‘tbl’ olarak etiketlenmiş yazılar

basketbol şubesi’nde olan biten

24 August 2010, Tuesday

galatasaray, futbol şubesi’nde ne kadar kaos’un içine girmeyi becerebildiyse, basketbol şubesi’nde de o kadar akıllı icraatlar yapıyor.. artık, dile getirmeye ne hacet, oktay hoca’nın koç olarak görevlendirilmesi ilk adımdı. ardından da güzel işler takip etti bu hamleyi. her şeyden önce, yıllardır eksikliğinden dolayı sıkıntı çekilen noktaya parmak basmayı başardılar. planlı, programlı bir yapıya kavuşmak için çabalanıyor şu an. sözleşme imzalanan basketbolcuların çoğu, en az 2 yıllık atıyor imzayı. bu da basketbol şubesine bakış açısının biraz da olsa genişlediğinin ispatıdır..

yerli rotasyonuna, kalburüstü topçular eklendi. onardan bahsetmiştik daha evvel. çok fazla tekrar etmeye gerek yok işte. ermal, tutku, haluk ve geleceğe dönük yatırım kapsamında melih, sertaç, ilkan gibi gençler dahil oldu kadroya. atlamamamız gereken bir ince çizgide burada. bundan önce, bu şubede plansız ve günü kurtarma amacıyla hareket edildiğinin en büyük kanıtlarından birisi de, hemen hiç gelecek vaadeden oyuncunun olmamasıydı. en fazla, cemal nalga falan vardı yani.. şimdi girişilen bu gençleştirme operasyonu da kritik, o anlamda. ümit milli’den takıma kazandırılan bu gençlerde muhakkak oktay hoca etkisi vardır. geldiğini belli etmek böyle bir şey sanırım…

dün itibariyle takıma preston shumpert da dahil oldu. beşiktaş’tan ve efes’ten tanıyoruz kendisini. bu konuda fikrim net; türk statüsünde oynayacak bir shumpert, ligin en iyi 3 numaralarından bir tanesidir.. çok keskin bir şutör ve yalnızca ceza şutlarında değil, maçın kritik anlarında da kullanabiliyor, şutör özelliğini. aynı zamanda shumpert’in en önemli kozlarından bir tanesi de şutlarını çabuk bir stille çıkartabilmesi. tecrübesini de işin içerisine katarak, rakibini ekarte ettiği anda sayıyı yapabiliyor. kısaca, galatasaray basketbol takımı istikrarlı ve hedeflenen noktada çokça maç oynamış bir basketbolcuyu transfer etti. güzel bir detay da sözleşmenin 2 yıllık olması…

diğer yabancılara baktığımızda; radoslav rancik, taylor rochestie, joshua shipp ve luksa andric.. rancik geçtiğimiz yıl, en sevilen basketçi olmuştu takımda. bu yıl da takımda kalmak adına fedakarlık yaptığını düşünüyorum. çok değerli bir oyuncu. rochestie, almanya’dan gelen bir oyun kurucu. o da üç sayılık isabetleri ile ön plana çıkan birisi. tutku açık ile rotasyona girecekler. biri oyunu yönlendiren diğeri şutör iki oyun kurucu olması iyidir her zaman. shipp’i ise bornova’dan hatırlıyoruz. 2 numara pozisyonunda oynuyor. savunması hiç de fena değildir. ayrıca, fiziğinin getirdiği bir avantajı; 3 numarada da kullanılabilir zaman zaman. ligi ve oyuncuları tanıması artı puan şüphesiz. ve son olarak luksa andric. cibona zagreb’den alınan, hırvat milli oyuncu. euro league’de oynama şansı buldu. bu da ona henüz 25 yaşında olmasına rağmen önemli tecrübe kazandırdı. luksa, muadilleri gibi pota altını kaplayan, fiziğiyle ön plana çıkan bir uzun olmasa da dış şutları oldukça başarılı. bunun yanında ayakları da geyet hızlı. cibona’nın mali kriz dolayısıyla elden çıkardığı bu adamı transfer etmek çok güzel bir iş gerçekten. taraftar rancik gibionu da sevecektir eminim ki..

ermal, tutku ve yenilenmeye başlayan galatasaray

25 June 2010, Friday

oktay hocanın takımın başına getirilmesinden sonra, yıllardır süren umutsuz vaka durumu bir anda yerini heyecanlı bir bekleyişe bırakmıştı basketbol şubesinde. alınacak en iyi yerli koçlardan birisi oktay mahmuti’yi getiren adamların, kadroyu da bu minvalde kuracağı, yüksekleri hedefleyen takımların kalibresinde oynayabilecek oyuncu transferine yöneleceği düşünülüyordu.

alınan oyunculara geçmeden emir alkaş’ı yazalım. efes yardımcı antrenörüydü alkaş. mahmuti faktörüyle artık galatasaray benchinde oturacak değerli basketbol adamı.. ilk transfer hamlesi, ermal ile yapıldı. koçun etkisini hemen hissettirdiği, ortada bu transferde. oktay mahmuti referansıyla geldi ermal ve bu referans sayesinde iyi bir kadro kurulacağı ihtimalleri kuvvetlendi. ermal, kurulan bu yeni düzende ciddi bir görev alacaktır. efes’ten ve özellikle ulusal takımdan, ermal deyince akla gelen ilk özellik, ‘mücadele’ oluyor. takımın bir kıvılcıma ihtiyaç duyduğu anda hiç çekinmeden ben buradayım diyebilen bir adam. pota altına top indirdiğinizde, pivot oyununu başarıyla oynayabilecek, savunmayı içeri kapatabilecek bir uzun olmasının yanında, adamlıkta da on üzerinden on alacak bir basketbolcu kendisi. geçen yıl efes’te bulamadığı şansın, kendisinde ciddi bir motivasyon yarattığını da düşünüyorum ben ayrıca.

ermal dahil edildikten sonra takımda radoslav ve caner dışında  topçu yoktu ve doğal olarak yerli oyuncu transferi devam etmeliydi. ilk düşünülen pozisyon da oyun kurucu olmalıydı tabii. daha sonradan fenerbahçe ülker’le imzalayacak olan engin ile anlaşılamadığı duyuruldu. ender için hiç zorlanmadı tahminim, hakan köseoğlu da düşünülebilirdi aslında fakat onun da adı geçmedi. neticede bu opsiyonlar olmayınca, geriye kalan pg’lerden en işe yararı tutku açık gibi duruyordu. o da transfer edildi. yıllardır ülker’de ve telekom’da önemli roller üstleniyor tutku. aynı ermal gibi, geçtiğimiz yılı kayıp olarak geçirse de, eline güvenilecek bir guard’dır. saha görüşünü tartışmaz kimse herhalde. asistör özelliğiyle, yıllarca çok zonta uzun besledi tutku. takımını yönlendirme ve şutörleri oyuna sokma noktasında en iyilerden birisi. yalnız, fiziksel açıdan biraz zayıf kalıyor. ayaklarının yavaş olması ve savunmadaki eksikleri, en önemli dezavantajları.

tutku geldikten sonra omar cook gibi bir guard alınacağını düşünmüyordum ben zaten, dedikodulara rağmen. neticede, almanya’dan taylor rochestie geldi. çok bildiğim bir adam değil fakat, daha çok şutör özelliğiyle ön plana çıkan bir isim olduğunu söyleyebiliriz herhalde. almanya’da, takımı şampiyon olurken, final-four mvp’liği ve ayrıca 3 sayı yarışması birinciliği bulunuyor. seyirciyle beraber havaya girebilen yapıda bir guard. tutku ile paylaşacaklar görevlerini. oktay hocanın bir bildiği vardır diyip, işin içinden çıkıyorum.

ardından, melih mahmutoğlu eklemesi yapıldı dün. o da çok başarılıydı. melih, 90 doğumlu gelecek vaadeden bir basketbolcu. pertevniyal çıkışlı olması, oktay ve emir hocaların onu özellikle tercih ettiğini açıklıyor. daha önce çifte lisansla hem tbl2’de pertevniyal’de hem de tbl’de daçka’da oynadı melih. tbl2’deki sayı istatistiği: 26. buradan da anlaşılacağı gibi, daha çok şuta dayalı bir oyun yapısı var. en eleştirilen noktası zaten budur melih’in. gs gibi çıkış arayan bir takımı seçerek, tek vasıfa odaklı bir basketbolcu olmadığını ispatlaması adına iyi bir seçim yaptı aslında. bu yıl bir çıkış yapabilir. hatırlatalım, kendisi bir diğer galatasaray’lı genç göksenin köksal ile birlikte ümit milli takımda.

ve en son haluk yıldırım. galatasaray taraftarıyla husumeti olan bir adam, tecrübeli olması dolayısıyla kazandırıldı şubeye. ağabeylik yapacak tonla adam bulunabilirdi fakat neden haluk, anlamadım ben pek. yine de, teknik heyete güvenmek gerekiyor bu saatten sonra. yönetimden gelecek bir kaç tane daha üst seviye yerli ve yeterli yabancı takviyesi sonrasında, şube tamamen oktay mahmuti ve ekibinin ellerine bırakılmalı.

basketbol şubesinde skandal!

18 November 2009, Wednesday

cemal nalga’nın, hazırlık müsabakasında 5 maç ceza alması çok şaşırtmıştı beni. bir basketbolcu, rekabetten ve çekişmeden tamamen uzak bir ortamda nasıl bu kadar agresifleşebilir, anlam verememiştim. asıl bomba, sonrasındaymış. cemal cezasını doldursun diye maç ayarlamış kurnazlar, daha da ileri giderek 7 numaralı tufan formasını cemal’in sırtına geçirmişler. akla, mantığa sığmayan bir durum. ulan ne diye ceza almış oyuncuyu gizli gizli oynatmaya çalışırsın bir hazırlık maçında. nasıl cesaret edip, yeltenirsin böyle bir harekete, galatasaray tarihine kara harflerle yazılma pahasına. bahanesi olmayan, kesinlikle affedilmemesi gereken bir olay. cezası neyse versin federasyon, hem bu işte parmağı olanlara hem de bu şahısların -malesef- yönettiği galatasaray basketbol şubesine. ceza versinler ki, kulübün üzerinde kara bir leke olarak kalmasın bu kabul edilemez suç. galatasaray duruşunu geç, spor ruhuna, etiğine aykırı bi’ kere yapılan. yönetim en doğru kararı verip, anında ilişkisini kesmiş ilgili şahısların şubeyle. federasyonda gerekeni yapıp, türk basketboluyla bağını koparmalı bu kişilerin. dedehayır, cemal, okan çevik. kimse sorumlu, basketbolla ilgisi kalmamalı. bana kalırsa, bu durumu bilip de, görüp de, sessiz kalan herkes- tüm takımın olayın farkında olduğunu öngörüyorum-, yani tüm şube  uzaklaştırılmalı galatasaray’dan. zaten bulunduğu yeri haketmiyordu ahmet dedehayır. şimdi belgelendi nasıl bir yönetici olduğu. fener’den fark yesek, küme düşsek bu denli ağır koymazdı. ancak böyle utandırabilirdiniz bizi, yazıklar olsun..

bostjan nachbar efes pilsen’de

14 July 2009, Tuesday

son yılların acısını yavaş yavaş çıkartıyor efes. yaşanan gereksiz deneyimlerden sonra, geçen yıl iyi bir kadro kurup şampiyon olmayı başardılar. çıtayı bir adım daha yükseltmeleri gerekti. bu adım da euroleague final-four’undan geçiyor. o seviyede basketbol oynayabilmek adına ilk önemli transferi rakocevic’le yapmıştı biracılar. bugün de bostjan nachbar’la 1+1 yıllık sözleşme imzaladıkları haberi geldi. avrupa’nın sayı kralını aldıktan sonra ancak bu kadar iyi bir isim keserdi efes’i. akıllı işler yapıyorlar, tebrik etmek gerek.

son şampiyonun bu denli önemli takviyeler yaptığı bir ortamda diğer takımların biraz da ekonomik açıdan mecbur olarak pek bir şeyler yapamaması, umarım ki ligin dengesini alt üst etmez. efes’in baştan sona üstün götürdüğü, kimseyi yanına yaklaştırmadığı, geçmişteki gibi bir sezon izlemek istemez kimse herhalde. işin diğer boyutu var bir de yalnız . avrupa’da başarının gelmesi için şart bu tür oyuncular. cska, pana, barca vb. takımlarla kafa kafaya oynamak istiyorsanız böyle adamlar giymeli formanızı. kadronuz rakiplerinizin havada kapıp, ilk 5’e koyacağı oyuncuları yedek bırakabilecek kadar geniş olmalı. bu sebeple, efes pilsen’in bu güç takviyesini beğendim ben. geçen yıl en çok problem yaşadıkları pozisyon olan 5 numarayı yedekleyecekler mi, transferi noktalayacaklar mı merak ediyorum. gerçi, bu haliyle bile çok güçlü kadro ama bir de kasun’un arkasına bir oyuncu alınırsa, tutmayın efes’i. kadroya bi’ bakacak olursak,

kerem tunçeri-ender arslan

rakocevic-smith-sinan

shumpert-thornton

kerem gönlüm-nachbar

kasun-kaya peker

ne dersiniz, hiç fena değil galiba!

evren büker

12 June 2009, Friday

evren-buker

oyak renault forması altında müthiş bir sezon geçiren evren büker galatasaray’a transfer oldu. evren’in, bu yıl yakaladığı çıkış sonrasında daha büyük hedefleri olan bir takıma geçmesi bekleniyordu zaten. bir galatasaraylı olarak değil de tarafsız bir bakış açısıyla söyleyebilirim ki evren kendisi adına doğru bir tercih yapmıştır. fenerbahçe veya efes’ten teklif geldi mi bilmiyorum tabi, fakat yine de alacağı süre ve rol bakımından galatasaray evren için daha iyi bir seçim bana kalırsa. bu yıl oyak renault’da yanlış hatırlamıyorsam 13 sayı-4 ribaund-4 asist gibi bir ortalaması vardı. genç bir oyuncu için yaklaşık 30 dakika süre alıp, bu istatistikleri yakalamak önemlidir. ayrıca, işin savunma yönünü de becerebilen bir basketbolcu evren. yani her alanda katkı veren, komple bir oyuncu. etkileyici asistler yaptığı bir maçta; rakibin en önemli hücumcusunu tutabiliyor, aynı zamanda kritik şutları da sokabiliyor. işte bu özellikler onu her sene üzerine daha da koyarak gelişen bir oyuncu haline getirdi. şimdi; kendimi ispatladım demek yerine, gelişimini devam eden bir  süreç olarak görürse daha da yükseklere çıkacaktır evren büker.

okan çevik’in takımın başına getirilmesinden sonra, hayal kırıklığı yaşamıştık çoğumuz. küçültülen hedeflerden  bahsedilmişti. ki öyle de oldu galiba. basketbol takımına ayırdığı bütçe ve verdiği önem azalacak gibi yönetimin. umarım bu öngörüler yanlış çıkar ve ligimizin belki de en iyi yerli 2 numarasıyla başlayan transfer süreci, daha da iyi oyuncularla devam eder.

salsa basket‘te evren büker röportajı yayınlanmıştı 20 mayısta. genç oyuncu hakkında daha detaylı bilgi isteyenler linke tıklayarak bu keyifli röportajı okuyabilirler. ben iyi basketbolculuğunun yanında aklı başında ve gayet güzel konuşan bir sporcu transfer ettiğimizi düşündüm bu röportajı okuduktan sonra. hayırlı olsun diyelim, hem evren hem galatasaray adına.

tbl final serisi: efes pilsen-fenerbahçe #1

06 June 2009, Saturday

beko basketbol ligi’nin final serisinde ilk maçı deplasmanda kazanan fenerbahçe, 2. maçı da kazanmayı başardı. mrsic’in son saniyede attığı üçlükle beraber bir efes serisini daha kazanmış sayabiliriz artık tanjevic’in takımını. ülker ile birleştiğinden bu yana efes pilsen’e karşı ezici bir üstünlük kurmuşlardı. hatta efes’in her yıl yeni kadro oluşturmasında en önemli sebep fenerbahçe’ye karşı çaresizliğiydi. fakat bu derece göstere göstere kaybetmemişlerdi hiç. biraz abrtmak olarak görülebilir lakin, ben çok gördüm maç sonunu kötü oynayan, bocalayan takım fakat bu kadarını görmemiştim daha önce. yazıya başlarken kazanan fenerbahçe demiştim, aslında kaybeden efes diye başlamalıydım söze. tüm maçı önde götürdü efes pilsen. rakib, deplasmanda bir maç kazandığı için oldukça rahat ve gevşek oynuyordu. kontrol son anlara kadar efes pilsen tarafındaydı. son periyoda gelince işler değişti. preldzic’in yavaş yavaş oyuna girmesi, savunmada artan baskı derken fenerbahçe oyunu ortaya getirmeyi başardı. öne de geçti son dakikalara girerken. bu noktada direnci kırılabilirdi efes’in. fakat pes etmediler.  kerem tunçeri’nin tecrübesi efes’i yeniden öne çıkardı. son 24 saniyeye efes iki sayı önde girdi. son topu oynamak adına green’e faul yaptılar, kerem tunçeri beş faulle oyun dışı kaldı bu arada. green ilginç bir şekilde iki serbest atışı da kaçırdı. ender aldı ribaundu ve 20 saniye kala faul yapıldı ona. maçın belki de kırılma anı ender’in ikinci serbest atışını kaçırması oldu. 67-64 ile son 20 saniye oynanacaktı. ergin ataman yine faul yapmayı tercih etti. mrsic’e yaptılar faulu 16 saniye kala. skor 67-66’ya geldi. ve efes adına tüm sezonu bir çırpıda berbat eden hata geldi. mola alıp topu  kenardan çıkarmalarına rağmen hata yaptılar ve top fenerbahçe’ye geçti. 8 saniye kala, fark 1 sayı efes lehineyken solomon’a bir faul yapıldı. ilkini isabetli kullandı. ikincisini kaçırsa da hücum ribaundunu aldı fenerbahçeli basketbolcular. mrsic’i boş pozisyonda buldular ve o da maçı, seriyi ve -bana göre- şampiyonluğu getiren üçlüğü tereddüt etmeden yolladı. efes yönetimine tavsiyede bulunmak istiyorum; kapatın şubeyi, olsun bitsin!

play-off çeyrek final: galatasaray-beşiktaş

16 May 2009, Saturday

gs-bjk

galatasaray-beşiktaş serisi beko basketbol liginin en denk eşleşmesi gibi duruyor. efes’in daçka’ya yaptığı acımasızlığı gördükten sonra, fenerbahçe’nin de antalya karşısında zorlanmaması üzerine gs-bjk maçlarının seyir zevki açısından bir adım öne çıkma ihtimali artıyor. telekom da mersin karşısında durumu 2-0 yaparak avantajını sağlamlaştırdı. böylelikle en geç başlayıp yine en geç tamamlanan tur mücadelesi gs-bjk olacak gibi.

normal sezonu galatasaray 4. beşiktaş ise 5. bitirmişti. bu nedenle ilk iki maç ayhan şahenk’te olacak. ilk maç bu akşam 19.30’da. takımlara baktığımızda, galatasaray’ın nispeten daha iyi bir kadrosu olduğunu söyleyebiliriz. fakat normal sezonun son maçlarında, tolliver-hosley transferlerinden sonra, takım kendisini bir türlü toparlayamadı. savunma anlamında büyük sıkıntılar yaşanıyor. sakatlıklar da bu sıkıntıların bir sebebi tabi. belli dönemlerde, çok dar bir rotasyonla maçlara çıkıldı. oyun kurucu bölgesinde atkins’in yetersiz kalması önemli bir dezavantaj. takımı yönlendirme açısından bir katkısı olmadı henüz. bireysel performanslara dayalı bir oyun var. 3 sayı denemeleri bazen haddinden çok daha fazla sayıda gerçekleşiyor.savunma zaten allaha emanet.  takımdaki oyuncu yapısına bağlı biraz da bu. iyi savunmacı diyebileceğimiz birkaç kişi var. takım savunması ligin sonlarına doğru oldukça düşmüş durumda. aslında bu sezon çok fazla birşey beklemek bizlerin hatası olur. ülker sponsorluğunda, aza kanaat eden bir yapı hakim basketbol takımında. hep günü kurtarmaya yönelik işler yapılıyor. en azından birkaç sezonluk yatırımlar yapılsa, belli bir süre zirve hedefi daha geçekçi kılınır. beşiktaş geçilse dahi efes karşısında başarılı olma ihtimali şu an için çok düşük. açıkçası ben bir galatasaraylı olarak, önümüzdeki yılların straejisini merak ediyorum. sezon başı sil baştan yapılıp, aynı senaryo işlenecekse, işimiz zor.

beşiktaş hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapamam. ancak, dışarıdan gördüğüm bazı şeyleri yazabilirim. bu yıl beşiktaş için geçen seneye göre düşük beklentiler le geçiyor. ergin ataman ile beraber sağlam bir kadro kurup, iyi bir sezon geçirmişlerdi. fakat, galatasaray gibi onlarda ülker çatısı altında plansız bir şube görüntüsündeler. bütün takımı efes’e kaptırdılar neredeyse. işleri oldukça zor  gs karşısında. takımın, yabancılar dışında en verimli oyuncusu cevher gibi duruyor. oyuncu kalitesi açısından eksik gözükeler bile, sezon içerisinde oynanan 3 maçtan(1 tanesi kupa maçıydı) 2’sini beşiktaş kazandı. galatasaray geçecektir beşiktaş’ı fakat sonrası pek parlak değil.

yok artık lofton!

26 April 2009, Sunday

chris lofton

chris lofton‘ın  iyi bir oyuncu olduğunu az-çok biliyorduk. şutörlüğüyle, tbl’nin kalburüstü oyuncuları arasındadır. lakin 61 sayı atabilecek kadar kobe’leşeceğini kimse düşünmemiştir bugüne kadar. fenerbahçe’ye attığı 47 sayı ile şaşırtmıştı, casa ted’e attığı 61 ise efsaneleşmesine yol açacak. 17/22 üçlük isabetiyle oynamış lofton. ne denebilir bunun üzerine bilmiyorum ama, benim ilk tepkim “oha” olmuştu. sadece 2 serbest atış kullanarak nasıl 61 sayı atılabilir, aklım almıyor gerçekten. geçen gün, türk yapılıp milli takıma alınması fikriyle ilgili haberi okurken, kanser illetine yakalandığını ve bunun üstesinden geldiğini de öğrenmiştim. daha fazla kanım ısınmıştı lofton’a. şimdi ise özel saydığım oyuncular arasında olacak. ncaa tarihinin en çok üçlük atan 3. oyuncusunu türkiye’de tutmak zor olacaktır.

fitch vs. galatasaray

28 March 2009, Saturday

2006-2007 sezonunda galatasaray’da oynayan fitch, bu sezon kepez’e geldi ve burada da iki sezon önce gösterdiği başarılı hücum performansını devam ettiriyor. o dönem çok eleştiriliyordu galatasaray. fitch dışında çok yetersiz bir kadrosu olduğu, fitch’in büyük maçlar konusunda yetersiz bir oyuncu olduğu yönünde. bugüne dönelim, kadrosunda artık çok daha değerli ve kariyerli basketbolcular barındıran takım, tek başına fitch’e yenilmekten kurtulamadı. ilginç bir maç oldu kepez bld. – galatasaray cc. mücadelesi. gs’de çıkan ilk beşin tamamı 3 sayılık atışlara daha çok yönelen oyunculardı. traylor gibi bir pota altı canavarı da olunca, iyice 3 sayı çizgisinin arkasına attı kendini oyuncular. tamam da traylor’ın varlığı, 33 tane 3’lük denemesi yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor ki. üstelik hosley ve graves gibi çok iyi drive eden oyuncularınız var elinizde. maçın son anlarında alan savunmasına karşı üst üste o kadar kötü hücum edildi ki, takım kendisi hazırladı adeta sonunu. burada biraz da hosley ve tolliver’ın gelişiyle bocalamaya başlayan oyun tarzı bahane olarak ileri sürülebilir. bu oyuncuların takıma alışmaları, takım içindeki rollerini tam olarak anlamaları ve arkadaşlarını tanımaları gibi zaman gerektiren durumlar söz konusu.
fitch’in istatistikleri dikkat çekici. 25 sayı – 8 ribaund – 6 asist. bu sezon sonradan takıma dahil olup 8 maça çıkmış ve sayı ortalaması 27.2. 06-07 sezonunda da 19 sayı ortalamasıyla sayı kralı olmuştu. hep ondan bir sezon önce oynayan malik dixon ile karşılaştırılmıştı gerald fitch. malik’de 22,5 sayı gibi bir istatistikle sayı kralı olmuştu. brian tolbert vardı, ben onu ikisinden de çok sevmiştim. sonradan karşıyakaya da geldi. hepsinden öte, şemsettin baş vardı. nerelerdedir  şu an acaba?

salonda biber gazı

09 January 2009, Friday

salonda biber gazı

bugün oynanan aliağa petkim – galatasaray basketbol müsabakasında gs taraftarlarına biber gazı sıkıldı. gerçi buna sıkmak denmez, resmen şişe boşaltıldı. her şeyde biber gazı sıkılmasına alışığız ama kapalı alanda kullanıldığına ilk kez şahit oldum. olaydan iki-üç dakika sonra da gazın etkisi tüm salona yayıldı ve sporcularda nasibini aldı ve maç 20 dakika durdu. aslında çok şey yazasım var ama ne desek boş galiba..

galatasaray 78 – 62 fenerbahçe

04 January 2009, Sunday

futbolun tatilde olduğu günlerde ilaç gibi geldi basketbol derbisi. geçen hafta yabancılarından yoksun beşiktaş karşısında favori gösterilen galatasaray kaybetmişti, bu maçta ise favori gösterilen tarafı devirmeyi başardı gs. ‘derbilerin favorisi olmaz’ sözünün üst üste iki hafta ispatını izlemiş olduk. ‘rahat yeneriz’ diyen fenerliler kadar, buna inanan (sözde) galatasaraylılara da iyi bir ders olmuş oldu.

haftaiçi yaşanan hoca değişikliğine ve takımdaki sakatlara -sezon başından beri yararlanılamayan tufan, murat ikilisine bu maç milojevic de eklenmişti- rağmen iyi bir başlangıç yaptı galatasaray ve devamını getirdi.

fenerbahçe de ayakta kalan tek isim emir predzic’di. müthiş bir yüzdeyle, adeta tek başına mücadele etti. galatasaray da ise hüseyin takımı sırtlayan isimdi. yukarıdaki fotoğraflar bir çok şeyi anlatıyor olsa gerek.

tabi tribünlerin inanılmaz katkısını da gözardı etmemek lazım. ‘keşke her maç böyle olsa’ dedirten müthiş bir tribün vardı bugün.