‘ispanya’ olarak etiketlenmiş yazılar

euro 2012 elemeleri, cuma maçları

05 September 2010, Sunday

euro 2012

avrupa şampiyonası elemelerinde, ilk maçlar geride kaldı. biz astana’dan 3’leyerek döndük. goller arda, hamit ve nihat’tan geldi.. ilk 2 golü peş peşe bulduk. ilginçtir, her ikisi de duran toptan geldi. bu mevzuda kendimizi geliştirmemiz gerektiği ortadaydı. ileride de sıkça kullanabilirsek duran topları, ciddi avantaj sağlarız.. tabi duran topu savunma konusundaki sıkıntımız devam ediyor. kazak’lar iyi çalışmışlar. etkili ortalar yaptılar. tehlike yaratmayı başardılar.. zaten sahada tek tehlike yarattıkları an duran top kullandıkları andı..

bizim takım böyle haftalarda sıkıntı yaşar ekseriyetle. bir hafta sonu maçı, arkasından da bir hafta içi maçı.. mutlaka bir tanesinde puan kaybediyoruz. bundan mütevellit, belçika’yı küçümsememek lazım. dünya kupası elemelerinde de görmüştük zaten bunu. yanılmıyorsam 2 maçta da mağlup edememiştik.. hemen hemen aynı kadro çıkacaktır sahaya. onur kalede. geri dörtlü sabri-servet-ömer-hakan, onların önünde aurelio-emre-arda-hamit-nihat ve tuncay.. bu kadroya geriden, sercan, halil, nuri, özer, kazım vb. oyuncularla destek verilebilir. volkan şen, necip, mevlüt de ilerleyen maçlarda mutlaka kullanılacaktır.. umarım uzun süredir problem çektiğimiz üst üste 2 maç alma konusunda bu defa başarılı oluruz..

cuma akşamı bizim maç haricinde de eleme maçları oynandı tabi. bizim grupta almanya klose’nin attığı golle, deplasmanda yendi belçika’yı.. b grubunda rusya andorra’ya 2 attı. onlar adına zor olmayacaktır.. c’de, italya estonya’ya maç veriyordu neredeyse. geriye düşmüşlerdi fakat sonradan toparladılar ve 2-1 aldılar maçı.. prandelli zor da olsa, galibiyetle başlamış oldu böylece.. aynı grupta sırbistan da var. faroe’ye 3 attılar. pek sevinmemişlerdir herhalde.. grup d’de misimovic’li bosna var.lüksemburg’u 3-0 ile geçtiler. misimovic 1 asist yaptı. 90 dakika sahada kaldı ve hazır bir görüntü verdi. ibricic de bir gol attı.. d’nin sürprizi fransa idi. blanc’ın takımı evinde belarus’a mağlup oldu. kaos devam ediyor fransa’da.. kısa vadede başarı hayal gibi duruyor onlar adına.. e’de hollanda 5 attı. fakat az attılar dersek, yanlış olmaz herhalde. rakipleri san marino idi çünkü. herkes sürprize imza atabilir de bu san marino atamaz. senelerdir averaj takımı. hiç bir gelişme yok adamlarda. anlayabilmiş değilim.. hollanda’nın yarışacağı  isveç, macar’ları 2-0’la geçti..

f grubunda yunanistan rakibi deyim yerindeyse boğduğu maçta, 1 puana razı oldu. hırvatistan ve israil 3’er golle kazandılar. pool’dan chelsea’ye geçen benayoun hat-trick yaptı.. g’de ingiltere bulgaristan’ı 4’ledi. orada da defoe’den 3 gol geldi.. yeni forma yapmışlar. yeni bir imaj arayışındalar galiba. dünya kupası’nı unutmak istiyorlar.. walcott da güzel çocuk tabi. seviyoruz… gecenin en etkileyici maçı belki de grup h’deydi. portekiz, güney kıbrıs’ı ağırladı. quaresma da forma giydi. maçın skoru 4-4. ismiyle müsemma derler ya, hakikaten öyle. dört dörtlük bir maç. tarihe geçer.. i grubunda da ispanya 4-0 kazandı. torres 2, villa 2. son dünya ve avrupa şampiyonunu durdurmak pek mümkün gözükmüyor şu aşamada..

2. tur öncesi genel görünüm

03 September 2010, Friday

blok

şampiyonada ilk tur geride kaldı. evimizde oynamanın avantajını çok iyi kullandık ve 5/5 yaparak c grubunu lider bitirdik. bizim gibi, tüm maçlarını kazanan iki takım daha var. birleşik devletler ve litvanya.. bizi özetlemek için bir istatistik vermek gerekiyor sanırım. turnuvada 3 sayılık atışlarda zirvede yer alıyorken, serbest atış yüzdesinde son sırada bulunuyoruz.. bu yüzden ‘fransa yea, nolcak; rahat geçeriz bunları’ havası oluşursa, çok açık söyliyim indirirler havamızı.. evet, şu ana kadar güzel basketbol oynadık. 5/5’i de hakettik. fakat bundan sonrası, hata kabul etmeyen ve performansınızın artması gereken bir yer.. konsantrasyon çok önemli..

a grubu:

1. sırbistan, 2. arjantin, 3. avustralya, 4. angola

b grubu:

1. birleşik devletler, 2. slovenya, 3. brezilya, 4. hırvatistan

c grubu:

1.türkiye, 2. rusya, 3. yunanistan, 4. çin

d grubu:

1. litvanya, 2. ispanya, 3. yeni zelanda, 4. fransa

yunanistan, beklendiği gibi rusya maçında yatınca, grubu 3. sırada bitirdi. fakat beklemedikleri yerden vuruldular. yeni zelanda, fransa’yı 12 sayı farkla geçince, ispanyol’lar bir anda 2. sıraya yükseldi ve yunanistan deyim yerindeyse artık onların kucağında. kaçmak için yattılar, rusya maçında; artık ilahi adalet mi ne derseniz deyin, yakalandılar. basketbolun ruhu adına çok şık oldu.. bundan sonraki maçlar istanbul’da oynanacak. cumartesi başlıyor. biz pazar akşamı oynuyoruz.

eşleşmeler de şu şekilde oluştu; sırbistan – hırvatistan,  ispanya – yunanistan,  slovenya – avustralya,  türkiye – fransa,  birleşik devletler – angola,  rusya – yeni zelanda,  litvanya – çin, arjantin – brezilya..

fransa’yı elersek, çeyrekte karşımıza slovenya – avustralya galibi geliyor. velev ki, oradan geleni de paketledik. bu defa da isp-yun-srb-hrv dörtlüsünden bir tanesi geliyor. birleşik devletler ile finale kadar karşılaşmıyoruz. ispanya en erken yarı finalde geliyor.. o yetenek var oyuncularımızda. inancımızı da yansıtırsak, neden olmasın?..

ulusal maçlar haftası

03 September 2010, Friday

türkiye - euro2008

bu hafta lig maçları oynanmıyor. milli maç haftası. 2010 avrupa şampiyonası elemeleri, bu hafta oynanacak maçlarla başlıyor. biz, grubu kazakistan maçıyla açıyoruz. astana stadı’ndayız bu akşam. aynı zamanda bu maç, hiddink’in ilk resmi maçı olması sebebiyle, farklı bir anlam da taşıyor. iyi başlamak önemlidir her daim. umuyorum, güzel bir oyun ve skorla galip geliriz. şu futbol ortamında, küçümsenecek rakip kalmadığını bilmek gerekiyor. baştan, işi ciddiye almalıyız..

tv’deki maçlara bakalm;

19.00 kazakistan – türkiye / trt-1

21.45 belçika – almanya / tv8

22.00 ingiltere – bulgaristan / ntvspor

tabi türk televizyonlarında pek takip etme olanağımız olmasa da, zevkli geçmesi beklenen maçlar oynanacak.. büyük takımlar, nispeten kolay maçlar oynuyor gözükse de, dediğim gibi her skor çıkabilir her maçtan artık.. fransa, belarus’u ağırlayacak. bilindiği gibi, dünya kupası kadrosuna ağır cezlar gelmişti. blanc ile birlikte yeni bir döneme adım attı onlar da.. italya, estonya’ya gidiyor. orada da prandelli ile yeni bir süreç başladı.. isveç – macaristan var e grubunda. zor maç olacaktır. macar futbolunun ciddi bir atak yaptığını söyleyebilirim son zamanlarda.. hollanda san marino’ya gidiyor. sürpriz burada olmaz gibi. yıllardır, böyle takımlardan çift haneli mağlubiyetler alıyor san marino.. ingiltere, bulgaristan’ı konuk ediyor. capello hala takımın başında. dk sonrası büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. toparlanmak adına, maça asılacaklardır.. quaresma’lı, ronaldo’suz portekiz’in rakibi güney kıbrıs. türkiye’de merak edilen maçlardan birisi de bu. bakalım, q7 neler yapacak? ve ispanya, liechtenstein deplasmanında. son dünya ve avrupa şampiyonu elemelere bu ufak avrupa ülkesinde başlıyor.. yahu, bu ispanyol’lar elemelerde hep son gruplara mı düşüyor, bana mı öyle geliyor yoksa?..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02 September 2010, Thursday

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

dünya şampiyonası’na genel bakış

30 August 2010, Monday

ersan ilyasova

dünya şampiyonası, bugün itibariyle 3. gününe girmiş durumda. ilk iki maçlar geride bırakıldı. seyirci anlamında istanbul ve izmir’in tebriği, ankara’nın soru işaretini hak ettiğini düşünüyorum. fakat, neredeyse hiç bir yıldızın gelmediği ve yetkililerin yeteri kadar parlatamadığı bir turnuvada, tek suç seyircinin olamaz elbette..

bizim milliler, fil dişi sahili ile başladı şampiyonaya. oldukça zayıf bir rakip tabi. galip gelme konusunda bir sıkıntımız olamazdı. neticede, farklı bir skorla ayrıldık parkeden; 86-47. karşımızda sırf atletizmden ilham alan ve bu fiziksellikten başka öne çıkan bir farklılığı olmayan bir takım vardı. semih’e vurdukları bir kaç blok ve maçın sonunda yaptıkları alley-oop dışında, bir işlerini göremedik. hani derler ya, iyi bir antreman oldu diye, işte o hesaptı bu maç da bizim için, güzel bir antreman oldu. moral kazanmak ve galip gelme içgüdüsünü oluşturmak adına iyi oldu.

kısa oyuncularımızın oyuna hükmettiğini ve ortaya koyduğumuz basketbolda başrol oynadıklarını söyleyebiliriz. tunçeri, ömer ve sinan tempoyu ve oyunu hep kontrol ettiler. hidayet, skor anlamında biraz geride kaldı. varsın, şutları girmesin diyorum ben. takıma verdiği katkıdan memnunum açıkçası. ersan da gene, oyunun her alanında efektif olmaya devam etti. pota altında da post oyununda ciddi farklar vardı iki takım arasında. oğuz, semih ve ömer aşık ile yeteri kadar sayı bulduk. sezonu boş geçiren gönlüm, beklenenden daha hazır geldi. koç’un onu 3 numaraya alıp, dört uzunlu bir diziliş denemesi oldu bir ara. böylesi, fantazilere girmeye hiç gerek yok. hele, turnuva başlamışken aman diyelim tanjevic!

2. maç rusya ile oynandı. sonradan izleme fırsatım oldu bu karşılaşmayı. kerem’in 3 oynadığı uzun rotasyonu bu kez daha erken devreye soktu koç. hızlı hücumlardan ve hidayet’ten istenen verim alınamayınca döndü sanırım bu düzene. gene de tuhaf geliyor bana bu iş.. rus maçının ilk yarısındaki en olumlu sinyal müdafa taradından geldi. özellikle sinan bu noktada alkışı hakediyor. aldığı sürenin, çok üzerinde bir basketbol oynuyor sinan, helal olsun.. içeride de fırsat vermedik ve skoru kontrol altına aldık devre bittiğinde. 2. yarı rus’lar daha hızlı oynamaya ve savunmamızı delmeye başladılar. farkı indirmeyi de başardılar. fakat hem o ana dek suskun kalan hido, hem de aşağıda ömer aşık devreye girince, oyun bizim istediğimiz yönde şekillendi. neticede, son sözü söyleyen taraf bizdik ve grupta ciddi bir rakip karşısında galip gelmeyi başardık.

salı akşamı, yunanistan ile oynuyoruz. onlar da, 2’de 2 yaparak geliyorlar bize. çin ve porto riko’yu mağlup ettiler. yalnız, hiç de istenen basketbolu oynadılar diyemeyiz. o sert müdafa anlayışını zaman zaman kaybettikleri oluyor, hücumda da iyi top çeviremedikleri zaman, spanoulis, diamantidis gibi bireysel yetenekleriyle öne çıkan isimlerin eline bakıyorlar. bu anlamda, zisis iyi işler yaptı ve skora önemli katkı verdi. bourousis ve tsartsaris pota altında her zaman etkili olabilen adamlar. bir de hatırlatalım, ilk 2 maç ceza aldıkları için oynayamayan ve bizim maçta cezalarını dolduracak olan fotsis – scho ikilisi var.. rakip elbete, diğerlerine göre daha dişli. eskisi gibi kuvvetli olmasa da, hala içeride çok dominant oyuncuları var. dışarıdan şu ana dek muazzam oynamasalar da, bi yerden sonra çember dövmeyi bırakıp, sokacaklardır o şutları. savunmamızı azltmadan belki de arttırarak, seyirci desteğini de işin içine katarak yenebiliriz yunanistan’ı. grup 1.’liği ve sonrası için çok mühim maç.

abd tahmin edildiği üzere, üst üste kazanıyor maçlarını. şu ana kadar, pota altında ezildikleri bir durumla karşılaşmadılar. olabildiğince yardımlaşmalı oynuyorlar. bu atlanmaması gereken bir nokta. koç, biraz da bu yönde seçmişti kadroyu. egosunu törpüleyebilen oyunculardan kurulu olmaları, genç ve atlet bir takım olmaları avantajları. fakat, tecrübeli bir avrupa takımının gelip de akıllarını baştan alması, hala ihtimaller dahilinde..

son paragraf da, ispanya’nın olsun. ilk maç, henüz dengini göremediğim bir sürpriz ile, fransa’ya kaybettiler. parker’sız fransa için büyük başarı tabi bu. 2. maç, yeni zelanda’yı mağlup etseler de, 2’de 2 yapan fransa ve litvanya’dan sonra geliyor ispanyollar. bizdeki şansla, 4. olmaları ve sonraki tur bizimle eşleşmeleri olasıdır..

dünya şampiyonası’nda ilk gün

28 August 2010, Saturday

dünya şampiyonası’nın açılışı dün yapıldı bildiğiniz üzere. bugün de parkedeki heyecan başlıyor. her şeyden önce türkye adına güzel ve başarılı bir turnuva olmasını dileyelim. burada ve şurada bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. bu kez de televizyondaki turnuva yayın programını paylaşalım. önce gruplardaki takımlara bakmak gerekiyor.

a grubu: almanya, angola, arjantin, avustralya, sırbistan, ürdün.

b grubu: birleşik devletler, brezilya, hırvatistan, iran, slovenya, tunus.

c grubu: çin, fil dişi sahili, porto riko, rusya, türkiye, yunanistan.

d grubu: fransa, ispanya, kanada, litvanya, lübnan, yeni zelanda.

tv’de bugünün programı;

16.00 yunanistan – çin / ntvspor

18.30 rusya – porto riko / ntvspor

19.00 abd – hırvatistan / ntv ve hd-en

21.00 fildişi sahili – türkiye / ntv ve hd-en

güney afrika 2010 için en kapsamlı programı yayınlayan marca, gene güzel bir iş yapmış. turnuva programının tüm detaylarına bu adresten ulaşabilirsiniz. hatırlatalım,marca’nın bu çalışmasını salsa basket paylaşmıştı. son olarak, turnuvanın yayıncısı ntv’nin de adresini takip edebilirsiniz.

2010 dünya şampiyonası başlıyor

26 August 2010, Thursday

bascat

şunun şurasında dünya şampiyonasına 2 gün kalmışken, bir şeyler yazmazsam, içime dert olur. en azından turnuvaya genel bir bakış atsak beraber, fena olmayacaktır.. aslında beklenenin çok altında bir ilgi var şampiyonaya. bunda, en büyük pay tabi dünya yıldızlarından hemen hiç birisinin gelmeyecek olmasıdır. yine de oragnizasyonu düzenleyenlerin hiç mi kabahati yok? demek istiyorum. sen biraz kurnaz olup, böyle önemli bir turnuvaya ilgiyi yöneltemiyorsan, fazla da övünmeyeceksin; ”2010 bizim, biz başardık bunu” diye. neyse, buradan milyon kez de eleştirsek, basketbolumuzu yönetenleri hiç enterese etmeyeceğimizin farkındayım. o mevzu şu an için kaçan bir trendir, ne desek havada kalıyor…

milli takımımız hakkında, gene ufak bir değerlendirme yapmıştık. orada bahsettiğim durum, hidayet yahut ersan’ın takımı mı olacağız, yoksa tüm takımın olayın içerisinde yer aldığı, hızlı ve karmaşık bir basketbol anlayışından mı besleneceğiz? kapsamındaydı. efes cup’ta bence bir kez daha gördük ki, bu takım oynadığı basketbolun vitesini ne kadar arttırırsa, sonuca da o kadar olumlu yansıtabiliyor bunu. kallavi bir pota altında, oldukça fazla opsiyonumuz bulunuyor. onların sürelerini ve birlikte oynadıkları adamları ayarlamak önemli. ayrıca, bu uzunlara indirdiğimiz toplar ve onlara gelen baskıda dışarı çıkan toplarda yakalayacağımız ceza şutu isabet oranı hayli önemli. koç, oğuz-gönlüm ve ömer-semih ikilileri olarak değerlendirdi. sırtı dönük oynayabilen, ribaund alabilen ve savunmada da üst seviye uzunlarımız var aslında. mühim olan dediğim gibi, onları oyuna mümkün mertebe, dahil edebilmektir. bu konuda kerem tunçeri ve hidayet’e büyük iş düşüyor. takımın komutası bu iki oyuncuda. hidayet’in nba finallerinde sorumluluğu alan bir oyuncu olduğu malum. çokça da gösterdi bu yönünü milli takımda. bir kez daha liderliği eline almasını ve takımı idare etmesini bekleyeceğiz ondan. bizim takımla ilgili, toparlarsak; muhakkak iyi müdafa yapmamız gerekiyor. bu müdafanın sonrasında rakip yerleşmeden yakalayacağımız fast-break’ler ve kolay basketler, bizim oyunumuzun büyük ölçüde temeli. bunun yanında, içerideki fiziksel üstünlükten doğan faul konusunu da avantaja çevirmek gerek..

turnuvanın favorisi konumunda yer alan takım amerika birleşik devletleri. lebron’lu, kobe’li, wade’li dream team’den sonra, daha mütevazi bir takımla geliyorlar. yine de atlet yapılarıyla, ciddi fark yaratan bir ekip. koç krzyewski’nin çok kısa bir sürede, her şeyden önce uyumlu bir takım yaratması gerekiyordu. o da, elinden geldiğince fiziksel üstünlüğü olan oyuncular seçerek, zaman ve uyum sorununu aşmak istedi. böyle kısa zamanda farklı oyuncular seçip adaptasyon sürecini beklemektense, durant, iguodala, rose, gay, westbrook, odom gibi atletik özellikleri muazzam olan oyuncuları yerleştirdi takımına. steph curry ve gordon gibi keskin nişancıları da onların yanına yamadı. tabi oldukça genç bir kadro. avrupa basketboluna da pek aşina değiller. haliyle, avrupa’nın oyun sistemi karşısında sıkıntı çekeceklerdir. zaman zaman alan savunması denemeleri oluyor ki oyuncuların buna yatkın olmamasını geçtim, iyi top çeviren takımlar deler oradan abd’yi. bir problem de pota altında var. 3 uzunla geliyorlar aslında. chandler, odom ve k love. son maç ilk tercihi odom oldu pota altında krzyewski’nin. şöyle sağlam ve kalıplı bir avrupa’lı uzun çok baş ağrıtır. kaldı ki, yunan tsartsaris bile kaç tane basket faul çıkarttı. sakatlık veya faul probleminde, işleri çok zorlaşır pota altında. chandler’a büyük görev düşecek bence. keza, love da avrupa basketboluna yönelik tarzda bir oyuncu. sürelerini arttırabilir, belli de olmaz. neticede, benim favorim de genelle aynı, abd. fakat, kolay olmayacaktır zirveye uzanmak.

ispanya da son dünya şampiyonu sıfatıyla geliyor. olimpiyatlarda, finalde kaybetmişlerdi birleşik devletlere. bu defa pau gasol’süzler. caledron da kadrodan çıkartıldı. yine de oturmuş bir takım ve hemen her dişlisi işleyen bir çark gibiler. parlayan yıldızları rubio artık daha tecrübeli ve daha büyük sorumluluklar alacaktır. rudy kötü bir yılı geride bırakmış olsa da, avrupanın en önemli basketbolcularından. yine marc gasol, reyes, mumbru, lull, garbajosa gibi oyuncular var kadroda. abd 1 numaralı favori dersek, ispanya da 2’dir çok net.. final hiç de uzak durmuyor açıkçası akdeniz temsilcisine..

yunanistan da ümitli bu turnuvadan. büyük üstad papaloukas bu defa olmasa da spanoulis, diamantidis, zisis, bourisis ve baby shaq gibi kozları var. iç dış dengesini çok iyi ayarlayabiliyorlar. söylememize gerek yok sanırım, savunmaları dünya çapında meşhur. alttan calathes’i de hazırladıklarını ve neredeyse ‘olmuş’ duruma getirdiklerini gördük hazırlık döneminde. son maç abd’ye karşı farklı yenilseler de, bouroussis ve schortsianitis’in oynamadığını hatılatmakta fayda var. en azından zorlaybilirlerdi bu ikili olsaydı. ben, yunanistan’ın grubu önümüzde bitireceğini düşünüyorum..

sırplar tarihe geçen kavgayla birlikte oyunlarında düşüş yaşayabilirler. zaten, teodosic’in fark yarattığı bir takım görüntüsündeler. malum, kadro çok genç ve tecrübeli oyuncu sayısı yok denecek kadar az. krstic bu yönden oldukça değerli. bjelica, tepic, tripkovic, raduljica ve velickovic gibi kaliteli gençler şans buluyor. muhakak ki çok dengeli bir takımlar ve bir arada oynuyorlar uzun süredir. gruptan çıkmaları da kuvvetle muhtemel. ilk 4’e girerlerse büyük başarı olacaktır..

devam edince, brezilya, arjantin, litvanya ve slovenya gibi dişli takımların olduğunu görüyoruz. belli ekolden gelen takımlar var. çoğunun önemli oyuncuları gelmeyecek olsa da, sürpriz yapıp öne çıkacak ekipler olacaktır. abd’nin grubundan brezilya ve slovenya iş yapabilirler. dragic muazzam bir sezon sonu yaptı, slovenya takımında sorumluluğu artar diye düşünüyorum. yine litvanya’lı kleiza’dan da dominant bir tunuva performasnı bekliyorum. o da nba’e geri döndü.

genele baktığımızda, çoğu takımın disiplinli, bireyselliğe ve yeteneğe değil de takım oyununa önem veren yapıda olduğunu görüyoruz. bu yönden bakınca, belli oyuncularıyla fark yaratmaya çalışacaktır takımların bazıları da. oyun kafa kafaya geldiğinde ve birisinin çıkıp gidişatı değiştirmesi gerektiğinde, eline bakacağı oyuncu sayısı fazla olan takımlar her şeye rağmen daha şasnlı olacak diye düşünüyorum. yani yetenek ve tecrübe bir yerden sonra devreye girecektir. çok az bir süre kaldı; bekleyelim, görelim.

dünya kupası ispanya’nın!

12 July 2010, Monday

her güzel şeyin olduğu  gibi, futbolun zirvesi dünya kupası’nın da değeri, bittiğinde anlaşılacaktır kuvvetle muhtemel. her ne kadar, oynanan futbolun defansifliğinden yakınsak ve vuvuzela’yı hayatımızdan derhal çıkması gereken eşyaların tepesine yerleştirsek de, özleyeceğiz bu turnuvayı. en yakın futbol müsabakalarının, türk takımlarının orta sınıf bile sayamayacağımız, yerel takımlarla oynayacağı hazırlık maçları olduğunu düşünürsek, bir süre sudan çıkmış balık misali gezeceğiz etrafta sanırım.

11 haziran’da güney afrika-meksika maçıyla başlamıştık, 11 temmuz akşamı hollanda-ispanya finaliyle noktaladık 2010 dünya kupası’nı. euro 2008’i çatır çatır oynayarak kazanan ispanya, tarihinin ilk dünya kupasını da müzesine götürdü bu maçla. hocaları, yeniköy kasabı idi. türkiye’den kovalanırcasına gönderilen del bosque. ha bir de fenerbahçe’nin eskisi löw vardı almanya’nın başında. o da 3. oldu takımıyla. hayat garip tabi, vapurlar falan…

ispanya takımının ve o klas topçularının gün itibariyle tarihin sayfalarına altın harflerle yazılışına şahit olduk, şanslıyız ki. iniesta’nın, xavi’nin, villa’nın vs. bundan 20 -30 yıl sonra, ‘bunlar da ne topçuydu arkadaş, güney afrika 2010’da da şampiyon olmuşlardı’ şeklinde hatırlanacağından hiç şüphem yok. 2008 avrupa şampiyonası’nı kazanan kadronun neredeyse hiç değişmeden 2010’da bu noktalara gelmesi, çok daha mühim elbette. bir jenerasyon tutturmanın ötesinde, mağlup edilmesi namümkün hale gelen bir ekip yaratmayı başardı ispanyollar. geçen yılki konfederasyon kupası’nda abd’ye kaybedene kadar 35 maç üst üste yenilmeme ve 15 maç ard arda kazanma başarısı kazandılar. barcelona ve onun temelini oluşturan xavi-iniesta-puyol-pique- busquets-pedro gibi oyuncuların yanında diğer bölgelerde de torres, villa, casillas, silva, xabi alonso,ramos şeklinde; çoğu kişiye göre mevkisinin en iyilerini yetiştirebilen bir ülkeden ve ulusal takımdan bahsediyoruz. bu noktada; busquets, pedro, mata, navasve j.martinez tarzında gençleri bu denli ciddi bir turnuvada kullanmalarını da es geçmemeliyiz. oynatarak geliştirebiliyor ve potansiyelini sergileme imkanı veriyorsunuz gençlere. ispanya’nın tüm bu başarıları yakalarken, kullandığı yöntem oldukça etkileyici.

finale kadar tüm maçlarını kazandı diğer finalist hollanda da. elemeler dahil bu istatistiğe. orada 8’de 8, dünya kupası’nda da finale dek 6’da 6 yaptılar. fakat tabi en önemli yerde mağlup oldular. onların çoğu futbolseverin gönlünde yeri başkadır her zaman. özellikle de yaşını başını almış futbolseverlerin takımıdır portakallar. 74-78 dünya kupaları’nda finalde kaybetmiş olmaları asıl sebep tabi. cruyff ve neeskens ikilisinin önderliğinde, dünya’ya yepyeni bir futbol anlayışı getimeleri bunun yanında total futbol kavramını lügatımıza sokmaları ise onların kalplerde taht kurma sebeplerinden diğerleri. mamafih, bugün eskisi gibi gelişmedi işler. cruyff’un total futbol oynayan hollanda’sı artık kaybetmekten usanmışcasına kontrollü bir futbol oynamaya çalışırken, karşısındaki ispanya ise günümüzün en baskın futbol takımıydı. üstelik, ispanya’nın bu futbol tarzını benimsemesi cruyff-barcelona-ispanya ulusal takımı ekseninde direkt olarak hollanda’lıların etkisiyle başlamıştı.

iki futbol ekolünün 2010’da finalde karşılaşması biz futbolseverler için bulunmaz bir nimetti elbette. johan cruyff’un sponsorluğunda gerçekleşen maç, her daim avrupa’nın önde gelen uluslarından olsa da hiç dünya kupası kazanamayan iki takımın mücadelesiydi bir bakıma.bu nedenle sert oynadı ikisi de. o en büyük kupaya ulaşabilmek ve bugüne kadar kazanan 7 takımın yanında bir 8’incisi olabilmek için savaştılar. uzatmada, 116’da maçın adamı iniesta söyledi tek sözü. ispanya tarihinde ilk defa dünya kupası kazandı. maçın sonunda yaşadıkları sevinç görülmeye değerdi. geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, sevilla’lı, antonio puerta’yı unutmayan sergio ramos, 10 üzerinden 10 aldı o hareket sonrası. kaybettikten sonra, kazananı alkışlayan hollanda’lılar da nasıl şık insanlar olduklarını kanıtlardılar gene.

işte böyle güzel bir turnuvayı geride bıraktık. bir ay boyunca çok güzel goller de izledik, ruh karartıcı maçlar da. hakem hatalarına da şahit oduk, son dakika gollerine de. asamoah gyan ve gana da geçti bu turnuvadan, lippi ve italya da. sonunda en iyi oyuncusu forlan, gol kralı ve en iyi genci thomas müller seçilen bu dünya kupası’nın da sonuna geldik. alışması zor olacak fakat, ‘bu da bitti be!’