‘galatasaray’ olarak etiketlenmiş yazılar

fatih terim

25 September 2013, Wednesday

kimi çok sevdiysek gitti. daha doğrusu gönderdiler.. nankör kulüp bizimkisi. efsanelerine sahip çıkarmış gibi her maç öncesi tören yapar ama ilk fırsatta kovar. sonrasında türlü türlü entrikalarla da haklı çıkarmaya çalışır kendini. yazacak çok şey, kızacak çok kişi var. ama gücüm yok şimdi.. yoruldum, üzüldüm. çok üzüldük.. kurumsallığınız batsın.

fatih terim bir hocanın ötesiydi bizim için. imparatordu işte. kulübeye bakınca bilirdik ki bizden biri var. düşünmezdik ötesini, berisini. fatih terim işini bilirdi çünkü. o adam ederdi.

hocam çok yanlış yaptılar sana. ısrarla giydiğin o gömlekteki logunun anlamını kavrayamadılar, bilemediler kenetlenmek ne demek. ama biz biliyoruz o isimleri, gün gelecek onlarla görülecek hesabın, hesabımız.

“sen ne kadar gitsende kalıyorsun bizimle, biz ne kadar kalsak da gidiyoruz seninle..”

galatasaray formaları 2012-13

21 July 2012, Saturday

taraftarlar her sene büyük bir heyecanla bekler yeni formalarını. bir an önce görmek için sabırsızlanır. önceden görme gayesi anlaşılabilir, fakat tanıtımdan önce formaların fotoğrafların sızması bana pek masumca gelmiyor. satışa çıkmadan korsanın tezgahlarda yer alması bi yana merak duygusuyla beraber, heyecan da azalıyor. ilk olarak futbolcular üzerinde görmeyi tercih ederim. bu seneki galatasaray formalarının ikisinin fotoğraflarını yaklaşık iki ay önce, diğerini ise lansmandan bir gün önce kötü bir fotoğraf ile görmüş olduk. geçtiğimiz yıl nike-gs iş birliğinde çok güzel bir lansman yapıldığından bahsetmiştik. bu sene ise tam tersi olarak oldukça amatör ve özensiz bir tanıtım ile karşımıza çıktılar. çok daha güzelini hak ediyordu bu formalar.

müthiş bir set var karşımızda. hep tekrarlama gereği hissediyorum; bu konudaki her yorum özneldir ve herkesi memnun edebilecek bir seçenek yoktur. ama taraftarın genelinin bu sene mutlu olduğunu söyleyebiliriz. ‘keşke böyle olsa’ diye hayıflandığımız, eleştirdiğimiz her ayrıntının giderildiği bir parçalı. renk tonlarıyla parçalı etkisi verilmiş kırmızı forma. ve beyaz dış saha forması. parçalı ve kırmızı formanın bize özel hazırladığını detaylara baktığımızda anlamak mümkün, beyaz ise nike’ın diğer takımlarda da kullandığı bir kalıp. tüm set üzerine benim getirebileceğim tek eleştiri; beyaz formadaki şeritlerin reklam nedeniyle kesilmesine olabilir. parçalı formanın arkasının tam olmamasına yapacağımız eleştrilerin adresi ise uefa. o konu için nike’a bi şey demek haksızlık olur. uefa’nın saçma bi kuralı gereği kusursuz olabilecek formamızdaki tek kusur sanırım.

kombinasyonların güzelliğinden bahsetmemek haksızlık olur. parçalı forma altında özlediğimiz  beyaz şort ve kırmızı konç kombinasyonu var. kırmızı forma ise siyah detaylar ile bir hayli farklı ve güzel.

lansmanda göremediğimiz nike ürünleri de gün yüzüne çıkıyor yavaş yavaş. onlar için ayrı bi yazı yazmak gerek. leziz ürünler bizi bekliyor.

son bir parantez de renkler için açmak isterim. merhum başkan canaydın döneminde tarihimizde tarif edilen renklerimize dönme adına bir düzenleme yapıldı ve formalarda kullanılan renkler değiştirildi. oldukça mantıklı bir hamle idi, zira eski formalarımıza baktığımızda birbirini tutmayan pek çok sarı ve kırmızı kullandığını görmek mümkün. fakat seçilen renklerin pek doğru olduğunu düşünmüyordum. kırmızıdan öte bordo vardı karşımızda. o dönemden bu yana değişiklikler sürdü. bu sene kullanılan renklerin ise en doğrusu ve güzeli olduğu kanısındayım. bu konuda nihai karar alınmasını ve artık tüm formalarımızda/ürünlerimizde bu renkleri görmeyi diliyorum.

yıllardır “şu şöyle olsa, bu böyle olsa” diyip şikayet ettiğimiz noktalar bu sene olmuş. bize teşekkür etmek düşer.

burak yılmaz

18 July 2012, Wednesday

burak şu ülkede en tuhaf kariyere sahip oyunculardan. inişli çıkışlı, ama çokça problemli bir kariyer. bunun elbette, gençliği sonucu yaptığı hatalarla ilgisi vardır. kişiliğiyle, düşünce yapısıyla falan… ama şunu inkar etmedim şahsen hiçbir zaman, burak çok iyi topçu. bu trabzon’dayken belli olan bir durum değil. beşiktaş’a antalya’dan geldiğinde de belliydi. ondan en üst noktada verim alan şenol güneş’e gitmeli burada alkışlar. yanlış hatırlamıyorsam, manisa’da da forvet oynatılmıştı burak. o dönemki manisa hocasını çıkaramıyorum şu an. ama şenol hoca’yla bir başka boyuta ulaştı burak yılmaz.

trabzonspor’a takasla ve çöp muamelesi görerek geldiğinde kimse tahmin edemezdi heralde bugünlerini. öyleki, trabzon’lu yöneticiler bile 5 milyon’a serbest kalır maddesini rahatlıkla eklemişler sözleşmeye.

bordo mavi formayı giymesiyle, çok büyüdü burak. yetenekleri doğrultusunda kullanıldı çünkü. sağ kanada hapsedilmedi. öncelikli avantajı budur. sonra, umut gibi ona çok uygun bir forvetle yan yanaydı. ve tabii, selçuk gibi muazzam bir pasörle. ki, selçuk diyince ayrı bir parantez de açmak gerekiyor sanırım. ikisinin 15 yaş altı milli takımdan bu yana birlikte olduklarını, çok iyi bir dostluk kurduklarını biliyoruz. mutlaka beraber oynamalarının burak’ın patlama yapmasında bu açıdan da katkısı olmuştur.

verdiği röportajlardan birisinde şenol güneş için; “her zaman benim yanımda olduğunu, bana destek olduğunu biliyorum. hata yaptığımda, çok kızsa da, bunun benim daha iyisini yapmam için verilmiş bir tepki olduğundan da eminim” diyor burak. mental olarak çok geliştirmiş onu hoca. o mesajı verebilmiş oyuncusuna. bunlardan sonra, burak gibi bir adamın sahada daha fazlasını hatta en fazlasını vermesi, gayet mümkün olabiliyor.

iki yıl içerisinde kendisi üzerinden şekillenen bir takımı, olabilecek en iyi şekilde temsil etti burak yılmaz. ancak bu şekilde istikrar sağlayabilirdi o inişli çıkışlı dediğimiz kariyerinde. bu noktada, trabzon’u bırakıp g.saray gibi nispeten daha zor yollardan geçeceği bir kulübü tercih etmesi, bence bir risktir. fakat, bu riski almasını da anlayışla karşılamak gerekir. orada verebileceği başka bir şey pek de kalmamıştı sanki.

riskli bir tercih yaptı dedik. çok kısa bir zaman diliminde takasta kullanılacak seviyeye düşmüşken, üzerine oyun sistemi kurulan bir futbolcu düzeyine yükselen burak, bu konuma nasıl geldiğini unutmaz ve çalışıp üzerine koymaya devam ederse, bu riski ortadan kaldırabilir. hâlâ ligin en seri, en bitirici yerli oyuncusu konumunda. gol yelpazesi de genişlik olarak diğerlerinin çok ötesinde. boyuna rağmen hava toplarında etkili olamaması en net eksisidir heralde. belki birkaç kusur daha bulabiliriz. fakat şu an artıları, eksilere oranla inanılmaz derecede yukarıda.

bu transferin galatasaray açısından da bi’ hayli önemli olduğunu söyleyebiliriz bence. ligin en golcü yerlisini alıyorsunuz. ciddi bir rakibinizden. hamit gibi, iki kat değerde bir iş bu da. 3 değil 6 puanlık maçlar vardır bazen. burak da o 6 puanlık maç işte. psikolojik olarak etkilenir rakip. hatta rakipler.

hülasa; arena’da geçen yıl izlediğim en iyi forvet, ama diğer takım formalarıyla izlerken hiç hazzetmediğim bir topçu. bu ikilemde, tekrar hoşgeldi diyelim. umarım başarılı olur. bir şeyleri değiştirebildiğini ispatlar hem bize hem diğerlerine.

kadıköy hatırası

20 May 2012, Sunday

kadıköy hatırası

karanlıklar içinden

13 May 2012, Sunday

şampiyon galatasaray - 2012

bunca pisliğe bulanmış futbol hakkında yazmak gelmiyordu içimizden. bu pislik düzenin ortasında, karanlıklar içinde kalkan kupadan bahsetmemek olmaz. çok güzel bir hikaye bu. unutulmayacak pek çok anı daha eklendi belleklere.

şampiyon galatasaray!

galatasaray formaları 2011-12

18 July 2011, Monday

subjektif değerlendirilen konularda yazmayı pek sevmesem de konu forma olunca fikirlerimi dile getirmek istiyorum. zira ortada beni oldukça heycanlandıran -bi o kadar da sevindiren- galatasaray, nike iş birliği var. oldukça öznel bir yorum olacak ama bu konuda yapılan her yorumun öyle olduğunu düşünüyorum. birimizin sevmediğini başka birimiz çok sevebiliyor.

net olarak söylemem gerekir ki; gereksiz süslemelerden ve standart kalıplardan uzak formalar gözüme hep daha güzel gelmiştir. bu bağlamda; adidas, puma, lotto, kappa gibi firmaların tasarımlarını beğenmeyen bir forma sever olarak favorilerim nike ve umbro.  eski sponsorumuz adidas’ın bize hazırladığı özensiz, kalitesiz formaları da düşününce, nike ile anlaşma haberi benim için güzel bir haber olmuştu. en kötüsü; üç bant zorunluluğundan kurtulacaktık.

öncelikle lansmandan başlamak isterim. daha önceki senelerde bu konuda veryansın ediyordum. ne mutlu ki; kulübümün güzel bir lansman ile formalarını sunduğunu görmüş oldum. ülkemizde yapılan en güzel tanıtım kampanyasıydı, ruhderki projesi. öncesinde her yere asılan reklam afişleri ve hazırlanan websitesi ile yaratılan merak duygusu, bu konuda oldukça değerli bir buzz yarattı. aynı başarı, şimdi yürütülen kampanya ile devam ediyor. özel olarak çekilen fotoğraflar, afiş tasarımları nike’ın kendine has kalitesinde, çok başarılı.

galatasaray formaları | 2011-12

formalara gelecek olursak; birazcık hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. zira demin de bahsettiğim gibi nike ile beklentilerim bir hayli büyümüştü. yine de “rezalet, berbat” gibi abartılı yorumlara katılmıyorum. evet belki beklediğimiz kadar iyi değil ama öyle yorumları hakedecek kadar kötü de değil. herkesin beğendiği bir forma çıkması zor belki de imkansız. o yüzden eleştiri her zaman olacaktır, yapanı da anlayışla karşılamak lazım fakat bazı yorumlarda kötü niyet seziyorum. bahsettiğimizin galatasaray formasını olduğunu unutmamak lazım.

güzellikler var; renklerimizin sarı-bordo olmaması, farklı yakalar, yıllar sonra sarı formaya kavuşmamız, yukarıda da dediğim gibi adidas’ın üç bantından kurtulmamız.. rahatsız eden şeyler de var pek tabi. parçalı formanın arkasının düz, yakasının tek renk olması ve reklamlar için iki renk kullanılması. siyah formada sarı-kırmızının yan yana gelmemesi. sarı formada reklamların kırmızı olmaması.. bu gibi detayları görünce üzülüyor insan. yine de bu birliktelikte güzel şeyler göreceğimize inanıyorum ben.

çok tartışılan ‘elit takım’, ‘katalog forma’ gibi kavramlar üzerine sanırım eklenecek bir şey yok. yetişmediği için böyle olduğu söyleniyor. öyle olduğunu umuyorum ben de. doğrusunu önümüzdeki sene göreceğiz..

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

“sizden biraz daha saygı istiyorum”

19 February 2011, Saturday

gheorghe hagi

şimdi açık konuşalım, bir galatasaray’lı için hagi bir yanadır, diğerleri bir yana. yaşımız sebebiyle metin oktay’ları, ali sami yen’leri, gündüz kılıç’ları ya da coşkun özarı’ları bilemiyoruz pek. bu nedenle, burada dünya gözüyle gördüğümüz en iyi adam hagi’dir. yalnızca futbolcu bazında da değil bu değerlendirme. futbol ile alakalı ne görev varsa işte. hocası, başkanı, şusu busu.. hagi benim için ve bir çok galatasaray’lı için gelmiş geçmiş en büyük, en güzel futbol figürüdür. onun karizmasının da 3-5 kaybedilen maçla çizilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. giga, sert mizacı gereği taraftara küfretse de, gene karakteristik yapısından dolayı bazı konularda haddinden fazla inatçı davransa da, ona duyulan saygı azalmaz.

bugün galatasaray’ın içerisinde bulunduğu kötü durumun bugüne kadarki çoğu teknik adamın kabiliyetiyle bir ilgisi olmadığı gibi hagi’nin sorumluluklarıyla da alakası yok. çok daha kapsamlı bir mevzu. burada, ayrımını yapmak gerekiyor ama şu an bahsetmek istediğim de o değil aslında. hagi’nin 3. kez bu camianın kapısından içeri girdiği dönemin şartlarını ele almak lazım. rijkaard gönderildiği zaman, içi tamamen boşaltılmış, değerleri, duruş şekli yamultulmuş bir camia olmaya doğru hızla ilerliyorduk. henüz durmadı bu ilerleme tabii de, o teknik direktörsüz dönemde; hikmet karaman’ın falan adının geçtiği süreçte, kimse bu yükün altına girmek istemezken, hagi geldi. herkes elini taşın altına sokma zahmetinden kaçarken, hagi elini feda etmek uğruna, bir kez daha geldi. bu noktada, hagi’nin teknik adamlığını küçümseyip, galatasaray’ı kendisi için bir vitrin  ve deneme tahtası olarak gördüğünü söyleyenleri kaale almayınız. hatta, galatasaray taraftarıysa bunlar, galatasaray’lılıklarını sorgulayınız.. hülasası, hagi bir kez daha “hagiliğini” yapıp, çok zor bir ortamda gelmiştir galatasaray’a. bunu ciddi bir kriter olarak değerlendirmek elzemdir. kötü gidişattan ayrı tutmak gerekir onu. sağ beke koyduğu adam, orta sahada tercih ettiği diziliş falan.. çok daha sonra konuşulması gereken detaylar.

bu adama da sabır gösteremeyeceksek, kapatalım bu kulübü diyorum ben daha kısaca. ne bekleniyor şu durumda, çok merak ediyorum. birisi elinde sihirli değnekle gelecek ve her şeyi tersine mi döndürecek? hayır. avrupanın en elit futbolcularını getirip, yeni bir yapıya mı bürünülecek? ona da, hayır. e, peki ne diye sabretmeyi düşünmüyoruz biz, arkadaş? hagi’nin teknik adamlığının eleştirilmesi hadi bi nebze, makul görülebilir her şeye rağmen diyelim. ya, ona komisyoncu muamelesi yapanlar!.. bu konuya girmeyeyim en iyisi hiç, yoksa kalaylamaya başlayacağım bunları.

bugün isyan etti giga bunlara. dedi ki: “ gazeteler, kulübü milyonlarca avro zarar ettirdiğimi yazıyorlar. ikinci gün ise ‘en ekonomik hoca’ diye yazıldı. bu oyuna son vermenizi rica ediyorum. çünkü ben galatasaray’da sadece oyuncu olarak değil, hoca olarak da güzel günler yaşadığımı düşünüyorum. güzel başarılar elde ettiğimi düşünüyorum. galatasaray’daki kredinin bana açık olması gerektiğini düşünüyorum. öyle bir hakkım var diye düşünüyorum. faturanın zarar olarak değil, artı olduğunu düşünüyorum. devre arasında yaptığımız şeyler de galatasaray’a artı getirmiştir. “

şu sözleri söyleyen hagi. işi bu noktaya getirenlere selam olsun. ki, baştan belliydi aslında bu boyutlara ulaşılacağı. başımızdaki adamlar bu denli kabiliyetsizken, hagi’yi bile yedirmeye kalkacakları çok netti. sadece, sürecin işlemesini bekledik galiba.

sonunda da, can alıcı lafı etmiş hagi. iş burada başlıyor, burada bitiyor zaten.

sizden biraz daha fazla saygı istiyorum. “

“büyük resmimiz pırıl pırıl”

31 January 2011, Monday
bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandır, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor…
o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor.

bloga en ufak bir şey yazmıyorsam uzun zamandan bu yana, bilin ki suçlusu bu galatasaray’dır. ne oluyor, nereye gidiliyor… o kadar karmaşık bir hal aldı ki kulüp, insan futboldan soğuyor. yazası gelmiyor. son yaşanan türk telekom arena-rte-adnan polat-toki olaylarından sonra iyice kaybettim hevesimi. gene de bir durum değerlendirmesi yapmak istiyorum.

öncelik çok sayın başkanımz adnan polat’ın olsun. bugün, takımın genel portreye bakıldığında, iyi durumda olduğunu söylüyor polat. “büyük resmimiz pırıl pırıl” diyor. yoo, şaka da yapmıyor; gayet ciddi. yönetim kurulu başkanı olduğu kulübün futbol takımının sıralamada nerede olduğundan, bizzat kendisinin verdiği sözlerin hiç birisinin yerine getirilmemiş halde durduğundan, belki de tarih boyunca galatasaray’ı siyasete ve siyasilere karşı yalnız bırakan tek yönetici olduğundan, ayrıca; camiaya açık ara en mutsuz ve umutsuz günlerini yaşattığından bi’ haber sayın başkan! bilmiyor ki vadesi doldu. sildi onu hem taraftar hem de yetkili merciler. son tutunuşları. başarılı olacağına dair hiç bir inancım yok. o gidene dek takıma dair de herhangi bir şekilde beklenti içerisine girmiyorum.

şu açılış skandalına aslında hiç girme niyetim yok. korktuğumdan yahut gereksiz gördüğümden değil, yanlış anlaşılmasın. mide bulantımı artırmak istemiyorum. gene de şunu söyleyebilirim; kendisini, partisini, kurumunu; bu taraftardan ve galatasaray’dan büyük gören, gücünü milletten aldığını iddia etmesine rağmen ilk fırsatta o milleti sırtından vurma potansiyeli olan, oturduğu koltuğu tapulu malı zanneden mahlukatlar; bu yaptıklarınızın hesabı bir bir sorulur sizden! bizzat o 300-500 kişi sandığınız galatasaray’lılar tarafından hem de. rahat olmayın, endişelenin. çünkü o günü, sonrasını ve yaptıklarınız-yaptırdıklarınızı hiç unutmayacağız.

böylesi öfke dolu bir paragraftan sonra, biraz saha içerisine dahil olalım. hani, beklentim yok adnan polat ve fedaileri terk edene kadar diyorum ama, bunun anlamı tabii ki takımla ilgilenmeyeceğim yahut destek vermeyeceğim değil. elden ne geliyorsa artık.. bir kere hagi’ye ve oynatmaya çalıştığı futbola karşı bir tavrım olmadığını söyleyeyim. adım hıdır, elimden gelen budur diye bağırıyor kadro. dolayısıyla, hagi’nin her maç sonu konuşmasına “eldeki şartlar gereği” şeklinde başlaması bile düşünülebilir ve kabul görür. çok net, vasat kadromuz var. bunun sorumlusu futbol şubesini yönetenlerdir. teknik adamları, camianın değerlerini bir bir harcayanlardır. 1.5 senede sonuca gidemediği gerekçesiyle; yollamayacağız denildiği halde yollanan rijkaard değildir sorumlu. herkesin takıma enkaz gözüyle baktığı ortamda, kimsenin sorumluluk almaya cesaret edemediği zamanda çıkıp gelen hagi de değildir. bunu kafamıza sokmamız gerekiyor her şeyden önce. rijkaard tu kaka, hagi bla bla demekle olmuyor. somut veriler olmalı. şu adamın şu özelliği vardı, şöyle iyiydi böyle iyiydi fakat rijkaard yaralanamadı, hagi kullanamıyor diyebilmek lazım. denmiyor tabii. çünkü süreç bu yönde ilerlemedi. adnan’larla gelindi bu noktaya. bir doğru yaptılarsa, üç yanlışı peş peşe sıraladılar malesef. onlarca örnekle desteklenebilir bu yergi. de neyse işte. geçti bor’un pazarı…

dayan galatasaray!

04 January 2011, Tuesday

colin kazım richards’ın topçuluğunu beğenirim. hatırlamıyorum ama, blogda da daha önce bahsetmiş olabilirim. fiziğinin futbolculuğa oldukça elverişli olduğunu düşünüyorum. bilekleri de ortalamanın üzerinde sayılır. milli takıma seçildiği ve çok eleştirildiği dönemlerde içten içe “çocuğa biraz ayıp ediyorlaar aslında” diyordum. ne biliyim, fenerbahçe’deyken öyle bi’ sempatik geliyordu. ben nereden tahmin edeyim bizim sivri zekalıların transfer edeceğini!

bu transfer elbette tepki çekti. twitter’da, forumlarda falan saydırıyor millet. fenerbahçe’liler de haliyle eğleniyorlar. “bilicacimboma” şeklinde makara bile başlatıldı. tabii, bu tepkilerin yalnızca kazım transferine olmadığı çok net ortada. bu tepki, kulübü çocuk oyuncağı haline getirenlere. istediği gibi davranıp, kendi çıkarları için istediği adamları seçenlere. kulübün vizyonunu daraltanlara.

yahu birisi bana izah etsin, “bonservissiz yerli oyuncu” diye bir transfer politikası olabilir mi? böyle bir düşünce nasıl bir aklın ürünü lan? gökhan zan, serdar özkan, kazım kazım… daha ne kadar küçüleceksiniz. korkuyorum, yarın bir gün aziz yıldırım işe uyanıp bilica’yı serbest bırakacak da, bizimkiler havada kapacak diye. beklenir bunlardan. para yok, böyle olması gerekiyor veya şartlar gereği bu kadarı yapılıyor bahanelerini kabul etmiyorum ben asla, onu baştan söyliyim. o zaman adama derler, madem para  yok nerden aldınız bu yabancıları, ne verdiniz bunlara..

adnan polat iyiydi hoşdu ama sezgin’i koruyarak, onun istifa mektuplarını reddedip sonuna kadar arkasında duruyorum diyerek kendisini tüketti. bundan sonra bir şansı daha asla haketmiyor. aslında, sorun takımın ligde bulunduğu yerde değil. sorun, galatasaray’ın orta sınıf hatta ortanın da altında bir yerde yer alan bir takım haline getirilmesi. küçük düşürülmesi. herhangi bir takımı yönetir gibi yönetiyorlar kulübü. beceremiyorsan git arkadaşım. daha fazla saçmalamadan git işte. tabii, bu ülkede gitmesi gerekirken koltuğunu bırakıp giden adam olmuş mudur? orası da ayrı mevzu. .

nihayetinde, bu yöneticilerle devam ettiğimiz sürece bir yere varamayacağımız belli. tek diyebileceğim, bunların gideceği güne kadar sabretmek. beklemek. galatasaray sevgisinden bir şey azalmayacağı da belli tabii.

özlenen tablo

05 December 2010, Sunday

an itibariyle ingiltere premier league puan tablosu. özlediğimiz, beklediğimiz tablodur.

  1. arsenal
  2. manchester u.
  3. chelsea

tamam kabul ediyorum, arsenal yalnızca 1 puan ilerisinde manu’nun ve 1 maç da fazlası var. gene de onları zirvede görmek çok mutlu ediyor beni. pek zannetmesem de sezon sonu bu sıralamanın aynı vaziyette şekillenmesini temenni ediyorum. ingiltere’de arsenal!

özlenen demişken, bir önceki postta da belirttim. bundesliga’da dortmund’cuyum. onlar da lider. aman nazar değmesin. italya’da roma’lıyız. onların ne yaptığı belli değil. ispanya’da sevilla. onlar da bir öyle bir böyle. fransa’da öyle sevdiğim bir takım yoktur ama bu yıl lille şampiyon olsun isterim. rusya’da cska moskova. iş, işten geçti orada da. ve tabi malum, ilk önce galatasaray. en çok üzenin o olması da ne tesadüf..

neticede bu yıl bi dortmund’dan hayır var bize. belki arsenal ve roma da bir şeyler yapabilir. onun dışında totti, mario gomez ve nasri gol kralı olsun, yeter.. oynarsa baros tabii.

süper lig: devre arası yaklaşırken

05 December 2010, Sunday

besiktas-bursa

süper ligde işler karışmaya devam ediyor. trabzon hariç, tüm takımlar belli dönemlerde çıkışa geçti belli dönemlerde ise bocaladı. neticede en istikrarlı takım olarak dikkat çeken trabzonspor bugün ligin zirvesinde yer alıyor, hakettiği gibi.

bu hafta, beşiktaş – bursa maçı bazı şeylerin değişmesi adına çok kritikti bence. yukarıdaki trabzon-kayseri-bursa üçlüsü şu son iki haftaya kadar çok iyi gittiler. galatasaray-fener-beşiktaş triosuna karşı çok iyi maçlar çıkarttılar. trabzon üç istanbul takımını da yendi evinde. kayseri; beşiktaş-fener’i yendi galatasaray’a yenilmedi. bursa da ali sami yen’de kazanmıştı. fener’le de berabere kalmıştı. bugün inönü’de mağlup oldular ve serinin bozulduğunu gördük. aslında kayserispor’un puan kayıplarıyla başladı üst taraf ile orta tarafın birbirine yaklaşma süreci. bu haftalarda fenerbahçe üst üste galibiyetler aldı alex’le birlikte ve basamakları tekrar tırmanmaya başladı. beşiktaş da derbiden galip geldikten sonra içeride bursa’yı zor da olsa geçerek,  bir silkiniş yaşamış gibi. gene, en zor pozisyondaki takım bizim galatasaray. bu hafta kasımpaşa’dan alınan puanlar biraz rahatlatmış olsa bile, önde bir çok takımın yer alması, ilk iki veya üç için umutların sönmesine neden oluyor.

trabzon bu ligin başından beri en sağlam takımı aslına bakacak olursak. kadrosunu oynayacağı futbol düzenine göre kurmuş durumda şenol hoca. zaten onun yeniden takımın başında olması, büyük şans trabzon şehri için. kimin ne görev yaptığı, kimden neler beklendiği belli. herkes en iyisini vermeye çalışıyor ve en önemlisi şehirle birlikte takım, iyiden iyiye inanmış durumda şampiyon olacaklarına. tabii, ilk yarıyı zirvede kapatmak yetmeyecektir. eksikleri neyse tespit etmeli ve devre arasında kapatmalılar. yoksa, fenerbahçe arkadan gelip yetişebilir onlara. alex gibi bir oyuncu varken, hiç imkansız değil böyle bir durum. son 5 haftanın 5’inde de gol attı alex. formda olmanın suyunu çıkarttı artık. her hafta skora direk etki edebilir mi bir oyuncu?  alex ediyor. büyük topçu vesselam. fenerbahçe’nin sıkıntı yaşadığı bir noka var yalnız, onu da belirtmek lazım. skoru çabuk yakaladıklarında oyunu tutma anlamında çok yetersizler. bu akşamki karabük maçında daha net gördük bunu. iyi oynadıkları bir ilk yarının ardından ikinci yarı çok etkisiz kaldılar. stoch, niang gibi çabuk oyuncuları bu kısımlarda daha efektif kullanmalıydı takım. burada, aykut kocaman’ın da devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

beşiktaş 27 puan yaptı bursa galibiyetiyle. aralarında 4 puan kaldı. trabzon’la 9 puan var tabii. onların da 7 günde 3 galibiyet aldıklarını belirtelim. geçen pazar galatasaray’ı yendiler. ardından perşembe cska galibiyeti ve bugün öğlen bursa’dan alınan 3 puan. toparlanmak adına şahane bir dönem diyebiliriz. schuster’in yoğun bir rotasyon uyguladığını ve sürekli oyuncuları-mevkilerini değiştirdiğini düşünürsek, bu maçlarda bu durumun minimum seviyeye indiğini de söyleyebiliriz aslında. ersan gülüm her geçen gün daha iyiye gidiyor. mutlaka almalı beşiktaş bonservisini. ali kuçik, bulgaristan’da sonradan girmişti. bugün ilk 11’deydi. necip şans bulmaya devam ediyor. aurelio oturmuş gözüküyor. hilbert, guti falan iyi hoş ama quaresma’nın sakatlık süreci beşiktaş için çözülmedikçe her zaman “sıkıntı” olabilir bence.

galatasaray için işler bu haftalık yolunda gitti diyebiliriz. yılmaz hocanın kasımpaşa’sını bu halde yakalamışken bir de bizimkiler nasiplendiler. maç 0-3 bitti ama herhalde 0-8 de bitebilirdi. bu galibiyetin bir takım aldanmalara yol açmaması da gerekiyor tabi. her şey güllük gülistanlık değil takımda. hala orta alanda büyük problemler var. “golcü” ihtiyacımız iyice ortaya çıktı. savunmada gökhan-servet rotasyonu görmek tatmin etmiyor malesef. vs. uzar gider bu liste. diyebileceğim bir şey kalmadı. bekleyip görmekten başka yapılacak bir şey de yok..