusuz oynamak farklı. ilerisi için bir umut olabilir bu bjk’a. şampiyonluk yarışından silip atmak, şu an için hiç de mantıklı değil son şampiyonu. zamana ihtiyacı var takımın, bir de tabata’ya verilen 8 milyonun hakkını vermesini bekleyecekler. antep’te geçen yıl ön plana çıkan murat ceylan iyiden iyiye sivrilmeye başladı. oldukça tempolu bir oyuncu, sert şut da çekebiliyor. önü açık ceylan’ın, ibrahim kızıl’ın ellerinde değerinin 2-3 katı bir parayla şekillenebilir geleceği!

fenerbahçe hafta içi maç oynadığı için mi bu kadar düşük tempoda oynadı yoksa manisa mı fenerbahçe’ye orta sahada üstünlük kurdu, çözemedim doğrusu. eğer sion maçı dolayısıyla yaşandıysa bu fiziki düşüş, işleri hiç kolay olmayacaktır. sezonun bütününü düşünürsek, 3’er gün arayla daha ağır maçlar oynayacaklar. böylesine eksikler daha ön plana çıkar oralarda. bu maçta olduğu gibi kazanmak mümkün olmayabilir. alex yine gözükmedi çokça, fakat yine gösterdi klasını. o olmasaydı mümkün değil dönmezdi maç. emre gibi orta sahanın beyni oyun dışıyken hele, çok zordu. kanatlar, bu maça kadar en büyük silah olarak addediliyordu. kazım ve santos çok sönük kaldı bu gece. gökhan’ın kanat bindirmeleri de arandı fazlasıyla. milli maça yetişir umarım gökhan gönül. manisada iyi topçular var. sezer, nizam, simpson, bu maçta oynamasa da isaac. mehmet nas da iyi koştu bugün. sağlam bir golcüleri olsa, iyi sayılabilecek bir savunma hattıyla beraber, gayet taş bir takım olurlar. bir maçla anlayamayız tabi her şeyi, fazla da atıp tutmayalım.

yarınki ankaraspor-galatasaray maçıyla bitiyor 4. hafta. fener kayıpsız giderken, bizim topçular da artı bir motivasyonla oynayacaktır. ankaraspor’u tam zamanında yakalıyoruz üstelik. gökçek’lerin ankaragücüne çöktüğü dönemde, bazı oyuncuların zehirlenme sebebiyle antrenman eksiği olması rakibi iyice kuvvetsiz kılıyor. dinlenmiş, diri ve istekli bir takım izleyeceğiz muhtemelen yarın bizim cephede. ne olursa olsun, iyi takım ankara, kolay lokma değil çok. zorlamak gerekecektir. bizimkiler de ziyadesiyle zorluyor bu sene.)

tbl final serisi: efes pilsen-fenerbahçe #1

06 June 2009, Saturday

beko basketbol ligi’nin final serisinde ilk maçı deplasmanda kazanan fenerbahçe, 2. maçı da kazanmayı başardı. mrsic’in son saniyede attığı üçlükle beraber bir efes serisini daha kazanmış sayabiliriz artık tanjevic’in takımını. ülker ile birleştiğinden bu yana efes pilsen’e karşı ezici bir üstünlük kurmuşlardı. hatta efes’in her yıl yeni kadro oluşturmasında en önemli sebep fenerbahçe’ye karşı çaresizliğiydi. fakat bu derece göstere göstere kaybetmemişlerdi hiç. biraz abrtmak olarak görülebilir lakin, ben çok gördüm maç sonunu kötü oynayan, bocalayan takım fakat bu kadarını görmemiştim daha önce. yazıya başlarken kazanan fenerbahçe demiştim, aslında kaybeden efes diye başlamalıydım söze. tüm maçı önde götürdü efes pilsen. rakib, deplasmanda bir maç kazandığı için oldukça rahat ve gevşek oynuyordu. kontrol son anlara kadar efes pilsen tarafındaydı. son periyoda gelince işler değişti. preldzic’in yavaş yavaş oyuna girmesi, savunmada artan baskı derken fenerbahçe oyunu ortaya getirmeyi başardı. öne de geçti son dakikalara girerken. bu noktada direnci kırılabilirdi efes’in. fakat pes etmediler.  kerem tunçeri’nin tecrübesi efes’i yeniden öne çıkardı. son 24 saniyeye efes iki sayı önde girdi. son topu oynamak adına green’e faul yaptılar, kerem tunçeri beş faulle oyun dışı kaldı bu arada. green ilginç bir şekilde iki serbest atışı da kaçırdı. ender aldı ribaundu ve 20 saniye kala faul yapıldı ona. maçın belki de kırılma anı ender’in ikinci serbest atışını kaçırması oldu. 67-64 ile son 20 saniye oynanacaktı. ergin ataman yine faul yapmayı tercih etti. mrsic’e yaptılar faulu 16 saniye kala. skor 67-66’ya geldi. ve efes adına tüm sezonu bir çırpıda berbat eden hata geldi. mola alıp topu  kenardan çıkarmalarına rağmen hata yaptılar ve top fenerbahçe’ye geçti. 8 saniye kala, fark 1 sayı efes lehineyken solomon’a bir faul yapıldı. ilkini isabetli kullandı. ikincisini kaçırsa da hücum ribaundunu aldı fenerbahçeli basketbolcular. mrsic’i boş pozisyonda buldular ve o da maçı, seriyi ve -bana göre- şampiyonluğu getiren üçlüğü tereddüt etmeden yolladı. efes yönetimine tavsiyede bulunmak istiyorum; kapatın şubeyi, olsun bitsin!

beşiktaş 4-2 fenerbahçe

13 May 2009, Wednesday

ligde oynanan beşiktaş fenerbahçe maçı, fenerbahçe açısından beklentileri artırmıştı. fakat beşiktaş’ın üzerinde hissettiği baskı azalınca ve haliyle yapması gerekeni yapıp, hızlı hücumlarla eksik fener savunmasının üstüne gidince, artan bu beklentiler hayal kırıklığına dönüştü fenerbahçe camiası için. alex’in sakatlıktan yeni çıkmış olması ve guiza’nın iki maç iyi oynamasından dolayı semih’in aragones tarafından yedek kulübesine çekilmesi, ligde kazanılan maçın avantajını yok etmeye yetti. ileride top tutamadıkları gibi geri dönmekte de oldukça zorlandı fenerbahçeli futbolcular. halbuki inönü’deki maçta rakip sahada çok iyi paslaşıp, beşiktaş’ın hızlı çıkmasını engellemiş ve savunmadaki eksiklerini örtmüşlerdi.

bu maçın bir diğer dış faktörü de baskının bu kez kupayı 26 yıldır kazanamayan fenerbahçe’de olmasıydı. bir de ilk dakikalarda gol yiyince, iyice baskı altında kaldılar. bu dakikalarda nispeten iyi bir performans ortaya koysalarda, bobo’nun attığı şık gol tüm kontrolü beşiktaş’ın ele geçirmesini sağladı. o noktadan sonra holosko, tello gibi direk kaleye gidebilen adamlar farkı yarattı. bobo’ya da dikkat çekmek gerek. attığı enfes golle maçı koparması bir yana, gününde olduğu zaman holosko’yla birlikte rakipler için ciddi bir tehlike haline gelebiliyor brezilyalı.

gökhan’ı stopere çekip sağ kanadı neredeyse tamamen iptal etti aragones. bu sadece bu maç için yaptığı bir hataydı. sezonun geneline bakarsak, belkide onlarca kritik hata yaptığını görürüz. dışarıdan bakan birisi olarak söyleyebilirimki; artık aragones ile yola devam etmek, fenerbahçe adına daha da geriye gitmek anlamına gelecektir. ne olursa olsun, elinde başarılı bir kadro vardı. fakat gelinen nokta büyük bir hayal kırıklığı fenerbahçe için. aziz yıldrımın “şampiyon olamadı” bahanesiyle zico’yu yolladığını düşününce, aragones’i göndermeme ihtimalinin çok az olduğunu söyleyebiliriz herhalde.

beşiktaş ise sezonu iki kupayla kapatma gibi çok önemli bir durumla karşı karşıya. büyük başarı olacaktır hem lig hem türkiye kupası. herhalde sezon başında beşiktaşlılar da dahil olmak üzere hiç kimse böyle bir durumu tahmin edemezdi. bu yüzden mustafa denizli’nin de hakkını vermek lazım.

galatasaray – fenerbahçe

12 April 2009, Sunday

gs-fb

galatasaray adına geri çevrilen bir şans daha oldu bu derbi. oysa ki seri yakalamak adına  motivasyonu üst düzey bu maç çok büyük bir nimetti galatasaraylı futbolcular adına. geçen sezon bu fırsat tepilmemişti fakat bu sefer olmadı. fenerbahçe’nin de kesin kazanması gereken bir maçta bu kadar kötü bir performans ortaya koyması, taraftarlarında büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. aragones’in bir daha ki sezona fenerbahçe teknik direktörü olarak girmesi artık imkansız hale geldi. zico’yu gönderen düşünce tarzının aragones’i kovalayarak göndermesi gerekir. orta sahada fazla adam bulundurmak dışında hiç bir müdahelesi olmadı oyuna. bülent korkmaz’ın da maalesef oyuna olumlu bir katkı yapamadığı ortada. lincoln’ü yedek klübesinde oturtup sonradan cankurtaran modunda oyuna sokmasını sabaha kadar tartışırım ben. yahu madem bu adam suçlu, o zaman ne diye kurtarıcı olarak oyuna girer. suçsuzsa neden ilk 11 başlamaz. bu konunun hocaya, oyuncuya ve en önemlisi de takıma zarar verdiği acı bir gerçektir. biraz da kendi kendisinin kuyusunu kazdı galatasaray.

oyunun anlatılacak bir yanı olduğunu zannetmiyorum. ilk 15- 20 dakikada galatasaray bastırdı, atamadı ve fenerbahçenin rakibin üstüne gelmeye mecali olmayınca sonuç doğal olarak beraberlik oldu. maç bunlardan ibaretti. ikinci yarı, her iki takımada yakışmayacak kadar kalitesiz ve temposuz biçimde ilerledi. baros – arda – kewell üçlüsünün beklediğimden çok daha kötü oynadığını söyleyebilirim. üç oyuncuda bu tür maçları seven, kendisini böyle maçlarda gösteren  yapıda oyuncular olmalarına rağmen; ister kondüsyona’ a bağlayın, ister taktik açıdan hocanın yanlışlarına, üçü de vasatın altında kaldılar. fenerbahçenin zaten alex’siz hücum gücü yarı yarıya azalmıştı. bir de üzerine guiza’nın çok kötü performansı eklenince, gol atamamaları normaldi. bu arada bir oyuncuyu da atlamamak gerek: mehmet topal. sakatlıktan yeni çıkmışken – ki bazı kaynaklar tam olarak hazır olmadığını belirtmişti – bu kadar kusursuz bir futbol oynamak herkesin yapabileceği bir şey değil. fenerbahçenin zayıf olan hücum gücünü tamamen yok eden adamdı mehmet, yanındaki emreyle beraber. üstelik kendi pozisyonunda değil, defansta oynadı. yani takımın en zayıf ve önemli noktasında oynamasına rağmen tek hata yapmadı. belki de tek” helal olsun” u o haketti. gökhan gönül’ün de şanssız sakatlığı fenerbahçenin hem ofans hem defans anlamında planlarını bozdu. çok önemli bir oyuncu gökhanv e ardayla eşleşmesinde keyifli pozisyonlar izleyebilirdik. rakibinin bu kadar olumsuz başladığı bir maçta gol atamadı galatasaray. bu da ne kadar zor durumda olunduğunun ispatı olsa gerek. o dakikalarda selçuk’un oyunda kalması da bütün  olayların çıkış noktasıdır. sonra sabriye kart verilemedi, ikili mücadelelerde saçma sapan kararlar çıktı. olay çığırından çıktı ve maçın sonundaki kavga körüklenmiş oldu. hakeme sırf bu nedenle 10 üzerinden -10 verilir. o ince gülüşü, fırat aydınus’u antipatik yapmaya yeterde artar bile. bu kadar kolay hakimiyetini kaybeden bir hakem mümkünse böyle maçlara atanmasın.

maçın sonundaki kavgaya muhtemelen herkes; taraftar kimliğiyle, maçın atmosferine kapılarak kendi açısından bir değerlendirme yapacaktır. en nihayetinde taraftarız ve bazı olaylara taraflı bakmamak mümkün olmuyor. mesela ben galatasaraylıyım ve volkan’a, lugano’ya tarafsız bir biçimde olumlu açıdan bakamıyorum. taraftara hareket çekip, ondan sonra ” bizim stadımızda böyle şeyler olmuyor, ama burada hep küfür yiyoruz. dışarda bize ağabey diyenler burada bize sataşıyorlar” diyerek pişkinliğin dibine vurabiliyorsa, kusura bakılmasın ama ben o adama saygı duyamam. milli takımın kalesini korumasını da istemem. o kadar belliki valkan’ın konuşması için talimat aldığı. aynı şey uğur içinde geçerli. semih de dahil röportaj veren tüm fenerbahçeli oyuncular, “milli takımda bize ağabey diyen gençler, burada bize  küfür ediyorlar ” edebiyatına girdi. üzücü gerçekten. oysaki şöyle bir dönüp baksalar, tam ortalarında lugano adında bir futbolcu var. madem “büyüğe saygı” edebiyatı yapıyorlar, o zaman luganoya hakim olacaklar. emre aşık’a yaptığı hareket insanlık dışı bir harekettir. sezonun geri kalan maçlarının tamamında cezalı olması alacağı en hafif cezadır.  sabrinin ve selçuğun atılmadığı bir maçta, emre aşığın kırmızı kart görmesi en garip durumuydu gecenin. muhtemelen ali sami yen ceza alacak ve galatasaray iki puandan daha fazlasını kaybetmiş olacak.

bir şey dikkatimi çekti onu belirterek bitireyim lafımı. mutlaka kazanılması gereken derbilerde, ekstra motivasyonun sağlandığı bütün gs – fb maçlarında, fenerbahçe bunu avantaj olarak kullanabilirken, galatasaray’da bir iki istisna dışında bu olay ters tepiyor. yani, motive olmak fenerbahçeye yararken, galatasarayda olumsuz etki yaratıyor.

galatasaray 78 – 62 fenerbahçe

04 January 2009, Sunday

futbolun tatilde olduğu günlerde ilaç gibi geldi basketbol derbisi. geçen hafta yabancılarından yoksun beşiktaş karşısında favori gösterilen galatasaray kaybetmişti, bu maçta ise favori gösterilen tarafı devirmeyi başardı gs. ‘derbilerin favorisi olmaz’ sözünün üst üste iki hafta ispatını izlemiş olduk. ‘rahat yeneriz’ diyen fenerliler kadar, buna inanan (sözde) galatasaraylılara da iyi bir ders olmuş oldu.

haftaiçi yaşanan hoca değişikliğine ve takımdaki sakatlara -sezon başından beri yararlanılamayan tufan, murat ikilisine bu maç milojevic de eklenmişti- rağmen iyi bir başlangıç yaptı galatasaray ve devamını getirdi.

fenerbahçe de ayakta kalan tek isim emir predzic’di. müthiş bir yüzdeyle, adeta tek başına mücadele etti. galatasaray da ise hüseyin takımı sırtlayan isimdi. yukarıdaki fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor olsa gerek.

tabi tribünlerin inanılmaz katkısını da gözardı etmemek lazım. ‘keşke her maç böyle olsa’ dedirten müthiş bir tribün vardı bugün.

fenerbahçe – galatasaray

09 November 2008, Sunday

öncelikle şunu belirteyim. tribünden izleyemedim maçı; vizeler dolayısıyla. sağolsunlar tam gününe denk getirmişler sınavı.

aslında her zamankinden daha fazla umutluydu çoğu galatasaraylı. kadro yapısı, son benfica maçındaki olumlu futbol ve alex ‘in – ki fenerbahçe’nin şüphesiz en önemli silahı alex – olmaması. evet bunların hepsi kadıköyden bir galibiyet çıkartmak için birer sebep. fakat bu stadda oynadığımız maçlar gerçekten çok farklı oluyor. uzun yıllardır aynı şeyi yaşıyoruz, bugün sadece ilk golü atabildik. yoksa hikayenin geri kalan kısmı geçen senelerle birebir aynı.

önde basarak başlamamıza, ilk golü bulmamıza rağmen ilk 10-15 dakika gol yememek gerek cümlesini kaç defa kurdum hatırlamıyorum. fakat kadıköyde oynadığımız çoğu maçta olduğu gibi yine ilk dakikalara bir gol sığdırmayı başardı fenerbahçe. ve yine her zamanki gibi bizim futbolumuz bir anda dibe vurdu. bu arada atlamamak gerek; lincoln’ün sayılmayan frikik golünde hakem saçmaladı. o nasıl çift vuruş be adam! resmen faul işte; fiziki müdahale olan bir pozisyonda nasıl çift vuruş kararı çıkar anlamadım. hakemin çift vuruşu işaret eden bir hareketi olduğunu da hatırlamıyorum vuruş öncesinde. belki de gözümden kaçmıştır, bilemiyorum. bu olaydan sonra aynı senaryo işlemeye devam etti; fenerbahçe enteresan bir golle öne geçti. artık galatasaray tamamıyle demoralize oldu. bu olumsuz hava oyuncuların hareketlerine de yansıdı ve çoğu oyuncu kart gördü. devre arası maç muhabbetinde ”ikinci yarının da ilk dakikalarında gol yersek yuh artık” cümlesi kurduğumu hatırlıyorum ve sonuç: dakika 49 skor 3-1. sorun bizde mi yoksa fenerbahçe mi bu maçlarda extra performans gösteriyor, tam çözemedim ben. çünkü hemen hemen her kadıköy derbisi aynı şekilde gelişip benzer skorlarla sonuçlanıyor.

maçın geneline bakınca; fenerbahçenin üst düzey bir oyun oynadığını söylemek abartı olacaktır. galatasaraysa vasatın üzerine çıkamadı. bunun sebebi bence atılan golden iki dakika sonra yenilen gol ve lincoln’ün sayılmayan frikiği. o dakikalardan sonra galatasaraylı futbolcular sinirli ve tedirgin bir oyun oynarken fenerbahçe rakibine nazaran daha ‘ne istediğini bilen bir yapıdaydı’. önde yaptıkları hafif bir baskıda bile servet-emre ikilisi -hatta bunlara sabriyle hakanı’da katalım- top kullanamadı. böylece oyun fenerbahçe lehine döndü. basit hataları yapan tarafta yine galatasaray olunca bu skor şaşırtmıyor artık.

baros’un bu kadar etkisiz kalacağını tahmin etmezdim. en azından biraz mücadele etseydi, top kovalasaydı; hiç birşey yapamadı bugün. onun çıkmasını doğru buluyorum. fakat sonradan oyuna giren nonda da barosu aratmadı kötü futboluyla.

bu maç geride kalmalı galatasaray için. telafisi olan bir maçtı ve çeşitli dersler çıkarılabilir oynanan futbol açısından. sonuçta deplasmanda benficayı üst düzey bir oyunla yenen de aynı takım. yani kapasitesi çok daha fazla bu takımın ve biraz mücadeleyle ileride kaybedilen bu puanlar telafi edilebilir. kısacası ‘önümüzdeki maçlara bakıcaz abi’ moduna girmeli topçular.

fenerbahçe’de ezeli rakibinin büyük yardımlarıyla bir hava yakalayacak gibi. bocalama dönemini atlatıp üst üste galibiyetler alırlarsa tekrar şampiyonluğun en önemli iki adayından biri konumuna gelirler. ben galatasaray ve fenerbahçenin şampiyonluk yarışının içinde olacağı bir lig izleyeceğiz diye düşünüyorum.