‘liverpool’ olarak etiketlenmiş yazılar

avrupa ligi’nde son 16

25 February 2011, Friday

liverpool

uefa avrupa ligi’nde 2. tur maçları dün akşam tamamlandı. beşiktaş’ın malesef 4 gol daha yiyerek elendiği bu turda bazı sonuçları sürpriz bazı sonuçları ise normal olarak yorumlayabiliriz. ilk önce tabii, beşiktaş’ın hem elenmesi hem de böylesi bir oyun ve skorla avrupa’ya veda etmesi çok şaşırttı. seri başlamadan önce, hatta ilk maçta beşiktaş beraberliği yakaladığı an dahil olmak üzere her zaman, turun favorisinin siyah beyazlılar olduğu düşünüldü. gayet doğal olarak. fakat, yenen o ucuz duran top golleri, moralleri de alt üst etti. ilk maçta evinizde 4 gol yiyerek yenildiğiniz bir takımdan, rövanşta deplasmanda galip gelerek tur almak dünyanın en zor işi. üstelik beşiktaş bir haftalık sekansta tam 3 maça çıktı ve 12 gol yedi. sırasıyla kiev’den 4, fenerbahçe’den 4 ve gene kiev’den 4. takımlarını beşiktaş’lı arkadaşlar daha iyi analiz edeceklerdir elbet ama benim söyleyeceğim; schuster’in gidip gitmemesinin önemi yoık. mühim olan başkanlık koltuğunu babasının malı zanneden, her geçen gün beşiktaş’ın yarasını derinleştiren adamı göndermek. sanırım, bunu başarabildiği gün rahatlayacak beşiktaş. yoksa, sahada hiç bir şey üretemeyen bir takım var. kabul, bunun sıçlusu hocadır. fakat, sorun burada değil. schuster gitti diyelim. başkası geldi. bir şey değişecek mi? gene en fazla 1-2 senelik başarı gelir maksimum. sonrası aynı senaryo olur. beşiktaş git gide galatasaray’ın düştüğü duruma düşüyor dedik ama hiç kimse kabul etmemişti bunu. üzgünüm, sonumuz aynı olacak gibi..

tekrar 2. tur maçlarına dönelim biz en iyisi. sürprizler demiştik, oradan beşiktaş’a daldık ve uzadı gitti konu. portekiz ekibi braga önemli bir işe imza attı bana kalırsa. juve’yi saf dışı bırakmayı başaran lech poznan’ı geçtiler. aynı şekilde psv de fransa’da kafaya oynayan lille’i turun dışına itti. keza, sevilla’nın elenmesi de rakibi porto olsa bile çok tahmin edilebilir bir durum değildi. onların dışında çoğu takım, beklendiği gibi tur vizesini kaptı. 3. tur eşleşmelerine şöyle bir bakacak olursak;

twente – zenit

leverkusen – villarreal

cska moskova – porto

benfica – psg

ajax – spartak moskova

psv – rangers

liverpool – braga

kiev – m. city

son 16 takım böyle eşleşti. çoğu kafa kafaya geçecek gibi duruyor. ve hepsi de oldukça güzel maçlar vaadediyor. pool’un rakibini küçük görmesi halinde, sonucuna katlanması gerekeceğini düşünüyorum. psv – rangers da güzel maçlar izletir. rangers son dakika golüyle çıkmıştı 3. tura. cska – porto zor eşleşme. ruslar ilginç bir sonuçla bir üst tura yükselebilirler. leverkusen – villareal’de de her netice makul karşılanabilir. hülasası; bizleri keyifli bir 3. tur bekliyor. umarız, bol gollü, kıran kırana maçlar izlemek düşer bizim payımıza..

ada’da son transferler

03 September 2010, Friday

rafael van der vaart

biraz geç oldu transfer yazıp çizmek için fakat, ingiliz takımlarının yaptıkları son dakika hamlelerini atlamak istemem. şeyh’in takımı manchester city dışında abartan pek olmadı bu yaz. ligin baba takımları dahi orta karar takviyeler yaptılar. ekonomik şartların tüm dünya’da olduğu gibi ingiltere’de de olumsuz seyrettiği gerçek olsa da, bütün bu durgunluğun sırf maddiyatla alakalı olduğunu düşünmüyorum. takımlar biraz da kadrolarını koruma yoluna gittiler. eldekini satıp, daha iyisine yüksek ücret ödemektense, beklemeyi tercih ettiler. aynı zamanda kadro istikrarı adına da her yıl radikal kararlar almak ne kadar sağlıklı olur, bunun da bilincinde gözüküyor kulüpler.. bizde yaparlar bu işi sık sık. her yıl ‘kadroda köklü değişiklik’ kapsamında 15 oyuncu alıp, 10 oyuncuyu elden çıkartan takımlar vardır. başarısızlıkta da ilk kaçış yolu; ‘zaman gerekiyordu, uyumu yakalayamadık’ olur..

premier league’de transferin son demleri nispeten heyecanlı geçti. geçtiğimiz hafta içi young boys’u eleyip, uefa şampiyonlar ligi’nde gruplara kalan londra temsilcisi tottenham, wigan maçının kederinden midir bilinmez, real madrid’in yol verdiği van der vaart ile anlaştı. ispanya’da, mourinho’nun orta sahaya yaptığı yeni yüzler operasyonu hasebiyle şans bulamayacağı belli olan hololanda’lı, 11 milyon avro’ya geldi ada’ya.. tottenham için nokta atışı. böyle bir oyuncuya ihtiyaçları vardı. uluslararası düzeyde tecrübesi var. almanya, ispanya gibi liglerde oynamış. kapanan oyunu açabilecek kadar teknik bir adam. duran toplarda da etkili. hücum gücünü artıracaktır kesin..

yaz boyunca dünya kupası’ndaki uruguay maçında kaçırdığı penaltı ve bir de fenerbahçe ile adı anıldı gana’lı gyan’ın. sonuç; fener daha verimli olabilecek niang’ı transfer etti. gyan ise ada’ya geldi. sunderland forması giyecek. bonservisi 13 milyon. bu rakam kulüp için bir kekor olmuş.. takım için de topçu için de güzel anlaşma neticede. bent ile iyi bir ikili olurlar. ada futboluna uyumu çabuk sağlayacaktır. dünya kupası performansıyla transfer yapan oyunculardan oldu o da.

arsenal’de, wenger’in fransız topçu fetişi devam ediyor. bu yıl aldıkları oyuncuların tamamı ya fransa ligi’nden ya da fransa vatandaşı.. son olarak sevilla’dan sebastian squllaci geldi. bonservisi 6 milyon kadar. 30 yaşında, deneyimli bir oyuncu. geçen yıl, çok başarılı maçlar çıkarttı ispanya’da. milli formayı da çok kez giymişliği vardır.. öyle, savunmadan lucas neill gibi pas çıkartıp, oyuna katkı verecek bir adam değil. biraz yavaş olduğunu da söyleyebiliriz. fakat, tecrübe, savunma sezgisi ve hava hakimiyeti gibi savunma oyuncusunda olmazsa olmaz özelliklerin tamamı var squ’da. müdafaya muhakkak takviye gerekiyordu. iyi oldu bu transfer.. yalnız, arsenal’in bu yaz aldığı adamlar, isimlerinin telaffuzu ve özellikle yazılışı bakımından rakipsizler. chamakh, koscielny, squillaci…

liverpool da mascherano’nun gidişini, portekiz’li raul meireles ile telafi etti. tabi, masch onlar adına çok değerli bir oyuncuydu. raul’un gelip, onun kadar katkı vermesi şu an çok zor. fakat, her zaman aynı oyun ritmiyle oynayabilen bir oyuncu. çok büyük işler yapmaz. fakat, hep kendi maksimum futbolunu oynar. liverpool’a da bu tarz bir adam gerekiyordu.. bir de sol tarafa paul konchesky’i aldılar. bildiğiniz gibi, insua türkiye’ye gelince, orada da bir boşuk olmuştu. fulham’dan geldi. sağlam adamdır o da..

2’si bir arada; misi & insua …

01 September 2010, Wednesday

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3’lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

avrupa’da türkler ve makus talih

27 August 2010, Friday

trabzon-liverpool1

dün bizi kahreden galatasaray yüzünden, trabzon’un karakterli futbolunu, beşiktaş’ın tur atlamasını ve fenerbahçe’nin bize öykünen halini atlamak olmaz. trabzonspor ile başlayalım. eminim onlar gibi bir futbol ortaya koyduktan sonra, avrupa’dan elenmek hiç bir insan evladına dokunmaz. verdikleri emeğe, ortaya koydukları mücadeleye üzülürsün ama, ayakta alkışlarsın aynı zamanda. geleceğine dair de umutlanırsın. daha önce trabzon ile ilgili yazdığım gibi, dün izlediğim kadarıyla futboluyla taraftarlarını mutlu eden bir takım vardı. 2. yarının büyük kısmını ve yedikleri golleri göremedim. fakat ilk yarıda belli zamanlarda oynadıkları top övgüyü hakeder cinstendi. şenol güneş’in, orta alandaki oyuncularını üst seviyede performans verecekleri şekilde kullanabilmesi, etkileyici. colman bir maestro gibi yönetti trabzon’u. ceyhun nazar değmiş gibi dursa da, kalitesini belli etti. selçuk da, rakip takımların aynı bölgede oynayan oyuncularından çok daha yetenekli olduğunu ispatladı gene. sanırım yattara, yerini alanzinho’ya bıraktı 2. devrenin başında. ondan pek verim alamadılar. savunmada glowacki’nin olmaması da dezavantajdı. neticede, sonuna kadar kovalayarak, liverpool gibi bir takıma elend,ler. bugün bir trabzonspor’lunun hiç karamsarlığa düşmesine gerek yok. ligde önemli işler yapacaklardır..

fenerbahçe’nin de gidişatı hiç iyi değil. yönetim beceriksizlikleri onlarda da hat safhada. takım içerisinde denge kuramamış durumdalar. dışarıdan bakan birisi olarak gördüğüm, sağlıklı br takım kuramadıkları yönünde. ciddi bir taraftar desteğini arkalarına almışken turu koparacak hamleyi yapamamaları çok kötü. savunmada büyük problemler var. bilica gibi orta düzey bir adam, sakatlığına rağmen maça yetiştirilmeye çalışılıyorsa, o iş yaş demektir zaten. çok daha geniş bir rotasyon imkanı olmalıydı aykut’un. aziz yıldırım’ın, aykut kocaman’ı da harcaması ihtimali, hiç iç açıcı değil. cezayı teknik adamlara kesen başkan modelinin yılmaz savunucularındandır o da. ne yaptığı, nereye varmak istediği hakkında bir fikrim yok..

beşiktaş, avrupa ligi’ne devam eden tek türk takımı olarak kaldı. rahat bir galibiyetle döndüler helsinki’den. quaresma ve guti’nin gol atmasından güzel ne olabilir diye sorsan beşiktaş’lılara maçtan önce, cevapları ‘bir de necip’in gol atması’ olurdu. necip inanıyorum ki, çok daha güzel yerlere gelecek. türkiye’de az rastlanır bir futbol yapısı var. kendisine güveni, teknik seviyesi, saha görüşü ve sahadaki duruşu itibariyle büyük kazanç. hem beşiktaş’ın hem de milli takımımızın böylesine değerli bir genci harcamaması gerekiyor artık. çok yetenekli çocuklar heba oldu. hemen zirveye çıkarttık, sonra dibi gösterdik. yapmamak gerek. sabredilmeli ve kendisini geliştirmesine imkan tanınmalı. yineliyorum, bu yılın türk futbolu adına en büyük kazancı necip uysal olabilir..

avrupa’ya çıkarken

25 August 2010, Wednesday

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0’ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0’lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11’de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

çok özledik çok!

17 August 2010, Tuesday

güzel ülkenin ligi pirömiyer lig de bizle beraber başlayanlardandı. her geçen yıl endüstriyelliğin, amerika’lıların ve futbol mühendislerinin üzerine daha çok çöreklendiği ortamda, avrupanın en keyif veren ligi olarak kalabilmeyi başarması, en büyük, en güzel yanıdır.. hemen her 2 haftada bir dev bir maç izletir bizlere ingiliz’ler. bu defa da kafadan, daha ilk haftada birbirinden çekişmeli maçlarla başladılar işe.

harry redknapp’ın tottenham’ı evinde sezonun flaş tansferlerini gerçekleştiren yeni manchester city’i ağırladı. ligin adına ve kalitesine yakışır bir maç oldu fakat gol gelmedi bir türlü. gol sesi çıkmayan, en zevkli maçlar listesine de giriş yapmış oldular böylece. şaka bir yana, çok önemli yerlere önemli transferler yapan city, özellikle ilk yarıda spurs karşısında çok zor anlar yaşadı. sol önde oynayan adamım gareth bale, süper maç çıkardı. spurs’ün forvet rotasyonu da oldukça dikkat çekici cinsten. aynı durum ziyadesiyle, city’de de mevcut tabi.. onlardaki zenginlik her bölgede görülebiliyor hatta. orta alanda barry-yaya toure-silva-swp-de jong gibi harikulade isimler oynuyor. önde ise tevez, adebayor, balotelli, santa cruz alternatifleri var. mancini aynı inter’de olduğu gibi bonkör bir yönetimin altında çalışıyor manchester’da da.

manchester

zirve takımlarından chelsea’de bir sıkıntı yok, kaldıkları yerden devam ediyorlar. şampiyon noktaladıkları geçtiğimiz yılı, 8-0 ile kapatmışlardı, bu yılı wba karşısında 6-0 ile açtılar. essien geri döndü, drogba, lampard, malouda gibi isimler formlarından hiç bir şey kaybetmemiş haldeler.ancelotti,  joe cole’un açığını benayoun ile giderme amacında. 10 numaralı formayı da ona vermişler, nedense.. manchester’ın diğer tarafı, şeytanlarda da sezon rahat açıldı. dün gece lige geri dönen newcastle’ı 3-0 geçti onlar da. bale ile beraber bir diğer adamım chicharito son dakikalarda oyuna girdi. ama onların gündemlerini meşgul eden konu,  iki yaşlı kurt giggs ve scholes’un hala pas tutmadıklarını gösterircesine, takıma katkı vermeleriydi. ryan giggs bi 20 sene daha oynayacak herhalde, maşallah diyelim biz buradan..

wenger’in arsenal’i ile benitez’den sıyrılıp roy hodgson’a sarılan liverpool da sezonun ilk haftasında kozlarını paylaşan ekiplerdendi. maçın tamamını izleyemesem de baktığım bölümlerde, arsenal oyuna hakim olan tarfatı. aşina olduğumuz yoğun pasa ve top tutmaya dayalı futbol sahaya yansıyordu. genç wilshere’e şans vermiş wenger. yine, chamakh da ileride oynayan oyuncuydu. savunmada beklendiği üzere lorient’ten alınan koscielny görev aldı, vermaalen’in yanında. ki, son dakikada atılmış oyundan kendisi.. pool’da ise torres yoktu ilk 11’de. yeni transfer joe cole sahadaydı. sakal bırakan mascherano, gerard, carragher tam kadro oyundaydı. belçika’dan gelen jovanovic de sol önde forma şansı bulmuş hodgson’dan. neticede berabere kaldı iki takım ve henüz çok başında olduğumuz lige, kontrollü bir başlangıç yaptılar.

e, tabi bunun daha everton’ı, aston villa’sı, fulham’ı vs.’si var.. zaman geçip, haftalar ilerledikçe, kimin ne yaptığını, kimin ilerleyip-gerilediğini daha net görme şansımız olacak… yalnız benim en üzüntü duyduğum konulardan bir tanesi, martin o’neill’ın aston villa’dan ayrılması oldu. umarım başka yerlerde de, aynı geçmişte celtic ve aston villa’da yarattığı takımlar gibilerini yaratır. takipçisiyiz.

son bir not: fantasy premier league‘e devam ediyorum ben. noat samisa ve batug‘un kurduğu liglere katıldım. varsa seveni, hatırlatmak isterim..

liverpool 2010-11

15 July 2010, Thursday

liverpool 2010-11 | deplasman

liverpool 2010-11

24 May 2010, Monday

liverpool 2010-11 | iç saha

anfield torres’le güzel

27 October 2009, Tuesday

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5’te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.

avrupa’dan transfer notları

01 July 2009, Wednesday

real madrid’in bodoslama girerek sarstığı transfer piyasası kısa bir durgunluğun ardından yeniden hareketleniyor. uzun bir süredir david villa, ibrahimovic, pirlo, aguero, tevez, dzeko gibi oyuncuların takım değiştirip değiştirmeyeceği konuşuluyordu. bu isimlerden kesinleşen bir transfer olmasa da en az onlar kadar önemli bulduğum hamleler yaptı bazı kulüpler.

ronaldo’yu real madrid’e yollayan-bana kalırsa kazıklayan– manchester united, wigan’ın ekvador’lusu antonio valencia’yı kadrosuna kattı. iyi transfer. hatta süper transfer. 2006 dünya kupasında tanımıştım bu adamı, o gün bu gündür ilgiyle takip ediyorum. sağ kanatta, ribery akıcılığında ve arda tekniğinde bir topçu valencia. ilk avrupa macerası villareal’deydi, daha sonra recreativo-kiralık- ve wigan’da oynadı. dünya kupasında beklenen çıkışı yapmıştı aslında fakat manchester gibi büyük bir takıma gitmesi, wigan’da geçen 3 yıldan sonra gerçekleşti. henüz 23 yaşında ve ronaldo’nun boşalttığı manchester sağ kanadını tam olarak doldurabilecek meziyette bir futbolcu. nokta transfer yaptı bence sir alex. en az 40-50’ye satar valencia’yı da ileride, demedi demeyin. tebrik ediyorum kendisini buradan.

bir nokta transfer haberi de barcelona’dan gelmek üzere. palmeiras’ın genç golcüsü keirrison barça’ya imzayı attı, atacak. belli bir süredir gündem de olan bir futbolcu o da. hiç durmadan avrupa’ya futbolcu ihraç eden brezilya’nın yeni harikası olarak gösteriliyor. türkiye’de herkes fm sayesinde aşina ismine lakin benim aşinalığım cm 01-02’den. evet, 01-02 oynuyorum ben hala. günümüzün kadrolarıyla da olsa, bu efsaneyi yaşatıyorum kendimce. geniş brezilya pazarına da ismen hakim oluyorum böylece.) şaka bi’ yana, keirrison bir sezonda 70 gol atınca dikkatimi çekmişti ve ben de araştırmıştım; kimdir, nedir diye. en az oyundaki kadar başarılı bir golcü olduğunu anladım böylece. menajerlik oyunlarının ipiyle kuyuya inilmez, bu kaideyi bilirim. ancak, barcelona da aynı fikirdeyse, bu çocukta iş vardır diyorum. umarım ispanya’ya geçer ve barcelona kadrosunda kendisini gösterebilecek kadar süre bulur. ben de sevinirim, bu adamı ben keşfettim diye .)

manu ve barca iki genci kadrosuna katarken, diğer takımlar da boş durmadı. liverpool glen johnson’u, werder bremen marko marin’i, sporting lizbon matias fernandez’i, valencia jeremy mathieu’yu, servet transferini bir türlü sonuçlandırmayarak galatasaray’lıları sinir hastası eden marsilya lucho gonzalez’i kattı kadrosuna. benim gözüme takılan güzel transfer hamleleri bunlar. gözden kaçanlar vardır mutlaka. türkiye’de de oluyor elbette bir şeyler. babel’ler, owen’lar, poulsen’ler havada uçuşuyor. ne diyelim, sonunda hüsran yaşamayalım da, ne olursa olsun artık. güzel bir haberle bitirelim yazıyı. vassel’i türkiyeye getirdi ankaragücü. ki maniche’yi de alacakları söyleniyor. tebrikler ankara yönetimine.

ps. yazıyı yazdığım tarih 01.07.2009, saat 05.20. süperalfa gelemedi henüz. günün ilerleyen saatlerinde gelmesini, daha fazla bekletmemesini rica ediyorum kendisinden. çok uzun süredir bekliyoruz biz seni alfa, ayıp oluyor artık.