‘televizyon’ olarak etiketlenmiş yazılar

onur ünlü, leyla ile mecnun

24 February 2011, Thursday

televizyonda kaliteli işler görmek pek mümkün değil bu aralar. bir kaç istisna dışında, izlemeye hatta bakmaya değmeyecek yapımlar dönüyor. rayting saçmalığı sayesinde iş iyiden iyiye çığrından çıkmış durumda. benim için bu istisnalara örnek iki dizi var şu anda. birisi malum, behzat ç. diğeri ise leyla ile mecnun. behzat komiser 21 bölümdür, çıtayı gittikçe yükseltiyor. umarım leyla ile mecnun da giderek artan bir tempo yapar ve bu iki yapımı zevkle izlemeye devam ederiz. bu arada geniş aile’yi de unutmak olmaz. o, biraz çizginin dışına çıkıyor havası yaratsa da, cüneyt inay için bile izlenir.

biraz bilgi verelim diziyle ilgili. en başta söylememiz gereken; yönetmenin onur ünlü olduğu. kendisini tanımayanlar olabilir. google’lamak ne derece yeterli olacaktır bilmiyorum ama siz gene de bir göz atın derim bugüne kadar yaptıklarına. ” ah muhsin ünlü ” diye de tanınır. şair, yönetmen, senarist, afili filinta; güzel insan.. özel bir tekniği var onur ünlü’nün. üslubunu oturtabilmiş sanatçılardandır. fantastik hikayeler anlatır, renkleri bir sanat figürü olarak işler ve iki eliyle klişenin boğazını sıkar. sinema filmlerini izlemiş olanların ya çok sevdikleri ya da hiç hoşlanmadıkları gibi bir genel kanı oluştu son zamanlarda. bana kalırsa, bu kadar keskin ifadelerle ayrılmamalı bu tarz işler. boş bir adam değil onur ünlü neticede.

tekrar diziye döneyim ben. trt için çekilen bu yapımın senarist koltuğunda, burak aksak oturuyor. onu pek tanımıyoruz. bir kaç projede yer almış fakat leyla ile mecnun ilk senaristlik deneyimi bu kapsamda. gene de senaryoya onur ünlü’nün de katkısı olduğunu duymuştum bir yerlerde. ikisi ortak çalışıyorlar dersek, yanılmış olmayız zannediyorum. oyuncu kadrosuna inelim, ali atay, ezgi asaroğlu esas çocuk ve esas kızı oynuyorlar. köksal engür, asuman dabak, ahmet mümtaz taylan, cengiz bozkurt, mehmet usta ve serkan keskin de kadroda yer alıyorlar.

şu ana dek, 3 bölümü yayınlandı dizinin. ali atay, oyunculuğuyla yürümüş gidiyor. diğer işlerinden de sempatimiz vardır ona zaten. keza, mümtaz taylan da değerli bir oyuncudur. o da, yakışmış diziye. bir de serkan keskin var elbette. oynadığı ismail karakteriyle, bu absürd diziye ayrı bir renk katıyor. özellikle, bu ismail karakterinin üzerinde durulmasını tavsiye ediyorum, tatlı hayat’taki irfan bey’le mukayese edilmiş bir yerde. kesinlikle, en az onun kadar komik bir adam. hatta, dizi hakkında bir mukayese de kaygısızlar ile yapılmış. kaygısızlar, türk tv tarihinin en efsane yapımlarından birisiydi. şu an için, onunla bir tutmak iki diziye de haksızlık olacaktır ama böyle ilerlerse leyla ile mecnun da o mertebeye ulaşacak benim gözümde.

diziden bir kaç bölüm paylaşmadan olmaz. rüyada görülen ak sakallı dedenin ete kemiğe bürünüp, kahramanımızın yanına indiği bir hikaye bu. dolayısıyla absürdlükte sınır tanımıyor. örneğin; çölde geçen şu sahne, şimdiden fenomen haline gelmiş durumda. soğuk su, kutup ayısı gibi muhabbetler de cabası.. mecnun’un herkesi leyla olarak algılaması ve cenaze olayı.. onların dışında sokağı yakma mevzusu var bir de. bunlar televizyonda görmek istediğimiz şeyler. velhasıl-ı; hiç bir sahnesi boş olmayan, samimi anlamda güldürmeyi başarabilen ve güldürürken herhangi bir efekte ihtiyaç duymayan, güzel insanların emek harcadığı bu farklı diziyi izleyiniz, izletiniz efendim..

” ya, birit işte ya, yok mu hani stop da diyolar. “

rookie challenge

19 February 2011, Saturday

all -star etkinlikleri, dün gece oynanan rookie – sophomore maçıyla başladı. geçtiğimiz yıl, rookie’ler devrim yaparcasına, uzun bir aranın ardından mağlup etmişti 2 yıllıkları. gene onlar kazandı. ( 148 – 140 ) hem çaylak yılında hem de 2. yılında kazanan bir oyuncu çıkmıyor sanırım  çok uzun zamandır.

maçın mvp’si john wall seçildi. wizards’ın genç  guard’ı 12 sayı – 22 asist ile oynadı. ki, bu 22 asist rookie game’in rekoru. daha önce, chris paul 17 asist’le bu rekoru elinde tutuyordu. bana, arada 1-2 tane fazladan asist yazılmış gibi gelse de, wall’un kesinlikle muazzam oynadığını söylemeliyim. kentucky’den takım arkadaşı cousins’le birlikte çaylakları sürüklediler. problem çocuğun da wall’dan aşağı kalır değil aslında istatistikleri. 33 sayı – 14 ribaund. maç sonunda bir acaba? dedik fakat wall’un 22 asit gibi, uçuk bir işe imza atması, sonucu belirledi.

blake griffin’in oldukça az sahne aldığını söyleyebiliriz. 13 dakika ile en azsahada kalan isimdi hatta griffin. oynadığı süre içerisinde smaçları birer birer indirse de, haliyle kimse tatmin olmadı bu durumdan. tribündeki bebe tayfasının ” we want blake ” şeklinde tezahürat yaptığına da şahit olduk. hatta maçı ntvspor’dan kaan kural ile birlikte anlatan ismail şenol bu tezahüratı “dejuan blair” şeklinde algılayıp, tebessüm ettirdi. o değil de, bu velet tayfasına bir çözüm bulmak gerekiyor. böyle giderse ya hiç izlemeyeceğim ya da sesi kısmak zorunda kalacağım, çekilir gibi değil o bağırışmaları.

maçın yıldızı wall’du dedik. maçın hareketi de wall ve griffin imzası taşıyordu. olağanüstü bir bounce pass, alley oop.

behzat ç.

06 December 2010, Monday

behzat c.

türkiye’de kolay kolay çıkmaz kaliteli dizi. nadiren işte. senede iki tane bilemedin üç tane.. bu senenin kalitelilerinden bir tanesi de behzat ç.. aslında  emrah serbes’in her temas iz bırakır ve son hafriyat romanlarının karakteri behzat ç.. samsun sigara içen, tekel birası kullanan, toros’la gezen bir komiser. sorunlu. hukukla ya da kanunla değil, vicdanıyla yapıyor mesleği.

her temas iz bırakır’ın tanıtımında şöyle demiş emrah serbes:

“kızılay, sakarya caddesi, ssk işhanı, dil-tarih, atakule, öğrenci evleri… ve emniyet… cinayet masası. behzat ç., “yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. müzik dinlemez, polis telsizi dinler. kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. herhangi bir siyasi görüşü yok. “içimizden birinin” üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları… kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; “it uğursuz” kimdir, belli gibi görünüyor… ama acaba öyle mi? behzat ç.’yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta… at izinin it izine karıştığı bir cinayet… kim, niye öldürsün bu kızı? hem niye bu şekilde? siyaset karışmış desek?.. garip… öğrenci âlemine, başka alemlere, ama asıl polis âlemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye…”

genel bir yargı, kitap film veya dizi olarak senaryolaştırıldığında aynı tadı vermez. büyük oranda doğrudur bu. fakat televizyonda böyle işleri görmek iyidir bence. saçma sapan hikayeleri izlemektense, erdal beşikçioğlu’ndan behzat ç.’yi izlemeyi yeğlerim. elbette kitaptakinin bire biri değil televizyonda behzat ç. toros kullanmıyor ya da samsun içmiyor. fakat olabileceğinin de en yakını kitaptakine. burada erdal beşikçioğlu’nun hakkını verelim. oyunculuğu muazzam. aynı şekilde harun karakteri de bomba. onu canlandıran oyuncu fatih artman. harun’un efsaneleşmesinde şüphesiz fatih artman’ın büyük payı vardır.

ben kitapları okumadım henüz. fakat en kısa zamanda okumayı düşünüyorum. belki de ilk önce kitabı okuyup sonra televizyonda görseydim behzat’ı, hayal kırıklığı olabilirdi. böylesi daha iyi olabilir.

polisiye bir diziden bahsediyoruz. gerçekçiliği sağlamışlar. ki, oldukça zor bir durum bu. aynı zamanda önemli de. sonuçta, arka sokaklar gibi çöp bir işin reyting rekorları kırdığı bir ortamdan bahsediyoruz. kıyaslanmayacak kadar daha gerçek behzat ç. adamı yakaladığı nokta da budur zaten. gerçek polisi görüyorsun orada. adam küfür ediyor, birahaneye-meyhaneye gidiyor, sorguda dayak atıyor vs.. dizinin kitaptan ötürü bir artısı daha var tabii. ankara’da geçiyor olması. istanbul manzaralı dizilerden sıkılmışken ankara’nın o kendine has havasını izlemek farklı geliyor insana.

dizide serdar akar ve adamfilm var. genel yönetmen yazıyordu serdar akar’ın isminin yanında son iki bölüme kadar. fakat son iki bölümde yönetmen olarak geçiyor ismi. severiz kendisini. televizyonda son işi elveda rumeli’ydi sanırım. o da kaliteli diziydi.. behzat ç.’yi canon eos 5d mark 2 ile çekiyorlar. güzel makina. hiç yapay ışık da kullanmıyorlar dizide. doğal ışık neyse o.

behzat ç.’yi sevmek için bir güzel datay daha. müzikler pilli bebek’ten. ankara polisiyesi çekip de müzikleri pilli bebek’e bırakmamak olmazdı zaten. uzun geceler çaldı geçen bölümlerden bir tanesinin sonunda. çok yakışmış. şık olmuş.

behzat komiser’den bahsettik, futbolla münasebetine de değinelim ve kapanışı diziden bir “messi” anektoduyla yapalım. gençlerbirliği taraftarı behzat ç. kombinesi var. maçlara gidiyor falan. aynı zamanda barcelona’yı da takip ediyor, herkes gibi. şuradan anlıyoruz.

şerefsizlik diz boyu!

14 October 2010, Thursday

bloga yazmayalı bir ay olmuş neredeyse. yazmadıkça da gitgide tembelleşiyor insan. neticede keyfi bir olay. salıyorsun bir süre sonra.. fakat öyle anlar geliyor, öyle olaylar yaşanıyor ki bir şeyler yazmazsam içimde kalır diye düşünebiliyorsun..

bambaşka bir ülkenin vatandaşlarıyız aslında. öyle ki, bir adam çıkıyor; “bu adamın sakatlığı seks yüzündendir” diyebiliyor bir başkası hakkında. üstelik bu şahsı yorumcu diye, lan onu da geçtim adam diye karşımıza çıkartıyorlar.. bu karakter yoksununun ilk vukuatı da değil üstelik. ümit karan’a karşı yaptığı terbiyesizlik, kaleci şenol mevzusunu çektiği nokta, yayıncı kuruluşun programında sergilediği tavırlar vs. baştan aşağı çapsız bir herif.

televizyon ekranına çıkabilecek adam vardır, çıkamayacak adam vardır.. fakat bu işi kim, nasıl yönetiyorsa artık, önüne gelen, televizyonun içinde, herkesin karşısında.. piyasada özel kanalların var olması, bir takım kuralların yok sayılmasını gerektirmiyor ki. niçin, o siteyi bu siteyi yasaklıyorsun da, iki gram beyni olmayan adamların tv karşısında şaklabanlık yapmasına mani olmuyorsun? neden video sitelerinin yasaklı olduğu ülkede, milli futbolcunun özel hayatının tam ortasına dalma cüretini gösteren maymunlar çıkıyor karşımıza?

hadi adam normal değil, haddini aştı her zaman olduğu gibi. ulan peki, gazeteciyim diye dolaşanlar, bilmem ne kadar tiraj yapan gazetelerin çalışanları ne demeye konu eder böyle bir çirkinliği sayfalarına? gazetecilik dediğin mesleğin bir onuru vardır..halkın içinde, farklıdır gazeteci. bir yönlendiricilik görevi vardır. bu şekilde kullanılması, hiç yakışık alıyor mu? gündeme geleceğim, herkesin dilinde yaptığım haber olacak diye; şerefsizlik yapmak hangi mesleğin etiği içerisinde yer alır allah aşkına…

medyasının böyle beş para etmezlerle dolu olduğu ülkenin geleceğine nasıl umutla bakacaksak artık.. kediyi, kafasını eze eze öldüren üniversite öğrencisi mi ararsın, sokak ortasında karısını döven adam mı yoksa markete dalıp kurşun yağdıran psikopat mı?

her şeyin sonunda, ve artık hiç bir surette başarı bekleyemeyiz de milli futbol takımımızdan. derler ki, sen önce nelerle uğraşıyorsun bak bi’. hani adamları çıkartmışsın ekranlara, milli takımı, oyuncuları konuşsun tartışsın diye. lakin, “sıkıntı var bunlarda” bildiğin kara cahil bunlar.. halka örnek olmayı, doğruyu göstermeyi bırak; çıkarları uğrunda tüm değerlerini düşünmeden satabilecek seviyedeler.

us open 2010

07 September 2010, Tuesday

us open2010

eurosport ve şahane spikerleri sağolsun, bu yıl da keyifle takip ediyoruz us open’ı. ters saatlere denk gelmesi zorluyor olsa da, göz attığımız kadarıyla bir şeyler yazacağız sezonun son grand slam’i hakkında..

bu ay başında başladı us open 2010. sezonun son grand slamı bu turnuva.. seri başı tenisçilerin görünen tablolarıyla çeyrek-yarı finallere rahat çıkması bekleniyordu. gün itibariyle, 3. tur maçları tamamlandı.. 1 numara rafael nadal henüz set kaybetmiş değil. hatırlatalım, ispanyol tenisçinin hiç amerika açık şampiyonluğu yok.. bir sonraki turda rakibi ispanyol lopez olacak.. federer de 4. tura çıkmayı başardı. 3. turda fransız mathieu’yu geçen fedex, 17. grand slam’ini kovalıyor.. onun da rakibi melzer.. andy murray’den büyük şeyler bekleniyordu. bu yıl formda olan 4 numaralı seri başı, turnuvanın final oynaması muhtemel tenisçilerindendi. 3. turda elendi gitti murray.. djokovic, monfils ve söderling yollarına devam ediyorlar.. benim tahminim erkeklerde nadal rahat götürür işi..

kadınlarda serena williams yok. son wimbledon şampiyonu malesef yer alamıyor bu yılki us open’da. kardeşi venus, çeyrek finale yükselmeyi başardı. kadın tenisindeki favorilerimden birisi ana ivanovic’tir. üzdü ana bizleri. 4. turda, clijsters’e elenip veda etti. zaten son şampiyon da bu clijsters.. sharapova henüz çıkmadı 4. tur maçınca. pek sevmem, ilgilenmem de onunla.. plaselerimden, maria kirilenko 3. turda elendi. son dönemlerin başarılı tenisçisi danimarka’lı wozniacki de yoluna devam edenlerden.. tabi, jelena jankovic de gitti. üzülmedik hiç.. neticede, şahsen wozniacki’nin kadınlarda şampiyonluğa ulaşacağı tahmininde bulunuyorum..

ulusal maçlar haftası

03 September 2010, Friday

türkiye - euro2008

bu hafta lig maçları oynanmıyor. milli maç haftası. 2010 avrupa şampiyonası elemeleri, bu hafta oynanacak maçlarla başlıyor. biz, grubu kazakistan maçıyla açıyoruz. astana stadı’ndayız bu akşam. aynı zamanda bu maç, hiddink’in ilk resmi maçı olması sebebiyle, farklı bir anlam da taşıyor. iyi başlamak önemlidir her daim. umuyorum, güzel bir oyun ve skorla galip geliriz. şu futbol ortamında, küçümsenecek rakip kalmadığını bilmek gerekiyor. baştan, işi ciddiye almalıyız..

tv’deki maçlara bakalm;

19.00 kazakistan – türkiye / trt-1

21.45 belçika – almanya / tv8

22.00 ingiltere – bulgaristan / ntvspor

tabi türk televizyonlarında pek takip etme olanağımız olmasa da, zevkli geçmesi beklenen maçlar oynanacak.. büyük takımlar, nispeten kolay maçlar oynuyor gözükse de, dediğim gibi her skor çıkabilir her maçtan artık.. fransa, belarus’u ağırlayacak. bilindiği gibi, dünya kupası kadrosuna ağır cezlar gelmişti. blanc ile birlikte yeni bir döneme adım attı onlar da.. italya, estonya’ya gidiyor. orada da prandelli ile yeni bir süreç başladı.. isveç – macaristan var e grubunda. zor maç olacaktır. macar futbolunun ciddi bir atak yaptığını söyleyebilirim son zamanlarda.. hollanda san marino’ya gidiyor. sürpriz burada olmaz gibi. yıllardır, böyle takımlardan çift haneli mağlubiyetler alıyor san marino.. ingiltere, bulgaristan’ı konuk ediyor. capello hala takımın başında. dk sonrası büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. toparlanmak adına, maça asılacaklardır.. quaresma’lı, ronaldo’suz portekiz’in rakibi güney kıbrıs. türkiye’de merak edilen maçlardan birisi de bu. bakalım, q7 neler yapacak? ve ispanya, liechtenstein deplasmanında. son dünya ve avrupa şampiyonu elemelere bu ufak avrupa ülkesinde başlıyor.. yahu, bu ispanyol’lar elemelerde hep son gruplara mı düşüyor, bana mı öyle geliyor yoksa?..

sergen yalçın’la sıkıntı var

02 September 2010, Thursday

turkey2010

dün porto riko’yu 79-77 geçtik. bi’ kere şunu söyleyebiliriz, bu adamlar bırakın bizim dengimiz olmayı, turnuvanın en dağınık takımlarından birisini oluşturmuşlar. daha önce yunan ve çin maçlarında da gördük, e bildiğin kolej takımı. atayım, hoplayayım, zıplayayım.. savunmamızı dirençli hale getirdiğimizde dağıldılar. fakat, maç sonunu rezalet oynamak ve maçı kazanma imkanını rakibe hediye etmek de ne demek oluyor.. sergen haklı; sıkıntı var hoca.. düzeltmeliyiz böyle küçük fakat can yakabilecek hataları.. maç ve takım hakkında da başka bir şey demiyorum. sinan nasıl oynamaz lan böyle bir maçta…

günün tv programını verelim öyleyse, keyifli maçlar var;

16.00 ispanya – kanada/ ntvspor

16.30 birleşik devletler – tunus / hd-en

18.30 yunanistan – rusya/ ntv&hd-en

19.00 arjantin – sırbistan/ ntvspor

21.00 türkiye – çin/ ntv & hd-en

oradaki yunan-rus maçı önemli tabi. grubun ikincisini belirleyecek. bizim açımızdan, lider çıkmak iyi oldu. ikinciyi zor günler bekler. ispanya, kanada’ya yenilir ve fransa da yeni zelanda’ya yatarsa ispanya gelmiş olur bize. bekleriz.. rubio’nun aklını bir de ender alsın.

fiyakası bozuldu

01 September 2010, Wednesday

diyorum, normal değil bu çocuk.. çekiyor absürdlükleri üzerine..

cumartesi futbolu #2

28 August 2010, Saturday

mourinho-guardiola

hafta sonu futbol günlüğüne baktığımız zaman, geçtiğimiz haftalardan daha kapsamlı bir program görüyoruz. çünkü, sonunda seria ve la liga da start alıyor. uzun bir süredir beklenen barça-mourinho pardon barça real madrid kapışması resmen başlamış olacak böylece. dün süper kupa’yı kazanan atletico madrid, şampiyonlar ligi ön elemesinde braga’ya elenen sevilla ve topal’lı valencia da muhtemelen 3.lük için kozlarını paylaşacaklar.. seri a bugün başlarken, ümidimiz bir takımın çıkıp, inter hegemonyasına son vermesi yönünde. seri a’da rengim bellidir. totti ve roma. fakat milan ya da juve dur derse inter’e, kabullenmesini de bilirim..

ingiltere, italya, ispanya, almanya ve fransa liglerinin tamamından ilk kez maçlar izleyeceğimiz bu hafta, klasik olarak bir premier league maçıyla başlayacak. cumartesi programı şöyle;

14.45 blackburn – arsenal /spormax

16.30 schalke – hannover /trt3

17.00 chelsea – stoke city /spormax

19.30 manchester united – west ham /spormax

20.00 istanbul belediye – kasımpaşa /digi kanal

21.00 malaga – valencia /ntvspor

21.00 sivasspor – bursaspor / lig tv

22.00 bucaspor – gençlerbirliği / digi kanal

22.00 caen – brest / kanal a

18. 00 udinese – genoa ve 20.45 roma – cesena maçları var seria’da. fakat türkiye’de henüz bir kanal, seri a’nın yayın haklarını almış değil. geçtiğimiz yıl ntvspor yayınlıyordu, umarım alırlar gene yayın haklarını..

avrupa’ya çıkarken

25 August 2010, Wednesday

liverpool-trabzonspor

türk futbolu için şu sıralar beklenen gün perşembe. 4 türk takımı farklı duygular ve alakasız konumlarda sahaya çıkacak olsalar da, aynı gün, talihlerini değiştirmek için çabalayacaklar. galatasaray, çok kötü gittiği bir dönemi, bir galibiyetle biraz da olsun bastırmak isteyecektir. fenerbahçe de sallantı yaşadığı bir süreçten geçerken, avrupa’dan erken elenme niyetinde değil. taraftarlarına bir armağan verme peşindeler. trabzon ise bambaşka bir noktada. liverpool gibi bir markayı saf dışı bırakarak, her şeyin iyi gittiği ortamda, maksimumu görmek istiyorlar. beşiktaş var bir de. onlar oldukça rahatlar. tura en yakın temsilcimiz şu anda. deplasmanda turu alacaklardır. bir kaç kelam etmeden önce, tüm takımların turu geçtiği bir sonu ümit ettiğimizi belirtelim…

ilk olarak trabzon ile başlamak istiyorum. lige, çok olumlu bir başlangıç yaptılar. aslında bu olumlu hava, şenol güneş geçtiğimiz yıl takımın başına geçtiğinde oluşmaya başlamıştı. bugüne kadar da çok zekice şekillendirdiler. şu anda trabzon şehri ve camiası, takımına inanan, güvenen ve negatif bir sonuç alsa dahi sahip çıkacak pozisyonda. o, ne yaptığını kendisi de bilmeyen takım profilinden bugünlere gelmek kolay değil. yurt dışında kalitesine, kalite katan ve trabzon’un çıkışında büyük payı olan şenol hocaya alkışları göndermek gerek. zira, onun himayesi altında kendisine çeki düzen verdi bu camia. yoksa çok zordu işler..

neyse, biz bugününe bakalım trabzon’un. takım kaleden forvete kadar, birbiriyle uyumlu gözüküyor. eksik parçalara güzel yamalar gelmiş. defansta glowacki hamlesi, forvette ise yeni transfer gözüyle baktığım teofilo kazancı çok başarılı. orta alanda ceyhun-selçuk ikilisi günden güne, büyümeye devam ediyorlar. colman ve cale de iyice şehre ve takıma alışmış durumdalar. bir de yattara’ya futbol oynama aşkı gelince, değmeyin trabzon’luların keyfine. orta sahayı çok iyi kapatmalarının yanında, hızlı da çıkabiliyorlar ve kanatlardan çizgiye inebilmeleri ciddi bir avantaj. bu noktada, kanatları serkan-yattara ve cale-colman şekline büründüren şenol güneş’in müdahalesi önemli. benim tek soru işaretim, alanzinho konusunda. böyle, sistemli bir şekilde sahaya yayılan bir takımla, bu tarz bireysel takılan bir adam pek yan yana olamıyor. yattara’yı çok güzel törpülediler. kaptanlık, 61 numara derken, adam camilere klima taktıran hayırsever noktasına geldi..

ilk maçı izleme fırsatım olmadı. bu yüzden genel, beklentiye dayalı bir kaç kelam ediyim. seyirciyle beraber, havaya girip, aceleyle erken gol için saldırmadığı sürece trabzon liverpool’u hapseder. bu tür maçlarda, rakibi baskı altına almaya çalışmak, genelde takımın bilincini kaybetmesi sonucunu doğurur. 1-0’ı unutup maça çıkmalı trabzon. şenol güneş’in bu tembihi mutlaka yapacağını düşünüyorum. ilk önce oyunu kontrol altına almak, ardından rakip sahaya yerleşmek ve sonrasında, yetenekli oyuncularını ön plana çıkartmak. sistematik bir biçimde ilerlemeli trabzonspor. ümit ediyorum ki, bu işleri yapabilecek düzeeyde olan trabzon aklı selim bir maç çıkartacaktır…

gelelim galatasaray’a. açıkça, hiç iyi bir takım izlenimi vermiyorlar. iyiden iyiye, güvenini kaybetmiş durumdayız. dışarıdan istediği kadar öyle gözüksün, umurumda olmaz fakat, topçuların kendisine olan güvenlerini kaybettikleri o kadar açık ki, insan üzülüyor.. bu işte son nokta rijkaard’a güvenin ve saygının kaybolmasıdır. öyle bir duruma ihtimal veremiyorum ben.. lyviv maçında alınacak iyi bir sonuca o kadar ihtiyacı var ki camianın, çölde su bulmuş kadar rahatlayacağız. basınından taraftarına, yöneticisinden ailesine herkes şu an topçuların üzerinde baskı yaratmış durumda. bundan eminim. en azından bu baskıdan biraz olsun sıyrılmak adına önemli bu maç. sami yen’de ne idüğü belirsiz futbolun zirvesini görmüştük ilk yarıda. ikinci yarıda da kaos futboluyla kurtarmıştık beraberliği. şu ortamda, iyi futbol falan beklenmemeli. kewell ve elano’nun da götürülmediği gerçeği varken, yalnızca galibiyete giden yol aranmalı.

beşiktaş, helsinki karşısında galibiyete ulaşmıştı. bu anlamda diğerlerinden farklı bir durumda çıkacaklar rövanşa da. muhtemelen, turistik bir gezi olur beşiktaş’ınki. fazla analize falan girmeye de gerek yok. ibb önünde savunmada zaafları ön plana çıksa da helsinki karşısında daha baskın bir futbol izleteceklerdir bizlere. quaresma ve guti’den sonra, bir türlü gelmeyen robinho umarım sorun yaratmaz. çünkü fazlasıyla beklentilerini yukarı çekmiş izlenimi yaratıyor beşiktaş taraftarları…

son temsilcimiz fenerbahçe.. deplasmanda alınan 1-0’lık mağlubiyet var. yine izleyemediğim bir maçtı o. fakat özetler ve yorumlardan çıkarttığım sonuç, bu skorun bir şans olduğu yönünde. şans derken, daha farklı bir sonuç da çıkabilirdi anlamında. fener de aynı g.saray gibi turu geçip, düzlüğe çıkma amacında. üst üste gelen sıkıntılı sonuçlar ve ardından nispeten iyi bir oyundan sonra gelen bir mağlubiyet. aykut kocaman’ın şüphesiz ki, daha, uzun bir yolu var gitmesi gereken. yalnız, o yolun başında iyi bir intiba bırakmalı ki, ilk takıldıklarında fatura ona kesilmesin. şu an taraftarlar ona güveniyor anladığım kadarıyla. bu güveni boşa çıkartmamalı. trabzon maçındaki alex ve stoch tercihleri, ciddi soru işareti yarattı. bahane olarak da paok maçı için dinlendirdiğini göstermesi, alakasız oldu çok. alex gibi yaratıcı bir oyuncuyu muhakkak 11’de başlatmalıydı.velhasılı, trabzon maçı geride kaldı. önlerinde paok gibi ciddi bir sınav var. 1-0 da öyle düyük dezavantaj içeren bir skor değil. yabancı sınırlaması da olmadığından, tüm yaratıcı oyuncular sahada yer alacaktır. bu da, arkayı iyi müdafa etmek gerektiğini gösteriyor. zaten en önemli problemi de bu fener takımının. genç kaleci mert oynayacak sanırım. umarım onun da fenerbahçe kariyerini etkileyecek hataları olmaz… başta dediğim gibi 4 takımımızın da turu geçtiği bir senaryo oldukça hoş gözüküyor. umudumuz bu yönde.

turks are flying!

21 August 2010, Saturday

cumartesi futbolu

21 August 2010, Saturday

liverpool - arsenal

bundesliga’nın da dün akşamki bayern-wolfsburg maçı ile başlamasıyla, avrupa’da futbol iyice kıvama gelmiş durumda. spor toto süper lig ve bank asya 1. lig’de de futbol keyfi başladı. öyleyse, tv’de bugünün programına bir bakalım;

16.30 hoffenheim – werder bremen (trt3)

17.00 arsenal – blackpool (spormax)

19.15 wigan – chelsea (spormax)

21.00 antalyaspor – sivasspor (digi 205)

21.00 beşiktaş – istanbul belediye (lig tv)

21.00 samsunspor – akhisar belediye (trt3)

21.30 barcelona – sevilla (ntvspor)

22.00 auxerre – valenciennes (kanal a)

premier league’de 2. hafta, 6 maçla birden start alıyor, spormax arsenal – blackpool’u seçmiş. güzel de yapmış. arsenal’imizin emirates’de ağırlayacağı ligin yeni takımı blackpool geçen hafta wigan’a deplasmanda 4 tane sallamıştı. ciddi bir sınav olacak bu yönden. wenger kadroyu pek değiştirmeyecektir.. yine premier league’den güzel bir başka maç da tv’de olacak bugün; wigan – chelsea. blackpool’dan 4 yiyen wigan, açılışı wba önünde 6 golle yapan son şampiyonu ağırlıyor. işleri hiç kolay olmayacaktır. hatırlatalım, drogba azmanı sezona 3 golle başladı.. saat 9’daki beşiktaş – ibb maçı daha şimdiden tempolu ve zevkli geçecek gibi gözüküyor. farklı bir havaya bürünen beşiktaş, mutlaka baskı kurmak isteyecektir. fakat, abdullah avcı’nın takımı da ligin son bir kaç yılda, en iyi organize kapanan ve hızlı çıkan ekiplerinden. güzel maç olur.. bu maçı kaçıranlar ya da barcelona fanatikleri için de 9 buçukta ntvspor uygun.. süper kupa’nın rövanş maçında sevilla ile oynayacaklar. ilk maçta ibra’nın golüyle öne geçse de 3 – 1 mağlup ayrılmıştı sahadan barça. çok zevkli bir maç olacağını tahmin etmek güç olmasa gerek.