‘galatasaray’ olarak etiketlenmiş yazılar

ve elano da gider

30 November 2010, Tuesday

elano blumer

galatasaray ligin 10. sırasında bugün. uzun zamandır yaşamadığı kadar zor günler yaşıyor. kulüp karışık. kimin ne olacağı bellli değil. devre gelmeden hoca değişmiş.  en iyi topçular sakatlık belasıyla boğuşuyor. yönetim kendi kendini bitirmiş vaziyette. neresinden tutarsan elinde kalıyor yani.

bu takımın bu halleri kabul edilemez kolay kolay. adamdan hesap isterler. neden buralara düştük diye yakasına yapışırlar.. ya da bilemiyorum, ben kendimi kandırıyorum. artık hiç böyle bir durum yok. kimsenin çıkıp bunlara “noluyo arkadaş” demeye gücü yok. en kötüsü de bu ya.

bu gidiş yönetici efendileri de rahatsız etmiş olsa gerek, sonunda bir şeyler yapma ihtiyacı hissettiler. ne yaptılar dersiniz. hayır, tabii ki gitmediler gene. ve gene; daha önce olduğu gibi suç bir futbolcuya kaldı. elano gönderildi. zaten o suç bugüne kadar hep topçuya, hocaya, ona buna kalmıştı. alıştık.

lan hadi futbolculara kesilsin ceza. yeniden inşaa edicez takımı de. binbeşyüzüncü kere olduğu gibi çıkıp böyle söyle. ama sarp, barış ayhan, ali falan dururken gidip de elano’ya yol verme yahu. yapma bunu. ya da o gidecekse, öbürleri niye duruyor? elano’yu almışsın bilmem kaç milyona. şimdi 3’e satıyorsun ve bir de alacaklarından vazgeçti, galatasaray’ın kurtardığı para şu kadar falan diye hikaye okuyorsun. daha da komik oluyor böyle inanın. madem öyle gönderin o zaman mustafa sarp’ı da şu dakika. nasılsa bedavaya gelmişti. zarar da etmeyiz. di mi ama?…

biz taraftarız neticede. para mevzuları bizi bağlamamalı diye düşünüyorum. fakat bu kısa vadede hareket etmemizi istediğim anlamına gelmiyor elbette. sorun elano-misimovic’i gönderip, devre arasında onların yerine yıldız adam getirmekle çözülmeyecek. bunu çok daha önce görmeleri gerekiyordu zaten. fakat korkarım, öyle yapacaklar. gene 5-6 milyona yabancı alınacak. yerli oyuncular bedavalar arasından seçilecek. hocanın fikri sorulmayacak. birbirinden alakasız, sahadaki sistemle herhangi bir bağı olmayanlar tercih edilecek vs…

yönetemediğini kabul etmek ne zor işmiş böyle. gün gibi ortada durum ama bir türlü, değişmiyorlar. onlardan iyi kim gelebilir ki? durumunu çoktan geçtik zaten de, liseli-anti liseli mevzularına yeniden gireceğiz, asıl konulardan gene uzak kalacağız diye de korkuyorum açıkçası. daha önce de yazmıştım. ben olayın liseli-alaylı ayrımında falan değilim. yönetimin doğru kişilerden seçilmesini temenni ediyorum sadece.

netice; galatasaray altından kalkılması zor bir durumda. birileri diyet ödedi elbette. rijkaard, misimovic ve elano. ben daha da hiç bir şey demiyorum!

yabancı-yerli transfer dengesizliği

28 November 2010, Sunday

zvejdan misimovic 7 milyon avro
loric cana 4.5 milyon avro
juan pablo pino 3 milyon avro

emiliano insua ve harry kewell da sezon başında anlaşma sağlanan diğer iki isim.

bir de yerlilere bakarsak;

mehmet batdal bedelsiz
serdar özkan bedelsiz
ali turan bedelsiz
çağlar birinci 1.5 milyon avro + oyuncu takası

sen yabancı konusunda bu kadar bonkör olabiliyorsun ve kötü denmeyecek oyuncuları getiriyorsun. -kaldı ki, bu isimleri yönetimin alması da büyük bir saçmalık. orada hoca dururken adnan sezgin ve yöneticiler ne diye transfer yapıyorsa artık?- neyse, bu kadar yüksek bütçeli bir yabancı transfer işine giriyorken, yerli oyuncu konusunda bu kadar düz bir mantık yürütülemez yahu. nerede bonservisi elinde adam varsa, oraya yönelen bir transfer politikası. üstelik bu yabancı-yerli dengesizliği bu sezona mahsus değil. daha önce de elano-lincoln getirirken, yanına mustafa sarp, barış falan koydu bunlar. e, sıkıntı var burada işte!

yolun sonu geldi

28 November 2010, Sunday

polat-sezgin

bir maç sonra ali sami yen’e veda edecek galatasaray takımı. 10. sırada ve -4 averajda. daha ne diyebilirsin ki? ne yapabilirsin yani? son derbiye çıkmışsın. hem 2010 yılının, hem de koca ali samiyen stadının son derbisi. sonuç, oynanan top, gelinen nokta her şey ortada işte. büyük bir hayal kırıklığı. sahadaki topçular dökülüyorlar. 60. dakikadan sonra pilleri bitmiş. elbette rezil bir durum. fakat sadece orada başlayıp, orada bitmiyor bu iş. sahanın dışı da var. hem de öyle bir saha dışı var ki bizim galatasaray’da, evlere şenlik.

bugün bu haldeyse galatasaray, kimse kusura bakmasın ama yönetim kurulu en büyük suçludur. hatayı hep başkasında arayan, her başarısızlıkta pası hocaya ve topçulara atan bir anlayış, asla o başarısız ortamdan sıyrılıp, başarıya ulaşan yolda yürüyemez.

4 yıl içerisinde 7 hoca değişmiş galatasaray’da. 24 tane de yabancı oyuncu gelip gitmiş.bir kere 3. ve bir kere de 5. olunmuş. ortada net bir başarısızlık var takımın tarihine bakınca. bir tek yönetim kurulu devam etmiş burada. hep hoca suçlu. hep topçularda kabahat. işin aslı öyle değil tabi. bu istikrarsız yapının mimarı başkan ve yöneticilerdir. bana kimse çıkıp da, ama stat yaptırdılar, ama profesyonelleşmeye gittiler bla bla demesin. o stada gidiyorsun da, 10. sırada senin takımın. ne anladım ben bu işten?

bir doğru yaptıysa, 5 yanlışla sildi o doğrularını yönetim. rijkaard’ı getirdiler. çok doğru bir seçimdi. rijkaard’ın geldiği andan gittiği ana dek bırakın 5’i, 25 tane yanlışı var yönetimin ve başkanın. zaten kendisini de ele verdi polat. işlerin kötü gittiği bir dönemde çıkıp hocamızın arkasındayız, yeni sözleşme yapmak istiyoruz dedikten bir süre sonra, hoca takımdan gönderildi. rijkaard konusuyla da sınırlı değil bu adamların beceriksizliği. skibbe, bülent korkmaz tercihi, adnan sezgin vs.. bir dolu hataları var.

futbol takımının içerisine bu kadar karışmak istemelerini de anlayamıyorum ben. sanırım hepsi, bu işten en çok kendilerinin anladığını düşünüyorlardı. veya parayı veren kişiler olarak, son sözü söyleme hakkı görüyorlardı kendilerinde. bu mantığın hakim olduğu bir ortamda başarının gelmesi mümkün değil zaten. adnan polat o takımın başına adnan sezgin’i getirerek, yetkilerini en yüksekte tutarak, istifa ettiği zaman kabul etmeyerek ve onun imzası benim imzamdır diyerek bitirdi en çok kendisini. sezgin’le bu işin olmayacağı çok önceden belliydi. olmadı da. fakat nasıl işse bu; adnan segin hala ve hala bu takımda yetkili.

sahadaki ruhsuzluğa da değinmek gerekiyor. tamam orada bulunan vasıfsızlardan onları bu takıma getirenler sorumlu. fakat, bu kadar ruhsuz bir takımın ortaya çıkmasında yalnızca yeteneksiz oyuncuların kabahati yok. bu işin rijkaard’la veya skibbe’yle ilgili olmadığını da gördük. çünkü, hagi geleli bir kaç maç olmuşken, aynı kimya bozukluğu devam ediyor. sorun o hocalarda değil, o ortama hakim olmak isteyen fakat aslında işi; o ortamın sağlıklı şekilde idare edilmesi için gereken huzuru sağlamak olan yöneticilerde. elbette teknik adamların tercih hataları veya benzer şekilde ufak yanlışları olmuştur. gene de içinde bulunduğumuz durumun, bu teknik adamların yanlışlarıyla oluştuğunu iddia etmek, ahmaklık olacaktır.

hagi’yi taparcasına seviyorum. ne yaparsa yapsın, gene sevmeye devam edeceğim. çünkü biliyorum ki, onun galatasaray’a hiç bir yanlışı olmamıştır.her daim bu takım için iyisini istemiştir giga. çok iyi bir teknik adam olamadığının da farkındayım ben. şu kötü tabloyu düzeltecek adam olmadığını da biliyorum. iyi de kendisi teklif etmedi ya geri gelmeyi. gittin, zor durumdayız, ancak senden yardım isteyebiliriz dedin ve o da kabul edip geldi. bu kadar basit.

taraftarın hagi’ye sonsuz desteğini hissettirmesi çok güzel. suçun yönetimde olduğunun idrak edilmesi geç olsa da iyi. sahada hakkını vermeyene tepki gösterip, hakedene de sonuna kadar destek çıkması alkışa değer. ben kendimce, berbat tablonun sorumluları diye bir liste yapsam, 4- teknik adamlar 3- taraftar 2-futbolcular 1- yönetim diye sıralama yapardım. herkesin payı var elbette. fakat en çok payı olanın değişmesi gerekirken, sadece o en çok payı olanın değişmemiş olması, sinir diyor beni ne yalan söyliyeyim.

şu gün istifa edip gitse yöneticiler, yerlerine kimin geleceği ve onların nasıl yöneticilik yapacağı da belli değil. tam bir kaos ortamı, anlayacağınız. bilgim olmasa da, tahminim birilerinin hazırlanmaya başladığı yönünde. sanki, planlama yapmaya başlanıldı gibi geliyor. hiç planı olmayan bu yönetimden iyidir tabi. liseli, alaylı, liseci, anti-liseci falan umurumda değil. şu takımın başına, adam gibi kişiler gelsin. futboldan anlayan değil, futbolu yönetmekten anlayan. yapması gerektiği işi bilen. gerçek anlamda galatasaray’ın menfaatlerini ön planda tutan. koca camiadan şu niteliklerde kişiler çıkartamıyorsak da, vay halimize.

kadıköy’de derbi berabere

24 October 2010, Sunday

bu akşam sahada kazanan bir taraf yoktu.. oysa tribünlerde vardı.. deplasman tarafındaki galatasaray’lılar bugüne kadarki en iyi performanslardan birini çıkarttılar. hepsine tek tek tebrikler öncelikle.. bu işin sahadaki futbolla ne kadar orantılı olduğu da anlaşılmıştır sanırım.. takımı 4 yemiş bir deplasman taraftarı topluluğundan iyi bir performans beklenemez zaten.

sahaya inmek gerekirse, gene sonda bahsetmemiz gereken şeyden başta bahsedelim.. pino’nun vurduğu o topu içeride görmek, taraftarın galatasaray’a dair hayal ettiği en özel anlardan birisidir.. kadıköy’de 10 yıl sonra, 90. dakikada atılan şık bir golle fenerbahçe’yi yenmek.. off.. olabilecek en güzel şeylerden birisidir.. olmadı tabi. beraberlik bu kez alınsa da o topu o kalelere sokamama bahtsızlığı devam etti. galiba o top benim kadıköy deplasmanına gitmememi yadırgadı, içeri girmek istemedi.. böyle bir anı orada yaşamayı tercih ederim elbette.. bir hayır vardır belki de bu işte..

maç başlamadan oluşan atmosfer aslında fenerbahçe’nin çok aleyhineydi.. tüm şartların fenerbahçe lehine geliştiği ortamda, rehaveti ve baskıyı engelleyemediler.. bu baskıyı kırmak için hem yönetim hem de aykut kocaman uğraştı fakat genel hava değişmedi.. hemen her fenerbahçe’li farklı kazanacaklarını düşünüyordu.. hatta 7-8 atacaklarını ciddi ciddi düşünenler vardı.. bu kötü bir durum tabi. böylesine bir güven mutlaka baskı yaratıyor..

erken gol gelmeyince, galatasaray da iyiden iyiye ileride oyun kurmaya başlayınca; fenerbahçe bocalamaya başladı.. kalabalık orta sahasıyla üstünlüğü ele alan taraf sarı kırmızıydı.. burada hemen eklemek isterim; mustafa sarp hiç bir surette galatasaray formasını giyemez.. asla.. aynı şekilde şu formuyla hakan kadir balta da.. neyse oyuna dönmek gerekirse, yalnızca topuz ve emre ile orta alanı kontrol edeceğini düşünen aykut büyük bir hata yapmıştı.. kanatlardaki stoch dia ikilisinin şahane şekilde kontol edilip, oyundan düşürüldüğü ortamda, orta alanda da hakimiyet kuramayan fenerbahçe ilk yarıda çok sönük bir görüntü çizdi.. galatasaray oluşan havadan çok iyi faydalandı.. oldukça rahattı topçular.. kaybedecekleri bir şey yokmuşcasına serinkanlılardı.. sabotaj muhabbeti gündeme geldi tabi hemen.. vallahi topçular rijkaard’ı sabote etmiş olabilir gerçekten de bu maçın bir kanıt olduğunu asla düşünmüyorum.. hocayı değiştiren her takım yaşar bu süreci.. manisa’da da sabotaj vardı o zaman.. ya da hocasını değiştirdikten sonra çıkışa geçen herhengi bir takımda.. bu sabotaj işi çok daha kapsamlı.. ve daha köklü değişimler gerekiyor.. şu an için eşelememek gerekir bence.. ileride tek tek hesap sorulur yalnız..

hagi’nin oynatacağı futbol için bir takım ipuçları sundu bu maç aynı zamanda.. orta alanı kontrolü altına almak isteyen bir takım izleyeceğiz öncelikle.. geride oynayan oyuncuların daha çok değil de daha aklıcı pas yapmaları gerekiyor.. ileride de çift forvet olacağını düşünenler falan vardıysa, unutsunlar. zaten günümüz futbolunda 4-4-2’nin değeri kalmamıştır.. elinizde baros gibi bir adam varken mutlaka ondan maksimum verim alabileceğiniz bir sistem oluşturmalısınız.. bir diğer yenilik elano olacak gibi.. cılızlığı tamamen geçmiş değil fakat en azından istekliydi.. tam hazır bir elano bu ligde galatasaray’ı sırtında taşır aslında.. misimovic’i bile kesebilir..

neticede; arda, baros ve kewell’ın oynamadığı bir maçta feenerbahçe’ye karşı daha iyi oynadı galatasaray.. uzun bir zaman sonra hem de..

fenerbahçe yönünden bakınca, beşiktaş ve trabzon’dan sonra galatasaray’ı da yenemeyerek, büyük maçlar hususunda eskisi gibi olmadıklarını gösterdiler.. tabi eminim ki tüm fenerbahçe’liler büyük maçları kazanıp şampiyonluğu kaybettikeri sezonlardansa, büyük maçları kazanamayıp şampiyonluğa ulaştıkları sezonları tercih ederler.. bir sonraki hafta bursa’ya gidiyor fener.. dia sakatlandı, uzun süre olmayacak deniyor.. lugano da cezalı.. bu büyük bir handikap olacaktır.. en önemli transferlerden bir tanesi olduğunu düşündüğüm yobo ile birlikte, fenerbahçe için çok önemli topçu lugano.. bilica’ya kalırlarsa işleri yaş..

lig uzun maraton klasik laf tabi.. gel gör ki, doğru da.. galip gelemedi bugün galatasaray fakat, onun bunun ağzını kapatmak güzel oldu en azından. maçtan önce her tv kanalında aşağılayıcı şekilde eleştirilen takım, kadıköy’de kök söktürdü.. devam etmeli bu oyun.. comandante’ye verilmeli, rijkaard’a verilmeyenler..

elveda frank rijkaard

20 October 2010, Wednesday

bir dönem daha sona erdi buralarda.. frank rijkaard ve ekibi de harcandı.. aynı 2.5 senede bileti kesilen benim sayamadıklarım gibi.. bir devrim, bir değişim idi bu ülke futbolu için rijkaard ismi. kendimiz yiyip bitirdik bu adamı da yanındaki güzel insanlarla birlikte. yanacaksak ona yanalım.. çünkü bu adamlar eminim ki gidecekler, büyük kulüplerde büyük işlere imza atacaklar.. hakettikleri, fakat burada göremedikleri saygıyı ziyadesiyle görecekler..

en büyük suçu galatasaray yönetiminin, bütün iplerin futbolcularda olmasına göz yummaktı.. bu kulüpte isteyen topçu her şeyi yaptırabiliyor.. hangi hocanın başına, hangi topçunun sahada yanına gelmesini arzu ediyorsa, olması için elinden geleni yapıyor.. babasının çiftliği ya galatasaray! bizler de kanıyoruz buna elbette.. galatasaray topçusudur, emeği vardır diyoruz.. bizler taraftar olarak en fazla doğruyu görüp, gönül koyabiliriz de, yönetim ne diye hala göz yumuyor bu gerçeğe anlamış değilim.. sanırım artık isim de vermek sorun olmaz.. servet çetin.. iddia ediyorum, rijkaard’ın kuyusunu kazdı bu adam. sebeplerini bilemiyorum. belki onu kadroda düşünmediği, yeteneklerine inanmadığı için bir tepki koymuştur aklınca. belki de aşırı milliyetçidir.. gerçekten bir fikrim yok o konuda… ankaragücü maçının ardından servet’in ve sarp’ın basın toplantısı düzenlemesidir bu kulübün düşünmesi gereken.. kabul edin işte artık, yeniçeriler var içimizde. onların istedikleri oluyor hep..

bir de kendimce yapılması gerekenleri söyleyeyim. bir kere en başta bu kendisini galatasaray’dan büyük görenleri temizleyeceksin.. gel buraya, sen misin ulan her istediğini yapmak için maç satan, pas atmayan, yabancılara tavır koyan.. peki diyeceksin, kovuldun.. bir daha bu kulüpten içeri giremeyeceksin… bu tepki koyulmalı ilk başta. isterse takımın en yetenekli oyuncuları olsun bunlar, koymak zorundayız bu tepkiyi.. yoksa, gittikçe daha vahim bir hal alacak bu iş.. sonrasında adam gibi adamlar alacaksın takıma.. gerçekten profesyonel olabilmiş, saha içerisinde kendi kariyerini değil, takımının başarısını düşünen adamlar.. birbirinin kuyusunu kazmayanlar gelecek.. teknik adam ne oynatmak istiyorsa onu oynamaya çalışan.. ve tabiki, rijkaard’la olmadı ama en az onun kadar büyük bir hoca getireceksin başa.. yerli-yabancı hiç umurumda olmaz açıkça.. fakat vizyonu olan birisi olmalı.. işte o zaman değişebilir belki bir şeyler.. yoksa böyle 2.5 senede bilmem kaç hoca getir, götür ile olacak şey değil bu.. içerideki yapıyı değiştiremedikten sonra, hiç bir şey mümkün olmaz..

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

ibrahim selen

08 September 2010, Wednesday

adana demirspor’dan geldi galatasaray’a ibrahim. bildiğim kadarıyla demirspor’a da hakettiği yetiştirme parasını kazandırarak ayrıldı adana’dan. buna rağmen, demirspor taraftarı ve yönetimi arasında bir münakaşaya yol açtı onun gidişi.. sanırım taraftarların ibrahim’e dair büyük beklentileri vardı.. bir anda başka bir kulübe satıldığını öğrenince bir tepki verdiler.. gayet normaldir. hiç kimse, yetiştirdiği, kendi topçusunu bu kadar kısa dürede başka bir formaya transfer olmuş şekilde görmek istemez.. bu durum arda’nn ilk yılından sonra, liverpool’a transfer olması gibi bir şey bence.. neticede ibrahim selen artık florya’da devam edecek futbol yaşantısına.. yalnızca 93 doğumlu ibrahim.. izleme fırsatım olmadı henüz.. takip edenlerin anlattığı, onun çok özel bir futbol yeteneği olduğu yönünde. türk futbolunun sayılı forvetlerinden bir tanesi olacağını öngörenler dahi var etrafta.. öyle ya, bu kadar genç bir oyuncuyu belli bir bedel ödeyip almaz kolay kolay her kulüp.. alt yapıya böylesi yatırımlarda bulunması dahilinde, tebriklerimizi de sunmalıyız yöneticilere.. ve tabi tugay’la,  birlikte çalıştığı ekibine..

şimdilik futbolculuğunu ve meziyetlerini anlatan yazıları alıntılamak istemiyorum.. fotoğraf da yok.. zaten bulunamıyor pek fotoğrafları… bu tutum, biraz da “sütten ağzı yanıp, yoğurdu üfleyerek yeme” mevzusuyla ilişkileniyor.. nice büyük topçu olacağı söylenen, potansiyelin gözüne gözüne vurmuş çocuklar, hiç a takım yüzü görmeden söndü gitti.. henüz yolun çok başındaki bu çocuğa da elbet destek vermek lazımdır.. fakat bir anda çok farklı bir mertebeye çıkartmak, ona zarar vermek anlamında gelebilir.. adı dursun bir kenarda. zamanı gelince hakettiği değeri veririz ziyadesiyle..

2’si bir arada; misi & insua …

01 September 2010, Wednesday

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3’lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

hazırlık maçı; geoplin slovan 47-76 galatasaray

31 August 2010, Tuesday

basketbol şubesi, yeni sezon hazırlıkları kapsamında italya’da bulunuyor. bu yıl çok farklı bir yapıya bürüneceğine inandığım takım, yaklaşık bir haftadır orada sürdürüyor çalışmaları. doğal olarak da, bol bol hazırlık maçları yapacaklar. dün ilk maça çıkmışlar bile. önce oyuncuların maç istatistiklerini verelim;

joshua ian shipp (26’, 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı)
melih mahmutoğlu (18’, 6 sayı)
göksenin köksal (21’, 2 ribaund, 5 asist, 2 top çalma, 5 top kaybı)
caner topaloğlu (22’, 8 sayı, 1 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı)
taylor rochestie (27’, 10 sayı, 3 ribaund, 6 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
ermal kurtoğlu (24’, 10 sayı, 4 ribaund, 2 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı)
radoslav rancik (29’, 21 sayı, 5 ribaund, 1 asist, 2 top çalma, 2 top kaybı)
haluk yıldırım (17’, 3 top çalma, 1 blok, 1 top kaybı)
sertaç şanlı (12’, 4 sayı, 4 ribaund, 1 blok)

performanslara bakınca ilk dikkat çeken durum, oyuncuların aldığı süreler. görünen o ki, koç, oldukça eşit dağıtmaya çalışmış süreleri. ve herkesin, kendisini gösterme şansı geçmiş eline. bu güzel bir olay tabi. öne çıkan isimler, sık sık olduğu gibi en başta rancik. 21 sayısını görüyoruz.. taylor’ın 6 asist ve 2 top çalması var.. shipp 17 sayı 7 ribaund. gene ermal de iyi rakamlar yapmış. tabi ki, çok zayıf bir rakiple oynanan hazırlık karşılaşmasının rakamlarından sağlıklı veriler elde etmek mümkün olmaz. en azından maçı izleyebilseydik güzel olurdu. gene de, bu kadronun ilk maçı olması hasebiyle ve oktay mahmuti koçluğunda galatasaray’ın gayrıresmi olsa da kazandığı ilk maç olmasından dolayı, paylaşma ihtiyacı duydum.

bir not; takım 2. hazırlık karşılaşmasını bu akşam 18.00’de slovenya temsilcisi kk helios ile oynayacak.

eskişehirspor – galatasaray: 1 – 3

30 August 2010, Monday

galatasaray

eskişehir deplasmanına giderken, açık konuşmak gerekirse hiç umudum yoktu. iki sezondur fener’le birlikte yenemediğimiz tek takım eskişehir. avrupa’dan, daha uzun kollu formaları giyemeden elenmiş, ligde siftah yapamamışız vs.. böyle bir maç öncesi, oyuncu topluluğunun da hiç bir güven sağlayamaması sonucu, beklentiye giremiyor insan haliyle.

maç kadrosu açıklandığında, forvet pozisyonunda yalnızca milan baros’un isminin yazıyor olması sinir bozucuydu. ligin 3. haftasına gelinmiş, yedek forvetiniz bir talihsizlik sonucu uzun süre sahalardan uzak kalacak ve işe bakın, kadroda ikinci bir forvet oyuncunuz yok. aslında kadronun geneline bakınca, arda-baros ve elano dışında da hücumcu yoktu diyebiliriz. aydın ve emre çolak’ı ayrı bir yerde tutarsak.. maç başladığında bu sezon hemen hiç görmediğimiz şekilde, şans bizden yanaydı. ivesa’nın da katkıları yadsınamaz tabi. bu pozisyonda benim aklıma hemen beşiktaş maçında ekrem dağ’dan yedikleri gol geldi. o maçta da son dakikada doğa ve ivesa saçmalamış, eskişehir mağlup olmuştu.. neyse, bu şans golü çok kritikti. çünkü, maç öncesinde oluşan havanın olumsuzluğu, mutlaka galatasaray’lı oyunculara yansımıştır ve onların rakipten daha kötü olduklarına inanmaları hiç iyi olmaz elbette. bu yüzden erken gelen gol, biraz rahatlattı g.saray’ı. sonrasında bilindik bir tablo; öne geçtiği maçın kontrolünü alamayan bir takım. ilk yarının sonlarına doğru eskişehir’in attığı gole kadar, o yumuşak savunmaya karşı 2. golü de bulmalıydı galatasaray.. yenilen golde ufuk’un şüphesiz ki tecrübesizlik ve maç eksikliğinden kaynaklanan ciddi bir hatası var. fakat, 8 yıllık kaşar bir aykut’un ya da leo franco’nun bizi yakmasındansa, tecrübe kazandığında büyük kaleci olacağına inandığım ufuk’un saçmalamasını tercih ederim. sanırım, taraftarın büyük kısmı bu yönde düşünüyor. uzun zamandır hiç bir kalecimizin bu kadar kredisi olmamıştı..

maçın 2. yarısında, ilk yarıdan da istekli bir galatasaray vardı sahada. orta alan zaafiyeti bu maç pek yaşanmadı. zira, eskişehirspor da o bölgede üstünlüğü alabilecek bir görüntü çizmedi. burada bir şey eklemek isterim. barış özbek, dün akşam çok iyiydi. onu belki de en çok eleştirenlerden birisi benim. futbolculuğuna hiç inanmam. takımda yer almasına da karşıyımdır. fakat, eskişehir karşısındaki mücadelesini ayakta alkışlıyorum. herkesten çok çalıştı. beynini kullanma sorunu devam etse de, sorumluluktan hiç kaçmadı ve takımdaki bir çok gereksizden en azından mücadele anlamında daha yukarı bir seviyede olduğunu kanıtladı. iyi bir kadro yapısı içerisinde, kenardan katkı verebilir, dünkü mücadelesi, bu hakkı sağlar ona bence..

galatasaray’ın attığı 2. gole dikkat edince, mustafa sarp’a sol arka taraftan gelen derin bir pas, sonrasında mustafa’dan da dikine bir oyun ve arda turan’ın gene kaleci hatasıyla birlikte dokunduğu topu görüyoruz. bitiriş de eski dost volkan yaman’dan geldi, kendi kalesine. bu gol şeklini uzun süredir izleyememiştik bu takımdan. orta sahanın ortasından yahut kanatlardan, çok zor tek pas yapabiliyorlardı. çabuk ve kısa pasın nasıl oyunu değiştirdiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım.. 2. golü atmak yetmeyecekti g.saray için. bundan önce acı tecrübeler yaşanmıştı hali hazırda. bu yüzden, gardı düşen eskişehir’e mutlak surette bir gol daha atmak lazımdı. o başarıyı da gösterdi takım. servet çetin’in 3. gol için ceza sahasında beklemesi önemli. hiç olmadığı kadar, arzuladı bu maç topçular galibiyeti. çok da ihtiyaç vardı, şüphesiz..

bu sonuç hemen paçaları sıvamak için geçerli bir sebep değil tabi. daha dereyi görmüş de değiliz. yalnız, bataklığın dibine inmemek, yukarıya çıkabilmek adına çok mühim bir nokta oldu. ileride değeri anlaşılır muhtemelen. şimdiden kestirmek güç olsa da, içerisinde bulunduğumuz tüm bu bozuk düzene rağmen; kim bilir, bir dönüm noktası olabilir eskişehir galibiyeti..

dışarda seyirci var mı?

27 August 2010, Friday

çok kötü hallerine şahit olmuştum galatasaray’ın. tromso’ler, hamburg’lar da görmüştüm. fakat dünkü oyuncu topluluğu kadar çapsızını hiç görmemiştim. hakan kadir balta o yavşaklığı yapmasa da, değişen hiç bir şey olmayacaktı aslında. 90 dakikanın tamamında, bırakın iyi futbol oynamayı, hiç bir şekilde futbol oynamadı adamlar. elleri, kolları bağlanmış gibiydiler. ki, son maçların tümünde böyle bunlar. sorun, bu topçuları adam yerine koyup destekleyen bizlerde…

hiç bir şekilde yok 4-3-3, yok kanatlar, orta saha muhabbetine girmeyeceğim yazıda. ali turan, mustafa sarp, hakan balta, servet çetin ile hangi sistemi oynayıp da kaliteli futbola ulaşacaksın allah aşkına. problem sırf bununla da kalmıyor. yani, maçın hemen ertesinde bu takımın asıl derdinin kalitesiz oyunculardan kurulu olması olduğunu düşünüyorsun lakin öyle değil. yönetim ve teknik heyet arasında kopma noktasına gelmiş artık bağlar. yöneticiler, herhangi bir şekilde tenezzül ederek, adam almıyorlar. rijkaard da, öyleyse alın size ayhan-barış-sarp üçü birarada restini çekiyor. futbolculardan bazıları, şu çok meşhur ayak kaydırma senaryolarını doğrularcasına, sahada ruh gibiler. işte böyle bir ortamda, x gelse, y gelse uçarız biz olmuyor malesef. aşılması gereken büyük sorunlar var kabul edelim… rijkaard ne demiş basın toplantısında; ”defansa oyuncu istedim, almadılar.” bire bir bunu söylemese de, bu minvalde açıklamalar yapmış. ee, bu noktaya gelmişken, hala ali turan ya da hakan balta’nın satışı mıdır, galatasaray’ı uçurumdan yuvarlayan? yahu, iyi anlamak gerekiyor. rijkaard, istediği hamlelerin yapılmadığını söylüyor işte. ondan önce de, para konusunda sıkıntıların olduğunu ima etmişti. nedir peki yönetimin yaptığı, iş midir? yıllardır aynısı olduğu gibi, suçu kendi üzerinden almaya çalışmaktır. hagi, skibbe ve bülent korkmaz da bu takımda görevden ayrılmışlardı. giden kelle hep hocaların oldu. sportif açıdan hiç başarı sağlayamayan bir başkan, üstelik istikrarlı bir yapıyı da oluşturamamışken, suçsuz değildir. bugüne kadar, her defasında adnan polat ve galatasaray’ı getirmeye çalıştığı nokta konusunda pozitif görüşlerim vardı. fakat, buradan bakınca, ipin ucu çoktan kaçmış gözüküyor.

şu dakikadan sonra, kıyamadığın parana kıyıp rijkaard’ı göndersen ne değişir. ya da transfer yapsan. bölük pörçük bir hale geldi kulüp, sonunda. faturayı kendilerine kesmedikleri sürece, hiç bir düzelme olacağına inanmıyorum. camiada, bu durumdan aklı selim bir adamın çıkıp, her şeyi kontrol altına alacağına da inanmıyorum. bu nedenle, çok karanlık günler bizi bekliyor olabilir. bundan daha kötüsü olamaz demeyelim hiç, çünkü her defasında bunu dedikçe, daha kötüsünü görüyoruz. şu gün, tüm sezonunu çöpe atan bir takımın taraftarı olarak, bu kara günlerde, renklere ve armaya daha fazla sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

kim gitsin tartışmaları yapılmaya başlanmıştır kesin bir çok mecrada. çoğunu takip etmeyeceğim için, onlarla ilgili bir derdim yok da, bu konuda bir fikrim var. rijkaard her ne olursa kalsın, gerekiyorsa tüm topçular gönderilip, yerlerine genç takımdan adamlar konulsun. yeter ki, şöyle güzel bir futbol adamını, böyle çirkin bir durumda gönderip tarihe geçmeyelim…

başlığın kaynağıyla, ayhan akman’la bitirelim yazıyı. ne desen boş tabi buna… dışarda seyirci var mı?

avrupa’ya çıkarken

25 August 2010, Wednesday

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0’ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0’lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11’de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.