‘spor toto süper lig’ olarak etiketlenmiş yazılar

burak yılmaz

18 July 2012, Wednesday

burak şu ülkede en tuhaf kariyere sahip oyunculardan. inişli çıkışlı, ama çokça problemli bir kariyer. bunun elbette, gençliği sonucu yaptığı hatalarla ilgisi vardır. kişiliğiyle, düşünce yapısıyla falan… ama şunu inkar etmedim şahsen hiçbir zaman, burak çok iyi topçu. bu trabzon’dayken belli olan bir durum değil. beşiktaş’a antalya’dan geldiğinde de belliydi. ondan en üst noktada verim alan şenol güneş’e gitmeli burada alkışlar. yanlış hatırlamıyorsam, manisa’da da forvet oynatılmıştı burak. o dönemki manisa hocasını çıkaramıyorum şu an. ama şenol hoca’yla bir başka boyuta ulaştı burak yılmaz.

trabzonspor’a takasla ve çöp muamelesi görerek geldiğinde kimse tahmin edemezdi heralde bugünlerini. öyleki, trabzon’lu yöneticiler bile 5 milyon’a serbest kalır maddesini rahatlıkla eklemişler sözleşmeye.

bordo mavi formayı giymesiyle, çok büyüdü burak. yetenekleri doğrultusunda kullanıldı çünkü. sağ kanada hapsedilmedi. öncelikli avantajı budur. sonra, umut gibi ona çok uygun bir forvetle yan yanaydı. ve tabii, selçuk gibi muazzam bir pasörle. ki, selçuk diyince ayrı bir parantez de açmak gerekiyor sanırım. ikisinin 15 yaş altı milli takımdan bu yana birlikte olduklarını, çok iyi bir dostluk kurduklarını biliyoruz. mutlaka beraber oynamalarının burak’ın patlama yapmasında bu açıdan da katkısı olmuştur.

verdiği röportajlardan birisinde şenol güneş için; “her zaman benim yanımda olduğunu, bana destek olduğunu biliyorum. hata yaptığımda, çok kızsa da, bunun benim daha iyisini yapmam için verilmiş bir tepki olduğundan da eminim” diyor burak. mental olarak çok geliştirmiş onu hoca. o mesajı verebilmiş oyuncusuna. bunlardan sonra, burak gibi bir adamın sahada daha fazlasını hatta en fazlasını vermesi, gayet mümkün olabiliyor.

iki yıl içerisinde kendisi üzerinden şekillenen bir takımı, olabilecek en iyi şekilde temsil etti burak yılmaz. ancak bu şekilde istikrar sağlayabilirdi o inişli çıkışlı dediğimiz kariyerinde. bu noktada, trabzon’u bırakıp g.saray gibi nispeten daha zor yollardan geçeceği bir kulübü tercih etmesi, bence bir risktir. fakat, bu riski almasını da anlayışla karşılamak gerekir. orada verebileceği başka bir şey pek de kalmamıştı sanki.

riskli bir tercih yaptı dedik. çok kısa bir zaman diliminde takasta kullanılacak seviyeye düşmüşken, üzerine oyun sistemi kurulan bir futbolcu düzeyine yükselen burak, bu konuma nasıl geldiğini unutmaz ve çalışıp üzerine koymaya devam ederse, bu riski ortadan kaldırabilir. hâlâ ligin en seri, en bitirici yerli oyuncusu konumunda. gol yelpazesi de genişlik olarak diğerlerinin çok ötesinde. boyuna rağmen hava toplarında etkili olamaması en net eksisidir heralde. belki birkaç kusur daha bulabiliriz. fakat şu an artıları, eksilere oranla inanılmaz derecede yukarıda.

bu transferin galatasaray açısından da bi’ hayli önemli olduğunu söyleyebiliriz bence. ligin en golcü yerlisini alıyorsunuz. ciddi bir rakibinizden. hamit gibi, iki kat değerde bir iş bu da. 3 değil 6 puanlık maçlar vardır bazen. burak da o 6 puanlık maç işte. psikolojik olarak etkilenir rakip. hatta rakipler.

hülasa; arena’da geçen yıl izlediğim en iyi forvet, ama diğer takım formalarıyla izlerken hiç hazzetmediğim bir topçu. bu ikilemde, tekrar hoşgeldi diyelim. umarım başarılı olur. bir şeyleri değiştirebildiğini ispatlar hem bize hem diğerlerine.

kadıköy hatırası

20 May 2012, Sunday

kadıköy hatırası

karanlıklar içinden

13 May 2012, Sunday

şampiyon galatasaray - 2012

bunca pisliğe bulanmış futbol hakkında yazmak gelmiyordu içimizden. bu pislik düzenin ortasında, karanlıklar içinde kalkan kupadan bahsetmemek olmaz. çok güzel bir hikaye bu. unutulmayacak pek çok anı daha eklendi belleklere.

şampiyon galatasaray!

cumartesi futbolu #5

26 February 2011, Saturday

xavi

haftalar ilerledikçe liglerdeki heyecan ve çekişme de artıyor. cumartesi günü futbolu keyfi de tavan yapıyor haliyle. gene, oturup sabahtan akşama kadar futbol izlemelik bir gün. premiere league’de işler kızışmış, süper lig cayır cayır, bundesliga’da yılın maçı, ispanya’da real ve barca’nın günü.. imkanı olan evden çıkmasın, oturup bakabildiği kadar çok maça baksın derim. televizyon programı şöyle;

14.00 ankaragücü – gençlerbirliği / digi

16.00 belediye galatasaray / lig tv

17.00 wigan – manu / spormax

17.00 antep – eskişehir / digi

19.00 atletico madrid – sevilla / ntvspor

19.00 fenerbahçe – kasımpaşa / lig tv

19.30 bayern – dortmund / trt

21.00 mallorca – barcelona / ntvspor

23.00 deportivo – real madrid / ntvspor

tarafsız gözle beşiktaş vs. fener

20 February 2011, Sunday

akşam büyük maç var. yüksek ihtimalle, şampiyonluk mücadelesini doğrudan etkileyecektir çıkacak netice. bursaspor da son dönemlerin açık ara en dominant ekibi antep’e 4 golle boyun eğmişken ve deyim yerindeyse tokatı yemişken; maçın önemi iki kat artıyor. öyleyse, ben de tarafsız bir çerçeveden, bu maçın olurunu – olmazını, maç önünü ve sonuç üzerine şekillenecekleri işleyeyim burada.

ev sahibi beşiktaş ile başlayalım. ligin tamamlanmasına henüz çok uzun bir zaman var ve beşiktaş havkuyu atmış gözüküyor. onlar adına bu düşüşün çok acıtmasının sebebi, devre arasında yaratılan atmosfer, elbette. sezon başında quaresma ve guti ile -hatta schuster’i de ekliyelim- süslenen kadro, yetersiz performansı gerekçe gösterilerek simao-fernandes ve almeida üçlüsüyle güçlendirildi. bu oyuncuların isim sahibi, kendilerini ispatlamış kişiler olduğunu tartışacak halimiz yok. fakat, beşiktaş camiasının tüm dertlerini bu transferlerle çözeceğine gözü kapalı biçimde inanması ve acaba sorusuyla yaklaşanları acımasızca duymazlıktan-görmezlikten gelmesi, sorunun temelini oluşturuyor bence. aynı bizim düştüğümüz çıkmaz diyoruz, ona da tepki gösteriliyor fakat üzgünüm, aynı bizim yaşadığımız problemler bunlar.

buradan saha içine bir geçiş yapalım beşiktaş’la. başlangıç noktamız kale olsun. 3 yerli kaleci var bugün ellerinde. ve 3’ünden de tam performans alamıyorlar. rüştü, kemale ermişliğiyle ve miadını doldurmuş kariyeriyle, okeye döner vaziyette. hakan, taraftarla dahi ters düşecek boyutta kötü oynuyor. düzelme şansı çok düşük. aralarından en iyimser gözükeni cenk. onun da sakatlıklarla başı belaya giriyor zaman zaman. gene de, ilk tercih o oluyor ve olmalı da. bazı tecrübesizlik kaynaklı basit hatalarını kabul edilebilir düzeye çektiğinde, vazgeçilmez olacaktır cenk. henüz işin çok başında. bu açıdan, kaleci işi beşiktaş’ta, derbi öncesinde belirsizliğini koruyor. savunma, en yumuşak bölge hali hazırdaki. üzülmez olayından sonra ismail sol arkanın alternatifsiz elemanı konumuna geldi. sağ taraf ekrem, toraman, hilbert değişimlerine uğruyor. fakat, hilbert en makul tercih bana kalırsa. orta ikilide sivok ilk yazılacak adam olur. sanırım, yanına toraman monte edilecektir. pek alternatif üretmeye müsait değil kadro yapısı. belki, marco’nun geri kaydırılması düşünülebilir. böylelikle ernst’e de gereken ortam yaratılmış olur. yabancı kontenjanı sorun teşkil ediyor bu safhada da. fernandes, kenara alınabilir. necip’in oraya girmesi beşiktaş’ın hayrına olacaktır. guti hemen önlerinde. kenarlarda gene quaresma ve simao, önde ise benim düşüncem; bobo.

beşiktaş’ın böyle sert bir tökezleme yaşamasında bana kalırsa, bugüne gelene kadar büyük emekleri olan bobo ve ernst’in aniden ikinci plana atılması büyük etmendir. orta veya uzun vadede, onların görevlerini başka oyunculara atfedebilirdi schuster. fakat, bunu kısa bir döneme sıkıştırmak isteyince biraz iç dengeleri sarstı gibi geliyor bana. burada şunun ayırdını da yapayım hemen. tüm bu tercih hataları, schuster’in biletinin kesilmesi gerektiğini ortaya koymuyor asla. rijkaard’a verilmeyen o şans, gösterilmeyen sabır, alman hocaya lütfedilsin bari. neyse, biz dönelim mevzuya. bu maçta bobo’ya görev vermeli diyordum. öyle ki, formsuzluk hastalığı ona da bulaşmış diyebiliriz ama, hedef maçlarda; daha doğrusu büyük maçlarda her daim kendisini göstermiştir bobo. fenerbahçe’yi de ayrı sever. mutlaka onunla başlamalı diyorum ben.

bir diğer cephe, fenerbahçe’ye bakıyoruz. onlar, ligin 2. yarısı itibariyle, en iyi takım imajındalar. tüm maçlar kazanıldı, oynanan oyun gittikçe düzelme sinyallerini arttırıcı yönde ilerliyor. ve dikkatlerden kaçmaması gereken, iyileşmenin asıl kaynağı; 2. devre oynanan trabzon ve kayseri maçlarının yani direkt hedef maçların hiç sıkıntı çekmeden aşılması. rakiplerini bu 2 maçta da oyunun uzağında tutarak kazandı fener. kendi kurallarını kabul ettirdi ve sonuca giden taraf olmayı da bildi aynı zamanda. bu, ciddi bir artı ve resme bakıldığı zaman temiz bir tablo görülmesi açısından, oldukça güzel. oynanan iyi futbolun yansıması galibiyetler, bu galibiyetlerin de geri dönüşü, özgüven oluyor. böylelikle, zirveye ulaşabileceğine ve en iyi olduğuna inanıyor takım. şu aşamada, haklılar. onlara problem çıkartacak hali hazırda bir takım, ortalarda gözükmüyor. beşiktaş, bunu yapabilir ve fenerbahçe’nin yürüyen tekerine çomak sokabilirse, işler değişir mi, bunu zaman gösterecek işte. neticede, sorun teşkil eden bir takım henüz yok diyoruz fakat, 17/17 yapmak da kolay iş değil. lacivertliler, ilk puan kaybına nası bir reaksiyon gösterecek bu da oldukça mühim.

sahadaki diziliş anlamında da ligin en istikrarlı ekiplerinden fenerbahçe. geri dörtlü son haftalarda iyiden iyiye, oturmuş durumda. onların önünde bir aksama yaşanıyor gibi. en temel sorun şu an orası. emre oynadığı bölümlerde çok iyi açık kapatıyor da, bir maç oynuyorsa, iki maç oynamıyor kendisi. aykut kocaman’ın, topuz’u daha daha verimli kullandığını söylemeliyiz. buna bir görev değişikliği diyelim hatta. topuz’un da rahatladığı belli oluyor. çok daha efektif bu görev değişikliğinden bu yana. alex, bildiğin alex zaten. takımın kumandanı. o yoksa, ne olur bir şey diyemem lakin o varsa, fener’in her an gol atma şansı var. niang gelince, görevlerinin biraz azaldığını da söyleyelim tabii. sürekli gol atan bir niang, alex’in oyunun her alanına hükmeden bir anlayışa evrilmesini sağlıyor. dia, benim düşündüğüm etkiyi henüz bırakmamış olsa da olumlu işler yapmadı değil bugüne kadar. en azından stoch ile mukayese edildiğinde, açık ara önde yer alır.

hülasası, tarafsız bir pencereden bakan gözlerle her iki takım bu noktada yer alıyor. derbi maçı, klişeleştiği üzere, beklenmedik olaylara sahne olabilir. o, payı bir kenarda tutuyorum. onun haricinde, fenerbahçe; son zamanlarda olabileceğin en kötüsünü yaşayan beşiktaş karşısında bir kaç adım önde gözüküyor. son inönü ziyaretlerinin de gayet keyifli geçtiğini görüyoruz. derbilerin favorisi olur mu, olmaz mı tartışmasından kaçınacağım. yalnızca, bir kez daha şunu söyliyeyim. maç öncesinde, ibre sarı-lacivertten yana. fakat, top yuvarlaktır kalkanını da kullanmayı ihmal etmiyorum, bunun altını çizeyim.

son olarak, zevkli bir maç olsun, izleyenleri eğlendirsin, kafidir. inanın, bir galatasaray taraftarı olarak, maçın sonucunun yaratacağı heyecandan çok uzağım. istiyorum ki, bizim camia kendi geleceğini, kendi önüne bakarak çizsin. kendi sıkıntılarını, dertlerini diğerleriyle kıyaslamak yerine gene kendisi değerlendirip, çözüme gitsin.

cumartesi futbolu #4

18 February 2011, Friday

dortmund

dolu dolu bir cumartesi günü, çok güzel bir futbol programı daha bekliyor bizleri. televizyon karşısına oturup, sabahtan akşama kadar futbol izleyip işin cılkını çıkartmak mümkün. bu sefer bir değişiklik yapıp, ligler ve maçlar hakkında cuma gününden yazı girmek istedim.

öncelikle, kötü haberi vererek başlayalım; bu hafta sonu premiere league yok.. fikstürü hakkında henüz mantıklı bir yaklaşımda bulunamadım ben bu fa’in. neyse, olaya pozitif yaklaşalım, bu hafta lig maçı oynamayacak olsalar da, fa cup maçları var. artık, onunla idare edeceğiz. chelsea, everton ve manu’yu izleyeceğiz cumartesi günü. burada da bir kıllık var. hem 4. tur hem de 5 . tur maçları oynanıyor. sanırım chelsea – everton 4. tur maçına çıkacaklar. diğerleri de 5. turu oynuyor.

la liga’da real madrid günü, cumartesi. geçtiğimiz hafta deplasmanda espanyol’u neredeyse 90 dakika 10 kişi oynayarak mağlup etmişlerdi. barca’nın da gijon deplasmanında takılmasıyla, puan farkı yeniden 5’e inmişti. bir madrid, bir barca puan kaybedecek gibi gözüküyor ama bana kalırsa sonucu belirleyecek olan gene barnebau’daki maç olacaktır. yönettiği takımlar lig maçlarında evinde bilmem kaç yıldır mağlup olmayan jose mourinho ve el clasico’ları klasik haline çeviren barcelona. bir maçın vadedebileceğinden de öte..

seri a uzun süre milan’ın net üstünlüğüyle gidecek gibi gözükse de, son zamanlarda yardırarak gelen napoli ve inter işleri kızıştırmış durumda. lider milan’ın sadece 3 puan gerisinde napoli. inter ise 5 puan.. önlerinde,  oynanacak 13 maç bulunuyor. bu 3 takımın da şampiyon olma ihtimali var. inter, geçen hafta juve’ye takılmasaydı en ciddi aday olurdu gözümde. şimdi, biraz daha zorlaştı işleri. fakat, dediğim gibi daha 13 maç var önlerinde. ha, gönlümden geçen şampiyon adayı napoli’dir, orası da ayrı mevzu.

bundesliga şampiyonluk yarışınnın en sönük geçtiği lig olabilir şu an. sezonun en flaş takımı kloop’un dortmund’uyla, en yakın takipçisi leverkusen arasında 10 puan var. ( 52/ 42 ) onların hemen arkasında bayern münih yer alıyor. onların puanı da 39. son haftalarda çok formda olsalar da, iş biraz işten geçtikten sonra uyandıklarını söyleyebiliriz. en sevdiğim alman oyuncu – ki hakiki alman değil kendisi – mario gomez, ligin tozunu attırıyor. 22. hafta itibariyle 17 golü var gomez’in. ve şunu da söyliyim, iyi ki chelsea’ye gitmedi.. neticede, son zamanlarda biraz tökezlemiş görüntüsü çizse de, dortmund’un bu işi bırakması çok zor.

gelelim, bizim lige. fenerbahçe’nin zirvedeki rakiplerini birer birer yenmesi sonucu, iyice kızışan bir yarış içerisine girdik. galatasaray ve beşiktaş’ın çoktan havlu attığı ortamda, trabzon, fener ve bursa üçlüsünden birisi alacak şampiyonluğu. ve bu hafta, çok önemli bir maç var. beşiktaş – fenerbahçe.. dün akşam evinde kiev’den 4 yiyen beşiktaş, maça çıkabileceği en formsuz ve mutsuz haliyle çıkacak. fenerbahçe’nin inönü’de rakibine karşı ciddi bir üstünlük yakaladığı gerçeği de malumken, derbilerin favorisi olmaz mitini kırmak adına, cidi bir maç. tabii, maç öncesi gelişen süreç böyle. yoksa, pazar akşamı beşiktaş’ın alacağı bir galibiyet, çok şaşırtıcı olacaktır gibi bir iddiam yok asla. fakat, bir derbi mücadelesine deplasmanda oynayan tarafın favori olarak çıkması, her zaman karşılaşılan bir durum değil, bunu anlatmak istiyorum. fener, inönü’ye giderken, trabzon ve bursa’nın muhakkak kazanması gerekiyor tabii. bursa, cumartesi oynuyor. trabzon ise pazartesi akşamı, manisa’da.

televizyon programı;

14.00 kasımpaşa – ankaragücü / digi

14.30 chelsea – everton / ntvspor

16.00 bursaspor – gaziantepspor / lig tv

16.30 borussia dortmund – st.pauli / trt 3

17.00 gençlerbirliği – karabükspor / digi

19.00 bologna – palermo / spormax

19.00 galatasaray – bucaspor / lig tv

19.15 manchester united – crawley town / ntvspor

19.30 mainz – bayern münih / trt 3

21.00 real madrid – levante / ntvspor

21.45 inter – cagliari / spormax

23.00 zaragoza – atletico madrid / ntvspor

emenike, nam-ı diğer “emo”

06 December 2010, Monday

emmanuel emenike

bugün türkiye’de herkesin takımında görmek istediği, imrendiği, kıskandığı kısaca hayran olduğu bir adam var. emmanuel emenike. geçtiğimiz yılı bank asya 1. lig’de şampiyon olarak tamamlayan ve süper lig’e çıkan karabükspor’un nijeryalısı emenike.

türkiye’ye gelişi bir hayli ilginç. 2009’da afrika’lı topçu radarı ilhan cavcav tutmuş, fc cape town takımından getirmiş bu cengaveri. kadroda yabancı kontenjanı dolu olduğu için de bank asya’da mücadele eden karabük’e kiralamış. çoğu kaynakta böyle geçiyor bilgi. fakat, yanlış da olabilir. cavcav’ın geçmişte bu tip topçuları getiren adam olması, burada da adının geçmesine yol açmış olabilir. tam bilemiyorum.

neticede emo için her şey karabük’te başlıyor aslında. burada neredeyse her maç gol attı. haliyle, taraftarların da bir numaralı adamı oluverdi bir anda. türk insanı bu tarz adamları sever zaten. amokachi’si, nouma’sı vs.. geçtiğimiz yıl, bank asya’ya damgasını vurdu bir şekilde emenike. zaten karabükspor da akıllı davranıp, sezon bitmeden emo’nun bonservisini aldı. bank asya’da gol krallığını son maçlarda yer almaması sebebiyle takım arkadaşı yasin avcı’ya bıraksa da, sezonun açık ara en flaş ismiydi emenike. bu performansla da süper lig öncesi bir çoklarında büyük beklentiler oluşturdu.

süper ligde ilk maçında manisa karşısında golünü attı. süper lig’de de dikkat çekmeyi başardı. sonra, mütemadiyen gol atmaya devam etti nijerya’lı. karabük içeride kazandı, emenike içeride gol attı. bu akşam fenerbahçe önüne çıkana dek 10 golü bulunuyordu. bunların tamamı karabük’te atılan gollerdi. kadıköy’deki 11. golü, süper ligde, deplasmanda attığı ilk gol oldu emenike’nin. aslında attığı diğer gollere oldukça benziyor kadıköy’de attığı. rakibi sırtında taşıyıp, düşerken köşeye bıraktığı top ve gol. bunun yobo’ya karşı fenerbahçe stadı’nda olması ilgiyi arttırdı ama emenike zaten neredeyse her hafta yapıyor bu işi.

onun futbolculuğunu biraz anlatmak gerekirse; siyahi forvet oyuncusu özelliklerinin bir çoğuna sahip olduğunu söyleyebiliriz bir kere. güçlü ve süratli. topla birlikte ceza sahası içine dripling yapabiliyor. boş alanlarda muazzam işler yapıyor. hızlanma özelliği çok etkileyici. bunlarla da kalmıyor emo’nun yaptıkları. kaleye sırtı dönük toplarda çok başarılı. karabükspor oyun yapısı olarak, topu ileride emenike ile buluşturmayı ve onun boşalttığı alanlara cernat, yasin, hakan gibi oyuncuları sızdırmayı benimsemiş. bu bağlamda, emenike geriye gelip top da alıyor, ver kaça da giriyor. tüm bunları aynı oranda iyi yapabilmesi çok etkileyici gerçekten.

şu an emenike için bir handikap var ortada. böyle nispeten küçük takımlarda sivrilip de daha büyük bir camiaya geçtiğinde sönüp giden çok topçu var. en basitinden, ilk aklıma gelen isim youla. ha bunu iki oyuncuyu karşılaştırmak için söylemiyorum asla. beklentiler ve yaratılan hava açısından söylüyorum. emenike’nin doğru bir tercih yapması gerekiyor bu dakikadan sonra. potansiyeli muazzam. yapabileceklerini de gördük. onu her canlı izleyen hayran kalıyor. bank asya’da ve süper lig’in bu zamana kadar oynanan bölümünde onu durdurmanın pek mümkün olmadığını da gördük. artık, kendisi için en uygun olan yolu seçerse emenike; ben inanıyorum, avrupa’da dahi forma giyme şansı bulacaktır. istanbul’a kapağı attım mı tamamdır derse, işi zor yalnız. burası kesin.

her ne olursa olsun, sahadaki duruşuyla, hep daha fazlası için mücadele eden bir görüntü veriyor emo. onu özel kılan; meziyetlerinin yanı sıra, hırsı ve kazanma iştahıdır bana kalırsa. bu nedenle, kariyerini hep üzerine koyarak devam ettireceğine inanıyorum. ben şu an için emenike’ye ve onun bir kademe daha yükselmesine yardımcı olacak kulübün hangisi olabileceğine dair bir şey diyemem fakat, herkes böyle bir futbolcuyu kendi takımının formasıyla görmek ister tabii. ben de galatasaray’a gelmesini arzu ediyorum doğal olarak. fakat benim asıl merak ettiğim, karabük’lü yöneticilerin bu adama ne kadar fiyat çekeceği. şöyle bi’ 8-10 milyon isterlerse hiç şaşırmam zira bizim yerli piyasada işin tadı kaçmış durumda.

süper lig: devre arası yaklaşırken

05 December 2010, Sunday

besiktas-bursa

süper ligde işler karışmaya devam ediyor. trabzon hariç, tüm takımlar belli dönemlerde çıkışa geçti belli dönemlerde ise bocaladı. neticede en istikrarlı takım olarak dikkat çeken trabzonspor bugün ligin zirvesinde yer alıyor, hakettiği gibi.

bu hafta, beşiktaş – bursa maçı bazı şeylerin değişmesi adına çok kritikti bence. yukarıdaki trabzon-kayseri-bursa üçlüsü şu son iki haftaya kadar çok iyi gittiler. galatasaray-fener-beşiktaş triosuna karşı çok iyi maçlar çıkarttılar. trabzon üç istanbul takımını da yendi evinde. kayseri; beşiktaş-fener’i yendi galatasaray’a yenilmedi. bursa da ali sami yen’de kazanmıştı. fener’le de berabere kalmıştı. bugün inönü’de mağlup oldular ve serinin bozulduğunu gördük. aslında kayserispor’un puan kayıplarıyla başladı üst taraf ile orta tarafın birbirine yaklaşma süreci. bu haftalarda fenerbahçe üst üste galibiyetler aldı alex’le birlikte ve basamakları tekrar tırmanmaya başladı. beşiktaş da derbiden galip geldikten sonra içeride bursa’yı zor da olsa geçerek,  bir silkiniş yaşamış gibi. gene, en zor pozisyondaki takım bizim galatasaray. bu hafta kasımpaşa’dan alınan puanlar biraz rahatlatmış olsa bile, önde bir çok takımın yer alması, ilk iki veya üç için umutların sönmesine neden oluyor.

trabzon bu ligin başından beri en sağlam takımı aslına bakacak olursak. kadrosunu oynayacağı futbol düzenine göre kurmuş durumda şenol hoca. zaten onun yeniden takımın başında olması, büyük şans trabzon şehri için. kimin ne görev yaptığı, kimden neler beklendiği belli. herkes en iyisini vermeye çalışıyor ve en önemlisi şehirle birlikte takım, iyiden iyiye inanmış durumda şampiyon olacaklarına. tabii, ilk yarıyı zirvede kapatmak yetmeyecektir. eksikleri neyse tespit etmeli ve devre arasında kapatmalılar. yoksa, fenerbahçe arkadan gelip yetişebilir onlara. alex gibi bir oyuncu varken, hiç imkansız değil böyle bir durum. son 5 haftanın 5’inde de gol attı alex. formda olmanın suyunu çıkarttı artık. her hafta skora direk etki edebilir mi bir oyuncu?  alex ediyor. büyük topçu vesselam. fenerbahçe’nin sıkıntı yaşadığı bir noka var yalnız, onu da belirtmek lazım. skoru çabuk yakaladıklarında oyunu tutma anlamında çok yetersizler. bu akşamki karabük maçında daha net gördük bunu. iyi oynadıkları bir ilk yarının ardından ikinci yarı çok etkisiz kaldılar. stoch, niang gibi çabuk oyuncuları bu kısımlarda daha efektif kullanmalıydı takım. burada, aykut kocaman’ın da devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum.

beşiktaş 27 puan yaptı bursa galibiyetiyle. aralarında 4 puan kaldı. trabzon’la 9 puan var tabii. onların da 7 günde 3 galibiyet aldıklarını belirtelim. geçen pazar galatasaray’ı yendiler. ardından perşembe cska galibiyeti ve bugün öğlen bursa’dan alınan 3 puan. toparlanmak adına şahane bir dönem diyebiliriz. schuster’in yoğun bir rotasyon uyguladığını ve sürekli oyuncuları-mevkilerini değiştirdiğini düşünürsek, bu maçlarda bu durumun minimum seviyeye indiğini de söyleyebiliriz aslında. ersan gülüm her geçen gün daha iyiye gidiyor. mutlaka almalı beşiktaş bonservisini. ali kuçik, bulgaristan’da sonradan girmişti. bugün ilk 11’deydi. necip şans bulmaya devam ediyor. aurelio oturmuş gözüküyor. hilbert, guti falan iyi hoş ama quaresma’nın sakatlık süreci beşiktaş için çözülmedikçe her zaman “sıkıntı” olabilir bence.

galatasaray için işler bu haftalık yolunda gitti diyebiliriz. yılmaz hocanın kasımpaşa’sını bu halde yakalamışken bir de bizimkiler nasiplendiler. maç 0-3 bitti ama herhalde 0-8 de bitebilirdi. bu galibiyetin bir takım aldanmalara yol açmaması da gerekiyor tabi. her şey güllük gülistanlık değil takımda. hala orta alanda büyük problemler var. “golcü” ihtiyacımız iyice ortaya çıktı. savunmada gökhan-servet rotasyonu görmek tatmin etmiyor malesef. vs. uzar gider bu liste. diyebileceğim bir şey kalmadı. bekleyip görmekten başka yapılacak bir şey de yok..

yolun sonu geldi

28 November 2010, Sunday

polat-sezgin

bir maç sonra ali sami yen’e veda edecek galatasaray takımı. 10. sırada ve -4 averajda. daha ne diyebilirsin ki? ne yapabilirsin yani? son derbiye çıkmışsın. hem 2010 yılının, hem de koca ali samiyen stadının son derbisi. sonuç, oynanan top, gelinen nokta her şey ortada işte. büyük bir hayal kırıklığı. sahadaki topçular dökülüyorlar. 60. dakikadan sonra pilleri bitmiş. elbette rezil bir durum. fakat sadece orada başlayıp, orada bitmiyor bu iş. sahanın dışı da var. hem de öyle bir saha dışı var ki bizim galatasaray’da, evlere şenlik.

bugün bu haldeyse galatasaray, kimse kusura bakmasın ama yönetim kurulu en büyük suçludur. hatayı hep başkasında arayan, her başarısızlıkta pası hocaya ve topçulara atan bir anlayış, asla o başarısız ortamdan sıyrılıp, başarıya ulaşan yolda yürüyemez.

4 yıl içerisinde 7 hoca değişmiş galatasaray’da. 24 tane de yabancı oyuncu gelip gitmiş.bir kere 3. ve bir kere de 5. olunmuş. ortada net bir başarısızlık var takımın tarihine bakınca. bir tek yönetim kurulu devam etmiş burada. hep hoca suçlu. hep topçularda kabahat. işin aslı öyle değil tabi. bu istikrarsız yapının mimarı başkan ve yöneticilerdir. bana kimse çıkıp da, ama stat yaptırdılar, ama profesyonelleşmeye gittiler bla bla demesin. o stada gidiyorsun da, 10. sırada senin takımın. ne anladım ben bu işten?

bir doğru yaptıysa, 5 yanlışla sildi o doğrularını yönetim. rijkaard’ı getirdiler. çok doğru bir seçimdi. rijkaard’ın geldiği andan gittiği ana dek bırakın 5’i, 25 tane yanlışı var yönetimin ve başkanın. zaten kendisini de ele verdi polat. işlerin kötü gittiği bir dönemde çıkıp hocamızın arkasındayız, yeni sözleşme yapmak istiyoruz dedikten bir süre sonra, hoca takımdan gönderildi. rijkaard konusuyla da sınırlı değil bu adamların beceriksizliği. skibbe, bülent korkmaz tercihi, adnan sezgin vs.. bir dolu hataları var.

futbol takımının içerisine bu kadar karışmak istemelerini de anlayamıyorum ben. sanırım hepsi, bu işten en çok kendilerinin anladığını düşünüyorlardı. veya parayı veren kişiler olarak, son sözü söyleme hakkı görüyorlardı kendilerinde. bu mantığın hakim olduğu bir ortamda başarının gelmesi mümkün değil zaten. adnan polat o takımın başına adnan sezgin’i getirerek, yetkilerini en yüksekte tutarak, istifa ettiği zaman kabul etmeyerek ve onun imzası benim imzamdır diyerek bitirdi en çok kendisini. sezgin’le bu işin olmayacağı çok önceden belliydi. olmadı da. fakat nasıl işse bu; adnan segin hala ve hala bu takımda yetkili.

sahadaki ruhsuzluğa da değinmek gerekiyor. tamam orada bulunan vasıfsızlardan onları bu takıma getirenler sorumlu. fakat, bu kadar ruhsuz bir takımın ortaya çıkmasında yalnızca yeteneksiz oyuncuların kabahati yok. bu işin rijkaard’la veya skibbe’yle ilgili olmadığını da gördük. çünkü, hagi geleli bir kaç maç olmuşken, aynı kimya bozukluğu devam ediyor. sorun o hocalarda değil, o ortama hakim olmak isteyen fakat aslında işi; o ortamın sağlıklı şekilde idare edilmesi için gereken huzuru sağlamak olan yöneticilerde. elbette teknik adamların tercih hataları veya benzer şekilde ufak yanlışları olmuştur. gene de içinde bulunduğumuz durumun, bu teknik adamların yanlışlarıyla oluştuğunu iddia etmek, ahmaklık olacaktır.

hagi’yi taparcasına seviyorum. ne yaparsa yapsın, gene sevmeye devam edeceğim. çünkü biliyorum ki, onun galatasaray’a hiç bir yanlışı olmamıştır.her daim bu takım için iyisini istemiştir giga. çok iyi bir teknik adam olamadığının da farkındayım ben. şu kötü tabloyu düzeltecek adam olmadığını da biliyorum. iyi de kendisi teklif etmedi ya geri gelmeyi. gittin, zor durumdayız, ancak senden yardım isteyebiliriz dedin ve o da kabul edip geldi. bu kadar basit.

taraftarın hagi’ye sonsuz desteğini hissettirmesi çok güzel. suçun yönetimde olduğunun idrak edilmesi geç olsa da iyi. sahada hakkını vermeyene tepki gösterip, hakedene de sonuna kadar destek çıkması alkışa değer. ben kendimce, berbat tablonun sorumluları diye bir liste yapsam, 4- teknik adamlar 3- taraftar 2-futbolcular 1- yönetim diye sıralama yapardım. herkesin payı var elbette. fakat en çok payı olanın değişmesi gerekirken, sadece o en çok payı olanın değişmemiş olması, sinir diyor beni ne yalan söyliyeyim.

şu gün istifa edip gitse yöneticiler, yerlerine kimin geleceği ve onların nasıl yöneticilik yapacağı da belli değil. tam bir kaos ortamı, anlayacağınız. bilgim olmasa da, tahminim birilerinin hazırlanmaya başladığı yönünde. sanki, planlama yapmaya başlanıldı gibi geliyor. hiç planı olmayan bu yönetimden iyidir tabi. liseli, alaylı, liseci, anti-liseci falan umurumda değil. şu takımın başına, adam gibi kişiler gelsin. futboldan anlayan değil, futbolu yönetmekten anlayan. yapması gerektiği işi bilen. gerçek anlamda galatasaray’ın menfaatlerini ön planda tutan. koca camiadan şu niteliklerde kişiler çıkartamıyorsak da, vay halimize.

kara gün

17 October 2010, Sunday

bazı maçlar var, her şeyden soğutur adamı.. skibbe zamanıydı. işler iyi gitmiyordu.. sami yen’de kocaeli maçı oynandı. 5 attı bize kocaeli.. kendi evinde tam 5 gol yemişti galatasaray.. işin ilginci o kocaeli şu an amatöre doğru ilerliyor..

bugünki maçı özetliyeyim öncelikle ben.. sami yen’de ankaragücü’nden 4 yedik. ümit özat’ın ankaragücü’nden.. dağıldık. ama öyle böyle değil, bildiğin dağıldık yani. rakip eğlendi galatasaray topçusuyla.. yürüdüler sahada.. içlerinde belki de bir tanesi mağlup olmayı reddediyordu, o da topsuz pozisyonda sakatlanıp oyundan çıktı.. haftaya fener deplasmanı var, kaleci ufuk oyundan atıldı ve yerine galatasaray tarihinin en fiyasko kalecilerinden aykut erçetin oynayacak kadıköy’de.. tribünlerde rijkaard istifa diyen bir kesim oluştu. onlara tepki gösteren bir başka topluluk da ortaya çıktı..

sanırım olabileceğin en kötüsü buydu. bir gecede her şeyin tepe taklak olması böyle  oluyormuş demek ki. bilmediğimiz durum değil aslında, en başta dediğim gibi, kocaeli maçı ve arkasından skibbe’nin ayrılması.. sanki kopyasını yaşıyoruz o günlerin..

takımın oyun şekli, diziliş, teknik taktik, oyuncu kalitesi vs yazmayı asla düşünmüyorum yazanların da kendilerini kandıracağı kanısındayım. çünkü farklıydı bu akşamki maç. normal değildi. sezonun 8. maçı ve takımın defansında oynayan adamın koşacak mecali yok. orta alanında kara delik var, kocaman. rakibinin arkaya attığı her top pozisyon olmuş. taraftarın sabır taşı çatlamış.. bir şekilde isyan etme, bu durumu kabul etmeme gayesinde.. tepkisi doğru-yanlış veya olması gerekene-olmaması gerekene. fakat tükenmiş taraftarda da umut. çünkü sahada belki de çoğu kişinin bugüne kadar görmediği derecede dökülen bir takım var.. neyin dizilişini, taktiğini yazıp çizeceksin ki?..

bir sabır yemini olayı vardı camiada, frank rijkaard imzayı attığı zaman.. denildi ki, bu adam büyük adam. öyle her zaman gelmez buralara bunun gibisi.. ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın güveneceğiz biz bu adama. sabredeceğiz. sonunda istikrarı, başarıyı yakalamak adına sabredeceğiz denildi. ben de bu şekilde düşünenlerdenim. bunu da defalarca dile getirdim bu blogda. yanlış olmasın sabrettik, fakat buraya kadarmış diyecek değilim.. fakat bu sabretme, sonuna kadar destek verme işi de yalanmış bizde, onu gördüm.çoğu syin yalan olduğu gibi onun da yalan olduğunu anladım..

sen değil miydin arkadaş, ne olursa olsun bu adamla uzun süre çalışalım diyen. sen değil miydin,” rijkaard avrupanın en iyi hocalarından birisi, galatasaray’a gelmiş en iyilerden” diyen.. ee, henüz 1 buçuk yıl geçti, ne değişti rijkaard yüzünden?.. sahadaki düzensizlik dışında ne suçu var bu adamın? kabul ediyorum, takım çok kötü. kötünün de ötesinde, dökülüyor.. amma velakin, baştan ne diye bu kadar gazlandın öyleyse? madem 1.5 sezonluk bir hüsrandan sonra anasına avradına sövecektin o halde neden, niçin en başta bu kadar arkasında durdun bu adamın? çünkü günlük yaşıyorsun futbolu da, hemen her şeyi yaşadığın gibi.. bi anda parlayıp bir anda sönüyorsun.. arda da ülkenin bu ortak davranış biçiminin kurabanıdır zaten şu günlerde. herkesin eli vardı tepeye çıkmasında. şimdiyse, o eller çekiyor aşağı çocuğu.. gerçek budur. çok çabuk tüketiyoruz..

bugün o “istifa”, “imparator” çığlıkları atan seyirciler kadar o seslerin yükselmesinde katkısı olanlara bakmak lazım.. oynamadı mı, oynayamadı mı, hiç belli olmayan topçular, getirdiği hocanın arkasına sığınıp her şeyi doğru yaptığını düşünen yönetim.. yani, bu taraftar bir umut ışığı görseydi, asla tepki göstermezdi cümlesi ne kadar büyük bir yalansa, yönetimin de her noktada kusursuz olduğu o derece yalandır. evet, diğerlerinden daha iyi yaptıkları işler oldu.. bazı zihniyetlerin değişmesi adına büyük bir örnek oldular v hatta tüm branşlarda mantıklı hamleler de yaptılar.. fakat, şu futbolu idare etme işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. polat ve yönetiminin görevde olduğu süre boyunca o kadar garip olaylar oldu ki camiada… lincoln olayı, haldun üstünel, bülent korkmaz, skibbe, arda vs… uzar gider bu liste.. anlatmak istediğim, yönetim başarı gelseydi aslan payını alan taraf olacaktı, şu an da başarısızlığın baş sorumlusu olmaları doğaldır.. bu iş böyle.

hemen maçın ardından o sinirle yazılabilecek tonlarca detay var da, uzak durmak gerekiyor.. çoğunun ötesinde, bütünsel bir çürüklük var ortada çünkü. bugünün tarihi çok önemliydi. bir hafta sonrasına bakalım bir de.. rijkaard’ın, yönetimin ve dahi galatasaray’ın geleceği gelecek hafta şekillenebilir.. savunmanın kevgir tanımı için uygun olması dert, fener’in havaya girmiş olması avantaj diyebiliriz.. lan ama her şey olumsuz şu anda.. baros da sakatlanmışken…

hani menajerlik oyununda vardır ya. maç zamanı geldiğinde, maça başlamadan oyunu save edersin. maç istemediğin gibi bitince çıkar tekrar girersin.. öyle bir şey olsaydı bu akşam. anca o kurtarırdı..

trabzon’lu fatih, beşiktaş’ta

02 September 2010, Thursday

fatih tekke

beşiktaş fatih tekke’yi kadrosuna kattı bildiğiniz üzere. haftalarca robinho ve adebayor isimleri dolandı piyasada. transferin bitimine 1 gün kala robinho milan’a atınca imzayı, beşiktaş da yerli forvete yönelmiş olsa gerek. aslında, bu robinho hususunda serdal adalı’nın ‘o defteri çoktan kapattık’ mealinde demeci de vardı. gene de beşiktaş taraftarı, yaratılan ortamda büyük bir azimle bekledi robinho’yu.. olmadı. fazla üzerinde durmaya lüzum yok. artık fatih tekke ile doldurdular forvetteki boşluğu.

fatih trabzonspor’un yetiştirdiği, camia olarak öz evlat muamelesi yaptığı bir topçudur. bir çok kişi, onun türkiye’de trabzon’dan başka kulüpte oynamak istemediğini düşünüyordu ve bu nedenle beşiktaş’a geçmesi, şaşırtıcı oldu. fakat, tekke iyi ya da kötü transferdiri tartışmadan, söylediklerini aktarmak isterim;

”ben trabzonspor’luyum ama bu formayı giydiğim müddetçe, takımıma katkıda bulunmak için bana yakışanı yapacağım.”

çok şık bir açıklama olmuş. yani, mevzu fatih’in trabzonspor’lu olması, bunu dile getirmesi değil. beşiktaş’a imza atmışken, çokça gördüğümüz dümenciler gibi doğuştan buralıyım ayağına yatmıyor. zaten bunu da bile bile fatih’le anlaşmış bjk yönetimi. söylemesinde herhangi bir mahsur görmüyorum ben. herkes onun yıllardır trabzon’lu olduğunu bilse de, 2bu konuda yorum yapmak istemiyorum, şu an beşiktaş’tayım ve bu formadan başka bir şey düşünmüyorum’ gibi bir şeyler de söyleyebilirdi.. bir de 61 numara boş olmasına rağmen, 33 giyecekmiş tekke. bu açıklamadan sonra üzerine 61 giyip, olayın belli kesim tarafından çarpıtılmasına da  yol açabilirdi. bu da güzel bir hareket olmuş. fatih, iyi adamdır, kötüdür bilemem. karakterini de yargılayamam tanımayan birisi olarak. fakat, yalanlar ve yalancıların içerisinde yaşadığımız şu futbol ortamında böylesi dürüst açıklamarıyla, benim takdirimi kazandı..

2’si bir arada; misi & insua …

01 September 2010, Wednesday

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3’lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…