‘murat kosova’ olarak etiketlenmiş yazılar

ve gene; ‘işte premier league bu!’

18 August 2010, Wednesday

neredeyse bir sporcunun transferi kadar merak edilen bir süreçti murat kosova’nın ntv’den ayrılıp, trt’ye geçmesi. ki, bu karışıklığın temelinde yatan durum, başarılı spikerin adının lig tv ile anılmış olmasıydı. ve hatta, bir çok kaynaktan gelen haber, murat kosova lig tv ile anlaştı şeklindeydi. haliyle, herkes sevindi süper lig adına. yeni bir dönem içerisinde yer alan yayıncı kuruluşun çok doğru bir transfer yaptığı herkesin ortak fikriydi. gel gör ki, sürpriz bir gelişme ile kosova, trt’de karşımıza çıktı. bir diğer deneyimli isim okay karacan’ın yanında, trt’de olması güzeldi fakat, hem süper lig hem de ingiltere ligi anlatması açısından kötü bir senaryo olmuştu bu.

trt1’de, liglerin başlamasıyla beraber, stadyum programında izledik murat kosova’yı. hakan şükür ve feyyaz uçar’la birlikte. yavaş yavaş bu duruma alışacağımızı düşünürken, dün hiç beklenmedik bir haber düştü internet camiasına. haber, kosova’nın lig tv’ye transfer olduğu yönündeydi. başta tereddütlü yaklaşsak da, çok geçmeden doğruluğu onaylandı ve gerçek olduğu anlaşıldı. bir kaç gün önce düşündüğümüz lig tv adına olumlu işler, hayata geçti böylelikle.

ingiltere ligi ntv’deyken, okay karacan’la ve murat kosova’yla sevdi bir çok kişi bu ligi. maçların temposuna bir de bu adamların heyecen verici anlatımı eklenince, izlenilen müsabakadan iki kat zevk alınıyordu. şahsen, kosova’nın arsenal maçını anlatırken kullandığı ‘işte premier league bu!’ kalıbı, her ingiliz ligi’nden maç izlediğimde aklıma gelir. ve tabiki kernkraft -zomibe nation… son yıllarda, hem ntv’nin pirömiyer lig yayıncısı olmaması hem de sanırım basketbola yönelmek istemesi hasebiyle, pek futbol maçlarında denk gelmedik usta spikere. yine de nba ve basketbol milli takımı maçlarında yeteri kadar keyif verici anlatımları oluyordu. şimdi ise futbol mecrasında izleyeceğiz. eminim ki, süper ligin kalitesine katkısı hayli fazla olacaktır murat kosova’nın. bu ara da umuyorum, tek başına anlatır maçları..

aklıma gelmişken, paylaşmak istedim. ntv ve ntvspor’un dünya şampiyonası maçlarında ismail şenol da görev yapacakmış. murat kosova’dan sonra, nba adına pek üzülmememizin sebebidir genç spiker. tabi orkun çolakoğlu ile birlikte. belki, futbol maçları da yorumlar bu ikili, kim bilir..

orlando magic – los angeles lakers 4. maç: 91-99

12 June 2009, Friday

kobe bryant

maçın sonundan başlayacağım yazıya. pietrus’un gasol’e yaptığı faul, -pardon terbiyesizlik demeliyiz sanırım- kendi takımının çaresizliğine edilmiş bir isyandı. biz nasıl başarabildik buradan maç vermeyi, ne büyük bir aptallık yaptık da bu sonuç ortaya çıktı düşünceleri gizliydi o faulun altında. haklı ama pietrus. kendi iplerini kendileri çekti takım arkadaşları. şu anlarda her maç kritik ama ilk 2 maçta galibiyet çalamadıkları için staples center’dan, 3. ve 4. maçlar hata affetmeyen, oynaması cesaret isteyen maçlar haline geldi. böyle bir maçta bu denli fahiş hatalar yapmak, tecrübesizlikle, oraları oynamamışlıkla açıklanamaz bana göre. van gundy’nin işgüzarlığıdır mesela normal sürenin sonunda 3 sayı öndeyken faul yapmamak. aynı şekilde  howard’a da iki çift laf etmek gerek. sen ki serbest atış oranını %70’lere çıkaran bir uzunsun, ne oldu da bir anda bu kadar geriledin. maç boyu kaçırmasını anlarım ama son 2’sini kaçırması büyük fiyaskonun başlangıcı oldu diyebiliriz. son anları nelson’la oynamak gibi bir tercih saçmalığı var bir de stan van gundy’nin. hücumda bi’ şey yapmasını beklemiyorduk da savunma yönüyle yanlış bir seçimdi bence.

2. maçta da direkten dönmüş, uzatmalarda rakibine boyun eğmekten kurtulamamıştı magic. lee o topu potanın içine tiplemeyi başarsaydı ve fisher’ın 4. maçtaki 3’lüğüne engel olabilseydi magic, şu anın tam tersi bir tablo çıkacaktı ortaya. gel gör ki, bu spor bu ah’ları, vah’ları barındıran bir yapıya sahip değil. keşke faul yapsaydım, ah keşke ikili sıkıştırma getirmeseydim diyemiyorsunuz. o an ne yaptıysanız o. bu sebeple buraları oynayabilen oyuncularla oynayamayan oyuncular ayrılıyor birbirinden. koçları da ayırmak lazım tabi. van gundy var, phil jackson var. bir tutulur mu ikisi? jackson’a yeri gelmişken bir kere daha saygılarımızı sunalım; howard’ı hücumda ancak bu kadar etkisizleştirebilir bir takım. tam zamanında yardım getirerek, top kaybına zorluyorlar. hiç değilse topun onun elinden çıkmasını sağlıyorlar. geriye dönüp bakarsak, bu konuda cavs’in ne kadar yetersiz kaldığını görebiliriz. buradan övgüyü hakediyor phil jackson ama kobe’nin bu denli tek başına oynamasını kenardan izlemesi de garipti gerçekten. fisher’ın mucizeleri olmasa belki de kobe zorlamaları nedeniyle seri 2-2’ye gelecek, şampiyonluk şansları önemli oranda azalacaktı.

türk insanının kendine has bir özelliğidir sanırım, her türlü spor etkinliğinde bir şekilde yakınlık kurup taraf seçmek. bende de var haliyle bu durum. ve lanet olsun ki nba finallerine gelene dek hangi takımı desteklediysem, o takım eşleşmenin kaybeden tarafı oldu. güçsüzün yanında olma psikolojisi de değil bu aslında. lakers’a karşı houston tarafındayken, magic-cavs eşleşmesinde güçlü cleveland’ı destekliyordum mesela. fakat hep kaybetti bizim taraf. şimdi de murat kosova’nın cleveland serisinde benden soğutmaya çalıştığı orlando’nun kazanmasını istiyorum. işler yine aynı tabi. orlando kaybedecek gibi gözüküyor. ve ne acıdır ki, seriyi hatta ve hatta şampiyonluğu lakers’a kazandıran adam, benim tüm nba’de en tilt olduğum adam. o kadar bir nefret ki bu, lakers’ın her eşleşmesinde beat la’cilerden yaptı beni. mrsic gelip galatasaray’a atsaydı o şutları, ancak bu kadar dokunurdu bana. orlando sevgisi değil, fisher nefreti bunun sebebi. üzüntüm iki kat arttı anlayacağınız. sevenleri, 0.4 muhabbetinden dolayı hayranları vardır elbet, saygım var onlara. lakin 4.maçtan sonra da gerçekleştirdiği o pis sırıtmak eylemi kanın beynime sıçraması için yeterli oluyor. 3-1 olmuş umrumda olmazdı hiç, unutacaktım muhtemelen bir kaç güne, ama fisher bu kadar prim yapınca, yıkıldım ne yalan söyliyeyim. yine de inatla fisher’ı, onun şutunu koymuyorum fotoğraf olarak. yüzüğü hakeden esas adamı koyuyorum, kobe’yi.

son sözleri de, seri başlamadan önce taraflı anlatımı sebebiyle eleştirdiğim murat kosova hakkında söyleyelim. şaşırtıcı şekilde epey azalttı hido eksenli orlando aşkını kosova. ben her dakika ondan bahsetmesinden ziyade, onun oynadığı takım olması sebebiyle orlando’yu tutmasını, bunu bizlere yansıtmasını eleştiriyordum. fakat gem vurmuş gözüküyor bu hoş olmayan yönüne murat kosova. teşekkürü esirgemiyorum ben de ondan. bir de rihannayı tanımıyormuş, onu gördük .)