‘los angeles lakers’ olarak etiketlenmiş yazılar

nba; genel bir bakış

17 February 2011, Thursday

önümüzdeki hafta sonu all – star etkinlikleri var nba’de. ve bu ara gelmeden, bir iki satır da nba yazalım dedik. ilk önce nereden başlayacağım diye düşünüyordum da, sanırım lakers’ın  geçtiğimiz ay tam 55 sayı farkla mağlup ettiği cleveland cavaliers’a dün gece yenilmesi gayet iyi bir giriş konusu olabilir.

pau gasol

herkesin malumu, bu sezon lal son 2 yılın şampiyon takımı görüntüsünden çok uzakta. bunun, ne spurs’ün muazzam grafiğiyle ne de diğer takımların lakers’ın oyununu bozmasıyla ilgisi yok bana kalırsa. tamamen iç mihraklar lakers’ın düzenini bozan. en başta, pau gasol’ün eskisinden çok uzak olan performansı geliyor. lakers üçgen hücumu uyguladığında gasol’ün saha görüşünü kullanan bir ekip. üçgenin tepesine onu yerleştirdiğinde, tüm çarkları işler bir makine haline geliyorlardı. kazandıkları şampiyonluklarda hiç şüphesiz pau gasol’ün büyük katkısı vardır. mamafih, bu yıl gerçekten eskisinin uzağında kaldı ispanyol. en azından son dönemlerde. bynum’ın uzun süreli sakatlığı da büyük handikaptı lal adına. pota altında gasol’ün yapamayacağı bir çok işi layıkıyla yapabilir bynum. post oyununu tüm nba’de en çok geliştiren isimlerden birisi. onun yokluğu da ciddi sıkıntıydı elbette. ve bence en büyük sorunlardan bir tanesi; kobe bryant’ın daha fazla sorumluluk alması. ki, bu noktada kobe’nin asla bir suçu olmadığını da söyliyeyim. kobe buna mecbur kalıyor. bu sezon izlediğim çoğu lakers maçında, diğerleri sindiğinde, hep kobe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ama iyi, ama kötü. bu görevi de onun üzerine yıkarsanız, alacağınız verim bir hayli düşer tabii. böylesi bir liderlik beklemek, haksızlık olur kobe’ye. daha makul görevler addetmek lazım bana kalırsa. neyse lakers mevzusunu toparlayacak olursak, phil jackson’ın söyleyecek sözü bitmemiştir, buna inanıyorum ve şu ana kadar topal aksak ilerleyen los angeles lakers’ın çıkış yolunu p-jax’in tutacağı ışıkla zor da olsa bulacağını düşünüyorum.

gelelim utah jazz’a ve tam 21 yıl sonra görevinden ayrılan jerry sloan’a. bilindiği gibi, çok duygusal bir basın toplantısıyla ayrıldı salt lake city ekibinden sloan. takımıyla geride bıraktığı 21 yıla 1221 galibiyet sığdırmış bir adamdan bahsediyoruz. belki de gezegenin en iyisiyle aynı döneme denk düşmeseydi, nba tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından bir tanesi olacaktı. tabii, koçluk kariyerini bir sürü şampiyonlukla, yılın koçu ödülüyle taçlandıramamış olsa da tam bir efsane olarak anacağız biz onu. bir spor dalında, bir takımın başında 21 yıl geçirmek ne demektir?efsane olmak demek değil midir?.. bir de ayrılış şekline bakalım sloan’un. ve bir kez daha küfredelim deron williams’a. ben hiç bir mazeret kabul etmiyorum açıkçası. deron, jerry sloan’un utah jazz’dan ayrılmasına ön ayak olmuştur. bir numaralı sebeptir. ve aptal yöneticilerin böylesi bir adama yaptıklarının başlıca sebebi, üzgünüm ama gene deron williams’tır. kendi adıma, antipatik bir adamdı zaten d-will. şimdi iyice soğudum.

son dönemlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden bir konu da; carmelo anthony ve nereye takas olacağı.. carmelo’yu ilk nba’e geldiğinde soğuk bulan ve gittikçe büyüttüğü oyunculuğunu görerek günden güne saygısını arttıran birisi olarak şunu söyleyebilirim; melo, herhangi bir takımın bir numaralı ve üzerine takım inşaa edilen adamı olmayı hakediyor. şuraya bağlamaya çalışıyorum yani; new york’a giderse, mare şöyle bir kenarda dursun, onun için değerli parçalar feda edilebilir. bu w-chandler olur ya da 1. tur draft hakkı falan olur, farketmez. tabii, sorun şurada. denver nuggets için nyk’tan melo karşılığında alınabilecek pek de ileriyi kotarıcı parça bulunmuyor. ellerini, kollarını bağlayan nedir peki? sezon sonunda melo’nun fa olacak olması. oyuncunun da knicks’e gitmek istediğini ayan beyan ortaya koyması, nuggets cephesini zorda bırakıyor iyice.

melo’nun new york’a adım atması artık an meselesi dersek, bilmiyorum ama pek yanılmayız gibi geliyor. bir de şu yönüyle ele alalım durumu. new york knicks, bu sezon di antoni önderliğinde tam bir ” takım ” hüvviyeti kazanmış durumda. belli süreçleri bir kenara bıraktığımız zaman, geyet akıcı ve kuvvetli bir oyun oynadıklarını söyleyebiliriz. en önemli temellerinden bir tanesi de, iyi bir takım kimyası tutturmaları elbette. melo’yu dahil ettiklerinde bu kimyanın bozulup bozulmayacağını kimse bilemiyor. işin bu boyutu da nyk adına bir soru işareti doğuruyor. fakat benim fikrim, knicks’in ne olursa olsun bu takası yapmasının doğru olacağı yönünde. ki big boss’un da böyle düşündüğünü ve bu takasın bir an önce sonlandırılmasını istediğini biliyoruz. melo için msg yolları gözüktü iyiden iyiye yani.

melo

gel gelelim, gsw’a. don nelson’ın ne idüğü belirsiz bir takım haline getirdiği, deyim yerindeyse enkaza çevirdiği ve “d-league temsilcisi”ne döndürdüğü warriors şu günlerde toparlanmaya başladı. büyük pay, don dedeye veda edilmesinde kuşkusuz. onun yerine baş antrenörlük görevine getirilen keith smart’tan ufak don nelson esintileri görsek de, daha derli toplu bir takımın ortaya konduğu bir gerçek. monta’nın isolation’ları devam ediyor, edecektir de fakat, çok daha efektif kullanıyor artık m. ellis bu hücunmları. en azından, kendi oyun kimliğini törpüleyip, geliştirmesi açısından da çok mühim bu mevzu. ve zamanla, daha büyük bir oyuncu olacaksa, karşı konulamaz drive’larını daha fonksiyonel kullanmayı öğrenmeli. kısacası, monta’nin bu yolda attığı adımı görmezden gelmenin ayıp kaçacağını söylerken, böyle devam etmesi gerekliliğini de eklemeyi unutmamalıyız. curry ise bu aralar bir çıkıyor, bir iniyor. ilk önce, faul problemine bir çare bulması gerek. fiziği, hiç de iyi durumda olmadığından bunun dezavantajını fazlasıyla yaşıyor. bir kaç dakikada 3 faul birden alıp kenara geldiği maçlarda, bütün yükün monta’ye ve wright’a kalması iyi bir durum değil malum. ve bir tahmin de yürütecek olursak warriors’la ilgili, play-off zor ama imkansız değil diyebiliriz galiba. henüz dün gece energysolutions arena’da jazz’i yendi takım. ellis çok formda ve umutlar katlanarak artıyor.

kısa kısa, ligin tepesindeki takımlara da yorum bırakalım. san antonio spurs, bu yılın en kuvvetli takımı olarak, saygıyı hakediyor. sloan’un ayrılışı deron ile alakası kadar tavizsiz oyun düzeniyle de ilişkili ve bu açıdan popovich’le de kesişiyor yolları aslında. popovich, bu yıl yaptığı değişikliklerle takımına yeni bir hava kazandırdı ve bir şekilde yarattığı ekibin aynı düzeyde devam etmesini sağladı. bugün kimse, popovich kurallarından ödün verdi ya da kendisini inkar etti şeklinde yorum yapamıyor onunla ilgili. çünkü, olması gereken buydu ve o da bunu yaptı. gerçekten çok büyük saygıyı hakediyor greg popovich ve oyuncuları.

celtics de doğunun lider takımı konumunda şu anda. geçtiğimiz hafta garden’da lakers’a 17 sayı öne geçtikleri maçta mağlup olsalar da, bu ligin zirve takımlarından birisi oldukları hala geçerliliğini koruyan bir tespit. garnett’in sakatlığında bir bocalama yaşamışlardı. o ara, rondo büyük top oynamıştı ve açıkları çok güzel kapatmıştı. ray allen kariyerinin en iyi 3’lük yüzdesini yakalamış durumda. geçtiğimiz günlerde o da, en fazla üç sayılı isabet bulan oyuncu ünvanını reggie miller’ın elinden aldı. big 3 sezon öncesi eskisi kadar kuvvetli gözükmese de, hala ayakta durduklarını ve en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olduklarını çok açık ispatladılar sezon içerisinde.

tüm bunların ardından bir hayvanoğluyla başbaşa bırakayım ben sizleri. bir oyuncunun bunu başarabildiğini de gördük ya, gerisi boş yemin ederim. blake ‘the insanolamaz’ griffin.

los angeles lakers; 7 maçta şampiyonluk öyküsü

24 June 2010, Thursday

şampiyon lakers

nba organizasyonu adına, en güzel final adlarından birisiydi celtics – lakers. geçmişten günümüze, birbiriyle rekabet halinde ve hatta bunun da ilerisinde birbirinden nefret eden iki oluşum. eşleştikleri yer nba finalleri olunca, işin ciddiyeti de artıyor tabii. bir tarafta, 2008 yılında karşılaştıklarında kazanan celtics, diğer yanda ise geçen yılın şampiyonu lakers.

tarihi seri, tahmin edilen gibi, lakers’ın üstün oyunuyla başladı. ilk 2 maçı kendi salonu staples center’da oynayacak olmanın verdiği moralle, iyi başladı los angeles lakers. rakibe göre, avantajlı olduğu noktaları çok olumlu kullandı p-jax’in öğrencileri. gasol ve bynum’a iyi toplar indi, bu topları değerlendirmelerinin yanında, hücum ribaundlarında da çok aktifti lakers uzunları. 3 kişiden oluşsa da uzun rotasyonu, celtics pota altıyla eşleşince, oldukça uzun kalıyorlardı. 2 yıl öncesine oranla çok daha verimli oynayan pau gasol’ün, kg’yi denize döktüğüne şahit olduk adeta. aşağıda, işler bu denli lakers lehine ilerlerken, artest’in pierce üzerinde uyguladığı savunma, rondo’nun cavs serisindekinden uzak bir görüntü çizmesi ve tabiki ray allen’ın faul problemine girmesi, skor tabelasında celtics hanesine yalnızca 89 yazılmasına sebep oldu. seri boyunca -suns serisi gibi destansı olmasa da- olağanüstü bir performans gösterecek olan kobe bryant’ın da skor üretmekte sıkıntı çekmemesi sonucu, ilk maçı ev sahibi lakers 102-89 kazandı.

takımlar 2. maça çıkmadan önce, p-jax’in ilk maçını kazandığı serilerde yakaladığı 47 – 0’lık mantıksız denebilecek istatistik geliyordu akıllara. finallerin ikinci maçına çıkarken yeşillerin psikolojisinin bozulması için bile yeterdi bu aslında. fakat ray allen, bu kez işlerin farklı olacağını ispat etmek istercesine oynadı. baştan sona, muazzamdı allen. takımının ihtiyaç duyduğu her an, sorumluluk aldı ve her defasında üçlüğü yapıştırdı.  ray allen’ın 8 üçlük isabeti bularak, nba finaller tarihine geçtiği maçta, celtics’te rondo da triple double yaparak tarihe adını yazdırıyordu. bu iki adamın kontrolü ele alması, pota altında üstün olan lakers’ı bi’ nebze yavaşlatmış gözüktü. gasol – bynum ikilisi ilk maçtaki gibi yine işlese de, lakers’lıların yaptığı savunma bu defa yeterli olmuyordu. son anlarda rondo’nun iz bırakan işler yaptığı 2. maçın skoru deplasman takımı celtics lehine 103 – 94 sonuçlandı.

ve gelindi 3. maça. bu maç ve ardından iki maç daha garden’a geçti seri. rakibinden staples’ta maç çalan celtics’in işi burada sonlandırma şansı vardı. pp da bu yönde demeç vermişti maçtan önce, sonunu düşünmeden. 3. maça iyi başlayan taraf la. lakers oldu. maçın başından itibaren farkı açıp, korudular. sonrasında, ilk 2 maçın tam aksine nefis bir maç çıkartan garnett’in önderiliğinde geri geldi boston. burada hatırlatmakta yarar var, bir maç önce tarihe geçen ray allen hiç isabet bulamayarak, absürdlükte sınır tanımadı. ona rağmen, minnesota’daki gibi oynayan garnett’in sayesinde geri dönen boston celtics’e cevap hiç beklenmedik birisinden, derek fisher’dan geldi. abartmadan söylüyorum, tek başına koparttı maçı fisher.  0.4 mucizesinden sonra, lakers taraftarını en mutlu ettiği an bu maçta, üç celtics’linin içinden geçerek bıraktığı  ve maçı bitirdiği turnikedir herhalde. bir türlü sevemediğim bu adamın, kobe’nin önüne geçtiği maçı lakers; 91 -84 kazandı.

4. maç, celtics için var olma mücadelesi olmalıydı. burada alınacak bir mağlubiyet, şampiyonluk şanslarını mucizelere bırakırdı. 2. maç hariç, lakers savunmasına karşı etkisiz kalmışlardı ve bu maç o savunmayı delmeleri gerekti. yahut ekstra işlerden nemalanları ve x faktörlerin devreye girmesi. ilk durum hayata geçmedi, yani lakers savunmasını, celtics ilk 5’i delemedi. fakat, kenardan gelen nate-glen ikilisi çok şey değiştirdi. andrew bynum’ın neredeyse hiç oynayamadığı maçta, ilk kez kobe oyuna tek başına hükmetti lakers’da. bu çok da iyi bir gelişme değildi. kobe çatır çatır soksa da, ona hemen hiç kimse yardım etmedi ve kenardan gelen iki oyuncusu 30 sayı üreten boston celtics, 4. maçı 96 – 89 aldı ve seride durumu 2 – 2’ye getirdi.

5. maç celtics hücumunun en verimlisi olması açısından önemliydi. bir aralar %70 ile hücum ediyordu celtics, o derece insan üstü bir durum vardı ortada. zaten maçı da hatırladığım kadarıyla %50’nin üzerinde bir yüzdeyle kapattılar. bu maç, kobe de takım arkadaşları da kaldıkları yerden devam edeceklerdi. kobe daha da çok attıkça, diğerleri daha da yalan oynadılar, kaçtılar. kobe haricinde, yalnızca gasol çift hanelere çıktı o da düşük bir yüzdeyle ve verimsiz oynadı. üst üste 23 sayı atması da yetmeyecekti kobe’nin. boston celtics bu defa benchten istediği katkıyı alamadı fakat as oyuncuların yüzdeli oynaması, oyuna dahil olan herkesin başarılı savunma yapması onlar için maçı çözen detaylardı. doc rivers’ın molalarda, kobe’yi durduramıyoruz, öyleyse diğerlerini oyundan düşürmeli ve kobe’nin kaçırmasını beklemeliyiz temelli konuşmaları da işe yaramış gözüktü aslında. kobe attıkça, çoklu sıkıştırma getirmek savunmayı da açmak anlamına gelebilirdi, o verimsiz lakers hücumlarına. kopartması gereken anlarda maçı çekip alamasa da boston celtics maçın sonunda mutlu olan taraftı. skor; 92 – 86

seri 6. maçta gene staples center’a dönüyordu ve lakers mağlup olduğu taktirde, şampiyonluğu kaybedecekti. işte bu durum onların motive olmasını ve yaralı bir aslan edasıyla rakibe saldırmalarını da sağlayabilirdi, aksine ne yapacağını bimez bir hale bürünmelerine de yol açabilirdi. maçın hemen başında, kobe ve bir kaç maçtır kayıplarda olan saz arkadaşları, olumlu yönde motive olduklarını ispatlarcasına oynadılar. rakibin bütün zaaflarını kullanarak, psikolojik üstünlüğü de ele geçirdikten sonra, tüm istediklerini yansıttılar sahaya. hele o rondo’yu raydan çıkartmaları, baştan itibaren maçın onlara geçmesini sağladı çünkü, boston celtics’i bu tür maçlarda rondo komuta ediyor. onu saf dışı bırakmak, oyun düzeninden uzaklaştırmak demekti. üçgenin hiç işlemediği kadar işlediği maçta bir kırılma anı da yaşandı. kendrick perkins dizinden sakatlandı ve oyuna geri dönemedi. zaten dönebilseydi de çok şey değişmeyecekti. en fazla, bir kaç tane az hücum ribundu verirlerdi. staples center hastası ray allen dışında hiç bir celtics’linin varlık gösteremediği ve lakers’lıların dinlenme fırsatı buluğu bu kritik maçın skoru 89 -67. evet; bildiğin 67 sayı atabildi boston celtics.

ve artık 7. maç. böylesine çekişmeli bir serinin gelebileceği en heyecan verici senaryo budur işte. los angeles lakers bu maç öncesinde rakibinden biraz daha avantajlı gözükse de belli olmaz, burası nba final serisi ve 7. maç. genelin düşüncesi duydu sanırım. kolay kolay göremiyoruz nba finalinde bu 7. maçları. o sebeple herhalde, çok düşük yüzdeyle de oynansa şahane bir maç oldu.  pota altında bir eksik kalan boston, başlarda üstünlüğü ele alan taraftı. yüzdeli oynayamasalar da, savunmalarını daha iyi konuşturan da onlardı. yalnız maçın hemen başında üstün taraf olmak, pek işlerine yaramadı. geri dönülemeyecek bir noktaya da getiremediler skoru ve artest’in liderliğinde yavaşça geri geldi los angeles lakers. pota altında gene ezdiler rakibi. genel olarak skorlu geçmeyen, savunmaların öne çıktığı seride, savunmayı düşürmeyerek ve 1-2 ekstra basket bularak geri dönebilirlerdi yalnızca. bunu başardılar, müthiş seyirci desteğini de arkalarına alarak. maçın sonrlarında daha az hata yapan yine lakers oldu ve artest ilk kez bir işe yarayabildiğini kanıtlarken; p-jax baba ile kobe başarılarına bir yenisini daha eklediler.

bu müthiş serinin sonunda, mvp ödülünü kobe bryant kazandı. 7. maçtaki oyununa rağmen, sonuna dek haketti bu ödülü kara mamba. artık,  phil jackson denildiği gibi zirvede bırakır mı, boston kadrosu burada dağılır mı vb. soruların yanıtlarını bekleyeceğiz. yeniden tebrikler los angeles lakers destekçilerine, hayırlı olsun 16. şampiyonlukları.