‘premier league’ olarak etiketlenmiş yazılar

cumartesi futbolu

21 August 2010, Saturday

liverpool - arsenal

bundesliga’nın da dün akşamki bayern-wolfsburg maçı ile başlamasıyla, avrupa’da futbol iyice kıvama gelmiş durumda. spor toto süper lig ve bank asya 1. lig’de de futbol keyfi başladı. öyleyse, tv’de bugünün programına bir bakalım;

16.30 hoffenheim – werder bremen (trt3)

17.00 arsenal – blackpool (spormax)

19.15 wigan – chelsea (spormax)

21.00 antalyaspor – sivasspor (digi 205)

21.00 beşiktaş – istanbul belediye (lig tv)

21.00 samsunspor – akhisar belediye (trt3)

21.30 barcelona – sevilla (ntvspor)

22.00 auxerre – valenciennes (kanal a)

premier league’de 2. hafta, 6 maçla birden start alıyor, spormax arsenal – blackpool’u seçmiş. güzel de yapmış. arsenal’imizin emirates’de ağırlayacağı ligin yeni takımı blackpool geçen hafta wigan’a deplasmanda 4 tane sallamıştı. ciddi bir sınav olacak bu yönden. wenger kadroyu pek değiştirmeyecektir.. yine premier league’den güzel bir başka maç da tv’de olacak bugün; wigan – chelsea. blackpool’dan 4 yiyen wigan, açılışı wba önünde 6 golle yapan son şampiyonu ağırlıyor. işleri hiç kolay olmayacaktır. hatırlatalım, drogba azmanı sezona 3 golle başladı.. saat 9’daki beşiktaş – ibb maçı daha şimdiden tempolu ve zevkli geçecek gibi gözüküyor. farklı bir havaya bürünen beşiktaş, mutlaka baskı kurmak isteyecektir. fakat, abdullah avcı’nın takımı da ligin son bir kaç yılda, en iyi organize kapanan ve hızlı çıkan ekiplerinden. güzel maç olur.. bu maçı kaçıranlar ya da barcelona fanatikleri için de 9 buçukta ntvspor uygun.. süper kupa’nın rövanş maçında sevilla ile oynayacaklar. ilk maçta ibra’nın golüyle öne geçse de 3 – 1 mağlup ayrılmıştı sahadan barça. çok zevkli bir maç olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.


çok özledik çok!

17 August 2010, Tuesday

güzel ülkenin ligi pirömiyer lig de bizle beraber başlayanlardandı. her geçen yıl endüstriyelliğin, amerika’lıların ve futbol mühendislerinin üzerine daha çok çöreklendiği ortamda, avrupanın en keyif veren ligi olarak kalabilmeyi başarması, en büyük, en güzel yanıdır.. hemen her 2 haftada bir dev bir maç izletir bizlere ingiliz’ler. bu defa da kafadan, daha ilk haftada birbirinden çekişmeli maçlarla başladılar işe.

harry redknapp’ın tottenham’ı evinde sezonun flaş tansferlerini gerçekleştiren yeni manchester city’i ağırladı. ligin adına ve kalitesine yakışır bir maç oldu fakat gol gelmedi bir türlü. gol sesi çıkmayan, en zevkli maçlar listesine de giriş yapmış oldular böylece. şaka bir yana, çok önemli yerlere önemli transferler yapan city, özellikle ilk yarıda spurs karşısında çok zor anlar yaşadı. sol önde oynayan adamım gareth bale, süper maç çıkardı. spurs’ün forvet rotasyonu da oldukça dikkat çekici cinsten. aynı durum ziyadesiyle, city’de de mevcut tabi.. onlardaki zenginlik her bölgede görülebiliyor hatta. orta alanda barry-yaya toure-silva-swp-de jong gibi harikulade isimler oynuyor. önde ise tevez, adebayor, balotelli, santa cruz alternatifleri var. mancini aynı inter’de olduğu gibi bonkör bir yönetimin altında çalışıyor manchester’da da.

manchester

zirve takımlarından chelsea’de bir sıkıntı yok, kaldıkları yerden devam ediyorlar. şampiyon noktaladıkları geçtiğimiz yılı, 8-0 ile kapatmışlardı, bu yılı wba karşısında 6-0 ile açtılar. essien geri döndü, drogba, lampard, malouda gibi isimler formlarından hiç bir şey kaybetmemiş haldeler.ancelotti,  joe cole’un açığını benayoun ile giderme amacında. 10 numaralı formayı da ona vermişler, nedense.. manchester’ın diğer tarafı, şeytanlarda da sezon rahat açıldı. dün gece lige geri dönen newcastle’ı 3-0 geçti onlar da. bale ile beraber bir diğer adamım chicharito son dakikalarda oyuna girdi. ama onların gündemlerini meşgul eden konu,  iki yaşlı kurt giggs ve scholes’un hala pas tutmadıklarını gösterircesine, takıma katkı vermeleriydi. ryan giggs bi 20 sene daha oynayacak herhalde, maşallah diyelim biz buradan..

wenger’in arsenal’i ile benitez’den sıyrılıp roy hodgson’a sarılan liverpool da sezonun ilk haftasında kozlarını paylaşan ekiplerdendi. maçın tamamını izleyemesem de baktığım bölümlerde, arsenal oyuna hakim olan tarfatı. aşina olduğumuz yoğun pasa ve top tutmaya dayalı futbol sahaya yansıyordu. genç wilshere’e şans vermiş wenger. yine, chamakh da ileride oynayan oyuncuydu. savunmada beklendiği üzere lorient’ten alınan koscielny görev aldı, vermaalen’in yanında. ki, son dakikada atılmış oyundan kendisi.. pool’da ise torres yoktu ilk 11’de. yeni transfer joe cole sahadaydı. sakal bırakan mascherano, gerard, carragher tam kadro oyundaydı. belçika’dan gelen jovanovic de sol önde forma şansı bulmuş hodgson’dan. neticede berabere kaldı iki takım ve henüz çok başında olduğumuz lige, kontrollü bir başlangıç yaptılar.

e, tabi bunun daha everton’ı, aston villa’sı, fulham’ı vs.’si var.. zaman geçip, haftalar ilerledikçe, kimin ne yaptığını, kimin ilerleyip-gerilediğini daha net görme şansımız olacak… yalnız benim en üzüntü duyduğum konulardan bir tanesi, martin o’neill’ın aston villa’dan ayrılması oldu. umarım başka yerlerde de, aynı geçmişte celtic ve aston villa’da yarattığı takımlar gibilerini yaratır. takipçisiyiz.

son bir not: fantasy premier league‘e devam ediyorum ben. noat samisa ve batug‘un kurduğu liglere katıldım. varsa seveni, hatırlatmak isterim..

avrupa’da son durum

25 April 2010, Sunday

uzun yıllardır aynı takımların domine ettiği pirömiyer lig, bu sezon da favori ikili chelsea – manchester united çekişmesine sahne oluyor. iki takımdan bir tanesi iki hafta sonra şampiyon olacak. 36 maçta maviler 80, fergie’nin kırmızılarıysa 79 puanda. bir tanesini inter, diğerini de bayern avrupadan sildi. ingiltere’de, kendi sahalarında elendi iki takım da. ligi alan, taraftarına hiç değilse kupalardan bir tanesini hediye etmiş olacak. avrupadan sonra ligi de kaybeden taraf ise, sezonu kayıp geçirmiş sayılır. tüm soruların cevabı, muhtemelen anfield road’da verilecek. eğer liverpool’u deplasmanda yenebilirse chelsea, büyük ihtimalle şampiyon olur. son hafta evinde wigan’la oynayacak ancelotti’nin talebeleri. manu ise, steve bruce’un takımı sunderland ile deplasmanda oynayacak 37’de. son hafta tuncay’ın takımı stoke geliyor manu’ya. torres’siz liverpool kimi sevindirecek bakalım. arsenal ve wenger bu haftaya dek sürdürmüştü şansını. aslında wigan deplasmanında bitti onların işi. olsun, böyle devam et arsene wenger. biz senden yanayız, her şeye rağmen.

ispanya’da, malumunuz; bir barca fırtınası esiyor 2 yıldır. geçen yıl ne kadar kupa varsa götürmüşlerdi müzeye. bu sezon da değişen pek bi’ şey yok. ligde son 4 hafta. barcelona 87 puan’la, bir adım önünde real madrid’in. hafta içi inter’le çok kritik ve zor bir maça çıkacak katalanlar. madrid aradan sıyrılır diye, korkmuyor değilim hani. barcelona maçı hariç, hemen hemen tüm maçlarda üstünlüğünü kabul ettirdi ronaldo ve higuain’le mor menekşeler. sevilla’nın düşüşü, mallorca’nın çıkışı oldukça şaşırtıcı. şampiyonlar ligi için kapışıyor onlar da.

seri a’da desteklenecek tek takım roma’dır kendi adıma. totti’nin payı büyük tabi. ve bu yıl, çok uzun bir aradan sonra, zirveye çok yakınlar. şike skandalından sonra ligi parselleyen inter’e kafa tutması beklenen takımdı roma. bunu başaramadı o zaman zarfında. fakat bu sezon, ranieri geldikten sonra olağanüstü bir form yakaladılar. içerde inter’i de yenerek büyük bir adım attılar şampiyonluk yolunda. lazio maçı tuz biber oldu. kaldı 3 hafta. inter 73 puan. roma ben bu yazıyı yazarken sampdoria ile oynuyor ve 1 – 0 önde. eğer kazanırsa, 74 olacak. zor maçı da yok hani. umarım ipi göğüsleyen taraf, başkent ekibi olacak. juventus ve milan bu iki takımın gerisinde kaldılar her anlamda. özellikle, kadro kalitesi açısından. milan’a arda, juve’ye topal giderdi aslında, di mi?

bundesliga’da lider kaç kez değişti, sayabilen yoktur herhalde. bi’ ara leverkusen götürdü ligi tepede. ardından magath’lı schalke aldı liderliği. sonra bayern münih fırtınası çıktı ve geleni geçeni avlamaya başladılar. lig liderliğini de ele geçirdiler. van gaal etkisi tartışılmaz da, robben’in performansı tarihe geçecek cinsten. avrupa’nın en verimli transferlerinden birisi oldu hollandalı oyuncu. ribery’nin adını en son gazeteye verdiği chelsea’ye de giderim, madrid’e de konulu röportajında duydum. nasıl sevebilirim ki onu, bir galatasaray’lı olarak. velhasıl kelam, bundesliga’da kaldı 2 hafta. 64 puanlı bayern ve schalke ligin zirvesindeler. averajla lider, bayern. haftaya schalke – wrder bremen maçında şampiyon belli olabilir. bekleyip göreceğiz. o değil de, wolfsburg’a noldu öyle ya.

fransa’da lyon hegamonyasını kıran bordeaux, bu kez yokları oynuyor. şampiyonlar ligi’nde çeyrek final görmüş olsalar da ligde çok gerilerde kaldılar. üstelik iyi de gidiyorlardı. son dönemlerde galip gelemiyorlar. bu yıl öne çıkan takım marsilya oldu. bir maçı eksik 2 puan farkla lider. onların çıkışından daha ilginç bir durum varsa fransa’da o da montpellier’in şampiyonluk kovalıyor olmasıdır. kısaca, çok karışık ve kimin ne yaptığı belli olmayan bir szon geride kalmak üzere fransa’da. mevlüt iyi topçu, evet.

anfield torres’le güzel

27 October 2009, Tuesday

fernando torres

fenerbahçe-galatasaray derbisi dolayısıyla arada kaynadı lakin, pazar akşamı ingiltere’de liverpool-manu maçı oynandı. benitez’in koltuğunun sallantıda olduğu bir dönemde kazanmaktan başka çaresi yoktu pool’un. lig’deki yarıştan kopmamak için de iyi bir fırsattı. gerrard’ın sakatlığı devam ederken, torres sahada yer aldı. beklenildiği gibi tempolu bir maç oldu. orta sahada birbirine üstünlük sağlamak için müthiş bir mücadele verdi takımlar. torres’in klasını konuşturarak attığı gol ve 90+5’te n’gog’un golü liverpool’a 3 puanı getirdi. fantasypremierleague’de kaptan yapmıştım el nino’yu, utandırmadı sağolsun. liverpool tribünlerinin sunderland maçında yedikleri “balon” gole protestosu çok iyiydi. maç öncesinde ve esnasında bir çok balon gördük sahada.) gerrard’sız takımdan torres’i de çıkartınca vasat bir takım haline gelir liverpool, benim maçtan çıkardığım sonuç her şeye rağmen budur.

işte premier lig bu!

12 September 2009, Saturday

manchester city-arsenal

manchester city-arsenal maçı, adına yakışır bir mücadeleye sahne oldu. bol gol, bol pozisyon ve temposu neredeyse düşmeyen, zevkli bir futbol. skor tabelası 4-2 manchester lehine gözükse de, arsenal son 5 dakikada, 4-1 mağlupken yakaladığı 5 net fırsatı teperek, kahretti bizleri. given sağolsun, çılgın oynadı son anlarda. swp bir attı, bir attırdı. bellamy de aynı şekilde 1 güzel gol, 1 enfes asist. de jong iyi topçu, orta sahada böyle bir oyuncuya çok ihtiyacı var hughes’ün. arsenal’de rosicky döndü, hem de golle döndü. darısı nasri’nin başına diyelim. ibrahim altınsay’ın sık sık altını çizdiği, sezon başında benim de değindiğim, arsenal savunmasının toure’nin gidişiyle zayıf, yumuşak kalması problemi bu maç bela oldu wenger’e. lakin, en iyi oyuncularından 2’sini verdiğin takıma yenildiğinde üzülmeyeceksin hiç, haketmişsindir zira. üzüleceğin tek konu adebayor’un yaptığı artistlik olur. adam değilmiş dersin geçersin onu da..

premier league 09-10

17 August 2009, Monday

ingiltere’de sezon bu hafta itibarıyla başlamış durumda. ronaldo gibi bir değeri la liga’ya kaptırsa da, kalitesinden ve rekabetinden hiç bir eksilme yaşamadan yoluna kaldığı yerden devam ediyor premier lig. aynı hızda, aynı sertlikte ve aynı cömertlikte oynuyor takımlar. chelsea’nin, hull city’i evinde son anda şans golüyle yenmesi bunun bir örneği. -drogba o topu kaleye göndermeyi amaçladıysa ne olayım- hazırlık maçlarında gayet hazır bir görüntü çizmişti londra ekibi. drogba’nın lige iyi başlayacağına dair verdiği sinyaller doğru çıktı ve afrikalı golcü 2 gol birden atarak ligin en önemli forvetlerinden birisi olduğunu ispatladı. anelka’yla beraber, ancelotti’nin ileri uçtaki en büyük kozu olacak bu yıl didier.

arsenal ilk haftanın sürprizini yapan takım oldu. everton gibi, şampiyonlar ligi’ni hedefleyen bir takıma deplasmanda 6 gol atmak, şu an için arsenal adına büyük bir sürpriz. ilk golü atana kadar pas trafiğinde sıkıntı yaşadılar fakat gol gelince oldukça rahat şekilde, rakibin etkisizliğinin de yardımıyla, bildiğimiz arsenal paslaşmalarını uyguladılar. ilk yarı bitmeden 3-0 olunca maç koptu zaten. iki stoperin gol bulması sevindirici de olsa, toure’nin gidişiyle o bölgede ciddi bir sorun yaşanması mümkün duruyor hala. kolo, oldukça mücadeleci bir oyuncuydu. yeni ikilinin bu konuda hafif kalma ihtimali var. orta saha’nın ve takımın lideri fabregas. bu da arsenal’in en büyük şansı. iki attı, iki de asist yaptı genç kaptan. “ulan yoksa” dedirtti arsenal bu maç. fakat çok erken henüz, sabırla beklemek gerek wenger’in takımını.

diğer karşılaşmaları tam izleyemediğim için yorum yapmayacağım pek. ntvmsnbc’den izleyebilirsiniz maç özetlerini. ilk haftadan sonra akılda kalanlar; fabregas’ın müthiş performansıyla umut vermesi, wigan’ın aston villa’yı deplasmanda gayet güzel bir oyunla geçmesi, eduardo’nun gol atması, drogba’nın rakiplerini iki golle uyarması, henüz sezon başı olmasına rağmen atılan enfes goller.. bir de wigan’lı rodallega’nın attığı fantastik-bombastik gol. tamam drogba’nın frikiği, denilson’un füzesi, ekoto’nun roketi iyi hoş, kabul de; rodallega’nın attığı gol bu dünyadan değil. o nasıl bir vuruştur mübarek!

kolo toure

29 July 2009, Wednesday

kolo toure

hücum  hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.

city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11’ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

avrupa’nın kralları

31 May 2009, Sunday

türkiye’de 20 golle ilk sırada yer alan isim milan baros oldu. pek zorlayan futbolcu olmadı onu, kocaeli’li taner gülleri dışında. 18 gol attı taner de. iki oyuncu da son haftalarda sürdürebilselerdi başarılı performanslarını, 4-5 gol fazla atabilirlerdi. bank asya brezilya’lı bruno’nun 21 golüne sahne oldu. onu sakarya’da kiralık oynayan özgürcan, 17 golle takip etti.

avrupa’da; en kendi halinde, en sönük gol krallığı yarışı, ingiltere’deydi herhalde. anelka 19, ronaldo 18. torres’in gerard’dan daha az gol atmış olması hayli ilginç. arsenal’in, adebayor devre dışı kalınca, zirveye oynayan bir golcü çıkaramadığını da belirtelim. ingiltere’nin aksine, italya’da çekişmeli bir yarış vardı. son haftaya di vaio ve ibra kafa kafaya girmişti. zlatan iki, di vaio bir gol atınca; 25 golle zlatan ibrahimovic krallığı kazandı. geçen yıl ispanya’da gol kralı olan milito ise bugün 2 gol birden atarak 24 gole ulaştı ve di vaio ile 2.’liği paylaştı. ispanya’da, e’too’nun liderliğinde geçilen onca haftadan sonra forlan 32 golle ispanya gol kralı oldu. e’too 30, villa 28 ve messi de 23 golle bitirdi sezonu. almanya’da, şampiyon wofsburg’un iki forvetinin dominasyonu alında geçen bir sezon izledik. grafite ve dzeko sırasıyla 28 ve 26 gol atarak, takımlarını sırtladılar. onları benim favori topçularımdan mario gomez 24 golle takip etti. ibisevic sakatlanıp sezonun ikinci yarısını kapatmasaydı, ligin tozunu attırmaya devam edecekti muhtemelen. 18 golü vardı boşnak oyuncunun ilk yarıda. fransa’da andre pierre gignac 24 gol atıp zirveyi kaptı. fransa futbolunun en gözde futbolcusu konumunda bulunan benzema 17 golle 2. sırayı aldı. portekiz’de nacional’li nene 20 gol ile ulaştı krallığa. cardozo ve liedson’un 17’şer golü var. iskoçya’nın gol kralı şampiyon rangers’dan boyd. 27 gol atmış bu sezon kris boyd. takipçileri celticten 16 golle mcdonald ve 15 golle samaras. hollanda eredivisie’de şampiyon az’nin forveti el hamdaoui 23 gol yolladı rakip kalelere. 2. sırayı ajax’lı luis suarez 22 golle aldı. groningen’den marcus berg’in de 17 golü bulunuyor.

turkish delight: tugay kerimoğlu

25 May 2009, Monday

tugay-kerimoglu

martin laursen futbolu bıraktı

15 May 2009, Friday

martin-laursen

diz sakatlığı, futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkesin bildiği gibi, en ciddi sakatlıklardan bir tanesi. sadece futbolcular değil, çeşitli spor dallarından bir çok sporcu, dizinden geçirdiği sakatlıklar sonrası büyük sıkıntılar çekiyor. hatta ve hatta kariyerini erken sonlandıran sporcuların çoğu dizinden problem yaşıyor. bu talihsiz sporculara bir yenisi de bugünlerde eklendi. danimarkalı martin laursen yaşadığı diz sakatlığı sebebiyle futbolu bıraktığını açıkladı.

haberi ilk okuduğumda çok üzüldüm gerçekten. fatih terim zamanında milan’a gelmişti parma’dan. fakat pek forma şansı bulamıyordu. kariyerinin dönüm noktası ise ingiltere’ye gelmesi oldu. ingiltere’de, o’neill’ın aston villa’nın başına geçmesiyle çok başarılı bir grafik çizdi danimarkalı. mellberg ile birlikte iyi bir ikili oluşturdular. savunmada gösterdiği üstün performans onu ligin önemli defans oyuncuları arasına sokarken, duran toplarda ileriye çıkıp rakip kalede de tehlike yaratması onu daha da önemli bir oyuncu haline getirdi. fantasy premiere league‘de favori savunma oyuncumdu martin laursen. gol atan bir defans oyuncusu olduğu için en yüksek puanı toplayan genelde o olurdu. malesef sakatlık belası onun da yakasına yapıştı ve sahalara dönmesi en az 1 yıl alacağı için, kendi kararıyla futbolu bıraktığını açıkladı laursen. ocak ayında sahalardan 2 ay uzak kalacağı açıklanmıştı ve hemen ardından milli takıma veda ettiğini duyurmuştu. zaman, onun sakatlığı atlatması için yeterli olmadı ve aston villa çok değerli bir oyuncusunu kaybetti. onun yokluğunda dibe vurdukları ortadayken, artık hiç olmayacağı açıklanınca nasıl bir çare bulacaklar merak ediyorum.

arshavinli arsenal

17 March 2009, Tuesday

ingiltere ligini ve dolayısıyla arsenal’i bir süre takip edemedim. benim kaçırdığım süre içerisinde yeni transfer arshavin oynamaya başlamış ve bu hafta blackburn’ü 4-0 mağlup ettikleri maçta 2 gol birden atmış. bu transfer hakkında bir görüş belirtmemiştim, gerek te yok aslında iyi mi kötü mü demeye. nokta transferdir arshavin. arsenal’in rosicky, hleb ve muhtemelen nasri transferlerinden daha çok yarar sağlayacağı bir oyuncu. en pahalı transferiymiş ayrıca ingiliz klübünün. 17 milyon euro ödeyerek kadroya dahil ettiler arshavin’i ve doğal olarak beklentileri hayli yüksek. yerden, sık ve hızlı pasa dayalı bir sistem içerisinde tekniğiyle ve çabukluğuyla önemli roller alacaktır arshavin. şu ana dek 4-0’lık blackburn maçının özeti dışında hiç bir arshavinli arsenal maçı izleyemediğim için şimdiye kadar gösterdiği performansı değerlendiremem lakin arsenal için doğru tercih olduğunu söyleyebilirim. her şeyden önemlisi sorumluluk alabilmek gibi bir özelliği var bu adamın. arsenal’in de en büyük sıkıntısı bu. yetenekli gençlerin bi’ yere kadar getirip, sonrasında zorlandıklarına şahit oluyorduk. bu noktada arshavin daha da önemli bir hal alıyor. son avrupa şampiyonası tecrübesinden sonra onun adına da gerekliydi artık avrupada futbol oynamak. tüm bunların ışığında arsenal’in arshavin’den önemli katkılar alacağını düşündüğümüzü belirterek eduardo’ya da değinelim. bu arsenal’i izleyemediğim süre içerisine eduardo’nun sahalara geri dönmesi de giriyor. çok talihsizce sakatlanmıştı hırvat forvet ve uzun bi’ süre arsenal’de yokluğu hissedildi. bendtner’e kaldı takım o yokken ve ben de bir türlü ısınamadım bu bendtner’e. carlos vela’yı onun önüne koyarım her türlü. sakatlık demişken adebayor ve fabregas geldi aklıma. galatasaray mısınız mübarekler, ne çok sakat veriyosunuz!

arshavinli arsenal

düello

08 December 2008, Monday

real madrid’i deplasmanda 4-3 mağlup etmeyi başardı sevilla. ilk öne geçen taraf onlardı. ardından beraberlik geldi ve ilk yarı bitmeden tekrar sevilla sahnedeydi, 1-3. ikinci yarı muhteşem bir maç izledik gerçekten. iki kalede de pozisyonlar oldu. real madrid ard arda 2 gol atarak 3-3 yaptı skoru ama son sözü sevilla’dan renato söyledi ve schuster’e yol göründü galiba. beyaz mendiller de havadaydı barnebau’da.

günün diğer düellosu da ingilteredeydi. eveton – aston villa maçında daha ilk dakikada buldu golü villa. golcü defans lescott eşitliği sağladı. ikinci yarının başlarında a. young 2-1 yaptı skoru. son dakikada ise olağandışı şeyler oldu. duraklamalarda lescott’ la eşitliği yakalayan everton ashley young’un muhteşem golüne engel olamadı ve son dakikada gol bulmasına rağmen sahadan 3-2 mağlup ayrıldı.