‘nba’ olarak etiketlenmiş yazılar

hido yeniden florida’da

22 December 2010, Wednesday

hidayet

magic iki yıl önce doğu konferansı şampiyonu olup, nba finallerine geldiğinde hemen herkesi şaşırtmayı başarmıştı. o takımın başarısının bir sırrı da hidayet türkoğlu ve üstlendiği görevi harikulade biçimde yerine getirmesiydi. kimse, pota altındaki canavar howard’a tek başına güvenecek durumda değilken, nelson’ın buraların adamı olmadığı net şekilde belliyken, hedo çok büyük bir iş başardı florida ekibinde.

finalde kaybettikten sonra, bir şekilde kadro değişikliğine gitti magic. hidayet’i tutmadılar. carter’ı tercih ettiler ki bunun yanlış tercih olduğu ilk günden belliydi. artık final, yüzük gibi kelimeler telaffuz ediliyorken, nba’in belki de yetenek olarak en üst seviyelerinde yer alan fakat play-off oyunculuğu açısından çok aşağılarda kalan oyuncusu carter’ı getirdiler. t-mac de böyledir mesela. çok severim şahsen. muazzam atletik yeteneklere sahiptir. fakat kariyerinde play-off 2. tur maçı oynamışlığı yoktur. her seferinde onun üzerine takım kuranlara ihanet etmiştir oyunuyla.  daha doğrusu yetmemiştir. neyse, carter diyorduk. air canada’nın, hido’nun yaptıklarını yapması zordu elbet. howard kötü oynuyorken ya da faul problemine girmişken takımın 1 numaralı skor opsiyonu oydu. şut sokarsa iyi. sokamazsa iş batar. bir maç 35 atıp diğer maç 4/15 ile falan şut isabetiyle 10 sayıda kalması muhtemeldir. büyük maçlardaki silik performanslarından zaten hiç bahsetmeye gerek yok. kısacası, magic organizasyonu hem hido’yu bırakarak hem de carter’ı tercih ederek bir hata yaptı.

yaptıkları hatayı gün itibariyle biraz olsun örtmeyi amaçlayan bir takasa imza attı gm otis smith. hidayet’i geri alıp, carter’ı gönderdi. bunun yanı sıra aradan j-rich’i de çekti. ki kendisi oldukça formda başladı sezona suns’ta. ek olarak saçma sapan bir kontratla bağladıkları lewis’i de yolladı. karşılığında arenas geldi.

öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, orlando magic şampiyonluk istiyorsa bu carter’la mümkün değildi. yani, hidayet geri geldi, şimdi şampiyonluğa oynayacaklardır demiyorum lakin ihtimali kuvvetlendirdiler. topla daha az oynayan daha efektif bir oyuncu hido. kritik anlarda da hiç şüphe yok ki, daha faydalı oluyor vince carter’dan. bir çok açıdan iyi bir hamle bu. takasın bir diğer ayağı da jason richardson’dan geçiyor. o da skor anlamında iyi işler yapacaktır mutlaka. takımın ilk opsiyonu olmadığı sürece, herhangi bir sıkıntı yaratmayacaktır en azından hücumda. arenas ise şu an için oldukça büyük bir soru işareti. nelson-hedo varken, arenas’ın da gelmesi kafaları karıştırdı biraz. malum, sorunlu bir adam arenas. kontratı da biten bir kontrat değil. hani, düzgün yürüyen işleri yoldan çıkarma ihtimali var mı? ne yalan söyliyim, var. fakat sorunlarını mutsuz olduğu wizards organizasyonunda bırakmayı başarabilirse, olumlu sonuçlar da alınabilir bu takastan. set oyunu işaret edip ardından kendi kafasına göre takılırsa ve bunu önemli maçlarda yaparsa, van gundy ağlar herhalde sinirinden.

arenas takasının düşündürücü bir diğer noktası da lewis’in gidiyor olması. lewis bu yıl olağanüstü kötü oynuyordu. fakat onun gitmesiyle uzun kalmadı neredeyse magic’te. howard-bass ve? anderson, m. allen, orton, clark… bildiğin çöp howard ve bass’in sonrası. howard’ın faul problemine girdiği maçlarda, hido’ya gene 4 numara yolları düşecek galiba.

şu takaslardan sonra dahi, orlando magic’in final oynayan ekipten daha düşük bir seviyede olduğu kanaatindeyim. takım içindeki rollerin bir an evvel netleştirilmesi gerekir. hücumların, ilk sen at sonra ben atayım şeklinde seyretmemesi de şart. van gundy gerekli müdahaleleri yapacaktır fakat arenas’ı, nelson’ı hatta j-rich’i kontrol etmek kolay değil.

son olarak temennimi de belirteyim magic hakkında. doğuda bir final yapmaları açıkçası beni memnun ederdi. nba finali, miami’nindir benim gözümde.. lakers’ın karşısına onlar çıkmalı..

yeni çocuk: blake griffin

29 November 2010, Monday

blake griffin

blake griffin ismini duyunca heyecenlanmayan nba takipçisi yoktur sanırım. clippers’ın genç oyuncusu özellikle bu aralar kendisinden sıkça bahsettiriyor. clippers takımını izlenir hale getiriyor diyelim, yeterli bence..

oklahoma çocuğu blake griffin, nba’e ilk sıradan seçilerek adım atmıştı 2009’da. oldukça etkileyici bir kolej performansıyla geldi profesyonel lige. hazırlık dönemini de iyi geçirdi. fakat ne şanssızlıktır ki, son hazırlık maçında diz kapağından sakatlandı. diz, sporcularda bela bir noktadır. bunu artık sağır sultan bile biliyor. nitekim, griffin de bu beladan kaçamadı. koca bir yıl boyunca forma giyemedi. akıllara hemen greg oden geldi böyle olunca. yeni bir oden vakasıyla mı karşı karşıyayz acaba? sesleri artmışken, bu sezona öyle bir giriş yaptı ki çocuk; herkes büyülendi.

griffin’in ilk nba sayısı bir alley-oop. böyle bir başlangıç olamaz dedirtiyor. geride bıraktığı boş 1 yılın acısını çıkarttı bu smaçla herhalde. sezon genelinde oynadığı arzulu basketbolla da destekleyebiliriz bu düşünceyi. yetenekleriyle beraber müthiş bir çalışma iştahı olduğunu biliyoruz griffin’in. yetenekli adam çalışırsa, üzerine eklemek için gayret gösterirse, sonucunu bir şekilde alıyor zaten. bu bakımdan, bence çok güzel bir örnek olacaktır blake griffin.

basketbol kabiliyetinden bahsetmek gerekirse; oldukça atlet bir uzun olduğuyla başlamalıyız. 2.08 boyunda kendisi. pota altı oyunu var, orta mesafe sokuyor, bitiriş muazzam, ribaundlarda çok etkili, oyun zekası pozisyonuna kıyasla çok iyi.. daha ne olsun diyesi geliyor insanın. ve tabii hemen amare geliyor akla. evet, doğrudur amare ile oldukça benzeşiyorlar. bir çok alanda, aynı stile sahipler. fakat ben griffin’in daha da iyi yerlere geleceğini tahmin ediyorum, ya da en azından istiyorum diyeyim.

john wall’un en büyük şanssızlığı da olabilir bu adam aynı zamanda. geçtiğimiz yıl hiç forma giyemediği için, çaylak yılı bu sezona denk geliyor griffin’in. wall onun gölgesi altında kalma ihtimaliyle karşı karşıya. ve hatta şu ana dek, net biçimde onun gölgesinde kaldı. fakat, wall’un sıkıntı yapmasına hiç gerek yok zira griffin çaylak yılında all-star’a bile seçilmeyi başarabilir ve rakipleriyle farklı bir kulvarda olduğunu kanıtlayabilir. bana kalırsa, all-star olmalı da zaten.

şimdi farklı kulvar falan dedik. cidden farklı adamın yolu. şunu bir insan yapamaz ya. ayıp, yazık, günah…

istatistiklerini verip noktalayalım o halde. şu an nba’de 17 maça çıktı blake griffin, clippers formasıyla. takımı bu maçların 14’ünü kaybetmiş olsa da, ayakta kalan belki de tek isim oydu. çaylak, 19.3 sayı, 11.4 ribaund ve 2.4 asist ortalamaları yakaladı. 51.2 ile de şut atıyor. her şey, kendisinden büyük şeyler beklememiz için müsait. umarım yanıltmaz kimseyi..

ps. ben bu yazıyı yazarken clippers evinde utah’a mağlup oldu. griffin gene tek adamdı direnen. 35s – 14r – 7a.

böyle mi olacaktı?

28 November 2010, Sunday

heat

miami heat,  fantastik üçlüsüyle başladığı sezonda 17 maça çıktı. 9 galibiyetleri var. 8 de mağlubiyetleri. pota altları delik deşik. spoelstra’nın suyu ısınmış durumda. bana kalırsa, noel’e kalmadan riley başkan gelir head coach olarak takımın başına. ve finale de çıkartır bunları kesin.

king james miami heat’te!

09 July 2010, Friday

bir kaç yıldır takımların kendisi için şekilden şekle girdiği, aylardır nereye gideceği merak edilen, günlerdir de isminden başka bir şeyin telaffuz edilmediği lebron james, nihayet açıkladı yeni takımını: miami heat. espn’de yapılan decision 2010 adındaki özel bir programda öğrendik lbj’nin aldığı kararı. hani biraz da eşşeğin bir yerlerine su kaçırma olayı da olmadı değil. espn’e çıkıp, kararını canlı olarak tüm  dünyaya sunması anlaşılabilir bir yerde. neticede, ciddi manada yıllardır beklenen bir seçim bu. fakat sürecin gittikçe uzatılması can sıkıcı bir hal aldı.

neyse, en sonunda bir karar vermiş oldu lebron james. söylediği gibi, birden fazla şampiyonluk kazanabilmek adına, wade’in mekanı sayılabilecek miami heat’i tercih etti. ayrıca, cavs organizasyonuna teşekkür etmesinin yanı sıra, artık normal sezon 1.’likleri değil, nba 1.’likleri istiyorum diyerek de bir ince sitem yolladı onlara.

açıkçası ben pek ihtimal vermiyordum miami opsiyonuna. lebron’un egosunu bu kadar törpüleyebileceği ve -bana kalırsa- 2. adamlığı kabul edebileceği, aklıma gelmemişti. fakat, bosh’un da miami’yi seçmesi ve takımın çok yönlü bir hale bürünmesi king’i cezbetmiş olacak ki, tercihi bu yönde oldu. artık nba’de yeni bir sayfa açılacak diyebiliriz sanırım. pat riley’nin yarattığı bu fantastik ekip, p-jax ve kobe’li lakers’a karşı durabilecek en büyük rakip olarak gözüküyor aynı zamanda.

ilerleyen dönemlerde daha kapsamlı, daha detaylı yazılar yazmaya çalışacağım bu, belki de nba tarihinin akışına yön verebilecek lebron miami heat birleşmesiyle alakalı. şimdilik, bu şoku atlatana kadar, lebron formalarını ateşe veren cleveland’lıların hüznünü ve  james gelirse çocuğumu keserim sözü veren heat taraftarlarının neşesini paylaşacağım..

draft 2010

25 June 2010, Friday

NBA Draft 2010

dün gece msg’da nba draft 2010 vardı. 2003’ten bu yana tekrar edilen, bu yıl zayıf bir jenerasyon geliyor, hof- all-star çıkmaz bu sınıftan geyikleri altında başladı seçimler. ntvspor’dan takip ettik burada geceyi fakat, adrian wojnarowski sağolsun, twitter’dan 3’er dakika önce yazdı hangi takımın kimi seçeceğini.

ilk sırada ve hatta ondan sonraki bir kaç sırada kimin seçileceğinin ortada olması, biraz gecenin heyecanını alıyor sanırım. bu nedenle, draft eksenli takaslar daha ilgi çekici oluyor bu organizasyonda. yani, john wall’un ilk sırada seçileceğini sağır sultan dahi biliyorken, oturup izlemek sarmıyor adamı. sam presti’nin gelip, milletten neredeyse bedavaya adam kapması daha zevkli değil mi ama?

işin şakası bir yana, john wall uzun bir süredir, ilk sıradan nba’e adım atacağı belli olan bir pg idi. hemen herkesin, derrick rose ile kıyas ettiği kentucky çıkışlı wall, gelecek yıl washington wizards forması giyecek. pozisyonuna göre oldukça iyi bir fiziği var ve saha görüşü üst seviyelerde. ve tabii, en başarılı olduğu noktalardan bir tanesi de çabuk ayaklarıyla, potaya gidebilen bir kısa olması. derrick rose bildiğin yani. gel gör ki, rose gibi basamakları beklendiği kadar çabuk atlayıp, all – star seviyesine yükselebilir mi, bunu zaman gösterecek. gerçi, rose’un da takımını henüz tepelere taşıyamadığı da doğru. neticede, john wall’dan beklentiler çok yüksek. wizards gibi, nelerin döndüğü belli olmayan bir takıma gitmesi ve arenas ile aynı takımda yer alma ihtimalinin olması, onun ne kadar karakterli bir topçu olacağını ortaya koyması açısından iyi olacaktır.

phila, 2. sıradan sürpriz yapmadı ve ohio state’li evan turner’ı seçti. bir çok kaynağa göre, nba’e en hazır oyuncusu turner bu sınıfın. pozisyonu gereği de phila’ya cuk diye oturuyor açıkçası. uzun zamandır şutör-skorer oyuncu sıkıntısı çekiyorlar ve turner gibi potansiyelli bir genci kaçırmadılar haliyle. liderlik vasfı olan, fiziği gayet yeterli, şutu üst düzey ve sorumluluğu gerektiğinde çekinmeden alacak bir oyuncu turner. kolejde 20.4 sayı – 9.2 ribaund – 6 asist istatistiklerini yakalamayı başardı. dünkü tanıtımlarda, top kayıpları onun en önemli eksisi olarak gösterilse de, bu zaafın kolayca arka plana atılabileceğini düşünüyorum ben. nba’e, söylenildiği gibi, yeni bir brandon roy gelmiş olabilir bence. bakalım, zaman haklı çıkartacak mı ona güvenenleri?

nets de heyecana mahal vermedi ve 3. sıradan derrick favors’ı seçti. georghia tech’in freshman oyuncusu, 2010 draft’inin en yetenekli uzunu olarak görülüyordu. müthiş bir atlet favors. çok uzun kolları var ve çabuk ayaklarıyla, potaya gidebilme konusunda ciddi bir avantaja sahip. çöp bir takıma gidecek olması işini zorlaştıracak gibi dursa da, brook lopez gibi bir uzunla birlikte oynayacak olması, onun için bir şans olabilir. devin harris için dolaşan takas söylentileri hayata geçerse, işte o zaman hayata küsebilir favors çünkü takımda hiç oyun kurucu kalmamış olacak neredeyse.

minny, 4. sıradan wesley johnson’ı aldı. 23 yaşına giren wes-john, syracuse çıkışlı. dikkat etmedim de, draft’in en yaşlısı falan olabilir. sf pozisyonunda oynuyor wes. haliyle, nba’e en hazır durumdaki oyuncular arsında onun da ismi geçiyordu.  atletik özellikleri iyinin de ötesinde olsa da, topu alıp skor yapabilecek tarzda bir oyuncu değil. matrix  ile karşılaştırılıyor. onun gibi, usta bir oyun kurucuyla oynama fırsatı bulabilirse, ligde iyi bir yere gelecektir mutlaka. bakalım minny, al jef’i elinden çıkartabilecek mi, ben onu merak ediyorum.

5. sıra sacto’nundu. onlar da ilk 4’te tercih edilmeyen demarcus cousins’i seçtiler. böylece kentucky ilk 5 sıraya 2 oyuncu vermiş oldu. uzun cennti olarak niteleyebileceğimiz draft’in en yetenekli uzunlarından birisi de cousins idi. heybetli fiziği ile ön plana çıkıyor. içeriden skor üretebilmek adına sacremento’nun artık bir opsiyonu daha var dersek, yanılmayız herhalde. sertlikten kaçmaması, nba’de çok işine yarayacaktır. biraz problemli bir oyuncu olarak bakılıyor dc’ye fakat, sacto’nun iyi bir tercih yaptığını düşünüyorum ben 5. sıradan.

gsw 6’dan ekpe udoh’u seçti, ben  georgetow’ın uzunu greg monroe’yu seçeceklerini tahmin ediyordum. yine de, sürpriz olmadı; sonuçta warriors bu. ne olacağı belli mi olur! fazlasıyla a. randolph’u andıran, the nightmare lakaplı udoh 6’dan gidince, bir sonraki pickte pistons affetmedi ve monroe’yu seçti. çocuk hem georgetown’lı hem de uzun olunca, baştan kazanıyor işi zaten. bunu yanında, aslında g-monroe bol uzunlu draft’in yeteneklilerinden bana kalırsa. herkesin dilinde olan, pasörlüğü ve solak olmasının sağladığı avantaj en önemli kozları arasında yer alıyor. pistons’ta ciddi işler yapacaktır o da. onun dışında, clippers’ın seçtiği el faruk, memphis’e geçen henry, tarihe geçen butler’ın, utah tarafından kapılan beyazı  hayward, cole aldrich ve larry bird’ün hayward olmayınca aldığı paul george.. bunlar da ilk turun, diğer önemli oyuncuları olarak göze çarpıyor.

bu drafte damga vuran olay şüphesiz ki, kentucky’nin ilk turdan 5 oyuncu vererek tarihe geçmesiydi. john calipari ne kadar övünse azdır, boru değil ilk turda 5 oyuncu! enes kanter’in önümüzdeki yıl bu okulda oynayacak olması büyük avantajdır. bunun da yanı sıra; 2. turdan, steal olabilitesi yüksek oyuncu tahminlerimi geçip bitireyim yazıyı. gani lawal; ki kendisini suns tam 46. sıradan seçti, armon johnson, lance stephonson ve şans bulurlarsa alaman pleiss ile sırp nemaja bjelica.

los angeles lakers; 7 maçta şampiyonluk öyküsü

24 June 2010, Thursday

şampiyon lakers

nba organizasyonu adına, en güzel final adlarından birisiydi celtics – lakers. geçmişten günümüze, birbiriyle rekabet halinde ve hatta bunun da ilerisinde birbirinden nefret eden iki oluşum. eşleştikleri yer nba finalleri olunca, işin ciddiyeti de artıyor tabii. bir tarafta, 2008 yılında karşılaştıklarında kazanan celtics, diğer yanda ise geçen yılın şampiyonu lakers.

tarihi seri, tahmin edilen gibi, lakers’ın üstün oyunuyla başladı. ilk 2 maçı kendi salonu staples center’da oynayacak olmanın verdiği moralle, iyi başladı los angeles lakers. rakibe göre, avantajlı olduğu noktaları çok olumlu kullandı p-jax’in öğrencileri. gasol ve bynum’a iyi toplar indi, bu topları değerlendirmelerinin yanında, hücum ribaundlarında da çok aktifti lakers uzunları. 3 kişiden oluşsa da uzun rotasyonu, celtics pota altıyla eşleşince, oldukça uzun kalıyorlardı. 2 yıl öncesine oranla çok daha verimli oynayan pau gasol’ün, kg’yi denize döktüğüne şahit olduk adeta. aşağıda, işler bu denli lakers lehine ilerlerken, artest’in pierce üzerinde uyguladığı savunma, rondo’nun cavs serisindekinden uzak bir görüntü çizmesi ve tabiki ray allen’ın faul problemine girmesi, skor tabelasında celtics hanesine yalnızca 89 yazılmasına sebep oldu. seri boyunca -suns serisi gibi destansı olmasa da- olağanüstü bir performans gösterecek olan kobe bryant’ın da skor üretmekte sıkıntı çekmemesi sonucu, ilk maçı ev sahibi lakers 102-89 kazandı.

takımlar 2. maça çıkmadan önce, p-jax’in ilk maçını kazandığı serilerde yakaladığı 47 – 0’lık mantıksız denebilecek istatistik geliyordu akıllara. finallerin ikinci maçına çıkarken yeşillerin psikolojisinin bozulması için bile yeterdi bu aslında. fakat ray allen, bu kez işlerin farklı olacağını ispat etmek istercesine oynadı. baştan sona, muazzamdı allen. takımının ihtiyaç duyduğu her an, sorumluluk aldı ve her defasında üçlüğü yapıştırdı.  ray allen’ın 8 üçlük isabeti bularak, nba finaller tarihine geçtiği maçta, celtics’te rondo da triple double yaparak tarihe adını yazdırıyordu. bu iki adamın kontrolü ele alması, pota altında üstün olan lakers’ı bi’ nebze yavaşlatmış gözüktü. gasol – bynum ikilisi ilk maçtaki gibi yine işlese de, lakers’lıların yaptığı savunma bu defa yeterli olmuyordu. son anlarda rondo’nun iz bırakan işler yaptığı 2. maçın skoru deplasman takımı celtics lehine 103 – 94 sonuçlandı.

ve gelindi 3. maça. bu maç ve ardından iki maç daha garden’a geçti seri. rakibinden staples’ta maç çalan celtics’in işi burada sonlandırma şansı vardı. pp da bu yönde demeç vermişti maçtan önce, sonunu düşünmeden. 3. maça iyi başlayan taraf la. lakers oldu. maçın başından itibaren farkı açıp, korudular. sonrasında, ilk 2 maçın tam aksine nefis bir maç çıkartan garnett’in önderiliğinde geri geldi boston. burada hatırlatmakta yarar var, bir maç önce tarihe geçen ray allen hiç isabet bulamayarak, absürdlükte sınır tanımadı. ona rağmen, minnesota’daki gibi oynayan garnett’in sayesinde geri dönen boston celtics’e cevap hiç beklenmedik birisinden, derek fisher’dan geldi. abartmadan söylüyorum, tek başına koparttı maçı fisher.  0.4 mucizesinden sonra, lakers taraftarını en mutlu ettiği an bu maçta, üç celtics’linin içinden geçerek bıraktığı  ve maçı bitirdiği turnikedir herhalde. bir türlü sevemediğim bu adamın, kobe’nin önüne geçtiği maçı lakers; 91 -84 kazandı.

4. maç, celtics için var olma mücadelesi olmalıydı. burada alınacak bir mağlubiyet, şampiyonluk şanslarını mucizelere bırakırdı. 2. maç hariç, lakers savunmasına karşı etkisiz kalmışlardı ve bu maç o savunmayı delmeleri gerekti. yahut ekstra işlerden nemalanları ve x faktörlerin devreye girmesi. ilk durum hayata geçmedi, yani lakers savunmasını, celtics ilk 5’i delemedi. fakat, kenardan gelen nate-glen ikilisi çok şey değiştirdi. andrew bynum’ın neredeyse hiç oynayamadığı maçta, ilk kez kobe oyuna tek başına hükmetti lakers’da. bu çok da iyi bir gelişme değildi. kobe çatır çatır soksa da, ona hemen hiç kimse yardım etmedi ve kenardan gelen iki oyuncusu 30 sayı üreten boston celtics, 4. maçı 96 – 89 aldı ve seride durumu 2 – 2’ye getirdi.

5. maç celtics hücumunun en verimlisi olması açısından önemliydi. bir aralar %70 ile hücum ediyordu celtics, o derece insan üstü bir durum vardı ortada. zaten maçı da hatırladığım kadarıyla %50’nin üzerinde bir yüzdeyle kapattılar. bu maç, kobe de takım arkadaşları da kaldıkları yerden devam edeceklerdi. kobe daha da çok attıkça, diğerleri daha da yalan oynadılar, kaçtılar. kobe haricinde, yalnızca gasol çift hanelere çıktı o da düşük bir yüzdeyle ve verimsiz oynadı. üst üste 23 sayı atması da yetmeyecekti kobe’nin. boston celtics bu defa benchten istediği katkıyı alamadı fakat as oyuncuların yüzdeli oynaması, oyuna dahil olan herkesin başarılı savunma yapması onlar için maçı çözen detaylardı. doc rivers’ın molalarda, kobe’yi durduramıyoruz, öyleyse diğerlerini oyundan düşürmeli ve kobe’nin kaçırmasını beklemeliyiz temelli konuşmaları da işe yaramış gözüktü aslında. kobe attıkça, çoklu sıkıştırma getirmek savunmayı da açmak anlamına gelebilirdi, o verimsiz lakers hücumlarına. kopartması gereken anlarda maçı çekip alamasa da boston celtics maçın sonunda mutlu olan taraftı. skor; 92 – 86

seri 6. maçta gene staples center’a dönüyordu ve lakers mağlup olduğu taktirde, şampiyonluğu kaybedecekti. işte bu durum onların motive olmasını ve yaralı bir aslan edasıyla rakibe saldırmalarını da sağlayabilirdi, aksine ne yapacağını bimez bir hale bürünmelerine de yol açabilirdi. maçın hemen başında, kobe ve bir kaç maçtır kayıplarda olan saz arkadaşları, olumlu yönde motive olduklarını ispatlarcasına oynadılar. rakibin bütün zaaflarını kullanarak, psikolojik üstünlüğü de ele geçirdikten sonra, tüm istediklerini yansıttılar sahaya. hele o rondo’yu raydan çıkartmaları, baştan itibaren maçın onlara geçmesini sağladı çünkü, boston celtics’i bu tür maçlarda rondo komuta ediyor. onu saf dışı bırakmak, oyun düzeninden uzaklaştırmak demekti. üçgenin hiç işlemediği kadar işlediği maçta bir kırılma anı da yaşandı. kendrick perkins dizinden sakatlandı ve oyuna geri dönemedi. zaten dönebilseydi de çok şey değişmeyecekti. en fazla, bir kaç tane az hücum ribundu verirlerdi. staples center hastası ray allen dışında hiç bir celtics’linin varlık gösteremediği ve lakers’lıların dinlenme fırsatı buluğu bu kritik maçın skoru 89 -67. evet; bildiğin 67 sayı atabildi boston celtics.

ve artık 7. maç. böylesine çekişmeli bir serinin gelebileceği en heyecan verici senaryo budur işte. los angeles lakers bu maç öncesinde rakibinden biraz daha avantajlı gözükse de belli olmaz, burası nba final serisi ve 7. maç. genelin düşüncesi duydu sanırım. kolay kolay göremiyoruz nba finalinde bu 7. maçları. o sebeple herhalde, çok düşük yüzdeyle de oynansa şahane bir maç oldu.  pota altında bir eksik kalan boston, başlarda üstünlüğü ele alan taraftı. yüzdeli oynayamasalar da, savunmalarını daha iyi konuşturan da onlardı. yalnız maçın hemen başında üstün taraf olmak, pek işlerine yaramadı. geri dönülemeyecek bir noktaya da getiremediler skoru ve artest’in liderliğinde yavaşça geri geldi los angeles lakers. pota altında gene ezdiler rakibi. genel olarak skorlu geçmeyen, savunmaların öne çıktığı seride, savunmayı düşürmeyerek ve 1-2 ekstra basket bularak geri dönebilirlerdi yalnızca. bunu başardılar, müthiş seyirci desteğini de arkalarına alarak. maçın sonrlarında daha az hata yapan yine lakers oldu ve artest ilk kez bir işe yarayabildiğini kanıtlarken; p-jax baba ile kobe başarılarına bir yenisini daha eklediler.

bu müthiş serinin sonunda, mvp ödülünü kobe bryant kazandı. 7. maçtaki oyununa rağmen, sonuna dek haketti bu ödülü kara mamba. artık,  phil jackson denildiği gibi zirvede bırakır mı, boston kadrosu burada dağılır mı vb. soruların yanıtlarını bekleyeceğiz. yeniden tebrikler los angeles lakers destekçilerine, hayırlı olsun 16. şampiyonlukları.

celtics – lakers

03 June 2010, Thursday

celtics-lakers

bu gece başlıyor nba finali. beat l.a mi, nah beat l.a mi, göreceğiz.

nba semi-finals

02 May 2010, Sunday

konferans yarı finalleri cavs – celtics maçıyla başlamış bulunuyor. ilk tur eşleşmelerinde yaptığım tahminlerde, her zaman olduğu gibi çok düşük bir isabet oranı yakalamıştım. ve hani sürprizler de yok değildi. bucks’ın, philips arena’da 10 sayı geriden gelip aldığı 5. maç, oklahoma city’nin 2 maç üst üste lakers’ı parkeden silmesi, denver’ın; cj miles, matthews ve fesenko ilk 5’li utah’a karşı hiç bir şey yapamaması vb.. nihayetinde, bu akşam son maçı oynanacak atlanta – milwaukee dışında tüm seriler sonuçlandı ve cavs – celt ile konferans yarı finalleri başladı.

cleveland – boston / orlando – (atlanta – milwaukee galibi)

lakers – utah / phoenix – san antonio.

kobe

normal sezonun sonlarına doğru iyice sermişti lakers işi. hiç de son şampiyon gibi oynamıyorlardı. aslında, şampiyonluğun getirmiş olduğu bir doygunluk var gibiydi üzerlerinde. oysa ki, çok mantıksız bu durum. sonuçta, phil jackson’ın takımı lal. asla izin vermez böyle bir şeye phil. fakat bu boş vermiş oyun düzenini oklahoma serisinde de görünce lakers için bir acaba oluşmadı değil. 3. ve 4. maçlarda rakiplerinin istek ve arzusunun yanından geçemediler. tamamen, konsantre eksikliğinden ötürü, hiç bir varlık gösteremediler. fakat durant ve arkadaşlarının tecrübesizliği, yarı finale çıkan takımın lakers olmasını sağladı.

utah ise, favori olmadığı bir seriyi, kontrolü hiç bırakmadan oldukça rahat bir şekilde geçti. ben onların rakip sayesinde tur atlayan bir ekip olduklarını düşünüyorum. yalnızca deron ve boozer -ki ikisi de denver karşısında şov yaptı- yetmeyecektir ilerleyen turlarda. hiç uzatmadan söylemeliyim, lakers ağır basıyor bu eşleşmede. phill jackson, deron’ı fisher’la savunmayı tercih etse dahi, utah’ın işi çok zor. kaldı ki kobe’nin alacağını düşünüyorum ben deron’ı. utah’ın hücumlarını temelden, kontrol altına almak isteyecektir lakers. her şeyden öte, kirilenko (oynama şansı var biraz) , mehmet hatta brewer ve harpring yok sloan’ın elinde. bu demektir ki, savunmaları neredeyse yarı yarıya düşmüş. millsap çok iyi bir bench katkısı yapıyor her anlamda fakat boozer’la birlikte, bynum – gasol karşısında çok kısa kalıyorlar. gasol affetmez. bynum da iyi bir başlangıç yaptı play off’a. utah’ın artısı, seyircisi önünde iştahla oynayabilen ve solutions arena’da iyi performanslar çıkaran bir ekip olması. 3. maçı almaları muhtemel. lakers ya 5’te ya da 6’da bitirir kanaatindeyim.

ginobili

suns döndü dolaştı, belalısıyla yeniden buluştu. ilk turda batı ikincisi mavs’i eleyen spurs ile oynuyor phoenix suns. kendisine çok ters gelen bir takım spurs. eskisi kadar düşük tempo da oynamasalar da, hala suns’ın oyununu bozacak kadar kontrollü oynamayı başarabiliyorlar. ginobili etkisi yadsınamaz bu konuda. ayrıca, nash ve ilk turun kahramanı olsa da j-rich’in savunmalarını düşününce, ginobili – parker’ın içeriye doğru delici hamleler yapacağını tahmin etmek zor değil. hill de ilk turda portland kısalarının yapamadığı cezalandırmaları yapabileceğini ispatlamış durumda. içeriye bakınca amare – frye eksik kalıyor gibi. sezonun sonlarına doğru muazzam bir çıkış yakalayan ve ilk 5’e yerleşen robin lopez oynayamıyor ve çok önemli bir eksik. eski verimliliğinde olmayan ve yaşlanma belirtileri gösteren duncan’ı savunma konusunda iyi bir opsiyon olabilirdi. bunun dışında faul problemine girmezse, blair hücum ribaundlarına katkı verebilir. frye’ın artısı ise dışarıya çıkıp iyi bir yüzdeyle üçlük atabilmesi. amare’nin spurs’ü sevdiğini de ekleyelim. ev sahibi avantajı suns’ta. arizona’daki iki maçtan birisini verirse olay spurs’e doğru kayar. kilit suns’ın elinde ve iki maçta kapatabilirler kapıyı spurs’ün suratına. net bir tahmin yapamıyorum bu seri için. fakat ilk iki maçın önemli olduğu aşikar.

şu ana dek başlayan tek yarı final serisi cleveland – celtics. ilk maçı kazanan, 3. periyodun sonlarına kadar geride olan cavs oldu. mo williams önderliğinde geri geldiler. genelde böyle şeylerin tetikçisi ve tamamlayıcısı lebron olduğu için bi’ şaşırıyor insan. play-off’ların kayıp ismidir mo aslında. bu yıl çok daha bilinçlendiğinin sinyalini verdi ilk maçta. smaç bastı adam yahu daha ne olsun. şaka bi’ yana, james’in yanına eklenen her skor katkısı, celtics’in aleyhine bir çentik daha attırır. fakat ilk maçta çok net gözüken bir gerçek vardı. mo ve rondo birbirlerini savunduğunda, celtics, cleveland’ı perişan ediyor. kesinlikle west veya parker almalı rondo’yu. onu durdurmak, celtics hücumunun kanallarını tıkamak anlamına da geliyor. ilk maçın büyük bölümünde rahat oynadı rondo ve cavs adına daha kötüsü tüm takımı çok rahat şekilde oynatmayı başardı. mo’nun savunmada rondo ile alakası olmamalı, yoksa boston oyuna hükmeden taraf oluyor. pierce’ın lebron’u savunmaya çalışırken ve savunamazken faul problemine girmesi celtics için çok mühim. aynı durum pota altında da geçerli. faullere dikkat etmek zorundalar. lebron varken o nasıl olacak bilemiyorum fakat doc rivers’ın bir çözüm üretmesi şart. pota altında eski garnett olsaydı çok farklı bir seri geçebilirdi aslında lakin garnett’in savunmada eski işlerini yapamayacağı bir gerçek. bu nedenle, lebron’un drive’larını durdurmak daha da zorlaşıyor. celtics’in yapması gereken lebron’u, takım arkadaşlarından ayırmak, bi’ yerde. onu bireysel oyuna itebilirler. böylelikle, diğer parçaların pas tutmasını ve cavs’ın skor katkısının sınırlanmasını sağlayabilirler. sonuçta, eksik bölgelerini yamalayan ve geçen yıldan daha güçlü bir cleveland var bu kez. final yolunda celtics’in onları durdurması biraz şüpheli duruyor. 2 maç verirler, ötesi zor benim düşüncem.

lewis

orlando uzun bir dinlenme fırsatı buldu. bunun yanında, muhtemel rakibi hawks veya bucks, ilk turda 7. maça kalan tek seriyi oynuyor. ilk avantajı budur orlando’nun. sonrası biraz önlerine gelecek takıma bağlı. hawks tura yakın gözüküyor. onların da magic’e diş geçiremediklerini söyleyebiliriz. bucks serisinin kahramanlarından al horford, tabi ki karşısına howard çıkınca, düşüşe geçebilir. howard’ı faul problemine sokmalı, başka seçeneği yok. joe johnson da takımın bir numaralı skor opsiyonu olmasından mütevellit, yoğun bir savunmayla karşılaşacaktır. barnes alır onu muhtemelen. hal böyleyken, biby ve jamal ön plana çıkmak zorundalar. özellikle yılın altıncı adamı ödülünü alan jamal crawford’dan beklentiler yüksek olacaktır. smith – lewis eşleşmesi de ilginç. ikisinin de birbirine üstünlük kurduğu kısımlar var. lewis’in daha istikrarlı olduğunu düşünürsek, orlando’nun bu kısımda da üstün olduğunu anlayabiliriz. yalnız, josh smith’in pota altındaki etkinliğini azaltmak adına, howard’ın kesinlikle ilk turdaki gibi faul problemine girmemesi gerekiyor. van gundy onu hazırlamıştır herhalde bu uzun tatil döneminde. netice, orlando magic, hem hawks’a hem de bucks’a karşı favori gözüküyor. bucks gelirse yine süpürebilirler hatta. gidişat, geçen yılki doğu finalinin tekrarı yönünde.

the nba playoffs: öteki yaka doğu

15 April 2010, Thursday

cavs-magic

tüm nba’in 1.si konumundaki cavaliers’ı barındırması dışında, bir çok açıdan batı yakasının gerisinde görülen doğu, geçen yılın intikamını alabilmek ve yeniden, tartışmalara son vermek niyetinde.  playoff’a kalan ve birbiriyle mücadele içine girecek olan takımlarsa şöyle eşleşti;

cavaliers – bulls, magic – bobcats, hawks – bucks, celtics – heat.

geçtiğimiz seneyi normal sezon 1.’si olarak bitirdiğinde cleveland, herkes şampiyonluk için onları favori olarak görüyordu. bu fikriyatları desteklercesine, ilk iki turda rakiplerini hallaç pamuğu gibi atarak doğu finaline, orlando’nun karşısına çıktılar. fakat, beklenmedik biçimde, tokadı yiyen bu kez kendileri oldu ve lakers’ın yanına dahi gelemeden elenip gittiler. sistematik bir yapıda işleyen hücumlarını sekteye uğratıp, oyun düzeninden çıkartmıştı cavs’i, orlando magic. lebron her maç olağanüstü oynasa da, bir türlü diğer parçalar işlemedi ve istediğini alan taraf van gundy’nin ekibi hido’lu maviler oldu. bu yıla, pota altına koca oğlan shaq’ı ekleyerek başladılar. ardından ligin üst düzey 4 numaralarından jamison kadroya katıldı ve şu anda kuvvetli bir frountcourt’a sahipler. toy elemanlar, bir yıl daha tecrübeli artık. ve en önemlisi bu sefer de o yüzüğü takamazsa king  james, ‘yolcudur abbas’ çekebilir şehre. kısaca son kurşunları atıyor olabilirler. karşılarındaki genç bulls’a, 2009 playoff’unda celtics ile oynadıkları epik seri dolayısıyla bir sempatim var. normal sezon maçları 2-2 gözükse de, son maçta işi sermiş bir cavs olduğunu hatırlamalıyız. süpürgeler çıkabilir yine, yeniden.

hidayet’le yollar ayrıldıktan sonra carter’ın takıma katılması ve lee, battie gibi bench oyuncularının takımdan gönderilmesi, orlando magic’in oyununda değişiklik yaratacak mı sorusu eminim herkesin aklında bir soru işareti uyandırmıştır. van gundy ve ekibi topu paylaşmaya ve şuta dayalı basketbolu bu yıl da uyguluyor. şüphesiz, hido gibi bir yönlendiriciyi kaybetmek, onların dezavantajı oldu. fakat, pota altındaki canavar takım hücumlarının çeşitliliği konusunda çok işe yarıyor. yani orlando, nba’in en çok üçlük isabeti kullanan ve bulan takımı olmasının yanı sıra kadrosunda ligin en önemli pota altı oyuncularından birisini barındırıyor. bu oldukça dengeleyici bir unsur. ilk kez playoff yapan bobcats’in de ne yazık ki, uzunlar açısından sıkıntı yaşadığı malum. tyrus, bi’ nebze iyi geldi onlara fakat bahsettiğimiz adam howard. orlando’ya karşı yapabilecekleri, dış savunmayı iyi kotarabilmeleriyle başlar. larry brown’ın en büyük kozlarından birisi s-jax elbette. sezonun en verimli ara transferi diyebiliriz onun için. 4-1 tahmininde bulunuyorum.

andrew bogut. bu sezon gösterdiği performansla mip adayları arasına giren bir oyuncu. scott skiles’ın takımında eskisine göre çok daha efektif oynuyor artık basketbolu. ve fakat, gördüğüm en acı verici spor sakatlıklarından birisini yaşadı avustralya’lı basketbolcu. takımı bucks’ın en büyük ümidi, kolunun üzerine çok feci düşerek, sezonu kapattı. bu kapanış, belki de geyiklerin, ilk turun ötesini göremeyecek oluşunun ispatı. bogut’la hiç değilse biraz şansları vardı, şimdi bana kalırsa hiç şansları yok. gerekli playoff tecrübesini kanına pompalayan atlanta hawks takımı, doğu konferansı’nın önemli takımlarından bir tanesi haline geldi. josh smith’in gelişimini izlemek keyif verici bir durum. joe önderliğinde, en iyi 6. adamın da katkısıyla tura yakın taraf onlar. 4-1 gibi.

boston celtics, artık tamamen wade’in takımı haline gelen miami heat ile 3 kez karşılarştı normal sezonda. 3’ünü de kazanmayı başardı. kağıt üzerinde favori olan taraf olarak gözüküyorlar. fakat benim aklıma hemen, geçen yıl ki celtics – bulls serisi geliyor. o zaman da ağır favoriydi celt’ler ve hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşmışlardı. wade’i ayrı tutarsak, her pozisyonda üstünlük yeşillerde. üzerine katarak ilerleyen ve bu yıl big three’den daha fazla sorumluluk alan rondo artık çok önemli bir koz, onlar adına. bu tarz, vidaların sıkıldığı maçlarda, daha değerli hale gelecektir rondo’nun dengeli basketbolu. asında, biraz da boston celtics’in doymadığını ispatlaması gerekiyor bu turda. kasmadan, çok rahat bir oyunla turu geçmek yerine, sert ve yıpratıcı bir tur oynamak işlerine gelebilir ilerisi adına. velhasıl-ı kelam 4-2 ile boston celtics götürür diyorum.

the nba playoffs: vahşi batı

15 April 2010, Thursday

ve nba’in ‘gerçek’ basketbol oynanan yeri,  zamanı; play-off’lar geldi çattı. win or go home diyor adamlar, daha ne olsun. biraz vahşi batıya göz atalım biz.

eşleşmeler: lakers – thunder, mavs – spurs, suns – blazers, nuggets – jazz.

lakers

batıyı 1. tamamlayan, geçen yılın nba şampiyonu lakers, gene favorilerden birisi olarak kabul ediliyor. zaten pota altında gasol gibi bir ‘sanatkar’ oldukça ve üçgen hücum işlerliğini sürdürdüğü müddetçe onları devirebilmek hiç kolay olmayacaktır. son zamanlarda vitesi neredeyse 1’e düşürmüş olsalar da, aynı popovich’in spurs’ü gibi o vitesi 5’e yükseltmesini de bilirler. yalnız kobe’nin diğerlerinden farklı olarak ayrıca bir formsuzluğu söz konusu. bu durumu nötrlemek için en büyük kozları; gasol’ün şu sıralar çok sıcak olması ve okc pota altında onu durdurabilecek çapta oyuncu bulunmaması. play-off’larda daha net ayırt edilebilen başka bir nüans ise bench katkısı. lakers bu bağlamda, ligin en verimli takımlarındayken, genç thunder’ın sıkıntılı olduğu aşikar. tabi, bench’e gelene kadar, iki takım arasında çok daha belirleyici bir kuvvet var: tecrübe. henüz çok genç bir takım oklahoma city thunder. ilk play-off’ları olacak bu. ve ilgi odağı konumundaki, sorumluluğu üstlenecek olan oyuncuları işin henüz çok başında. bu çoğu zaman başına bela açar nba takımlarının. işte tüm bu detaylar, lakers’ın tura yakın taraf olduğuna işaretse de, thunder’ın sezonun en sürpriz takımlarından biri olduğunu ve savunma yapmayı istediği zamanlarda hiç te kolay lokma olmadığını hatırlamakta fayda var. hülasa, batıdaki her eşleşme gibi keyifli ve mücadeleci bir seri bekliyorum. tahminimse, 4-1 lakers.

wild west’te 2. eşleşme uzun zamandır playoff’larda birbiriyle rekabet içerisinde olan dallas mavericks ve san antonio spurs arasında gerçekleşecek. dün gece, sezonun son maçında kapıştılar. mavs kazanmış olsa da, popovich duncan ve manu’yu kenarda tuttuğu için seri hakkında bir ipucu olmayabilir bu maç. normal sezonda birbirleriyle oynadıkları 4 karşılaşmadan 3’ünü almayı başaran taraf da dallas’tı. yine, bu istatistik, spurs’ün playoff’larda oyununu kademeli olarak ilerleten bir takım olduğu düşünüldüğünde, biraz havada kalıyor. nowitzki’nin, ağırlığını hissettirebileceği bir eşleşme olacaktır. karşı tarafın hamlesi ise muhtemelen, kısaların delici oyunlarını kullanmaktan geçer. manu, parker ve hatta hill’in, nispeten ağır dallas back-court’una karşı üstünlük sağlaması, sas adına çok mühim. duncan’a eskisi kadar yük bindiremeyeceklerdir. spurs’un bir ciddi bir eksisi var yalnız, o da oldukça zayıflamış gözüken savunma anlayışı. elbette, popovich’in takımına ‘savunması zayıf’ yaftası yapıştırmak kolay değildir. fakat kadronun yaş ortalaması iyice arttı ve bir doygunluk yaşanmış olması muhtemel. aslında, misyonunu tamamlamak üzere olan iki organizasyonun mücadelesini izleyeceğiz bi’ yerde. 7. maçı görebiliriz kanaatindeyim ve saha avantajından mütevellit 4-3 dallas mavs alır diyorum.

son gün, evinde 10 maçtır bileği bükülemeyen mamafih, boozer ve kirilenko’dan yoksun olan utah jazz’ı devirmeyi başardı phoenix suns. böylece denver nuggets ve ileride olası lakers eşleşmelerini başbakan tabiriyle ‘teğet’ geçtiler. bu duruma sevinen bir diğer takım da denver olmuştur. zira, suns kaybetseydi ve ters şekilde jazz yerine suns gelseydi karşılarına, saha avantajları olmayacaktı. kendisini tek maçla, 3. sıraya atan suns’ın eşleştiği takım portlan trail blazers ise, son zamanların en şanssız ekiplerinden. sezonun büyük bölümünde sakatlıklarla boğuştular. oyuncular, neredeyse sakatlık rotasyonuna dahil oldular. sırayla, ayrı kaldı bir çok oyuncu takımından. şu durumda, oden, billa ve organizasyonun çehresini yeniden değiştiren adam brandon roy sorun yaşıyorlar. menisküsünde yırtık tespit edildi roy’un ve ameliyat olması gerekiyor. ancak; oynaması, sakatlığını ilerletme riski taşımıyor ve suns serisinde görebiliriz onu. bu bahtsızlığın içerisinde, takımın 50 galibiyet seviyesini aşmış olması büyük başarı. aslan payını nate mcmillan’a veriyorum ben. jail blazers’tan buralara. roy ile birlikte mühim işler başarıyor eski sonics efsanesi. yılın koçu ödülünü de ona veririm şahsen. scott brooks’un da hakettiğini kabul ediyorum fakat o ve takımı thunder daha çok başındalar bu işin. her ne kadar ödül, adı üstünde yılın ödülü olsa da biraz taraflı olarak mcmillan diyorum ben. suns, roy’un yokluğunu yahut tam performans veremeyecek olmsını diyelim, avantaja çevirerek turu geçer. 4-2 tahminim.

nuggets-jazz

yıl içerisinde bir dönem batı 1.’liği koltuğuna oturmuştu nuggets. billups hamlesiyle bu seviyelere geldiklerini takım olma konusunda ciddi işler yaptıklarını hemen herkes kabul ediyor. carmelo’nun potansiyelini de çok daha akıllı kullanıyorlar böylelikle. son dönemeçte biraz gerilediler, billups ile paralel olarak. batı’yı 2. bitireceklerini düşünürken, suns’ın son maçta jazz’i yenmesiyle, 5.’likten son anda kurtuldular. utah karşısında, saha avantajı onlarda. zaten; jazz’ın, galatasaray futbol ekibiyle yarışan deplasman fobisi düşünüldüğünde en büyük kozları da budur. sezon içindeki 4 maçın üçünü nuggets aldı ve 4 maçta da 100 sayının üzerinde attı. afflalo gibi başarılı bir savunmacıyı muhtemelen, utah’ın en büyük kozu olan deron üzerine salacaklardır. bu eşleşme çok önemli haliyle. deron’ı durdurmak, pepsi center’daki maçları direk cebe indirmek anlamına gelebilir. bench katkısı, tecrübe, saha avantajı vs. terazi denver lehine ağır basıyor. tahminim 4-1.

normal sezon ödülleri 2010

14 April 2010, Wednesday

nba’de normal sezon tamamlanmak üzere. play-off’lar başlamadan, birbiriyle eşleşen takımlar hakkında bir yazı yazma  niyetindeyim. ondan önce sezon ödülleri var, unutmadan. işin bencesi;

yılın koçu: mcmillan

yılın oyuncusu: lebron her daim

yılın savunmacısı: howard

yılın çaylağı: tyreke evans ama curry az biraz da

yılın 6. adamı: jamal crawford

mip: aaron brooks iyi topçu

bir kaç ödül de kendimiz ekleyecek olursak; yılın malını arenas’a vermekten onur duyarken, yılın balonu ünvanını hido’ya üzülerek teslim ediyorum.  su gibi akıp giden 2010’un babayarosu roketler, bahtsızı ise portland’tır. en yalan olan ‘big three’ boston’da, en yarasa avcısı da spurs’tedir. peki en iyi poster? evet, evet anderson varejao.)

nba’de son takaslar

20 February 2010, Saturday

nba’de takas sezonu perşembe günü kapandı. takımlar;  ihtiyaçları doğrultusunda, istedikleri oyunculara imza attırabilmek için uzun pazarlıklara girdiler. kimisi emeline ulaşırken, kimisinin de eli boş kaldı. tabi nba bu, bir sürü detay ve kural var işin içinde. uzun uzadıya bir yazı yazmak gerek bu takaslar ve takımlar hakkında. şimdilik; yalnızca önemli  takasları yazıyorum; daha sonra,  detaylı bir analiz yapma şansımız olur inşallah.

t-mac ve sergio rodriguez; new york knicks
kevin martin, armstrong, j. hill ve jeffries; houston rockets
carl landry, dorsey ve hughes; sacramento kings.

antawn jamison ve s. telfair; cleveland cavaliers
ilgauskas, emir preldzic’in 2010 draft hakkı ve al thornton; washington wizards
gooden; los angeles clippers.

josh howard, james singleton, quinton ross ve d. gooden; washington wizards
caron butler, brendan haywood ve stevenson; dallas mavericks.

marcus camby; portland trail blazers
outlow ve s. blake; los angeles clippers.

nate robinson ve m. landry; boston celtics
eddie house, jr. giddens ve bill walker; new york knicks.

ronnie brewer; memphis grizzlies
gelecekteki 1. tur draft hakkı; utah jazz.

john salmons;milwaukee bucks
h. warrick ve joe alexander; chicago bulls.

flip murray, acie law ve gelecekteki 1. tur draft hakkı; chicago bulls
tyrus thomas; charlotte bobcats.