‘jerry sloan’ olarak etiketlenmiş yazılar

son takaslar

24 February 2011, Thursday

deron & harris

takas dönemi bitmek üzereyken bir bir düşüyor haberler. carmelo-billups eksenli denver-new york takasını değerlendirmiştik. hemen arkasından, bir çok önemli değişim yaşandı. melo’nun msg’a adım atması kadar sükse yaratacak hamleler değil bunlar fakat, nba genelinde gayet ilgi uyandırdılar.

şüphesiz, deron williams’ın takas edilmesi herkesi şaşırtan bir gelişme oldu. henüz jerry sloan’ın istifa etmesi ve yöneticilerin “bi saniye baba, sen nereye gidiyorsun, deron’ı kapının önüne koyacağız” dememesinin ardından bir kaç gün geçmişken, d-will’i göndermeleri oldukça garip. biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. çünkü deron williams’ı her ne kadar hiç sevmesem de, harris artı zayıflığıyla şimdiden nam salmış 2011 pick’i hiç de yeterli değil. önlerinde, sezon sonu melo’dan hiç bir şey kazanamayacak denver’ın, nasıl güzel bir trade’e imza attığı örneği varken böylesi sıradan bir pakete razı olmaları beni daha da şaşırtıyor. favors var bir de. kendisinden ne bekliyorlar, bilemiyorum ama şimdiye kadar izlediğimiz performansıyla beklentilere cevap verebilecek  durumda olmadığını biliyoruz çaylak oyuncunun.

favors’ın gelmesiyle, millsap-al jef-memo üçlüsüne bir parça daha eklenmiş oldu. favors’ı bırakmayacakları haberleri geldi. böylelikle, diğer üçlüden bir tanesinin de takas olabileceği ihtimali kuvvetleniyor. kirilenko da yolcu olabilir. kısacası, beklenmedik bir yolla rebuilding’e gidiyor jazz.. takasın diğer tarafı nets ise güzel bir iş başardı. melo’yu uzun süre kovalamalarına rağmen takıma kazandıramadılar fakat, deron gibi bir guard’ı -2011 sınıfının zayıf olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatarak- adeta bedavaya kadrolarına kattılar. maksimum kontrat verecek boşlukları var ve d-will’le başladıkları bu değişimi sürdürme şansları hayli yüksek.

bir diğer takas; kirk hinrich-hilton armstrong atlanta hawks yolunu tutarken, mike bibby-mo evans ve jordan crawford+ 1. tur draft hakkı ise wizards’a geçti. kaptan kirk, hawks için çok değerli bir parça olabilir. bibby iyiydi hoştu fakat hiç olmayan savunması, büyük problem yaratıyordu. hinrich ona nazaran ket be kat iyi bir savunmacı. hücum bazında değerlendirince de bibby’den pek aşağı kalır yanı yok. güzel ekleme. wizards açısından da, draft hakkı elde etmenin karlı bir iş olabileceğini söyleyebiliriz. ne kadar iyi bir oyuncu seçebileceklerse artık 2011’de o sıralardan?.. sanırım yapacakları şey, birbirine eş değerdeki çok sayıdaki oyuncularını bir şekilde elden çıkartıp, wall’un üzerine bir takım inşaa etmek olacak. o nedenle, yollarının uzun olduğunu kabul etmeliyiz.

günün diğer takası cleveland-clippers arasındaydı. cavs’in acısını dindiren takım bildiğiniz gibi clippers. yenilgi serilerine nokta koymuşlardı clippers maçında. şimdi de bir takasa giriştiler. baron ve 2011’den 1. tur draft hakkı eşittir mo williams + jamario moon. amaçsız bir cavs görüyoruz bu yıl. ne yaparlarsa yapsınlar, toparlamaları çok ama çok uzun zaman alacaktır. tutup da baron’ı çekmeleri mantıksız bana göre. gerçi, mo dan da alacakları katkı belli seviyeyi aşamayacaktı bariz şekilde. al gülüm, ver gülüm takası oldu bu. iki takım ne uzadı, ne kısaldı. belki, biraz clippers adına işe yarayabilir bu iş. mo williams, baron’dan daha istekli oynayabilir. aynı zamanda daha istikrarlı. tabii, onun da en mühim anlarda ortadan kaybolma hastalığı var.

nba; genel bir bakış

17 February 2011, Thursday

önümüzdeki hafta sonu all – star etkinlikleri var nba’de. ve bu ara gelmeden, bir iki satır da nba yazalım dedik. ilk önce nereden başlayacağım diye düşünüyordum da, sanırım lakers’ın  geçtiğimiz ay tam 55 sayı farkla mağlup ettiği cleveland cavaliers’a dün gece yenilmesi gayet iyi bir giriş konusu olabilir.

pau gasol

herkesin malumu, bu sezon lal son 2 yılın şampiyon takımı görüntüsünden çok uzakta. bunun, ne spurs’ün muazzam grafiğiyle ne de diğer takımların lakers’ın oyununu bozmasıyla ilgisi yok bana kalırsa. tamamen iç mihraklar lakers’ın düzenini bozan. en başta, pau gasol’ün eskisinden çok uzak olan performansı geliyor. lakers üçgen hücumu uyguladığında gasol’ün saha görüşünü kullanan bir ekip. üçgenin tepesine onu yerleştirdiğinde, tüm çarkları işler bir makine haline geliyorlardı. kazandıkları şampiyonluklarda hiç şüphesiz pau gasol’ün büyük katkısı vardır. mamafih, bu yıl gerçekten eskisinin uzağında kaldı ispanyol. en azından son dönemlerde. bynum’ın uzun süreli sakatlığı da büyük handikaptı lal adına. pota altında gasol’ün yapamayacağı bir çok işi layıkıyla yapabilir bynum. post oyununu tüm nba’de en çok geliştiren isimlerden birisi. onun yokluğu da ciddi sıkıntıydı elbette. ve bence en büyük sorunlardan bir tanesi; kobe bryant’ın daha fazla sorumluluk alması. ki, bu noktada kobe’nin asla bir suçu olmadığını da söyliyeyim. kobe buna mecbur kalıyor. bu sezon izlediğim çoğu lakers maçında, diğerleri sindiğinde, hep kobe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ama iyi, ama kötü. bu görevi de onun üzerine yıkarsanız, alacağınız verim bir hayli düşer tabii. böylesi bir liderlik beklemek, haksızlık olur kobe’ye. daha makul görevler addetmek lazım bana kalırsa. neyse lakers mevzusunu toparlayacak olursak, phil jackson’ın söyleyecek sözü bitmemiştir, buna inanıyorum ve şu ana kadar topal aksak ilerleyen los angeles lakers’ın çıkış yolunu p-jax’in tutacağı ışıkla zor da olsa bulacağını düşünüyorum.

gelelim utah jazz’a ve tam 21 yıl sonra görevinden ayrılan jerry sloan’a. bilindiği gibi, çok duygusal bir basın toplantısıyla ayrıldı salt lake city ekibinden sloan. takımıyla geride bıraktığı 21 yıla 1221 galibiyet sığdırmış bir adamdan bahsediyoruz. belki de gezegenin en iyisiyle aynı döneme denk düşmeseydi, nba tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından bir tanesi olacaktı. tabii, koçluk kariyerini bir sürü şampiyonlukla, yılın koçu ödülüyle taçlandıramamış olsa da tam bir efsane olarak anacağız biz onu. bir spor dalında, bir takımın başında 21 yıl geçirmek ne demektir?efsane olmak demek değil midir?.. bir de ayrılış şekline bakalım sloan’un. ve bir kez daha küfredelim deron williams’a. ben hiç bir mazeret kabul etmiyorum açıkçası. deron, jerry sloan’un utah jazz’dan ayrılmasına ön ayak olmuştur. bir numaralı sebeptir. ve aptal yöneticilerin böylesi bir adama yaptıklarının başlıca sebebi, üzgünüm ama gene deron williams’tır. kendi adıma, antipatik bir adamdı zaten d-will. şimdi iyice soğudum.

son dönemlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden bir konu da; carmelo anthony ve nereye takas olacağı.. carmelo’yu ilk nba’e geldiğinde soğuk bulan ve gittikçe büyüttüğü oyunculuğunu görerek günden güne saygısını arttıran birisi olarak şunu söyleyebilirim; melo, herhangi bir takımın bir numaralı ve üzerine takım inşaa edilen adamı olmayı hakediyor. şuraya bağlamaya çalışıyorum yani; new york’a giderse, mare şöyle bir kenarda dursun, onun için değerli parçalar feda edilebilir. bu w-chandler olur ya da 1. tur draft hakkı falan olur, farketmez. tabii, sorun şurada. denver nuggets için nyk’tan melo karşılığında alınabilecek pek de ileriyi kotarıcı parça bulunmuyor. ellerini, kollarını bağlayan nedir peki? sezon sonunda melo’nun fa olacak olması. oyuncunun da knicks’e gitmek istediğini ayan beyan ortaya koyması, nuggets cephesini zorda bırakıyor iyice.

melo’nun new york’a adım atması artık an meselesi dersek, bilmiyorum ama pek yanılmayız gibi geliyor. bir de şu yönüyle ele alalım durumu. new york knicks, bu sezon di antoni önderliğinde tam bir ” takım ” hüvviyeti kazanmış durumda. belli süreçleri bir kenara bıraktığımız zaman, geyet akıcı ve kuvvetli bir oyun oynadıklarını söyleyebiliriz. en önemli temellerinden bir tanesi de, iyi bir takım kimyası tutturmaları elbette. melo’yu dahil ettiklerinde bu kimyanın bozulup bozulmayacağını kimse bilemiyor. işin bu boyutu da nyk adına bir soru işareti doğuruyor. fakat benim fikrim, knicks’in ne olursa olsun bu takası yapmasının doğru olacağı yönünde. ki big boss’un da böyle düşündüğünü ve bu takasın bir an önce sonlandırılmasını istediğini biliyoruz. melo için msg yolları gözüktü iyiden iyiye yani.

melo

gel gelelim, gsw’a. don nelson’ın ne idüğü belirsiz bir takım haline getirdiği, deyim yerindeyse enkaza çevirdiği ve “d-league temsilcisi”ne döndürdüğü warriors şu günlerde toparlanmaya başladı. büyük pay, don dedeye veda edilmesinde kuşkusuz. onun yerine baş antrenörlük görevine getirilen keith smart’tan ufak don nelson esintileri görsek de, daha derli toplu bir takımın ortaya konduğu bir gerçek. monta’nın isolation’ları devam ediyor, edecektir de fakat, çok daha efektif kullanıyor artık m. ellis bu hücunmları. en azından, kendi oyun kimliğini törpüleyip, geliştirmesi açısından da çok mühim bu mevzu. ve zamanla, daha büyük bir oyuncu olacaksa, karşı konulamaz drive’larını daha fonksiyonel kullanmayı öğrenmeli. kısacası, monta’nin bu yolda attığı adımı görmezden gelmenin ayıp kaçacağını söylerken, böyle devam etmesi gerekliliğini de eklemeyi unutmamalıyız. curry ise bu aralar bir çıkıyor, bir iniyor. ilk önce, faul problemine bir çare bulması gerek. fiziği, hiç de iyi durumda olmadığından bunun dezavantajını fazlasıyla yaşıyor. bir kaç dakikada 3 faul birden alıp kenara geldiği maçlarda, bütün yükün monta’ye ve wright’a kalması iyi bir durum değil malum. ve bir tahmin de yürütecek olursak warriors’la ilgili, play-off zor ama imkansız değil diyebiliriz galiba. henüz dün gece energysolutions arena’da jazz’i yendi takım. ellis çok formda ve umutlar katlanarak artıyor.

kısa kısa, ligin tepesindeki takımlara da yorum bırakalım. san antonio spurs, bu yılın en kuvvetli takımı olarak, saygıyı hakediyor. sloan’un ayrılışı deron ile alakası kadar tavizsiz oyun düzeniyle de ilişkili ve bu açıdan popovich’le de kesişiyor yolları aslında. popovich, bu yıl yaptığı değişikliklerle takımına yeni bir hava kazandırdı ve bir şekilde yarattığı ekibin aynı düzeyde devam etmesini sağladı. bugün kimse, popovich kurallarından ödün verdi ya da kendisini inkar etti şeklinde yorum yapamıyor onunla ilgili. çünkü, olması gereken buydu ve o da bunu yaptı. gerçekten çok büyük saygıyı hakediyor greg popovich ve oyuncuları.

celtics de doğunun lider takımı konumunda şu anda. geçtiğimiz hafta garden’da lakers’a 17 sayı öne geçtikleri maçta mağlup olsalar da, bu ligin zirve takımlarından birisi oldukları hala geçerliliğini koruyan bir tespit. garnett’in sakatlığında bir bocalama yaşamışlardı. o ara, rondo büyük top oynamıştı ve açıkları çok güzel kapatmıştı. ray allen kariyerinin en iyi 3’lük yüzdesini yakalamış durumda. geçtiğimiz günlerde o da, en fazla üç sayılı isabet bulan oyuncu ünvanını reggie miller’ın elinden aldı. big 3 sezon öncesi eskisi kadar kuvvetli gözükmese de, hala ayakta durduklarını ve en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olduklarını çok açık ispatladılar sezon içerisinde.

tüm bunların ardından bir hayvanoğluyla başbaşa bırakayım ben sizleri. bir oyuncunun bunu başarabildiğini de gördük ya, gerisi boş yemin ederim. blake ‘the insanolamaz’ griffin.