‘nba’ olarak etiketlenmiş yazılar

linsanity

21 February 2012, Tuesday

linsanity

imaj: jason wu

trade deadline

25 February 2011, Friday

nba’de takas dönemi sona erdi. son gün bombalar peş peşe patladı. daha önce gerçekleşen takaslarla ilgili yazılar yazmıştık. bundan sonra ipin ucu kaçınca, şekil-şemal olarak paylaşalım dedik. çok çıtır çerez takaslar dışında durum şudur;

takas 1:

new york knicks; carmelo anthony, chauncey billups, shelden williams, renaldo balkman, anthony carter, corey brewer

denver nuggets; danilo gallinari, wilson chandler, raymond felton, timofey mozgov, kosta koufos, knicks 1. tur draft hakkı( 2014) + warriors 2. tur draft hakkı (2012-2013), 3 milyon dolar

minnesota timberwolves; eddy curry, anthony randolph

takas 2:

new orleans hornets; carl landry

sacramento kings; marcus thornton

takas 3:

new jersey nets; deron williams

utah jazz; devin harris, derick favors, 2 adet 2011 draft hakkı

takas 4:

atlanta hawks; kirk hinrich, hilton armstrong

washington wizards; mike bibby, mo evans, jordan crawford, 1. tur draft hakkı (2011)

takas 5:

los angeles clippers; mo williams, jamario moon

cleveland cavaliers; baron davis, 1. tur draft hakkı (2011)

takas 6:

portland trail blazers; gerald wallace

charlotte bobcats; joel pryzbilla, dante cunningham, sean marks, 1. tur draft hakkı 2 adet

takas 7:

boston celtics; jeff green, nenad krstic

oklahoma city thunder; kendrick perkins, nate robinson

takas 8:

houston rockets; goran dragic, 1. tur draft hakkı

phoenix suns; aaron brooks

takas 9:

houston rockets; hasheem thabeet, demarre carroll, 1. tur draft hakkı

memphis grizzlies; shane battier, ishmael smith

son takaslar

24 February 2011, Thursday

deron & harris

takas dönemi bitmek üzereyken bir bir düşüyor haberler. carmelo-billups eksenli denver-new york takasını değerlendirmiştik. hemen arkasından, bir çok önemli değişim yaşandı. melo’nun msg’a adım atması kadar sükse yaratacak hamleler değil bunlar fakat, nba genelinde gayet ilgi uyandırdılar.

şüphesiz, deron williams’ın takas edilmesi herkesi şaşırtan bir gelişme oldu. henüz jerry sloan’ın istifa etmesi ve yöneticilerin “bi saniye baba, sen nereye gidiyorsun, deron’ı kapının önüne koyacağız” dememesinin ardından bir kaç gün geçmişken, d-will’i göndermeleri oldukça garip. biraz aceleye getirilmiş gibi geldi bana. çünkü deron williams’ı her ne kadar hiç sevmesem de, harris artı zayıflığıyla şimdiden nam salmış 2011 pick’i hiç de yeterli değil. önlerinde, sezon sonu melo’dan hiç bir şey kazanamayacak denver’ın, nasıl güzel bir trade’e imza attığı örneği varken böylesi sıradan bir pakete razı olmaları beni daha da şaşırtıyor. favors var bir de. kendisinden ne bekliyorlar, bilemiyorum ama şimdiye kadar izlediğimiz performansıyla beklentilere cevap verebilecek  durumda olmadığını biliyoruz çaylak oyuncunun.

favors’ın gelmesiyle, millsap-al jef-memo üçlüsüne bir parça daha eklenmiş oldu. favors’ı bırakmayacakları haberleri geldi. böylelikle, diğer üçlüden bir tanesinin de takas olabileceği ihtimali kuvvetleniyor. kirilenko da yolcu olabilir. kısacası, beklenmedik bir yolla rebuilding’e gidiyor jazz.. takasın diğer tarafı nets ise güzel bir iş başardı. melo’yu uzun süre kovalamalarına rağmen takıma kazandıramadılar fakat, deron gibi bir guard’ı -2011 sınıfının zayıf olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatarak- adeta bedavaya kadrolarına kattılar. maksimum kontrat verecek boşlukları var ve d-will’le başladıkları bu değişimi sürdürme şansları hayli yüksek.

bir diğer takas; kirk hinrich-hilton armstrong atlanta hawks yolunu tutarken, mike bibby-mo evans ve jordan crawford+ 1. tur draft hakkı ise wizards’a geçti. kaptan kirk, hawks için çok değerli bir parça olabilir. bibby iyiydi hoştu fakat hiç olmayan savunması, büyük problem yaratıyordu. hinrich ona nazaran ket be kat iyi bir savunmacı. hücum bazında değerlendirince de bibby’den pek aşağı kalır yanı yok. güzel ekleme. wizards açısından da, draft hakkı elde etmenin karlı bir iş olabileceğini söyleyebiliriz. ne kadar iyi bir oyuncu seçebileceklerse artık 2011’de o sıralardan?.. sanırım yapacakları şey, birbirine eş değerdeki çok sayıdaki oyuncularını bir şekilde elden çıkartıp, wall’un üzerine bir takım inşaa etmek olacak. o nedenle, yollarının uzun olduğunu kabul etmeliyiz.

günün diğer takası cleveland-clippers arasındaydı. cavs’in acısını dindiren takım bildiğiniz gibi clippers. yenilgi serilerine nokta koymuşlardı clippers maçında. şimdi de bir takasa giriştiler. baron ve 2011’den 1. tur draft hakkı eşittir mo williams + jamario moon. amaçsız bir cavs görüyoruz bu yıl. ne yaparlarsa yapsınlar, toparlamaları çok ama çok uzun zaman alacaktır. tutup da baron’ı çekmeleri mantıksız bana göre. gerçi, mo dan da alacakları katkı belli seviyeyi aşamayacaktı bariz şekilde. al gülüm, ver gülüm takası oldu bu. iki takım ne uzadı, ne kısaldı. belki, biraz clippers adına işe yarayabilir bu iş. mo williams, baron’dan daha istekli oynayabilir. aynı zamanda daha istikrarlı. tabii, onun da en mühim anlarda ortadan kaybolma hastalığı var.

melo, knicks & isiah is back!

22 February 2011, Tuesday

carmelo & billups

son zamanların en çok konuşulan takası, nihayet gerçekleşti. carmelo anthony new york knicks forması giyecek bundan böyle. geniş kapsamlı bir takas aslında bu. melo ile birlikte, billups, balkman, shelden ve a. carter da new york’a katıldı. karşılığında denver’a yollanan isimler; felton, gallinari, chandler ve mozgov. ayrıca, 2014 knicks 1. tur draft hakkı, 2012-2013 warriors 1. tur draft hakları. bitmedi, 3 milyon da para!

geçtiğimiz günlerde, şurada değinmiştim, bu takasın olabilitesine. melo’yu şehre getirebilmek adına, değerli parçalardan vazgeçebilirler, bana gayet makul gelir bu; demiştim. fakat, nereden bileyim tüm takımı yollayacaklarını! sadece, chandler artı draft hakkı olur falan diye düşünüyordum. neticede, sene sonunda kasıp mevcut kadroya ekleyebilirlerdi melo’yu. şu an, feci bir kazık yemiş gözüküyorlar. gayet istikrarlı bir şekilde yükselme potansiyeli taşıyan bir 5’in 3 oyuncusunu feda etti knicks. e, o kadar olmamalıydı ama. carmelo büyük oyuncudur, franchise player çekmek kolay değildir ama bu da ne oluyor? fields’i de bonus olarak yollasalarmış bari.

new york’un karlı çıktığı ufak noktalardan birisidir zaten fields. bir çok söylentide onun adı geçiyordu. ne gariptir, o gitmedi ama diğer hepsi ayrıldı takımdan.  new york’un carmelo dışında kazandığı elle tutulur tek adam da billups. onun da kemale ermiş olma durumu var. yanı sıra, di antoni’nin sisteminde her geçen gün büyüyen bir felton, şu aşamada bu takasa dahil edilir miydi? büyük soru işareti bence. cidden aklım almıyor, 3 oyuncuyu birden yollamalarını. hedeflerini nereye çekecekler bunu da merak ediyorum artık. ellerindeki kadro, maksimum bir kaç yıl içerisinde iyi şeyler yapacak seviyedeydi. çıtayı yukarı çekmek adına, melo hamlesini yapmalarını anlayabilirim. fakat, şimdi yaptıkları sil baştan oldu. donnie walsh’un buraya gelene dek yaptıkları çöpe gitmiş olabilir.

billups-fields-melo-amare-turiaf, sağlam 5. fakat, gerisi? hemen hiç bir bench katkısı alamayacaklar. üstüne, sakatlık halinde, ekleyecekleri bir parça da yok takıma. ciddi manada, kazık yediler bana kalırsa. nuggets, son ana kadar işi yokuşa sürerek yok mozgov yok bilmem ne diyerek, aklını karıştırdı sanırım bunların. yoksa, böylesi bir sezonda felton-chandler-gallinari’yi kaybetmek, mantıkla açıklanamaz.

ps. isiah is back. your nightmare is back!

sakin ol şampiyon

21 February 2011, Monday

all star 2011

gece benim gibi sövenlerin çoğunlukta olduğunu düşünsem de, black mamba böyle istedi demekten başka bir şey gelmiyor elden. maçın ilk topunda belli etti kobe maça damga vurmak istediğini. etrafındaki 4 adamı yok saymasıyla, aldığı topu potayı zorlayarak kullanmasıyla ve  her ribaunda canla başla yükselmesiyle, olayın içine etti. lebron james’in yaptığı da ondan farksız değildi elbette. triple double yapıcam diye kastı o da. gene de, kobe’ninkinden daha makuldu bence onun tavırları. bir şey değişti mi? hayır. kobe vs. lebron’a döndü olay ve açık söyliyim, hiç zevk alamadım ben.

maçla alakalı bahsedecek pek şey yok başka. gene herkesin sayı şansı bulduğu, duncan’ın ve popovich’in bitse de gitsek tripleri attığı, craig sager’ın maç içi röportajlarının alakasızlıkta zirve yaptığı, iticilikte sınırların zorlandığı bir all-star maçı oldu. shaq yoktu mesela bu kez. vallahi, ne yalan söyliyeyim, saha kenarında olması yetmedi. parkede de görmeliydik onu. dans etmediği, absürd işlere imza atmadığı bir all-star, eksik bir all-stardır. o kadar.

devre arasında rihanna aka djehoua’yı izledik. doğum günüymüş aynı zamanda hanımefendinin. onunla birlikte sahneye çıkan kanye west berbat kıyafetiyle dikkat çekti. ciddi şekilde sorunlu bir giyim tarzı yalnız bu. rihanna’nın saçlarıyla, gayet tencere – kapak ilişkisi kıvamını yakalamış. ne diyelim, yakışmadı…

all-star arasını geride bıraktık böylece. bir kez daha tatsız bir hafta sonu olduğunu düşünüyorum. tabii, smaç yarışmasını ayrı bir tarafa koymak lazım. son zamanların en iyisiydi o. blake griffin, demar derozan, javale mcgee ve sergei ibaka’yı tebrik ediyorum. şu organizasyonun en heyecan verici ve keyifli anına imza attılar.son bir ilave;  justin bieber denilen ergen gerisi sefil, liseliler bile daha anlamlı kalıyor senin yanında. ve ben hala buna gülüyorum.

blake griffin is not human

20 February 2011, Sunday

blake griffin slma dunk contest

all-star saturday

20 February 2011, Sunday

cumartesi gecesi etkinliklerinin smaç yarışması dışında pek ilgimi çektiğini söyeleyemeyeceğim. benim gibi düşünen bir çok insan olduğunu da biliyorum. yani, shooting stars nasıl bir heyecan uyandırabilir ki bizde? ya da yetenek yarışmasının güzelliği nedir? hadi, onu biraz daha ayrı tutalım, shooting stars’tan. valla, kim düşündüyse bu yarışmayı all-star organizasyonuna dahil etmeyi, kendisini buradan tebrik etmek istiyorum. h.o.r.s.e yarışması çok daha güzeldi mesela, niçin kaldırıldı anlamak güç.

akşam özünde la çocuğu olsa da, şu an için celtics’lilerin taptığı adam paul pierce’ın inceden ıslıklanması ilginçti mesela. bir kızdırma, bir mesaj söz konusuydu. kötü anlamda değil tabii. işin içerisine biraz hırs ve heyecan katabilmek için gayet kışkırtıcı olduğunu düşünüyorum. ne tesadüfdür ki, 3 sayı yarışmasında iki boston’lı ray allen ve paul pierce, miami’li james jones ile birlikte finale kaldılar. geçtiğimiz günlerde nba tarihinin en çok üçlük atan oyuncusu ünvanını elde eden, 3 sayılık yüzdesinde kariyerinin doruklarına çıkan ray allen’ın finalde işi götürmesini bekliyorduk hepimiz. ters köşe olduk. finalde, bu üçlü arasında en az isabeti bulan isim oldu ray. şampiyonluk, james jones’a gitti. pierce da ilk turun sonunda buzzer beater ile finale yükselmesiyle, bir önceki yıl kazandığı birinciliği küçümseyenlere gereken cevabı vermesiyle, gecenin başarılı isimlerinden bir tanesiydi.

galiba, tüm bu cumartesi organizasyonunun smaç yarışması ve diğerleri diye ayrılması lazım. uzun yıllardır, hakkını bir iki adam dışında veren çıkmasa da, slam dunk contest’in ayrı bir yeri var all-star hafta sonunda. en son, j-rich’le carter’la ve t-mac’le heyecanlanmıştık dersek pek abartmayız herhalde. nate robinson insanının şu yarışmadan soğuttuğu bir milyon kişi bulabileceğimi zannediyorum. şaklabanlıklarıyla, işin cılkını çıkartmıştı. toparlaması ise bu yılki katılımcılara düşüyordu. ilk önce, yarışmanın ruhunu yeniden canlı hale getirdiklerini belirtmeliyiz. pasta üflemeler, kostümler vb.. derken tükenen bir yarışmayı dirilttiler adeta.

derozan mükemmel bir smaçla başladı. amir johnson topu potanın arkasına çarptırdı, kenardan gelen derozan topu yakalayıp, bacaklarının arasından geçirdi ve smacı vurdu. bana kalırsa, muzazzam bir harekettti. jüri, bir kaç denemeden sonra yapabildiği için 44 puan verdi ama isterse 30 sefer sonra yapsın, olağanüstü bir smaçtı. orada biraz hakkını yediler sanki derozan’ın. ardından ibaka faul çizgisinden uçarak vurdu smacı. tam çizgiden çıktı. jordan’la efsaneleşen bir hareket bu da. ibaka, on numara iş çıkarttı. ve mcgee’nin iki potaya birden smaç yapması, griffin’in 360-ama tam olarak 360- yapması, ardından diğer haklarındaki denemeleri ve finale; mcgee-griffin kaldı. kazanan, beklendiği gibi griffin oldu. bana kalırsa, çok güzel de smaçlar izletti griffin bizlere. fakat o sondaki koro muhabbeti ve arabanın ön tarafınfan vurması, biraz işi bozdu gibi geldi.

rookie challenge

19 February 2011, Saturday

all -star etkinlikleri, dün gece oynanan rookie – sophomore maçıyla başladı. geçtiğimiz yıl, rookie’ler devrim yaparcasına, uzun bir aranın ardından mağlup etmişti 2 yıllıkları. gene onlar kazandı. ( 148 – 140 ) hem çaylak yılında hem de 2. yılında kazanan bir oyuncu çıkmıyor sanırım  çok uzun zamandır.

maçın mvp’si john wall seçildi. wizards’ın genç  guard’ı 12 sayı – 22 asist ile oynadı. ki, bu 22 asist rookie game’in rekoru. daha önce, chris paul 17 asist’le bu rekoru elinde tutuyordu. bana, arada 1-2 tane fazladan asist yazılmış gibi gelse de, wall’un kesinlikle muazzam oynadığını söylemeliyim. kentucky’den takım arkadaşı cousins’le birlikte çaylakları sürüklediler. problem çocuğun da wall’dan aşağı kalır değil aslında istatistikleri. 33 sayı – 14 ribaund. maç sonunda bir acaba? dedik fakat wall’un 22 asit gibi, uçuk bir işe imza atması, sonucu belirledi.

blake griffin’in oldukça az sahne aldığını söyleyebiliriz. 13 dakika ile en azsahada kalan isimdi hatta griffin. oynadığı süre içerisinde smaçları birer birer indirse de, haliyle kimse tatmin olmadı bu durumdan. tribündeki bebe tayfasının ” we want blake ” şeklinde tezahürat yaptığına da şahit olduk. hatta maçı ntvspor’dan kaan kural ile birlikte anlatan ismail şenol bu tezahüratı “dejuan blair” şeklinde algılayıp, tebessüm ettirdi. o değil de, bu velet tayfasına bir çözüm bulmak gerekiyor. böyle giderse ya hiç izlemeyeceğim ya da sesi kısmak zorunda kalacağım, çekilir gibi değil o bağırışmaları.

maçın yıldızı wall’du dedik. maçın hareketi de wall ve griffin imzası taşıyordu. olağanüstü bir bounce pass, alley oop.

nba; genel bir bakış

17 February 2011, Thursday

önümüzdeki hafta sonu all – star etkinlikleri var nba’de. ve bu ara gelmeden, bir iki satır da nba yazalım dedik. ilk önce nereden başlayacağım diye düşünüyordum da, sanırım lakers’ın  geçtiğimiz ay tam 55 sayı farkla mağlup ettiği cleveland cavaliers’a dün gece yenilmesi gayet iyi bir giriş konusu olabilir.

pau gasol

herkesin malumu, bu sezon lal son 2 yılın şampiyon takımı görüntüsünden çok uzakta. bunun, ne spurs’ün muazzam grafiğiyle ne de diğer takımların lakers’ın oyununu bozmasıyla ilgisi yok bana kalırsa. tamamen iç mihraklar lakers’ın düzenini bozan. en başta, pau gasol’ün eskisinden çok uzak olan performansı geliyor. lakers üçgen hücumu uyguladığında gasol’ün saha görüşünü kullanan bir ekip. üçgenin tepesine onu yerleştirdiğinde, tüm çarkları işler bir makine haline geliyorlardı. kazandıkları şampiyonluklarda hiç şüphesiz pau gasol’ün büyük katkısı vardır. mamafih, bu yıl gerçekten eskisinin uzağında kaldı ispanyol. en azından son dönemlerde. bynum’ın uzun süreli sakatlığı da büyük handikaptı lal adına. pota altında gasol’ün yapamayacağı bir çok işi layıkıyla yapabilir bynum. post oyununu tüm nba’de en çok geliştiren isimlerden birisi. onun yokluğu da ciddi sıkıntıydı elbette. ve bence en büyük sorunlardan bir tanesi; kobe bryant’ın daha fazla sorumluluk alması. ki, bu noktada kobe’nin asla bir suçu olmadığını da söyliyeyim. kobe buna mecbur kalıyor. bu sezon izlediğim çoğu lakers maçında, diğerleri sindiğinde, hep kobe bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ama iyi, ama kötü. bu görevi de onun üzerine yıkarsanız, alacağınız verim bir hayli düşer tabii. böylesi bir liderlik beklemek, haksızlık olur kobe’ye. daha makul görevler addetmek lazım bana kalırsa. neyse lakers mevzusunu toparlayacak olursak, phil jackson’ın söyleyecek sözü bitmemiştir, buna inanıyorum ve şu ana kadar topal aksak ilerleyen los angeles lakers’ın çıkış yolunu p-jax’in tutacağı ışıkla zor da olsa bulacağını düşünüyorum.

gelelim utah jazz’a ve tam 21 yıl sonra görevinden ayrılan jerry sloan’a. bilindiği gibi, çok duygusal bir basın toplantısıyla ayrıldı salt lake city ekibinden sloan. takımıyla geride bıraktığı 21 yıla 1221 galibiyet sığdırmış bir adamdan bahsediyoruz. belki de gezegenin en iyisiyle aynı döneme denk düşmeseydi, nba tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı koçlarından bir tanesi olacaktı. tabii, koçluk kariyerini bir sürü şampiyonlukla, yılın koçu ödülüyle taçlandıramamış olsa da tam bir efsane olarak anacağız biz onu. bir spor dalında, bir takımın başında 21 yıl geçirmek ne demektir?efsane olmak demek değil midir?.. bir de ayrılış şekline bakalım sloan’un. ve bir kez daha küfredelim deron williams’a. ben hiç bir mazeret kabul etmiyorum açıkçası. deron, jerry sloan’un utah jazz’dan ayrılmasına ön ayak olmuştur. bir numaralı sebeptir. ve aptal yöneticilerin böylesi bir adama yaptıklarının başlıca sebebi, üzgünüm ama gene deron williams’tır. kendi adıma, antipatik bir adamdı zaten d-will. şimdi iyice soğudum.

son dönemlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden bir konu da; carmelo anthony ve nereye takas olacağı.. carmelo’yu ilk nba’e geldiğinde soğuk bulan ve gittikçe büyüttüğü oyunculuğunu görerek günden güne saygısını arttıran birisi olarak şunu söyleyebilirim; melo, herhangi bir takımın bir numaralı ve üzerine takım inşaa edilen adamı olmayı hakediyor. şuraya bağlamaya çalışıyorum yani; new york’a giderse, mare şöyle bir kenarda dursun, onun için değerli parçalar feda edilebilir. bu w-chandler olur ya da 1. tur draft hakkı falan olur, farketmez. tabii, sorun şurada. denver nuggets için nyk’tan melo karşılığında alınabilecek pek de ileriyi kotarıcı parça bulunmuyor. ellerini, kollarını bağlayan nedir peki? sezon sonunda melo’nun fa olacak olması. oyuncunun da knicks’e gitmek istediğini ayan beyan ortaya koyması, nuggets cephesini zorda bırakıyor iyice.

melo’nun new york’a adım atması artık an meselesi dersek, bilmiyorum ama pek yanılmayız gibi geliyor. bir de şu yönüyle ele alalım durumu. new york knicks, bu sezon di antoni önderliğinde tam bir ” takım ” hüvviyeti kazanmış durumda. belli süreçleri bir kenara bıraktığımız zaman, geyet akıcı ve kuvvetli bir oyun oynadıklarını söyleyebiliriz. en önemli temellerinden bir tanesi de, iyi bir takım kimyası tutturmaları elbette. melo’yu dahil ettiklerinde bu kimyanın bozulup bozulmayacağını kimse bilemiyor. işin bu boyutu da nyk adına bir soru işareti doğuruyor. fakat benim fikrim, knicks’in ne olursa olsun bu takası yapmasının doğru olacağı yönünde. ki big boss’un da böyle düşündüğünü ve bu takasın bir an önce sonlandırılmasını istediğini biliyoruz. melo için msg yolları gözüktü iyiden iyiye yani.

melo

gel gelelim, gsw’a. don nelson’ın ne idüğü belirsiz bir takım haline getirdiği, deyim yerindeyse enkaza çevirdiği ve “d-league temsilcisi”ne döndürdüğü warriors şu günlerde toparlanmaya başladı. büyük pay, don dedeye veda edilmesinde kuşkusuz. onun yerine baş antrenörlük görevine getirilen keith smart’tan ufak don nelson esintileri görsek de, daha derli toplu bir takımın ortaya konduğu bir gerçek. monta’nın isolation’ları devam ediyor, edecektir de fakat, çok daha efektif kullanıyor artık m. ellis bu hücunmları. en azından, kendi oyun kimliğini törpüleyip, geliştirmesi açısından da çok mühim bu mevzu. ve zamanla, daha büyük bir oyuncu olacaksa, karşı konulamaz drive’larını daha fonksiyonel kullanmayı öğrenmeli. kısacası, monta’nin bu yolda attığı adımı görmezden gelmenin ayıp kaçacağını söylerken, böyle devam etmesi gerekliliğini de eklemeyi unutmamalıyız. curry ise bu aralar bir çıkıyor, bir iniyor. ilk önce, faul problemine bir çare bulması gerek. fiziği, hiç de iyi durumda olmadığından bunun dezavantajını fazlasıyla yaşıyor. bir kaç dakikada 3 faul birden alıp kenara geldiği maçlarda, bütün yükün monta’ye ve wright’a kalması iyi bir durum değil malum. ve bir tahmin de yürütecek olursak warriors’la ilgili, play-off zor ama imkansız değil diyebiliriz galiba. henüz dün gece energysolutions arena’da jazz’i yendi takım. ellis çok formda ve umutlar katlanarak artıyor.

kısa kısa, ligin tepesindeki takımlara da yorum bırakalım. san antonio spurs, bu yılın en kuvvetli takımı olarak, saygıyı hakediyor. sloan’un ayrılışı deron ile alakası kadar tavizsiz oyun düzeniyle de ilişkili ve bu açıdan popovich’le de kesişiyor yolları aslında. popovich, bu yıl yaptığı değişikliklerle takımına yeni bir hava kazandırdı ve bir şekilde yarattığı ekibin aynı düzeyde devam etmesini sağladı. bugün kimse, popovich kurallarından ödün verdi ya da kendisini inkar etti şeklinde yorum yapamıyor onunla ilgili. çünkü, olması gereken buydu ve o da bunu yaptı. gerçekten çok büyük saygıyı hakediyor greg popovich ve oyuncuları.

celtics de doğunun lider takımı konumunda şu anda. geçtiğimiz hafta garden’da lakers’a 17 sayı öne geçtikleri maçta mağlup olsalar da, bu ligin zirve takımlarından birisi oldukları hala geçerliliğini koruyan bir tespit. garnett’in sakatlığında bir bocalama yaşamışlardı. o ara, rondo büyük top oynamıştı ve açıkları çok güzel kapatmıştı. ray allen kariyerinin en iyi 3’lük yüzdesini yakalamış durumda. geçtiğimiz günlerde o da, en fazla üç sayılı isabet bulan oyuncu ünvanını reggie miller’ın elinden aldı. big 3 sezon öncesi eskisi kadar kuvvetli gözükmese de, hala ayakta durduklarını ve en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olduklarını çok açık ispatladılar sezon içerisinde.

tüm bunların ardından bir hayvanoğluyla başbaşa bırakayım ben sizleri. bir oyuncunun bunu başarabildiğini de gördük ya, gerisi boş yemin ederim. blake ‘the insanolamaz’ griffin.

steve nash: 8972 asist

16 February 2011, Wednesday

steve nash

steve nash güzel adamdır, klas adamdır. basketbol zekasını ve bu oyuna yaptığı katkıları çokça takdir etmişizdir. kariyeri boyunca da önemli işlere imza atan ” hair canada “, bugünlerde rekor kırmakla meşgul. tahmin edilebileceği üzere, asist kategorisinde kırıyor rekorları nash.. dün geceki utah jazz maçında yaptığı 14 asistle, kariyeri boyunca yaptığı asist sayısını 8972’ye çıkararak, gary payton’ı geride bıraktı ve 7. sıraya yükseldi. bir üst sırada pistons efsanesi isiah thomas bulunuyor. onun da totalde 9061 asisti var. yani, nash’in onu da geçeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. ve hatta, 5. basamakta 9887 asistle oscar robertson yer alıyor. tüm bu istatistiklere ve hatta çok daha fazlasına şu adresten göz atılabilir.

all – star 2011 kadroları

04 February 2011, Friday

all – star arası geldi nba’de. ve doğal olarak klasik tartışmalar da başladı. bu organizasyon bir ustalara saygı kuşağı mı olmalı, yoksa sezon içerisinde yüksek performans gösteren oyuncular mı seçilmeli? çok uzun mevzu.. benim fikrim; performansa dayalı tercihlerin daha sık olması..

kadrolar;

batı: paul-kobe-carmelo-durant-yao.. / yedekler: dwill-westbrook-manu-griffin-duncan-gasol-dirk..

doğu: rose-wade-lebron-amare-howard.. / yedekler: rondo-ray allen-pierce-garnett-jhonson-horford-bosh..

batı’da değil de doğuda bir takımda oynasa çok rahat all-star seçilecek bi dünya adam var bence. love, monta, gay, nene, aldridge, nash… uzar gider. doğu, ilk 5’i dışında pek çekici değil. celtics’liler işgal etmiş. ki; haketmediklerini söylemek de pek doğru olmaz aslında. hani, deng, boozer, felton belki düşünülebilirdi. en azından tercih edilseler itiraz edilmezdi herhalde. j-smoove ise kesin tercih edilmeliydi. horford yerine belki.

yao ming müzmin sakat, bilindiği üzre.. onun yerine bir oyuncu seçilecek. tahminim, love olacaktır. yakışır da. 20-15 üstü tutturabilen son zamanlardaki tek oyuncu. takımı dipte olsa da, hakediyor. onun dışında, başka bir sakatlık durumunda ilk girmesi gereken adam monta ellis’tir.

vicdansız

23 December 2010, Thursday