‘fernando torres’ olarak etiketlenmiş yazılar

bence sen de şimdi herkes gibisin!

31 January 2011, Monday

mavi

dünya kupası ispanya’nın!

12 July 2010, Monday

her güzel şeyin olduğu  gibi, futbolun zirvesi dünya kupası’nın da değeri, bittiğinde anlaşılacaktır kuvvetle muhtemel. her ne kadar, oynanan futbolun defansifliğinden yakınsak ve vuvuzela’yı hayatımızdan derhal çıkması gereken eşyaların tepesine yerleştirsek de, özleyeceğiz bu turnuvayı. en yakın futbol müsabakalarının, türk takımlarının orta sınıf bile sayamayacağımız, yerel takımlarla oynayacağı hazırlık maçları olduğunu düşünürsek, bir süre sudan çıkmış balık misali gezeceğiz etrafta sanırım.

11 haziran’da güney afrika-meksika maçıyla başlamıştık, 11 temmuz akşamı hollanda-ispanya finaliyle noktaladık 2010 dünya kupası’nı. euro 2008’i çatır çatır oynayarak kazanan ispanya, tarihinin ilk dünya kupasını da müzesine götürdü bu maçla. hocaları, yeniköy kasabı idi. türkiye’den kovalanırcasına gönderilen del bosque. ha bir de fenerbahçe’nin eskisi löw vardı almanya’nın başında. o da 3. oldu takımıyla. hayat garip tabi, vapurlar falan…

ispanya takımının ve o klas topçularının gün itibariyle tarihin sayfalarına altın harflerle yazılışına şahit olduk, şanslıyız ki. iniesta’nın, xavi’nin, villa’nın vs. bundan 20 -30 yıl sonra, ‘bunlar da ne topçuydu arkadaş, güney afrika 2010’da da şampiyon olmuşlardı’ şeklinde hatırlanacağından hiç şüphem yok. 2008 avrupa şampiyonası’nı kazanan kadronun neredeyse hiç değişmeden 2010’da bu noktalara gelmesi, çok daha mühim elbette. bir jenerasyon tutturmanın ötesinde, mağlup edilmesi namümkün hale gelen bir ekip yaratmayı başardı ispanyollar. geçen yılki konfederasyon kupası’nda abd’ye kaybedene kadar 35 maç üst üste yenilmeme ve 15 maç ard arda kazanma başarısı kazandılar. barcelona ve onun temelini oluşturan xavi-iniesta-puyol-pique- busquets-pedro gibi oyuncuların yanında diğer bölgelerde de torres, villa, casillas, silva, xabi alonso,ramos şeklinde; çoğu kişiye göre mevkisinin en iyilerini yetiştirebilen bir ülkeden ve ulusal takımdan bahsediyoruz. bu noktada; busquets, pedro, mata, navasve j.martinez tarzında gençleri bu denli ciddi bir turnuvada kullanmalarını da es geçmemeliyiz. oynatarak geliştirebiliyor ve potansiyelini sergileme imkanı veriyorsunuz gençlere. ispanya’nın tüm bu başarıları yakalarken, kullandığı yöntem oldukça etkileyici.

finale kadar tüm maçlarını kazandı diğer finalist hollanda da. elemeler dahil bu istatistiğe. orada 8’de 8, dünya kupası’nda da finale dek 6’da 6 yaptılar. fakat tabi en önemli yerde mağlup oldular. onların çoğu futbolseverin gönlünde yeri başkadır her zaman. özellikle de yaşını başını almış futbolseverlerin takımıdır portakallar. 74-78 dünya kupaları’nda finalde kaybetmiş olmaları asıl sebep tabi. cruyff ve neeskens ikilisinin önderliğinde, dünya’ya yepyeni bir futbol anlayışı getimeleri bunun yanında total futbol kavramını lügatımıza sokmaları ise onların kalplerde taht kurma sebeplerinden diğerleri. mamafih, bugün eskisi gibi gelişmedi işler. cruyff’un total futbol oynayan hollanda’sı artık kaybetmekten usanmışcasına kontrollü bir futbol oynamaya çalışırken, karşısındaki ispanya ise günümüzün en baskın futbol takımıydı. üstelik, ispanya’nın bu futbol tarzını benimsemesi cruyff-barcelona-ispanya ulusal takımı ekseninde direkt olarak hollanda’lıların etkisiyle başlamıştı.

iki futbol ekolünün 2010’da finalde karşılaşması biz futbolseverler için bulunmaz bir nimetti elbette. johan cruyff’un sponsorluğunda gerçekleşen maç, her daim avrupa’nın önde gelen uluslarından olsa da hiç dünya kupası kazanamayan iki takımın mücadelesiydi bir bakıma.bu nedenle sert oynadı ikisi de. o en büyük kupaya ulaşabilmek ve bugüne kadar kazanan 7 takımın yanında bir 8’incisi olabilmek için savaştılar. uzatmada, 116’da maçın adamı iniesta söyledi tek sözü. ispanya tarihinde ilk defa dünya kupası kazandı. maçın sonunda yaşadıkları sevinç görülmeye değerdi. geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, sevilla’lı, antonio puerta’yı unutmayan sergio ramos, 10 üzerinden 10 aldı o hareket sonrası. kaybettikten sonra, kazananı alkışlayan hollanda’lılar da nasıl şık insanlar olduklarını kanıtlardılar gene.

işte böyle güzel bir turnuvayı geride bıraktık. bir ay boyunca çok güzel goller de izledik, ruh karartıcı maçlar da. hakem hatalarına da şahit oduk, son dakika gollerine de. asamoah gyan ve gana da geçti bu turnuvadan, lippi ve italya da. sonunda en iyi oyuncusu forlan, gol kralı ve en iyi genci thomas müller seçilen bu dünya kupası’nın da sonuna geldik. alışması zor olacak fakat, ‘bu da bitti be!’

anfield torres’le güzel

27 October 2009, Tuesday

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5’te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.