‘manchester united’ olarak etiketlenmiş yazılar

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

sen hep ‘şeytan’ kal; ryan giggs

19 February 2011, Saturday

ryan giggs

artık hemen her yazıda araya sıkıştırdığımız üzere, arsenal’liyiz ingiltere’de. fakat bu demek değildir ki, ryan giggs adlı yaşayan efsane’yi sevmiyoruz, saymıyoruz. united camiasının ender sevdiğim adamlarından galli. 20 yılı devirmiş. 21.si için de anlaşmış kulübüyle. asıl ilginç olanı ise, giggs’in hala takımı adına çok büyük bir koz olması. evet, 20 yıldır manchester united forması giyiyor bu adam ve neredeyse o kadar süredir yıldızı, önemli parçası bu takımın. nasıl takdir etmeyelim, nasıl görmezden gelelim?..

90 yılından bu yana united’lı giggs. tam 862 kez giymiş kırmızı formayı. 158 golü var.  11 lig şampiyonluğu, 2 şampiyonlar ligi şampiyonluğu, 4 fa cup şampiyonluğu, 4 carling cup şampiyonluğu.. bu rakamların da ötesinde tabii onun futbolu. futbola inanmasanız da alex ferguson diye bir gerçek var elbette. ve o gerçekle kesişen bir yolda yürürken, böylesi bir yetenekle, yükselmesi kaçınılmazdı gallinin. kendisinin de bu oyuna bakışının gayet düzgün olduğunu söyleyelim. bunu anlamak adına, bir iki röportajını okumanızı öneririm. futbola çok geniş bir perspektiften bakıyor adam.

bir röportajda da diyor ki: ” manchester united’daki hayatım, beni oldukça mutlu ediyor sadece daha fazla para kazanmak için bunlardan vazgeçmek istemiyorum sadakatin önemine inanıyorum. ” bu cümlelerin samimiyetine inanıyorum ben. o duruşu sergileyebilecek bir adam giggs. röportajlarından bir tanesinde bizleri alakadar eden bir kısım da var; ” doğu avrupa’ya gitmeyi her zaman sevmişimdir. ilk seyahatimi 1993 yılında istanbul’a yapmıştım. orada gördüğüm ‘cehennem’e hoş geldiniz’ pankartını ise asla unutamam” diyor. daha da büyüyor gözümüzde.

bu adamın futbola devam ettiği her yıl, daha güzel bir yıl olmaya adaydır. kıymetini bilelim. ve 99’daki o meşhur golüyle, saygımızı sunalım ustaya. arsenal’in yediği en güzel gol olabilir aynı zamanda bu. giggs & arsenal.

hafta sonu’nda avrupa futbolu

30 August 2010, Monday

barcelona

ilginç bir futbol oynanır bundesliga’da. önceden kestirilemeyen bir yanı vardır. bu nedenle de benim ilgimi fazlasıyla çeker. cumartesi, öğleden sonra oturup da bir werder bremen – leverkusen maçı izlemek, çok keyifli gelir mesela bana. eminim, bir çok kişi de burada oynanan güzel futboldan memnundur.. bu hafta da enfes maçlara sahne olan bir bundesliga vardı karşımızda. gene bol gollü, bol taraftarlı ve bol sürprizli idi alman’lar.

en büyük sürpriz ile başlayalım. wolfsburg.. hafta içinde diego’yu kadrolarına dahil ettiler. büyük bir olay tabi bu. geniş yankı buldu avrupa futbol camiasında. o diego, bu haftanın sonunda, geldi maça çıktı. gol de attı ilk maçında. dzeko gene her zamanki gibiydi. o da salladı 2 tane. ve ilk yarı bitmeden bir anda 3-0’ı yakaladılar volkswagen arena’da. ortak görüş; ilk hafta bayern’e son anda mağlup olan wolfsburg’un diego takviyesiyle birlikte güçlendiği ve çıkışa geçmeye hazırlandığıydı. sonra, ilk yarı bitmeden rakip mainz bir gol buldu. gene de, wolfsburg’dan kimse şüphe duymamıştır. fakat öyle bir 2. yarı oynandı ki volkswagen arena’da, eminim bundesliga efsane maçlar arasına zirveden giriş yapacaktır. 3-0 öne geçtiği maçta, rakibi mainz’a amiyane tabirle çatır çatır yenildi wolfsburg. ilk 2 haftada iki epik yenilgi. üzgünüm onlar adına..

bir diğer ömer üründül tabiriyle ‘enteresan’ maç, bay arena’daki leverkusen-monchengladbach’tı.. heynckes’in leverkusun’i kuşku yok ki maçtan önce favori olan taraftı. maçın sonunda ise, muhtemelen bugünü hayatlarından çıkartmak için çok şey verebilecek hale geldiler. evlerinde 6 yediler monchengladbach’tan-bu nasıl zor bir takım adıysa artık..- onlar adına da, aynı wolfsburg gibi güzel başlayıp, hüsranla biten bir hafta yaşandı diyebiliriz. bu 3-6’lık skor, maçın bundesliga’da haftanın  en gollü maçı olmasına neden oldu. bu arada, eren derdiyok maçta 1 gol kaydetti..

beklenen la liga’da ilk maçlar bu hafta oynandı. barça, racing santander deplasmanında 3-0’la galip geldi. goller; messi, iniesta ve yeni transfer villa’dan. guardiola’nın takımı kaldığı yerden devam ediyor. mourinho ve madrid’in onları durdurmak adına uzun bir yoldan geçmeleri gerekiyor. onlar da mallorca deplasmanındaydı ve golsüz beraberlikle döndüler. mesut oyuna sonradan dahil oldu.. topal’lı valencia ise malaga’ya 3 tane attı. mehmet, yedekler arasında yer alsa da, forma şansı bulamadı. umuyorum, çok çalışır ve ilk 11’de daimi bir oyuncu olur.. sevdiğim takım, güzel adamların topluluğu sevilla da deplasmandaydı. 4-1 kazandılar levante karşısında. konko’nun 2 golü var..

ingiliz’ler de 3. haftayı geride bıraktılar. chelsea ağırlığını koymaya devam ediyor. şu an en formda adamları malouda. gene gol attı fransız. drogba’nın penaltıdan attığı golle de 2-0 galip geldiler stoke city önünde. stoke da paraşütsüz gidici gibi ama bakalım.. manu da evinde oynadı bu hafta. onlar da net bir galibiyet aldılar. west ham’ı üçlediler.. arsenal blackburn deplasmanında 2-1 kazandı. son dönemin en formda topçularından walcott gene attı. oldukça güzeldi hem de golü.. tottenham beni çok şaşırtan maçta, evinde wigan’a yenildi. ilginçtir, wigan ilk 2 hafta evinde oynamıştı. 2’sinde de yenilmişlerlerdi. toplam, 10 gol yiyip hiç gol atamamışlardı. gidip, white hart lane’de tottenham’ı yendiler. futbol enteresan…

ibrahimovic

seri a da bu hafta başladı. ibrahimovic gazını alan milan, evinde lecce’ye 4 tane attı. pato 2 gol. ibrahim ile beraber, ligi sırtlayabilirler bu yıl, dikkat etmek gerek.. juve kahrın, kederin takımı olmaya devam. deplasmanda bari’ye boyun eğdiler. yalnız krasic’le olmaz elbet.. roma’mız evinde cesena’yı yenemedi; 0-0. maçı izleyemedim ama hiç beklenmiyordu bu sonuç üzücü tabi.. inter bu akşam oynuyor. bologna deplasmanında açacaklar sezonu. hafta arasında atletico madrid’e süper kupa’yı kaybetmişlerdi onlar da. benitez güzel başlayamadı, bu akşam bir sürpriz olur mu acaba?..

fransa’da gourcuff ve lyon konuşuldu sık sık. gidip lorient’e yenildiler. tek, haftayı mağlup kapatan büyük onlar değildi. psg de sochaux’a yenildi. bordeaux, evinde marsilya ile berabere kaldı. tigana’nın takımı, gene son dakikada buldu golü.. marsilya, niang sonrası toparlayabilir mi? kuşkularım yok değil.. kabze’li montpellier ile kalbimiz. bu hafta valenciennes’i yendiler deplasmanda. yürüyün be çocuklar, bu defa siz alacaksınız kupayı.. hollanda’da, suarez onu göndermeyen ajax’ı sevindirmeye devam ediyor. gene hat-trick yaptı. twente ve feyenoord 4-0’lık galibiyetler aldılar. ilginç, twente’nin yendiği utrecht, hafta içi, celtic’i 4-0 ile geçip, avrupa ligi’nde gruplara kalmıştı. evet, van wolfswinkel güzel topçu.. rusya’da, cska moskova’lı doumbia da gollere devam ediyor. onla beraber adamım dzagoev de yazdı bu hafta bir tane. bu çocuklar için takip edilir bu cska moskova..

çok özledik çok!

17 August 2010, Tuesday

güzel ülkenin ligi pirömiyer lig de bizle beraber başlayanlardandı. her geçen yıl endüstriyelliğin, amerika’lıların ve futbol mühendislerinin üzerine daha çok çöreklendiği ortamda, avrupanın en keyif veren ligi olarak kalabilmeyi başarması, en büyük, en güzel yanıdır.. hemen her 2 haftada bir dev bir maç izletir bizlere ingiliz’ler. bu defa da kafadan, daha ilk haftada birbirinden çekişmeli maçlarla başladılar işe.

harry redknapp’ın tottenham’ı evinde sezonun flaş tansferlerini gerçekleştiren yeni manchester city’i ağırladı. ligin adına ve kalitesine yakışır bir maç oldu fakat gol gelmedi bir türlü. gol sesi çıkmayan, en zevkli maçlar listesine de giriş yapmış oldular böylece. şaka bir yana, çok önemli yerlere önemli transferler yapan city, özellikle ilk yarıda spurs karşısında çok zor anlar yaşadı. sol önde oynayan adamım gareth bale, süper maç çıkardı. spurs’ün forvet rotasyonu da oldukça dikkat çekici cinsten. aynı durum ziyadesiyle, city’de de mevcut tabi.. onlardaki zenginlik her bölgede görülebiliyor hatta. orta alanda barry-yaya toure-silva-swp-de jong gibi harikulade isimler oynuyor. önde ise tevez, adebayor, balotelli, santa cruz alternatifleri var. mancini aynı inter’de olduğu gibi bonkör bir yönetimin altında çalışıyor manchester’da da.

manchester

zirve takımlarından chelsea’de bir sıkıntı yok, kaldıkları yerden devam ediyorlar. şampiyon noktaladıkları geçtiğimiz yılı, 8-0 ile kapatmışlardı, bu yılı wba karşısında 6-0 ile açtılar. essien geri döndü, drogba, lampard, malouda gibi isimler formlarından hiç bir şey kaybetmemiş haldeler.ancelotti,  joe cole’un açığını benayoun ile giderme amacında. 10 numaralı formayı da ona vermişler, nedense.. manchester’ın diğer tarafı, şeytanlarda da sezon rahat açıldı. dün gece lige geri dönen newcastle’ı 3-0 geçti onlar da. bale ile beraber bir diğer adamım chicharito son dakikalarda oyuna girdi. ama onların gündemlerini meşgul eden konu,  iki yaşlı kurt giggs ve scholes’un hala pas tutmadıklarını gösterircesine, takıma katkı vermeleriydi. ryan giggs bi 20 sene daha oynayacak herhalde, maşallah diyelim biz buradan..

wenger’in arsenal’i ile benitez’den sıyrılıp roy hodgson’a sarılan liverpool da sezonun ilk haftasında kozlarını paylaşan ekiplerdendi. maçın tamamını izleyemesem de baktığım bölümlerde, arsenal oyuna hakim olan tarfatı. aşina olduğumuz yoğun pasa ve top tutmaya dayalı futbol sahaya yansıyordu. genç wilshere’e şans vermiş wenger. yine, chamakh da ileride oynayan oyuncuydu. savunmada beklendiği üzere lorient’ten alınan koscielny görev aldı, vermaalen’in yanında. ki, son dakikada atılmış oyundan kendisi.. pool’da ise torres yoktu ilk 11’de. yeni transfer joe cole sahadaydı. sakal bırakan mascherano, gerard, carragher tam kadro oyundaydı. belçika’dan gelen jovanovic de sol önde forma şansı bulmuş hodgson’dan. neticede berabere kaldı iki takım ve henüz çok başında olduğumuz lige, kontrollü bir başlangıç yaptılar.

e, tabi bunun daha everton’ı, aston villa’sı, fulham’ı vs.’si var.. zaman geçip, haftalar ilerledikçe, kimin ne yaptığını, kimin ilerleyip-gerilediğini daha net görme şansımız olacak… yalnız benim en üzüntü duyduğum konulardan bir tanesi, martin o’neill’ın aston villa’dan ayrılması oldu. umarım başka yerlerde de, aynı geçmişte celtic ve aston villa’da yarattığı takımlar gibilerini yaratır. takipçisiyiz.

son bir not: fantasy premier league‘e devam ediyorum ben. noat samisa ve batug‘un kurduğu liglere katıldım. varsa seveni, hatırlatmak isterim..

man-utd 2010-11

01 August 2010, Sunday

manchester united 2010-11 | deplasman

manchester united 2010-11

15 July 2010, Thursday

manchester united 2010-11 | iç saha

anfield torres’le güzel

27 October 2009, Tuesday

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5’te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.

avrupa’dan transfer notları

01 July 2009, Wednesday

real madrid’in bodoslama girerek sarstığı transfer piyasası kısa bir durgunluğun ardından yeniden hareketleniyor. uzun bir süredir david villa, ibrahimovic, pirlo, aguero, tevez, dzeko gibi oyuncuların takım değiştirip değiştirmeyeceği konuşuluyordu. bu isimlerden kesinleşen bir transfer olmasa da en az onlar kadar önemli bulduğum hamleler yaptı bazı kulüpler.

ronaldo’yu real madrid’e yollayan-bana kalırsa kazıklayan– manchester united, wigan’ın ekvador’lusu antonio valencia’yı kadrosuna kattı. iyi transfer. hatta süper transfer. 2006 dünya kupasında tanımıştım bu adamı, o gün bu gündür ilgiyle takip ediyorum. sağ kanatta, ribery akıcılığında ve arda tekniğinde bir topçu valencia. ilk avrupa macerası villareal’deydi, daha sonra recreativo-kiralık- ve wigan’da oynadı. dünya kupasında beklenen çıkışı yapmıştı aslında fakat manchester gibi büyük bir takıma gitmesi, wigan’da geçen 3 yıldan sonra gerçekleşti. henüz 23 yaşında ve ronaldo’nun boşalttığı manchester sağ kanadını tam olarak doldurabilecek meziyette bir futbolcu. nokta transfer yaptı bence sir alex. en az 40-50’ye satar valencia’yı da ileride, demedi demeyin. tebrik ediyorum kendisini buradan.

bir nokta transfer haberi de barcelona’dan gelmek üzere. palmeiras’ın genç golcüsü keirrison barça’ya imzayı attı, atacak. belli bir süredir gündem de olan bir futbolcu o da. hiç durmadan avrupa’ya futbolcu ihraç eden brezilya’nın yeni harikası olarak gösteriliyor. türkiye’de herkes fm sayesinde aşina ismine lakin benim aşinalığım cm 01-02’den. evet, 01-02 oynuyorum ben hala. günümüzün kadrolarıyla da olsa, bu efsaneyi yaşatıyorum kendimce. geniş brezilya pazarına da ismen hakim oluyorum böylece.) şaka bi’ yana, keirrison bir sezonda 70 gol atınca dikkatimi çekmişti ve ben de araştırmıştım; kimdir, nedir diye. en az oyundaki kadar başarılı bir golcü olduğunu anladım böylece. menajerlik oyunlarının ipiyle kuyuya inilmez, bu kaideyi bilirim. ancak, barcelona da aynı fikirdeyse, bu çocukta iş vardır diyorum. umarım ispanya’ya geçer ve barcelona kadrosunda kendisini gösterebilecek kadar süre bulur. ben de sevinirim, bu adamı ben keşfettim diye .)

manu ve barca iki genci kadrosuna katarken, diğer takımlar da boş durmadı. liverpool glen johnson’u, werder bremen marko marin’i, sporting lizbon matias fernandez’i, valencia jeremy mathieu’yu, servet transferini bir türlü sonuçlandırmayarak galatasaray’lıları sinir hastası eden marsilya lucho gonzalez’i kattı kadrosuna. benim gözüme takılan güzel transfer hamleleri bunlar. gözden kaçanlar vardır mutlaka. türkiye’de de oluyor elbette bir şeyler. babel’ler, owen’lar, poulsen’ler havada uçuşuyor. ne diyelim, sonunda hüsran yaşamayalım da, ne olursa olsun artık. güzel bir haberle bitirelim yazıyı. vassel’i türkiyeye getirdi ankaragücü. ki maniche’yi de alacakları söyleniyor. tebrikler ankara yönetimine.

ps. yazıyı yazdığım tarih 01.07.2009, saat 05.20. süperalfa gelemedi henüz. günün ilerleyen saatlerinde gelmesini, daha fazla bekletmemesini rica ediyorum kendisinden. çok uzun süredir bekliyoruz biz seni alfa, ayıp oluyor artık.