‘spor toto süper lig’ olarak etiketlenmiş yazılar

eskişehirspor – galatasaray: 1 – 3

30 August 2010, Monday

galatasaray

eskişehir deplasmanına giderken, açık konuşmak gerekirse hiç umudum yoktu. iki sezondur fener’le birlikte yenemediğimiz tek takım eskişehir. avrupa’dan, daha uzun kollu formaları giyemeden elenmiş, ligde siftah yapamamışız vs.. böyle bir maç öncesi, oyuncu topluluğunun da hiç bir güven sağlayamaması sonucu, beklentiye giremiyor insan haliyle.

maç kadrosu açıklandığında, forvet pozisyonunda yalnızca milan baros’un isminin yazıyor olması sinir bozucuydu. ligin 3. haftasına gelinmiş, yedek forvetiniz bir talihsizlik sonucu uzun süre sahalardan uzak kalacak ve işe bakın, kadroda ikinci bir forvet oyuncunuz yok. aslında kadronun geneline bakınca, arda-baros ve elano dışında da hücumcu yoktu diyebiliriz. aydın ve emre çolak’ı ayrı bir yerde tutarsak.. maç başladığında bu sezon hemen hiç görmediğimiz şekilde, şans bizden yanaydı. ivesa’nın da katkıları yadsınamaz tabi. bu pozisyonda benim aklıma hemen beşiktaş maçında ekrem dağ’dan yedikleri gol geldi. o maçta da son dakikada doğa ve ivesa saçmalamış, eskişehir mağlup olmuştu.. neyse, bu şans golü çok kritikti. çünkü, maç öncesinde oluşan havanın olumsuzluğu, mutlaka galatasaray’lı oyunculara yansımıştır ve onların rakipten daha kötü olduklarına inanmaları hiç iyi olmaz elbette. bu yüzden erken gelen gol, biraz rahatlattı g.saray’ı. sonrasında bilindik bir tablo; öne geçtiği maçın kontrolünü alamayan bir takım. ilk yarının sonlarına doğru eskişehir’in attığı gole kadar, o yumuşak savunmaya karşı 2. golü de bulmalıydı galatasaray.. yenilen golde ufuk’un şüphesiz ki tecrübesizlik ve maç eksikliğinden kaynaklanan ciddi bir hatası var. fakat, 8 yıllık kaşar bir aykut’un ya da leo franco’nun bizi yakmasındansa, tecrübe kazandığında büyük kaleci olacağına inandığım ufuk’un saçmalamasını tercih ederim. sanırım, taraftarın büyük kısmı bu yönde düşünüyor. uzun zamandır hiç bir kalecimizin bu kadar kredisi olmamıştı..

maçın 2. yarısında, ilk yarıdan da istekli bir galatasaray vardı sahada. orta alan zaafiyeti bu maç pek yaşanmadı. zira, eskişehirspor da o bölgede üstünlüğü alabilecek bir görüntü çizmedi. burada bir şey eklemek isterim. barış özbek, dün akşam çok iyiydi. onu belki de en çok eleştirenlerden birisi benim. futbolculuğuna hiç inanmam. takımda yer almasına da karşıyımdır. fakat, eskişehir karşısındaki mücadelesini ayakta alkışlıyorum. herkesten çok çalıştı. beynini kullanma sorunu devam etse de, sorumluluktan hiç kaçmadı ve takımdaki bir çok gereksizden en azından mücadele anlamında daha yukarı bir seviyede olduğunu kanıtladı. iyi bir kadro yapısı içerisinde, kenardan katkı verebilir, dünkü mücadelesi, bu hakkı sağlar ona bence..

galatasaray’ın attığı 2. gole dikkat edince, mustafa sarp’a sol arka taraftan gelen derin bir pas, sonrasında mustafa’dan da dikine bir oyun ve arda turan’ın gene kaleci hatasıyla birlikte dokunduğu topu görüyoruz. bitiriş de eski dost volkan yaman’dan geldi, kendi kalesine. bu gol şeklini uzun süredir izleyememiştik bu takımdan. orta sahanın ortasından yahut kanatlardan, çok zor tek pas yapabiliyorlardı. çabuk ve kısa pasın nasıl oyunu değiştirdiği şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım.. 2. golü atmak yetmeyecekti g.saray için. bundan önce acı tecrübeler yaşanmıştı hali hazırda. bu yüzden, gardı düşen eskişehir’e mutlak surette bir gol daha atmak lazımdı. o başarıyı da gösterdi takım. servet çetin’in 3. gol için ceza sahasında beklemesi önemli. hiç olmadığı kadar, arzuladı bu maç topçular galibiyeti. çok da ihtiyaç vardı, şüphesiz..

bu sonuç hemen paçaları sıvamak için geçerli bir sebep değil tabi. daha dereyi görmüş de değiliz. yalnız, bataklığın dibine inmemek, yukarıya çıkabilmek adına çok mühim bir nokta oldu. ileride değeri anlaşılır muhtemelen. şimdiden kestirmek güç olsa da, içerisinde bulunduğumuz tüm bu bozuk düzene rağmen; kim bilir, bir dönüm noktası olabilir eskişehir galibiyeti..

cumartesi futbolu #2

28 August 2010, Saturday

mourinho-guardiola

hafta sonu futbol günlüğüne baktığımız zaman, geçtiğimiz haftalardan daha kapsamlı bir program görüyoruz. çünkü, sonunda seria ve la liga da start alıyor. uzun bir süredir beklenen barça-mourinho pardon barça real madrid kapışması resmen başlamış olacak böylece. dün süper kupa’yı kazanan atletico madrid, şampiyonlar ligi ön elemesinde braga’ya elenen sevilla ve topal’lı valencia da muhtemelen 3.lük için kozlarını paylaşacaklar.. seri a bugün başlarken, ümidimiz bir takımın çıkıp, inter hegemonyasına son vermesi yönünde. seri a’da rengim bellidir. totti ve roma. fakat milan ya da juve dur derse inter’e, kabullenmesini de bilirim..

ingiltere, italya, ispanya, almanya ve fransa liglerinin tamamından ilk kez maçlar izleyeceğimiz bu hafta, klasik olarak bir premier league maçıyla başlayacak. cumartesi programı şöyle;

14.45 blackburn – arsenal /spormax

16.30 schalke – hannover /trt3

17.00 chelsea – stoke city /spormax

19.30 manchester united – west ham /spormax

20.00 istanbul belediye – kasımpaşa /digi kanal

21.00 malaga – valencia /ntvspor

21.00 sivasspor – bursaspor / lig tv

22.00 bucaspor – gençlerbirliği / digi kanal

22.00 caen – brest / kanal a

18. 00 udinese – genoa ve 20.45 roma – cesena maçları var seria’da. fakat türkiye’de henüz bir kanal, seri a’nın yayın haklarını almış değil. geçtiğimiz yıl ntvspor yayınlıyordu, umarım alırlar gene yayın haklarını..

haftasonu futbol

23 August 2010, Monday

arsenal - blackpool

premier league’in engellenemezcesine türkiye süper lig’leşmesi devam ediyor. gelen gidene 6 atıyor. üç büyükler ile anadolu kulüplerinin arasında büyük fark var güntekin.. chelsea 6 golle açmıştı, wigan’a da aynı tarifeyi uyguladı. wigan ilk hafta blacpool’dan 4 yemişti. o blackpool da gitti emirates’de arsenal’den 6 yedi. ilk hafta farklı mağlup olan bir diğer ekip de newcastle idi. 3 tane yemişlerdi manu’dan. st. james park’ta aston villa’yı 6’ladı onlar da. evet, hakikaten bi ‘noluo lan’ havası var şu anda pirömiyer lig’de. denge falan kalmamış gözüküyor henüz sezonun başında. chelsea’nin 2 haftada 12 averaj yaptığı bir lig istemiyoruz hocam biz…

işin şakası bir yana bol gollü, bol şaşırtmacalı başladı ingiliz’ler sezona. darısı diğer ligler için diyelim.. başlayan bir başka lig, fransa’da kısır bir hafta geride kaldı. bol bol golsüz eşitliğin bozulmadığı maçlara denk geldik. son şampiyon marsilya defans oyuncuları heinze ve taiwo ile sonuca gitti. mevlüt’ün takımı psg, evinde tigana’nın bordeaux’una son dakikada çarpıldı: 2-1. son dönemlerin kayıp takımı lyon ise evinde brest’i tek golle geçti. yine çok takımın yarışın içerisinde olduğu bir sezon göreceğiz gibi duruyor fransa’da.. hollanda’da gündem, ikinci lig takımı sparta rotterdam’ın almere city’i 12-1 yenmesiydi. ki, voskamp diye bir oyuncu bu maçta tam 8 gol attı. evet, 8 gol. bazı forvet oyuncularının sezonun tümünde atamadığı kadar gol attı herif bir maçta.. onun dışında, eredivisie’de ajax ve twente 3 gollü galibiyetler aldılar. ajax’ın yenisi el hamdaoui 2 tane yazdı. bir tane de suarez.. haftanın en önemli maçında ise psv, alkmaar’ı 3-1 ile geçti.

almanya bundesliga’da açılışı bayern yapmıştı cuma günü. misimovic’in 2. yarısında girerek yönünü değiştirdiği maçı, son dakikada almayı başarmışlardı. ilginç bir sonuç; hoffenheim, geriye düştüğü maçta werder bremen’i 4’ledi. ibisevic ve salihovic de attılar birer tane. gollerin tamamı ilk yarıda geldi.. hamburg sahasında schalke ile oynadı. kazanan 2-1 ile ev sahibi oldu. van nistelrooy iş başındaydı. gollerin ikisi de ona ait.. dortmund, sahasında leverkusen’e tosladı. hiç beklemediğim şekilde 2-0 mağlup oldular… büyük sürpriz olmazsa van gaal’in bayern’i domine eder bu ligi. diğerlerinin bayern karşısında, özellikle dünya kupasındaki almanya kadrosu sonrası, pek şansları yok gibi geliyor bana..

süper lig’de de 2. hafta 2 maç dışında geride kaldı. bursa ve ibb aynı hafta, sami yen ve inönü’den 3’er puan çıkartarak, manşetlerde yer aldılar. iki takım da aynı skorla kazandı. hem bursa hem de ibb son yıllarda büyüklere karşı, çok başarılı maçlar çıkartıyorlar. özellikle de deplasmanlarda. bursa böylelikle, 2 sezonda tüm istanbul deplasmanlarından galip ayrılarak, zor bir iş başarmış oldu.. eskişehir, g.saray’ı ağırlıyacağı haftanın öncesinde mağlup olarak, iyice odaklandı galatasaray mücadelesine. artık iki kat daha zor o deplasman bizim için.. hafta içi avrupa maçları oynayan trabzon ve fenerbahçe ise bu akşam oynuyorlar. son yıllarda avni aker’de çok iyi maçlar çıkardı fener. galip gelirse hiç şaşırmam. fakat trabzon bu ligin en oturmuş takımlarından bir tanesi şenol güneş ile. onlar hakkında da en kısa sürede bir yazı yazmak isterim..

tv’de bugün ne var diye bakarsak;

21.00 trabzonspor – fenerbahçe / lig tv

21.00 kasımpaşa – buca / digi 205

22.00 manchester city – liverpool / spormax

ps. 21.30’da da efes world cup dahilinde, türkiye -arjantin basketbol maçı var, ntv’de…

şampiyon bıraktığı yerden…

23 August 2010, Monday

bursa

çok farklı bir ortamlara yelken açan galatasaray’ın derdine düştük, bursaspor hakkında hiç bir şey yazamadık. onların da hakkını verelim biraz.. geçtiğimiz yıl, mucizeyi gerçekleştirdikten sonra, bu kez işleri iki kat daha zor belki de. ligde yükselttikleri çıtanın altına inmemeliler ve avrupa’da da ülkemizi temsil etmek durumundalar. aksi halde, paraşütsüz düşme ihtimalleri de bulunuyor. futbol bu. yaptığınız bir hata, bir daha elinize geçen fırsatları size sunmayabiliyor.. bursa da, o sıkça bahsettiğimiz inanmışlık ve bütünleşme ile ulaştığı zaferin tesadüf olmadığını ve daha iyisini yapabileceğini kanıtlamak istiyorsa mutlaka bu yıl da zirvede mücadele etmek zorunda..

sezonu, konya maçıyla açmıştı bursaspor. kalede ivankov. geri dörtlünün sağında ali tandoğan, ortada stepanov-ömer erdoğan ikilisi. sol bek vederson. orta alanda hüseyin-ergic yan yana. kanatlarda volkan ve ozan ipek. hemen önlerinde nunez ve turgay.. geçen sezondan farklı, 3 oyuncu görebiliyoruz bu kadroda. defansa iki takviye yapılmış. mustafa keçeli’nin mevkisinde fener’den gelen vederson yer alıyor. savunmada da zapo ve ibrahim’in değişmeli oynadığı alanda eski trabzonlu stepanov var. orta sahada herhangi bir değişiklik yok. geçtiğimiz yılın en kuvvetli orta sahasıydı belki de bursa’nınki. hüseyin’den 11 oyuncusu olarak iyi bir performans çıkartması da, ertuğrul hocanın hanesine yazılan  bir başarıdır.. onun yanı sıra ergic, batalla ve bu yıl nunez gibi yabancıları getirip, doğrudan verim alması da, hocanın büyük başarısı.. ileri bölgede nunez ile beraber turgay’ı düşünmüştü ilk maç ertuğrul sağlam. fakat, şanssız bir biçimde, turgay sakatlanınca, sercan şans buldu gene. galibiyet golünü de o, bireysel becerisiyle atmıştı. bugün, yolun başında sercan. geliştirmesi gereken bir çok özelliği var. olmayacak şey değil tabi. ilk olarak son vuruşlarını geliştirmeli. topla birlikte çok hızlı olmasına rağmen, ne zaman kaleye gideceğini, ne zaman pas vereceğini tam kestiremiyor. buna tecrübe eksikliği de diyebilirim. bitiriciliğiyle süratini birleştirdiği an çok daha verimli olacaktır. iyi ki bursa’da kalmış ve olgunlaşma evresini burada geçirme şansı yakalamış..

geçen sezon’un bir diğer çıkış yapan oyuncusu da ozan ipek’ti, bursaspor adına. bu yıl, 2 maçlarını izledim ve çok net söyleyebilirim ki, ozan’ın aklı sahada değil. transfer sürecinden mi etkilendi yoksa başka bir sebep mi var, bilemiyoruz tabi ama ozan ipek geçen yıl, sezonun en iyi futbolcusu seçtiğimiz yapısından çok uzakta gözüktü bana. oyunun hemen hiç bir bölümünde sorumluluk almadı. takım arkadaşlarına da hiç yardım etmedi. dünkü maçta, o bşraz kıpırdanmış olsaydı, bursa rakibini az adamla yakaladığı pozisyonlarda, sonuca çok daha rahat gidebilirdi. bir an önce toparlanmalı ozan. geçtiğimiz sezon, neler yapabileceğini gördük. çok daha çetin geçeceği belli olan bu sezon da adından övgüyle bahsettirmeli.

bursa’nın dün oynadığı futbol, kesin sonuçlar çıkartabilmek için tam da ölçü olmuyor. başlığı biraz da esprili olsun diye attım ama; bir takım çıkarımlar dışında, kesin yargılarda da bulunamayız. neticede, lig başlayalı 2 hafta oldu ve öyle ya da böyle, 6 puan çıkarttı bu süreçte bursaspor. ne çok olumlu, ne de çok negatif sinyaller vermediler. ilerleyen zamanda, futbolcuların kazanılan şampiyonluğun sarhoşluğunu mu yaşadığını yoksa, olayın bilincinde olup, daha iyisini mi hedeflediğini görme fısatımız olacaktır. şimdilik, işler yolunda gidiyor oralarda. 18 yıl sonra gelen sami yen galibiyeti, bursa taraftarını oldukça mutlu etmiştir şüphesiz…

cumartesi futbolu

21 August 2010, Saturday

liverpool - arsenal

bundesliga’nın da dün akşamki bayern-wolfsburg maçı ile başlamasıyla, avrupa’da futbol iyice kıvama gelmiş durumda. spor toto süper lig ve bank asya 1. lig’de de futbol keyfi başladı. öyleyse, tv’de bugünün programına bir bakalım;

16.30 hoffenheim – werder bremen (trt3)

17.00 arsenal – blackpool (spormax)

19.15 wigan – chelsea (spormax)

21.00 antalyaspor – sivasspor (digi 205)

21.00 beşiktaş – istanbul belediye (lig tv)

21.00 samsunspor – akhisar belediye (trt3)

21.30 barcelona – sevilla (ntvspor)

22.00 auxerre – valenciennes (kanal a)

premier league’de 2. hafta, 6 maçla birden start alıyor, spormax arsenal – blackpool’u seçmiş. güzel de yapmış. arsenal’imizin emirates’de ağırlayacağı ligin yeni takımı blackpool geçen hafta wigan’a deplasmanda 4 tane sallamıştı. ciddi bir sınav olacak bu yönden. wenger kadroyu pek değiştirmeyecektir.. yine premier league’den güzel bir başka maç da tv’de olacak bugün; wigan – chelsea. blackpool’dan 4 yiyen wigan, açılışı wba önünde 6 golle yapan son şampiyonu ağırlıyor. işleri hiç kolay olmayacaktır. hatırlatalım, drogba azmanı sezona 3 golle başladı.. saat 9’daki beşiktaş – ibb maçı daha şimdiden tempolu ve zevkli geçecek gibi gözüküyor. farklı bir havaya bürünen beşiktaş, mutlaka baskı kurmak isteyecektir. fakat, abdullah avcı’nın takımı da ligin son bir kaç yılda, en iyi organize kapanan ve hızlı çıkan ekiplerinden. güzel maç olur.. bu maçı kaçıranlar ya da barcelona fanatikleri için de 9 buçukta ntvspor uygun.. süper kupa’nın rövanş maçında sevilla ile oynayacaklar. ilk maçta ibra’nın golüyle öne geçse de 3 – 1 mağlup ayrılmıştı sahadan barça. çok zevkli bir maç olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.


zvjezdan misimovic?

19 August 2010, Thursday

zvjezdan misimovic

galatasaray’lılar, rosicky ve ledesma uykusundan uyanalı henüz bir kaç gün oldu. büyük hayal kırıklığı tabi. transfer geçmişinde oldukça sağlam referanslar bulunan yönetim, bu yıl da doğru isimlerle ilgilense de, geç kalınmış olduğu bir gerçek. neredeyse, geçtiğimiz sezon bitmeden çalışmalara başladıklarını iddia ediyorlardı. şu ana gelene dek, cana dışında bir isme imza attıramadılar, yabancı olarak. kaldı ki, geçen yıl çok erken havlu atılmıştı lige. transfer işlerine girmek için geçerli bir neden tek başına bu durum bile..

olumsuz haberlerin üst üste geldiği  şu günlerde, ha geldi ha gelecek konumundaki isim wolfsburg’un bosna’lı yıldızı zvjezdan misimovic. oyuncu hakkında yeterli-yetersiz tartışması yapılamaz fikrimce. kendisini ispatlamış bir isim. vatandaşı, dzeko ile yakaladıkları uyum ve ulaştıkları bundesliga şampiyonluğunda oynadığı rol, çok mühim. açıp istatistiklerine de bakabilir, çok isteyenler. bundesliga’nın bir kez daha küçümseneceğini tahmin ediyorum bu konuda aslında. yani, misimovic olur da türkiye’ye gelirse, sallayacak bir şey bulamayacak olanlar, bundesliga’nın zayıf olmasından dem vuracaklardır eminim. fakat gerçek hiç de öyle değil. bu oyunu, ‘zaten orada ben de kafadan 15 gol atarım’ şeklinde izah edemiyoruz. oyuncular, takıma uyum sağlayamadıkları, yeteneklerini gösterecek yapıya adapte olamadıkları sürece, başarılı olamazlar. kaldı ki zvjezdan, takımını üst seviyeye taşıyabilen bir oyuncuydu wolfsburg’da.

akıllara, ‘o halde niçin wolfsburg, takımın beyni diyebileceğimiz futbolcusunu bırakıyor’ sorusu gelmesi çok doğal. bunun cevabı da; ‘daha iyisini alıyorlar.’ diego ile anlaşmaları an meselesi. plase, van der vaart. o isimlere ulaşmak mümkün olsaydı, muhakkak onlar tercih edilirdi fakat şu şartlarda, misimovic, çok doğru bir transfer olacaktır.

galatasaray’ın defalarca dile getirildiği üzere, orta sahada hem şavaşcı tabir edilen bir oyuncuya hem de oyunu yönlendirebilecek birisine ihtiyacı var. yalnızca, lorik cana ile kurtarılamaz durum. üçlü orta alan kurgusu olacağını düşünürsek, cana’nın yanına misimovic tarzında bir isim, ek olarak da moda deyişle ‘box to box’ bir topçu lazım. sistem gereği, ortaya kaliteli adamlar koymadığınız taktirde, alacağınız sonuç şu anki g.saray tablosuna tekabül ediyor. kesin biçimde, bu bölgeye takviye yapılması alenen ortada olsa da, işi bu hamlelerle kotarmak, kolay olmayacaktır. transfer açığının yanı sıra, mental anlamda da ciddi sorunları var takımın. her şeyden sıyrılıp kafa dinlemeleri gerekiyor. takım hüvviyetine bürünebilmek için, dışarıdan hiç bir surette olumsuz enerji alınmamalı. bunu sağlayacak kişiler de, bu kulübü yönetenler. transfer yaparak bitmiyor demek istediğim, bu işler. aynı doğrultuda düşününce, transfer yapılamaması yahut geç kalınmış olması da, her şeyin sonu anlamına gelmez. ekip ruhunu yakalayamadığınız sürece, ne yapsanız boş olur. adı geçen oyunculara bakınca; şu an, teşhis doğru konulmuş gözüküyor. bakalım tedavi yapabilecekler mi?

aykut kocaman’la yeni fener

16 August 2010, Monday

geçtiğimiz yıl yaşadığı ‘epic fail’ın ardından bir müddet sallantı dönemine girdi fenerbahçe. e, kolay olmasa gerek, şampiyonluk geldi gözüyle bakılan bir durumda, tarihin tekerrür etmesi sonucu gene kaybeden taraf oldular. böyle bir ortamdan sıyrılıp, yeniden zirveye tırmanma moduna geçmek, hiç de basit olmaz. kaldı ki fenerbahçe’nin başkan koltuğunda oturan aziz yıldırım’ın yapısı gereği böyle anlarda kontrolünü kaybedip yanlış hamleler yaptığını biliyoruz.

bana kalırsa, bu defa daha ılımlı bir yol bulmayı başardılar. aykut kocaman gibi, hem taraftarın hayır diyemeyeceği, hem takımdaki topçuları tanıyan hem de eldeki kadrodan üst seviyede verim alabilecek bir teknik adam getirdiler. istanbulspor ve ankaraspor takımlarındaki aykut hoca profiline bakarsak, günümüz futbolu kapsamında geçerli bir resim görebilmemiz mümkün. takımdaki, fenerbahçe yazarlarının sık sık dile getirdiği maç seçme saçmalığına da bir son verebilme noktasında aykut kocaman, çok uygun bir isim olarak duruyor.

her transfer döneminde aziz yıldırım ve ekibinin büyük isimler peşinde koştuğunu genelde de, iyi topçuları getirdiğini biliriz. bu kez, mühim olanın maksimum verimi alabileceğin adamı getirmek olduğunu anlamış olacaklar ki, krasic, niang, stoch, gyan gibi isimleri gündemlerine aldılar. ikna edbildikleri de stoch, niang ve dia oldu. stoch konusunda ayıp ettiklerini düşünüyorum ben, çok net. fakat bugüne kadar da, hangi işte etik davrandılar ki? sorusu geliyor aklıma. neyse diyebiliyorum yalnızca..

stoch, fener’in tuncay’dan sonra sol bölgeye koyduğu adamlar içerisinde en yeteneklisi gibi duruyor. seri olmasının yanında, şutları ve twente’de sıkça izlettiği gole dönüklüğü ile, fayda sağlayacaktır mutlaka. yine dia da sağ tarafta gökhan ile iyi bir ikili oluşturabilir. fransa’da iyi işler yapmış bir oyuncu. yalnız, içlerinde en beğendiğim ismin niang olduğunu söyleyebilirim. marsilya’nın yıllar sonra yaptığı çıkışta ve ulaştığı şampiyonlukta, hiç şüphe yokki başrol senagal’li oyuncunundu. takım kaptanlığı, son yıllarda yakaladığı istatistikler ve şampiyonluğu gol krallığı ile taçlandırmış olması çok olumlu referanslar. ayrıca, fenerbahçe için umut verici bir nokta da, gelen oyuncuların fransa lig1 ağırlıklı olmasıdır. ligimiz şartlarında fizik güç üst seviyelerde olma zorunluluğu taşırken, bire bir aynı senaryo, lig 1 için de geçerli. bu nedenle, orada neler yapabildiğini gördüğümüz niang, şu an için forvet sıkıntısı yaşayan fener için biçilmiş kaftan haline geliyor. çok büyük şeyler yapacağını düşünüyorum ben..

dün antalya maçında, fenerbahçe adına gördüğümüz bir gerçek de, semih şentürk’ün henüz hangi rolde yer aldığının belirsiz oluşu. semih, yedek forveti midir fenerbahçe’nin, yoksa kurtarıcısı mı? bu ayrımı aykut kocaman’ın iyi yapması gerekiyor. ona, yeni transferler de dahil olduktan sonra iyi bir rol biçmeli ve maksimum verimi alabileceği bir pozisyonda oynatmalı. aynı şeyler alex için de geçerli tabi. o da dünkü maçta gösterdi ki, doğru zamanda doğru mevkide yer alırsa, büyük işler yapacak. ve alex’in diğerleriyle uyumunu, yardımlaşmasını, ilişkisini düzenleyecek kişi gene aykut kocaman. şimdilik kanatları ileri-geri garantiye alarak ve bu yönden ligin en önde takımı olarak dikkat çekiyorlar. orta ikiliden baroni ve onun yedeği selçuk hakkında muhakkak soru işaretleri var. defansa bilica’nın yerine adam alabilirler, transfer sezonu kapanmadan..

her takımda olduğu gibi, fenerbahçe’de de ne olup bittiğini görebilmek adına, beklemek gerekiyor. paok serisi, trabzon maçı ve beşiktaş derbisi kısa vadede, fenerbahçe’nin geleceği ile ilgili ipuçları verecektir.

sezonun ilk maçında galatasaray!

15 August 2010, Sunday

rijkaard

galatasaray’ı, sırf dünkü sivas maçıyla değerlendirmek, daha en baştan yanlış yola girmek demektir. bu uzun bir hikaye. burada anlatacak zamanı bulamayacağım kadar uzun hem de. yönetimin başa geçmesinden itibaren okuyabileceğimiz bir hikaye. ve hatta, önceki yönetimler… uefa kupası’nı kazandıktan sonraki galatasaray’a kadar gider bu mevzu. nasıl olur da bir kaç yıl avrupa’da zirvede yer aldıktan sonra, çapını yitirebilir bir takım? şeklinde araştırmaya konu olur içerisinde yer aldığımız süreç.

tabi, ben bu yazıda o kadar gerilere gidemeyeceğim. adnan polat ve ekibinden başlayacağım işe. ilk geldiklerinde nasıl da bilinçli bir yönetim kurulu olduklarından bahsediyorduk. sportif başarının yanı sıra, mali tablo açısından, vizyon açısından ne kadar kısır bir döngüde yer aldığımız ayan beyan ortadayken, adnan polat, zzembille gökten indirilmişti adeta. yıllardır, taraftarın özlemini duyduğu başkan profili, onda vücut bulmuştu.

nitekim, istikrarlı bir sportif başarı yakalanamasa da, galatasaray kulübü kendisini o kısır döngüden sıyırmayı başarıyor gibiydi. – ki hala devam ediyor bana kalırsa bu kurtulma evresi. – bir sürü yenilik, endüstriyel futbola uygun şekilde atılan adımlar, riva arazisi mevzuu, seyrantepe projesi, gs bonus, gs mobile vs.. tüm bunların yanı sıra, kewell, baros, elano gibi değerli oyuncuların transferi. adnan polat, bir süre önce sonsuz kredisi varmışcasına rahat davranabiliyordu camiada. bi’ yerde de öyleydi aslında. son seçimlerde görüldüki, yaptıklarıyla ve yapacağı beklenen şeylerle, adnan başkan, tam desteği almıştı arkasına.

buraya kadar her şey iyi güzel de, bir yerde sıkıntı var arkadaş! tüm bu hengame arasında, hiç istikrarı yakalayamadı g.saray. gelen hocalar giden hocalar.. alınan yabancılar, gönderilemeyen yüksek ücretli topçular vs.. çok net, uzun müddet, iyi bir sportif yönetim gelmedi galatasaray’da. her daim, istikrarın da arkasında durmak için, çoğu taraftar gibi ben de yönetimi destekledim. hala da onların devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. fakat, kabul edelim ki, adnan polat ve ekibinin de onlarca yanlışı oldu. ha bir tek onların mı yanlışı var peki? tabiki hayır.. rijkaard gibi bir adamı henüz 2. yılının başında göndermek isteyen taraftarlar var. dikkat edelim. adamın henüz 2. yılının başındayız. neymiş efendim; ‘takımda hiçbir ilerleme göremiyormuş’. yahu allah aşkına, rijkaard için, yanlışları var de, yanlış oyun dizilişi de, istersen, motive edemiyor de ama ilerleme  yok falan deme bana. halı sahaya çağrılsa dayak yiyecek potansiyeli olan barış’la mı ilerleyecek bu adam, yoksa bitip de okeye dönen ayhan’la, servet’le mi?

bu durumda nerde kaldı istikrar? günlük başarıların hiç bir değeri olmadığını, futbolun sistemli ve bilinçli yönetildiği zaman verimli sonuçlar elde edilebilecek bir alan olduğunu kaç kez dile getirdi bu işin üstadları? çok açıkça, herkesin hatası olmuştur galatasaray’ın bugünkü rezil futbolunda. herkes de hesabını verir, gereken yerlere. fakat, kelle istemek bana her şeyi yıkıp, en baştan inşa etmeye çalışmak gibi geliyor. iddia ediyorum, frank rijkaard’a güvenilsin, yönetim tarafından gerekli sabrın gösterilmesinin dışında doğru oyuncu hamleleri de gelsin, bu takım bir kaç yıl içinde eski avrupa günlerine döner. fakat biliyorum ki, gereken bu sabrı gösterecek bir camia yok  ülkemizde..

yeni bir beşiktaş

15 August 2010, Sunday

bundan tam 1 ay önce, dünya kupası finali yazarak ara vermişiz bloga. bir sürü sebepten, yeni yazı girme fırsatı da olmadı. bugün, liglerin başladığı tarihte uzun süre sonra bir yazı yazıyorum. e, konu da haliyle süper lig takımları ve şu ana kadar oynanan karşılaşmalar olacak.

beşiktaş ile başlayalım. geçen yıl, iki kupa apoletiyle sahalara çıkmasına rağmen, bir türlü net bir kadroyla mücadele edememişti bjk. hemen her maç, savunma hattı, önlerindeki orta alan oyuncuları ve kanat adamları değişiyordu. doğru bir rotasyon oluşmamıştı, kısacası. mustafa hoca’nın da sağlık durumuyla ilintili olarak takıma tam anlamıyla yoğunlaşamadığı konuşuldu sık sık. neticede, 3 rakibinin de arkasında noktaladı ligi beşiktaş. yıldırım demirören, taraftarın her manada ona olan sevgi ve özellikle saygısını yitirme durumuna geldi. ve bu noktada, bu sezon adına yapılacak hamleler hayati önem taşıyordu artık. ilk adım mustafa denizli ile yolların ayrılması olarak atıldı. ardından schuster açıklandı. kaldı ki, o dönem mustafa hoca ile yollar ayrılmamışken, başka isimlerle görüşüldüğü ve bu görüşmelerin etik açıdan doğru olup olmadığı, haber gündemlerini meşgul etmişti uzun süre. tüm bu sürecin arkasından, böyle kudretli bir teknik adamın önüne sunulacak kadronun daha güçlü olması gerektiğini düşünmüş olacak ki, iki yıldız oyuncu quaresma ve guti’yi de getirdi bjk yönetimi. takip ettiğim kadarıyla, serdar adalı ismi bu mevzularda ön planda yer aldı.

net bir yabancı oyuncu bolluğu yaşayan beşiktaş’ın, yerli konusunda çokça soru işareti barındırdığını hiç tartışmam. – yazının bundan sonraki kısmı biraz genel, biraz da beşiktaş – buca maçı özelinde olacak, dikkat çekeyim. – bir kere savunmanın ortasına iyi bir türk oyuncu gerekiyor. elbette, gökhan zan’ı hemen hiçbir beşiktaş’lı sevmiyordur fakat kalsaydı, sakatlık yaşamadığı sürece iyi bir alternatif olurdu bölgesinde. tabi çok geç. şu an için yapılmsı gereken ersan gülüm’ü, rotasyona dahil edebilmektir. bunu yanında, sağ arkada da toraman düşünülmeyeceğine göre, erhan ve ekrem seçenekleri ön plana çıkıyor. önlerinde quaresma ve nihat tarzında hücumcu oyuncular olması sebebiyle, erhan ve ekrem’in göze batmayacağı düşünülebilir. yine de, beşiktaş takımı kanattan daha fazla bindirme yapabilmeli. orta sahaya bakınca, guti-necip-ernst gibi, şahane ve birbirini tam olarak tamamlayan bir üçlü görebiliyoruz. onların da yedekleri kaliteli olmak zorunda. tabata, delgado falan iyi hoş da, yabancı sınırı diye bir şey var. mutlaka yeterli yerli oyuncular bulundurmalı beşiktaş. forvete hiç girmeyeceğim, iyi bir forvet şart oğlu şart bu takıma!

buca maçında, dışarıdan birisi olarak gördüğüm, beşiktaş’ın, şu an için yolun çok başında olduğudur. yepyeni bir hoca, iki yeni dünya starı. ve beklenen dünyaca ünlü bir forvet daha. bu işi, takım olabildiği taktirde kotaracağının farkına varabildiği sürece, önü açık olacaktır beşiktaş’ın. yalnız, quaresma’nın ya da guti’nin beşiktaş’ı olmayı seçerlerse, hiç de kolay olmaz bu işler. bir diğer güvence de tabi, teknik direktör’ün schuster gibi zeki ve en az yıdız futbolcular kadar ünlü birisi olması. açıkça, benim fikrim; bjk şu an bir yol ayrımında. ya doğruyu seçecekler ve sonuç güzel olacak, ya da ellerindeki fırsatı tepecekler ve biraz daha bekleyecekler istikrarlı bir yapı için. en son olarak; sabır şart böyle yeniden kurulan takımlar için. direkt yoldan gelmiyor malesef şampiyonluklar, kupalar..