‘frank rijkaard’ olarak etiketlenmiş yazılar

elveda frank rijkaard

20 October 2010, Wednesday

bir dönem daha sona erdi buralarda.. frank rijkaard ve ekibi de harcandı.. aynı 2.5 senede bileti kesilen benim sayamadıklarım gibi.. bir devrim, bir değişim idi bu ülke futbolu için rijkaard ismi. kendimiz yiyip bitirdik bu adamı da yanındaki güzel insanlarla birlikte. yanacaksak ona yanalım.. çünkü bu adamlar eminim ki gidecekler, büyük kulüplerde büyük işlere imza atacaklar.. hakettikleri, fakat burada göremedikleri saygıyı ziyadesiyle görecekler..

en büyük suçu galatasaray yönetiminin, bütün iplerin futbolcularda olmasına göz yummaktı.. bu kulüpte isteyen topçu her şeyi yaptırabiliyor.. hangi hocanın başına, hangi topçunun sahada yanına gelmesini arzu ediyorsa, olması için elinden geleni yapıyor.. babasının çiftliği ya galatasaray! bizler de kanıyoruz buna elbette.. galatasaray topçusudur, emeği vardır diyoruz.. bizler taraftar olarak en fazla doğruyu görüp, gönül koyabiliriz de, yönetim ne diye hala göz yumuyor bu gerçeğe anlamış değilim.. sanırım artık isim de vermek sorun olmaz.. servet çetin.. iddia ediyorum, rijkaard’ın kuyusunu kazdı bu adam. sebeplerini bilemiyorum. belki onu kadroda düşünmediği, yeteneklerine inanmadığı için bir tepki koymuştur aklınca. belki de aşırı milliyetçidir.. gerçekten bir fikrim yok o konuda… ankaragücü maçının ardından servet’in ve sarp’ın basın toplantısı düzenlemesidir bu kulübün düşünmesi gereken.. kabul edin işte artık, yeniçeriler var içimizde. onların istedikleri oluyor hep..

bir de kendimce yapılması gerekenleri söyleyeyim. bir kere en başta bu kendisini galatasaray’dan büyük görenleri temizleyeceksin.. gel buraya, sen misin ulan her istediğini yapmak için maç satan, pas atmayan, yabancılara tavır koyan.. peki diyeceksin, kovuldun.. bir daha bu kulüpten içeri giremeyeceksin… bu tepki koyulmalı ilk başta. isterse takımın en yetenekli oyuncuları olsun bunlar, koymak zorundayız bu tepkiyi.. yoksa, gittikçe daha vahim bir hal alacak bu iş.. sonrasında adam gibi adamlar alacaksın takıma.. gerçekten profesyonel olabilmiş, saha içerisinde kendi kariyerini değil, takımının başarısını düşünen adamlar.. birbirinin kuyusunu kazmayanlar gelecek.. teknik adam ne oynatmak istiyorsa onu oynamaya çalışan.. ve tabiki, rijkaard’la olmadı ama en az onun kadar büyük bir hoca getireceksin başa.. yerli-yabancı hiç umurumda olmaz açıkça.. fakat vizyonu olan birisi olmalı.. işte o zaman değişebilir belki bir şeyler.. yoksa böyle 2.5 senede bilmem kaç hoca getir, götür ile olacak şey değil bu.. içerideki yapıyı değiştiremedikten sonra, hiç bir şey mümkün olmaz..

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

2’si bir arada; misi & insua …

01 September 2010, Wednesday

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3’lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

dışarda seyirci var mı?

27 August 2010, Friday

çok kötü hallerine şahit olmuştum galatasaray’ın. tromso’ler, hamburg’lar da görmüştüm. fakat dünkü oyuncu topluluğu kadar çapsızını hiç görmemiştim. hakan kadir balta o yavşaklığı yapmasa da, değişen hiç bir şey olmayacaktı aslında. 90 dakikanın tamamında, bırakın iyi futbol oynamayı, hiç bir şekilde futbol oynamadı adamlar. elleri, kolları bağlanmış gibiydiler. ki, son maçların tümünde böyle bunlar. sorun, bu topçuları adam yerine koyup destekleyen bizlerde…

hiç bir şekilde yok 4-3-3, yok kanatlar, orta saha muhabbetine girmeyeceğim yazıda. ali turan, mustafa sarp, hakan balta, servet çetin ile hangi sistemi oynayıp da kaliteli futbola ulaşacaksın allah aşkına. problem sırf bununla da kalmıyor. yani, maçın hemen ertesinde bu takımın asıl derdinin kalitesiz oyunculardan kurulu olması olduğunu düşünüyorsun lakin öyle değil. yönetim ve teknik heyet arasında kopma noktasına gelmiş artık bağlar. yöneticiler, herhangi bir şekilde tenezzül ederek, adam almıyorlar. rijkaard da, öyleyse alın size ayhan-barış-sarp üçü birarada restini çekiyor. futbolculardan bazıları, şu çok meşhur ayak kaydırma senaryolarını doğrularcasına, sahada ruh gibiler. işte böyle bir ortamda, x gelse, y gelse uçarız biz olmuyor malesef. aşılması gereken büyük sorunlar var kabul edelim… rijkaard ne demiş basın toplantısında; ”defansa oyuncu istedim, almadılar.” bire bir bunu söylemese de, bu minvalde açıklamalar yapmış. ee, bu noktaya gelmişken, hala ali turan ya da hakan balta’nın satışı mıdır, galatasaray’ı uçurumdan yuvarlayan? yahu, iyi anlamak gerekiyor. rijkaard, istediği hamlelerin yapılmadığını söylüyor işte. ondan önce de, para konusunda sıkıntıların olduğunu ima etmişti. nedir peki yönetimin yaptığı, iş midir? yıllardır aynısı olduğu gibi, suçu kendi üzerinden almaya çalışmaktır. hagi, skibbe ve bülent korkmaz da bu takımda görevden ayrılmışlardı. giden kelle hep hocaların oldu. sportif açıdan hiç başarı sağlayamayan bir başkan, üstelik istikrarlı bir yapıyı da oluşturamamışken, suçsuz değildir. bugüne kadar, her defasında adnan polat ve galatasaray’ı getirmeye çalıştığı nokta konusunda pozitif görüşlerim vardı. fakat, buradan bakınca, ipin ucu çoktan kaçmış gözüküyor.

şu dakikadan sonra, kıyamadığın parana kıyıp rijkaard’ı göndersen ne değişir. ya da transfer yapsan. bölük pörçük bir hale geldi kulüp, sonunda. faturayı kendilerine kesmedikleri sürece, hiç bir düzelme olacağına inanmıyorum. camiada, bu durumdan aklı selim bir adamın çıkıp, her şeyi kontrol altına alacağına da inanmıyorum. bu nedenle, çok karanlık günler bizi bekliyor olabilir. bundan daha kötüsü olamaz demeyelim hiç, çünkü her defasında bunu dedikçe, daha kötüsünü görüyoruz. şu gün, tüm sezonunu çöpe atan bir takımın taraftarı olarak, bu kara günlerde, renklere ve armaya daha fazla sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

kim gitsin tartışmaları yapılmaya başlanmıştır kesin bir çok mecrada. çoğunu takip etmeyeceğim için, onlarla ilgili bir derdim yok da, bu konuda bir fikrim var. rijkaard her ne olursa kalsın, gerekiyorsa tüm topçular gönderilip, yerlerine genç takımdan adamlar konulsun. yeter ki, şöyle güzel bir futbol adamını, böyle çirkin bir durumda gönderip tarihe geçmeyelim…

başlığın kaynağıyla, ayhan akman’la bitirelim yazıyı. ne desen boş tabi buna… dışarda seyirci var mı?

sezonun ilk maçında galatasaray!

15 August 2010, Sunday

rijkaard

galatasaray’ı, sırf dünkü sivas maçıyla değerlendirmek, daha en baştan yanlış yola girmek demektir. bu uzun bir hikaye. burada anlatacak zamanı bulamayacağım kadar uzun hem de. yönetimin başa geçmesinden itibaren okuyabileceğimiz bir hikaye. ve hatta, önceki yönetimler… uefa kupası’nı kazandıktan sonraki galatasaray’a kadar gider bu mevzu. nasıl olur da bir kaç yıl avrupa’da zirvede yer aldıktan sonra, çapını yitirebilir bir takım? şeklinde araştırmaya konu olur içerisinde yer aldığımız süreç.

tabi, ben bu yazıda o kadar gerilere gidemeyeceğim. adnan polat ve ekibinden başlayacağım işe. ilk geldiklerinde nasıl da bilinçli bir yönetim kurulu olduklarından bahsediyorduk. sportif başarının yanı sıra, mali tablo açısından, vizyon açısından ne kadar kısır bir döngüde yer aldığımız ayan beyan ortadayken, adnan polat, zzembille gökten indirilmişti adeta. yıllardır, taraftarın özlemini duyduğu başkan profili, onda vücut bulmuştu.

nitekim, istikrarlı bir sportif başarı yakalanamasa da, galatasaray kulübü kendisini o kısır döngüden sıyırmayı başarıyor gibiydi. – ki hala devam ediyor bana kalırsa bu kurtulma evresi. – bir sürü yenilik, endüstriyel futbola uygun şekilde atılan adımlar, riva arazisi mevzuu, seyrantepe projesi, gs bonus, gs mobile vs.. tüm bunların yanı sıra, kewell, baros, elano gibi değerli oyuncuların transferi. adnan polat, bir süre önce sonsuz kredisi varmışcasına rahat davranabiliyordu camiada. bi’ yerde de öyleydi aslında. son seçimlerde görüldüki, yaptıklarıyla ve yapacağı beklenen şeylerle, adnan başkan, tam desteği almıştı arkasına.

buraya kadar her şey iyi güzel de, bir yerde sıkıntı var arkadaş! tüm bu hengame arasında, hiç istikrarı yakalayamadı g.saray. gelen hocalar giden hocalar.. alınan yabancılar, gönderilemeyen yüksek ücretli topçular vs.. çok net, uzun müddet, iyi bir sportif yönetim gelmedi galatasaray’da. her daim, istikrarın da arkasında durmak için, çoğu taraftar gibi ben de yönetimi destekledim. hala da onların devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. fakat, kabul edelim ki, adnan polat ve ekibinin de onlarca yanlışı oldu. ha bir tek onların mı yanlışı var peki? tabiki hayır.. rijkaard gibi bir adamı henüz 2. yılının başında göndermek isteyen taraftarlar var. dikkat edelim. adamın henüz 2. yılının başındayız. neymiş efendim; ‘takımda hiçbir ilerleme göremiyormuş’. yahu allah aşkına, rijkaard için, yanlışları var de, yanlış oyun dizilişi de, istersen, motive edemiyor de ama ilerleme  yok falan deme bana. halı sahaya çağrılsa dayak yiyecek potansiyeli olan barış’la mı ilerleyecek bu adam, yoksa bitip de okeye dönen ayhan’la, servet’le mi?

bu durumda nerde kaldı istikrar? günlük başarıların hiç bir değeri olmadığını, futbolun sistemli ve bilinçli yönetildiği zaman verimli sonuçlar elde edilebilecek bir alan olduğunu kaç kez dile getirdi bu işin üstadları? çok açıkça, herkesin hatası olmuştur galatasaray’ın bugünkü rezil futbolunda. herkes de hesabını verir, gereken yerlere. fakat, kelle istemek bana her şeyi yıkıp, en baştan inşa etmeye çalışmak gibi geliyor. iddia ediyorum, frank rijkaard’a güvenilsin, yönetim tarafından gerekli sabrın gösterilmesinin dışında doğru oyuncu hamleleri de gelsin, bu takım bir kaç yıl içinde eski avrupa günlerine döner. fakat biliyorum ki, gereken bu sabrı gösterecek bir camia yok  ülkemizde..

frank rijkaard galatasaray’da!

05 June 2009, Friday

frank rijkaard

uzun bir teknik direktör macerasını rijkaard gibi üst düzey bir isimle noktaladı yönetim. muhtemelen fenerbahçe maçından sonra gelecek sezon için planlar kurmaya başlamışlardır. bu doğrultuda, bir çok isim çıktı medyada. bazılarıyla da ciddi ciddi görüşüldü. schuster, houllier, ramos ve le guen gibi önemli hocalar gündemdeydi. sezonu bir nevi erken kapatan, ileriye dönük hamleler yapmak isteyen bir takımın, yeni ve kariyerli bir hoca alma isteği gayet doğal bir süreçti. bu süreç içerisinde onlarca ismin medyada yer alması, yönetimin tüm bu seçeneklerden farklı olarak rijkaard’ı getirmesi, geçen sezon olduğu gibi sağ gösterip sol vurmak oluyor herhalde. basında çok sayıda isim çıkıyor, herkes bir isim atıyordu ortaya. fakat beklenmedik bir hamleyle, ismi hiç geçmemiş oyuncuları alıyordu yönetim geçen yıl da. yine aynı senaryo işledi ve ismi pek geçmeyen, geçse de çok üzerinde durulmayan büyük bir hoca geldi galatasaray’a.

bu gelişmeyi bir yönetim başarısı saymak pek yanlış bir düşünce olmayacaktır. hem kariyer-isim açısından hem de futbol tarzı yönünden tercih edilebilir bir hoca rijkaard. barcelona’da kazandığı başarılar, oynattığı güzel futbol ve yıldız mertebesine ulaştırdığı oyuncular düşünülürse, başarılı bir transfer olduğu görülebilir. çok fazla tanıtmaya yahut övmeye gerek yok aslında hocayı, kariyeri ortada. barcelona bugün efsane olabilecek bir takım oluşturduysa, bunda rijkaard’ın payı çok büyüktür. guardiola da veriyor zaten hollandalı’nın hakkını. böyle büyük bir hocanın türkiye’ye gelmesi sevindirici bir haber, her açıdan. yanında bir de neeskens’i getiriyormuş rijkaard. bir güzel haber de bu işte. avrupa’nın en iyi 2. adamlarından birisi geliyor daha ne olsun. artık gelecek için umutlu bakma vaktidir galatasaray’da. sözleşme 2 yıllık imzalanmış. umarım rijkaard’la beraber çok daha uzun bir süre avrupa’nın zirvesine oynayan, marka değerini geri kazanmış bir galatasaray izleriz.