‘transfer’ olarak etiketlenmiş yazılar

burak yılmaz

18 July 2012, Wednesday

burak şu ülkede en tuhaf kariyere sahip oyunculardan. inişli çıkışlı, ama çokça problemli bir kariyer. bunun elbette, gençliği sonucu yaptığı hatalarla ilgisi vardır. kişiliğiyle, düşünce yapısıyla falan… ama şunu inkar etmedim şahsen hiçbir zaman, burak çok iyi topçu. bu trabzon’dayken belli olan bir durum değil. beşiktaş’a antalya’dan geldiğinde de belliydi. ondan en üst noktada verim alan şenol güneş’e gitmeli burada alkışlar. yanlış hatırlamıyorsam, manisa’da da forvet oynatılmıştı burak. o dönemki manisa hocasını çıkaramıyorum şu an. ama şenol hoca’yla bir başka boyuta ulaştı burak yılmaz.

trabzonspor’a takasla ve çöp muamelesi görerek geldiğinde kimse tahmin edemezdi heralde bugünlerini. öyleki, trabzon’lu yöneticiler bile 5 milyon’a serbest kalır maddesini rahatlıkla eklemişler sözleşmeye.

bordo mavi formayı giymesiyle, çok büyüdü burak. yetenekleri doğrultusunda kullanıldı çünkü. sağ kanada hapsedilmedi. öncelikli avantajı budur. sonra, umut gibi ona çok uygun bir forvetle yan yanaydı. ve tabii, selçuk gibi muazzam bir pasörle. ki, selçuk diyince ayrı bir parantez de açmak gerekiyor sanırım. ikisinin 15 yaş altı milli takımdan bu yana birlikte olduklarını, çok iyi bir dostluk kurduklarını biliyoruz. mutlaka beraber oynamalarının burak’ın patlama yapmasında bu açıdan da katkısı olmuştur.

verdiği röportajlardan birisinde şenol güneş için; “her zaman benim yanımda olduğunu, bana destek olduğunu biliyorum. hata yaptığımda, çok kızsa da, bunun benim daha iyisini yapmam için verilmiş bir tepki olduğundan da eminim” diyor burak. mental olarak çok geliştirmiş onu hoca. o mesajı verebilmiş oyuncusuna. bunlardan sonra, burak gibi bir adamın sahada daha fazlasını hatta en fazlasını vermesi, gayet mümkün olabiliyor.

iki yıl içerisinde kendisi üzerinden şekillenen bir takımı, olabilecek en iyi şekilde temsil etti burak yılmaz. ancak bu şekilde istikrar sağlayabilirdi o inişli çıkışlı dediğimiz kariyerinde. bu noktada, trabzon’u bırakıp g.saray gibi nispeten daha zor yollardan geçeceği bir kulübü tercih etmesi, bence bir risktir. fakat, bu riski almasını da anlayışla karşılamak gerekir. orada verebileceği başka bir şey pek de kalmamıştı sanki.

riskli bir tercih yaptı dedik. çok kısa bir zaman diliminde takasta kullanılacak seviyeye düşmüşken, üzerine oyun sistemi kurulan bir futbolcu düzeyine yükselen burak, bu konuma nasıl geldiğini unutmaz ve çalışıp üzerine koymaya devam ederse, bu riski ortadan kaldırabilir. hâlâ ligin en seri, en bitirici yerli oyuncusu konumunda. gol yelpazesi de genişlik olarak diğerlerinin çok ötesinde. boyuna rağmen hava toplarında etkili olamaması en net eksisidir heralde. belki birkaç kusur daha bulabiliriz. fakat şu an artıları, eksilere oranla inanılmaz derecede yukarıda.

bu transferin galatasaray açısından da bi’ hayli önemli olduğunu söyleyebiliriz bence. ligin en golcü yerlisini alıyorsunuz. ciddi bir rakibinizden. hamit gibi, iki kat değerde bir iş bu da. 3 değil 6 puanlık maçlar vardır bazen. burak da o 6 puanlık maç işte. psikolojik olarak etkilenir rakip. hatta rakipler.

hülasa; arena’da geçen yıl izlediğim en iyi forvet, ama diğer takım formalarıyla izlerken hiç hazzetmediğim bir topçu. bu ikilemde, tekrar hoşgeldi diyelim. umarım başarılı olur. bir şeyleri değiştirebildiğini ispatlar hem bize hem diğerlerine.

bence sen de şimdi herkes gibisin!

31 January 2011, Monday

mavi

ibrahim afellay

23 December 2010, Thursday

ibrahim afellay

barcelona geçtiğimiz ay açıklamıştı psv’li ibrahim afellay ile anlaştığını. devre arasında takıma katılacağını da belirtmişlerdi. fas asıllı oyuncu, bugün geldi barca’ya.

böylesi kusursuz bir futbol oynayan takımın, devre arasında transfere ihtiyacı var mıydı? sorusu geliyordur herkesin aklına. bana kalırsa, bu hamle geniş kapsamlı şekilde yapılmıştır muhakkak ve bu yüzden devre arası ya da sezon sonu olması pek önemli değil. neticede, barcelona bizim kulüplerimiz gibi, menajerleri arayıp oyuncu sormuyor. detaylı araştırmalardan sonra alıyorlar oyuncuyu. ki, aslında son dönemlerde kendi yetiştirdikleri oyuncuları oynatmayı tercih ediyorlar çokça. mascherano, villa gibi de direk katkı verecek isimleri ekliyorlar listeye.

afellay, 24 yaşında. bu yaşta, barcelona forması giyip de, barcelona akademisinde eğitim almamış olan tek oyuncu olabilir uzun zaman sonra. oldukça yetenekli bir topçu olduğunu söyleyebiliriz hollandalı’nın. psv formasıyla, güzel işler yaptı bugüne kadar. orada misyonunu tamamladı ve şimdi barcelona’lı-hollandalı’lar kervanına katıldı. cruyff, neeskens, koeman, cocu, zenden, kluivert, overmars, de boer kardeşler ve edgar davids gibi burada efsaneleşmesi muhtemel.

biraz futbol meziyetlerinden bahsedecek olursak afellay’ın, hızını ve topla birlikte yaptığı öldürücü driplinglerini övebiliriz. her iki kanattan da çok seri top taşıyabiliyor. aynı zamanda orta saha-forvet bölgelerinin tam arasında köprü görevi üstlendiği de oluyor. şutları sneijder gibi, etkili. tekniğinden şüphe duymaya gerek yok. biraz fazla seviyor yalnız topla oynamayı. barcelona’daki ilk günlerinde bunun sıkıntısını çekebilir. yine de, zamanla xavi-iniesta-messi triosuna uyum sağlamaması için hiç bir neden yok. onların kabiliyetlerine ayak uydurabilecek potansiyeli var kesinlikle. en azından, mascherano’nun yaşadığı kadar uyum problemi yaşamaz diye tahmin ediyorum.

milli takımda bugüne kadar 18 kez şans bulabilmiş. 2007’den bu yana çağırılıyor. fakat asıl kendini ispat etmesi, avrupa şampiyonası elemelerine takabül ediyor. kabuk değişimine giden hollanda’da, en büyük çıkışı yapan oyunculardan afellay. bence, buradaki performansı da barcelona’nın transfer isteğini hızlandırdı.

bir de şöyle bir olayı var bu arkadaşın… bekliyoruz forma giyeceği maçları.

simao sabrosa beşiktaş’ta

23 December 2010, Thursday

simao sabrosa

beşiktaş sene başında schuster, quaresma ve guti’yi türkiye’ye getirerek ciddi bir değişim içerisine girmişti. devreyi pek de iyi bir yerde bitirmiyorlar ama sene sonunda ne olacağı da belli olmaz. quaresma sakatlıklardan bir türlü tam performans gösteremedi zaten. guti hiç de fena değildi. asıl “sıkıntı” schuster’de yaşandı. alman hoca’nın türkiye’ye henüz alışamadığını düşünüyorum ben. bizimkilerin rijkaard’a yaptığını, demirören ve ekibi de schuster’e yapmaz umarım.

beşiktaş büyük isimleri getirdi fakat, daha fazlası da gerekiyordu elbette. tabata, fink vs gibi isimler zayıf kaldı. bobo da sakatlanınca gol atması için nobre’ye muhtaç kalmak dokunmuş olsa gerek, simao’yu getiriyorlar ve almeida’nın da eli kulağında deniliyor. gene akıllı hareketler yapıyor beşiktaş yönetimi. artık schuster için sabretmeleri yetecektir. yani, transfer yapabilirler bundan sonra da ama schuster’in kadro konusunda şikayet edeceğini zannetmiyorum ikinci yarı için.

simao iyi adamdır. geçtiğimiz yıl bizi yakan isim de oydu zaten sami yen’de. mutlaka iş yapar. quaresma da sakatlıktan çıkmışken, bir tarafta q7 diğer tarafta simao çok şık duruyor. bu arada beşiktaş portekiz’liler dönemine giriyor. simao ve almeida buna işaret. fener’de brezilya hükümranlığı izlemiştik uzun süre. bakalım beşiktaş’ta nasıl sonuç verecek bu “aynı memleketin çocuklarını getirme” mantalitesi.

resmi olarak açıklanmasa da tabata, fink ve zapo’nun buca’ya kiralandığı haberleri de düştü bu akşam basına. sanırım beşiktaş’lılar oldukça mutludur bugün yaşanan gelişmelerden ötürü. neticede, tabata gidiyor ve simao geliyor. az değil..

ve elano da gider

30 November 2010, Tuesday

elano blumer

galatasaray ligin 10. sırasında bugün. uzun zamandır yaşamadığı kadar zor günler yaşıyor. kulüp karışık. kimin ne olacağı bellli değil. devre gelmeden hoca değişmiş.  en iyi topçular sakatlık belasıyla boğuşuyor. yönetim kendi kendini bitirmiş vaziyette. neresinden tutarsan elinde kalıyor yani.

bu takımın bu halleri kabul edilemez kolay kolay. adamdan hesap isterler. neden buralara düştük diye yakasına yapışırlar.. ya da bilemiyorum, ben kendimi kandırıyorum. artık hiç böyle bir durum yok. kimsenin çıkıp bunlara “noluyo arkadaş” demeye gücü yok. en kötüsü de bu ya.

bu gidiş yönetici efendileri de rahatsız etmiş olsa gerek, sonunda bir şeyler yapma ihtiyacı hissettiler. ne yaptılar dersiniz. hayır, tabii ki gitmediler gene. ve gene; daha önce olduğu gibi suç bir futbolcuya kaldı. elano gönderildi. zaten o suç bugüne kadar hep topçuya, hocaya, ona buna kalmıştı. alıştık.

lan hadi futbolculara kesilsin ceza. yeniden inşaa edicez takımı de. binbeşyüzüncü kere olduğu gibi çıkıp böyle söyle. ama sarp, barış ayhan, ali falan dururken gidip de elano’ya yol verme yahu. yapma bunu. ya da o gidecekse, öbürleri niye duruyor? elano’yu almışsın bilmem kaç milyona. şimdi 3’e satıyorsun ve bir de alacaklarından vazgeçti, galatasaray’ın kurtardığı para şu kadar falan diye hikaye okuyorsun. daha da komik oluyor böyle inanın. madem öyle gönderin o zaman mustafa sarp’ı da şu dakika. nasılsa bedavaya gelmişti. zarar da etmeyiz. di mi ama?…

biz taraftarız neticede. para mevzuları bizi bağlamamalı diye düşünüyorum. fakat bu kısa vadede hareket etmemizi istediğim anlamına gelmiyor elbette. sorun elano-misimovic’i gönderip, devre arasında onların yerine yıldız adam getirmekle çözülmeyecek. bunu çok daha önce görmeleri gerekiyordu zaten. fakat korkarım, öyle yapacaklar. gene 5-6 milyona yabancı alınacak. yerli oyuncular bedavalar arasından seçilecek. hocanın fikri sorulmayacak. birbirinden alakasız, sahadaki sistemle herhangi bir bağı olmayanlar tercih edilecek vs…

yönetemediğini kabul etmek ne zor işmiş böyle. gün gibi ortada durum ama bir türlü, değişmiyorlar. onlardan iyi kim gelebilir ki? durumunu çoktan geçtik zaten de, liseli-anti liseli mevzularına yeniden gireceğiz, asıl konulardan gene uzak kalacağız diye de korkuyorum açıkçası. daha önce de yazmıştım. ben olayın liseli-alaylı ayrımında falan değilim. yönetimin doğru kişilerden seçilmesini temenni ediyorum sadece.

netice; galatasaray altından kalkılması zor bir durumda. birileri diyet ödedi elbette. rijkaard, misimovic ve elano. ben daha da hiç bir şey demiyorum!

yabancı-yerli transfer dengesizliği

28 November 2010, Sunday

zvejdan misimovic 7 milyon avro
loric cana 4.5 milyon avro
juan pablo pino 3 milyon avro

emiliano insua ve harry kewell da sezon başında anlaşma sağlanan diğer iki isim.

bir de yerlilere bakarsak;

mehmet batdal bedelsiz
serdar özkan bedelsiz
ali turan bedelsiz
çağlar birinci 1.5 milyon avro + oyuncu takası

sen yabancı konusunda bu kadar bonkör olabiliyorsun ve kötü denmeyecek oyuncuları getiriyorsun. -kaldı ki, bu isimleri yönetimin alması da büyük bir saçmalık. orada hoca dururken adnan sezgin ve yöneticiler ne diye transfer yapıyorsa artık?- neyse, bu kadar yüksek bütçeli bir yabancı transfer işine giriyorken, yerli oyuncu konusunda bu kadar düz bir mantık yürütülemez yahu. nerede bonservisi elinde adam varsa, oraya yönelen bir transfer politikası. üstelik bu yabancı-yerli dengesizliği bu sezona mahsus değil. daha önce de elano-lincoln getirirken, yanına mustafa sarp, barış falan koydu bunlar. e, sıkıntı var burada işte!

trabzon’lu fatih, beşiktaş’ta

02 September 2010, Thursday

fatih tekke

beşiktaş fatih tekke’yi kadrosuna kattı bildiğiniz üzere. haftalarca robinho ve adebayor isimleri dolandı piyasada. transferin bitimine 1 gün kala robinho milan’a atınca imzayı, beşiktaş da yerli forvete yönelmiş olsa gerek. aslında, bu robinho hususunda serdal adalı’nın ‘o defteri çoktan kapattık’ mealinde demeci de vardı. gene de beşiktaş taraftarı, yaratılan ortamda büyük bir azimle bekledi robinho’yu.. olmadı. fazla üzerinde durmaya lüzum yok. artık fatih tekke ile doldurdular forvetteki boşluğu.

fatih trabzonspor’un yetiştirdiği, camia olarak öz evlat muamelesi yaptığı bir topçudur. bir çok kişi, onun türkiye’de trabzon’dan başka kulüpte oynamak istemediğini düşünüyordu ve bu nedenle beşiktaş’a geçmesi, şaşırtıcı oldu. fakat, tekke iyi ya da kötü transferdiri tartışmadan, söylediklerini aktarmak isterim;

”ben trabzonspor’luyum ama bu formayı giydiğim müddetçe, takımıma katkıda bulunmak için bana yakışanı yapacağım.”

çok şık bir açıklama olmuş. yani, mevzu fatih’in trabzonspor’lu olması, bunu dile getirmesi değil. beşiktaş’a imza atmışken, çokça gördüğümüz dümenciler gibi doğuştan buralıyım ayağına yatmıyor. zaten bunu da bile bile fatih’le anlaşmış bjk yönetimi. söylemesinde herhangi bir mahsur görmüyorum ben. herkes onun yıllardır trabzon’lu olduğunu bilse de, 2bu konuda yorum yapmak istemiyorum, şu an beşiktaş’tayım ve bu formadan başka bir şey düşünmüyorum’ gibi bir şeyler de söyleyebilirdi.. bir de 61 numara boş olmasına rağmen, 33 giyecekmiş tekke. bu açıklamadan sonra üzerine 61 giyip, olayın belli kesim tarafından çarpıtılmasına da  yol açabilirdi. bu da güzel bir hareket olmuş. fatih, iyi adamdır, kötüdür bilemem. karakterini de yargılayamam tanımayan birisi olarak. fakat, yalanlar ve yalancıların içerisinde yaşadığımız şu futbol ortamında böylesi dürüst açıklamarıyla, benim takdirimi kazandı..

2’si bir arada; misi & insua …

01 September 2010, Wednesday

misimovic & insua

transferin son anlarını sever bizimkiler. bu defa çok sevdiler ama. son 100 metrede 2 tane transfer yaptılar. bir tanesinin de yolda olma ihtimali yüksek.. aslında geçtiğimiz yıllara oranla çok daha iyi transferler bunlar. bundesliga wolfsburg’dan misimovic ve ingiltere liverpool’dan insua.. bir tanesi uzun süre gündemi meşgul etmişti, diğeri de biraz tepeden inme gibi duruyor, ihtiyaca yönelik manada tabi.. aslında korkmadık değil, o uçaktan hiç inmeyecek bunlar da pires gibi diye. neyse ki, bastı bunlar ayaklarını memleket topraklarına..

daha önce misimovic’i burada, yorumlamıştık. kısaca bir kez daha değerlendirelim. öncelikle, misimovic çok özel bir futbolcu. bundesliga’da ‘yıldız’ olarak nitelendirilen bir mertebedeydi. üstelik, küçük takımın altan’ı ya da, tabata’sı falan da değil. şampiyonluk yaşayan wolfsburg’un yıldızı.. grafite ve dzeko golleriyle ligin tozunu attırırken, onları bu noktalara getiren adam misi. asist krallığı, en değerli oyuncu apoleti, vs. bir çok da tescili var futbolculuğuyla ilgili.. muhakkak, bir kaç yıl öncesinin olay adamı lincoln ile mukayese edilecektir. ikisinin oynadıkları-oynayacakları takım kimliklerinin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorum ben aslında. misimovic bir de çok farklı bir havada geldi buraya. çalkantılı günlerin alası yaşanırken, yatıştırıcı bir unsur olarak transfer edildi.. aynı zamanda da bir fırsat transferidir bosna’lı. kelebek etkisi, diego, juve, schalke derken, çat galatasaray’a attı imzayı. şu an ne lincoln ile karşılaştırılması, ne yer alacağı orta sahanın dizilimi ne de yanında oynayacak oyuncular beni enterese etmiyor. gelsin, oynasın direk katkı versin yeter. fazla göz önünde bulunup, yok lincoln’ün yok alex’in performanslarıyla bağlantılı yorumlara konu olmasını hiç istemiyorum belli bir dönem..

ve emiliano insua.. yıllardır galatasaray’daki değişmezlerden birisidir; sol bekten verim alınamaz bir türlü. defansifi de denendi, ofansifi de, stoperden bozması da orta sahadan monte edileni de. geçici performanslar dışında, sağlıklı bir sonuç elde edilemedi bu mevkinin oyuncularından. bu defa, diğerlerinden biraz farklı bir çocuk getirdiler. insua için de savunma yönü kuvvetlidir şeklinde tanım yapamayız izlediğimiz kadarıyla. daha çok kenardan hücuma yardım etmeyi seven, kısa boyunun da sağladığı avantajla birlikte süratli, toplu oyunda oldukça akıcı bir tarzı var. bunun yanında, topsuz oyunda pek etkili olamıyor. kısa boylu olması ve kademeye girişlerde tam zamanlamayı ayarlayamaması dezavantajları gibi duruyor.. insua henüz 20 yaşında ve bir çok kez liverpool formasını giydi. arjantin ulusal takımına da seçilmişliği var. transferi duyurulduğunda bir detaya vurgu yapılmış; satın alma opsiyonlu kiralık geliyor. bu güzel bir gelişme işte. fahiş bir fiyat söz konusu değilse, uyum yakalandığı ve memnun kalındığı taktirde, bonservisiyle kulübe kazandırılabilir.. neticede bu genç adam yıllardır çektiğimiz derdin üstüne, sol beke geldi. bir şeyleri değiştirebilmesi ümidiyle diyorum..

nacizane, bu yöndedir, oyuncular hakkında fikirlerim. iki sağlam adam alındı. öteki de geliyor gibi. fakat gene de bana kalırsa, bu güzel hamleler çok geç yapıldı. özellikle avrupa dışında kalınmışken, ‘keşke’ dememek elde değil. aslına bakarsanız, galatasaray kadrosunun lviv gibi bir takıma elenmesi vahim bir olaydır. bu yeni adamlar yokken bile, nasıl kazanamaz galatasaray, büyük sorun.. istediği kadar muhteşem 3’lü -ayhan-barış-mustafa- de olsa, yetersiz kaleci de olsa, o tur geçilmeliydi.. neyse, konuşmaktan başka yapacak bir şeyşmiz yok. geride kaldı bir çok şey. bundan sonra önümüze bakmalıyız. zorundayız.. bu yıl lig sonunda alınacak başarısız bir sonuç daha, kredisini iyiden iyiye azaltan yönetimin tükenmesi anlamına gelebilir. ümit ediyorum, başarı yakalanır ve bu kötü tablo hayata geçmez..

ps. bu yazıyı 3 kişilik yazıp, taslağa atmıştım aslında ben. gelemedi bir türlü diğeri. bundan kelli, nokta nokta var başlıkta. gelirse ona da yer ayırırız diye…

anthony annan?

30 August 2010, Monday

yönetim sağolsun, bir soru işaretli başlık daha atıyoruz. aslında gönül isterdi, bir transfer analizi olarak anthony annan başlığını atabilmeyi.. neyse, ben gene de yüksek ihtimal geçekleşecek bu transfer hakkında biraz fikir beyan edeyim..

hemen herkes 2010 dünya kupası’nda tanıdı annan’ı. ilk önce türkçe’de sakat bir takım tamlamalara yontulmaya çok müsait ismiyle dikkatimizi çekmişti. ardından, yeşil sahada basılmadık yer bırakmayıncaya kadar koştuğunu görünce daha da ilgimizi çekti. üstelik, bu adam aynı zamanda topla da iyi hareket ediyordu. muadilleri gibi, top kesmede başarılı, oyunun hücum yönünde zayıf değildi.. aslında, her işte bir hayır vardırcılara hak vermek istiyorum burada. essien’in sakat olması sebebiyle, dünya kupası’nda yer almaması, annan’ın büyük çıkış yapmasına yol açtı. belki de essien sağlıklı olarak gana kadrosunda yer alabilseydi, bizler de anthony annan diye bir futbolcuyu tanıyor olmayacaktık..

bu güzel adam, tabir-i caizse; günümüz futbolunda orta saha için biçilmiş bir kaftan. fiziksel avantajıyle birlikte, hayli yüksek bir temposu var, nerede duracağını biliyor yani pozisyon bilgisi oldukça yeterli, gene sahadaki konumu itibariyle agresif olması gerekiyor ve makul derecede başarılı bu konuda da. gana ulusal takımında kendisine atfedilen görevi, başarıyla yerine getirmesi, eğer gelirse galatasaray’da alacağı rolle bire bir kesiştiği için, ideal bir transfer gibi duruyor şu anda.. appiah adında dominant bir orta saha görmüştü bu lig. annan da en az onun kadar yüksek performans verebilir. ilk önce bir gelsin tabi..

bitirişi, norveç’te kendisini meşhur eden ilginç bir olayla yapalım. tam aradığımız ‘ısıran’ orta saha adamı olduğunu açıkça görüyoruz..

transferde son hamleler

28 August 2010, Saturday

javier mascherano

artık transfer döneminin son günlerini yaşıyoruz. başta bizim kulüpler olmak üzere avrupa’da bir çok takım kadrosunu değiştirme, güçlendirme uğraşında. birisinin elinden bir adam çıkartması, adeta kelebek etkisiyle diğerine, oradan diğerine sonra bir başkasına kadar sirayet ediyor. buna en güzel misallerden bir tanesi de fenerbahçe’nin niang’ı transfer etmesidir. niang’ı satan marsilya, gignac’ı kadrosuna kattı, ardından gignac’ı bırakan touluse da lyon’dan tafer’i kiraladı. belki ilerleyen günlerde, niang’ı alan fenerbahçe, guiza’yı elinden çıkartacak.. gerçekten, bir kulübün taşları oynatıp, dengeleri nasıl değiştirdiğine şahit olabiliyoruz.

barcelona henüz sebebini anlayamadığım bir hamle yapmış ve yaya toure’yi manchester city’e bırakmıştı. böylece, orta alanda açıkları kapatacak, savunmaya yardımcı olacak ve iniesta-xavi gibi kudretli oyuncuların futbolunu bir kademe önde oynamasına yardımcı olacak türde bir orta sahaya gereksinim duydular. çok uzun bir süredir liverpool’dan javier mascherano’nun adı geçiyordu. sonunda resmi olarak geldi barça’ya. genelde, çoğu kişi mascherano’yu pek sevmez. kesici özelliğiyle ön plana çıkan bir tarzı vardır. xavi yahut fabregas gibi orta alanı paslarıyla yöneten bir futbol anlayışı yoktur. bu futbol kimliği pek gözüne hoş gelmez tabi seyircinin. fakat mascherano, günümüzde avrupa futbolunun en iyi defansif orta alan oyuncularından benim gözümde. liverpool’da yakaladığı istikrar, orada oynanan süratli ve fiziksel anlamda kuvvetli futbola, ayak uydurması etkileyiciydi. arjantin milli takımında da önemli bir görevi var. bu bağlamda, çok doğru bir transfer hamlesi javier. orta sahada box to box futbolcu, oyunun iki yönü bik bik şeklinde konuşanlara da guardiola’nın yanıtıdır…

resmi açıklama gelmese de zlatan ibrahimovic’in milan’a transferi büyük ihtimalle gerçekleşecek. barcelona, ilginç bir deneyim olarak noktalanıyor böylece ibrahim için. uzun süredir belliydi hocayla sorunlar yaşadığı. son dönemde zirve yaptı bu kopukluk. 6 aydır guardiola ile konuşmadık şeklinde röportaj verdi son olarak. galliani de onun için kamp kurdu katalunya’da. bonservis bedeli için uçuk fiyatlar konuşuluyor. barça muhtemelen tok satıcıyı oynuyordur. problemler var gözükse de, satmak için başka bir nedenleri yok neticede. milan için de güzel bir değişim olacak bu. pato-ibra fark yaratabilecek bir ikili. yıllardır 30-35 yaş aralığında transfer şekillendiren milan’dan hiç beklemediğim bu hareket, olumlu sonuç verecektir..

diego

diego da geri dönenlerden. almanya’ya, wolfsburg’a geçti brezilya’lı oyuncu. juventus’ta olmadı. olduramadılar. kabahatli yüzde yüz kulüptür bana kalırsa. diego gibi üst seviye bir adamdan hiç bir surette faydalanamadıysan, bir durup düşüneceksin. şike skandalı ve küme düşme olayından sonra, hemen seri a’ya geri dönse de, bir türlü toparlayamadı juve. 15 milyon’a bıraktılar diego’yu. bir kelebek etkisi de bu transferde bekliyoruz. diego’yu alan wolfsburg, misimovic’i satacak büyük ihtimalle. o kulüp de galatasaray olabilir. gelen bilgiler, bu transferin bittiği yönünde… diego’nun gelişiyle mutlaka kademe atlayacaktır wolfsburg. bayern maçında gördüğümüz kadarıyla, yaratıcı bir oyuncu sıkıntısı çektikleri ortadaydı. misimovic’le de iplerin çoktan koptuğunu düşününce, diego bir fırsat transferidir diyebiliriz.

almanya’nın bir diğer transfer yapması beklenen takımı da schalke idi. misimovic’i schalke hocası magath da çok istemişti. fakat wolfsburg onlara satmaya pek yanaşmayınca ve söylenene göre takas konusunda anlaşma çıkmayınca o iş olmadı. magath da, cluj’dan ciprian deac’ı transfer etti. romen milli takımının 10 numarası deac. yine adaşı ciprian marica gibi, ona da bundesliga fırsatı doğdu. umarım ondan daha iyi gelişir kariyeri. bu arada, schalke, gana’lı sarpei’yi de kadrosuna dahil etti. gana milli takımında sağ bek oynuyordu sarpei. levekusen’den geçti gelsenkirchen’e.. ve son olarak arsenal. arsen wenger’in fransızlaştırma fantazisi sürüyor. sevilla’dan sebastian squillaci’yi aldılar. güzel transfer. böyle bir savunmacı gerekiyordu arsenal’e. lorient’ten alınan koscielny ile beraber, yazımı çok zor iki oyuncu almış oldular böylece..

transfer dediğin…

24 August 2010, Tuesday

yoann gourcuff

fransa’da dengeleri değiştirecek bir transfer gerçekleşti. yoann gourcuff, bordeaux’tan, lyon’a geçti. bedeli 22 milyon. şu dakikadan sonra, bordeaux taraftarları ne kadar küfür etse yönetimlerine müstahaktır. hatırlayacaksınız, bordeaux’un başına blanc ayrılınca eski dost tigana geçmişti. onun da isyan etmeye hakkı var. tek mantıklı açıklamaları, yerine alacakları adamın hazır olması olur. öyle bir durum yoksa, yazık etmişler gerçekten. gourcuff’un takımı için ne kadar değerli ve vazgeçilmez bir topçu olduğundan bahsetmeye gerek yok sanırım. kiraladıktan ve üst düzeyde verim aldıktan sonra, bonservisini de alıp, transfer etmişerdi. şimdi en önemli rakiplerinden birisine yolladılar. bir adet adnan sezgin mevcut oralarda sanırım…

rubin kazan da bir transfer gerçekleştirdi. hafta sonu, werder’i 4’leyip yeniden ismini duyuran hoffenheim’den brezilya’lı carlos eduardo’yu kattılar kadrolarına. çok iyi bir tercih olduğunu söyleyebilirim şahsen. 20 milyon vermişler. bu noktada biraz soru işareti olsa da, neticede adamlar rus.. ayrıca, gremio’dan aldıklarında oyuncunun bu fiyatlardan gideceğini hesap etmiştir kesin alman’lar. ki, zamanında hoffenheim’in bonservisine ödediği fiyat da 7 milyonmuş. üstelik bundesliga’da yer almıyorlardı o dönem.. eduardo her brezilya’lı ön oyuncusu gibi, üst seviye tekniğe sahip. kanatlardan çok iyi top taşıyor ve golcü özelliğiyle, forvetin gerisinden takımına ciddi katkı sağlıyor. rusya’da da iş yapacaktır. eduardo fahiş bir fiyatla, bir transfere daha imza atar benim tahminim. orada oynayacağı top önemli bu bakımdan.

son olarak arjantin’li otamendi’den bahsedelim. o da portekiz’e geçti. yeni takımı porto.. böyle güzel adamları bulup, avrupa futboluna kazandırma açısından, üzerine yoktur herhalde bunların. sayısız güney amerika’lı porto formasıyla avrupa vitrinine çıktı ve bir çoğu da bugün önemli yerlerde, önemli topçular.. otamendi de, dünya kupası’nda arjantin formasıyla çıkış yakalamıştı. fakat eminim, ondan çok daha önce radara almıştır porto. bu transferle akıllara hemen bruno alves geliyor tabi. zenit’e 22 milyona sattıkları bruno alves yerine aldılar otamendi’yi. yüksek ihtimalle de onun mevkisinde oynatacaklar. bir 22 milyona da bunu satarlar. bizler de transfer sezonunun son günlerinde, avrupa’nın ne kadar düşüşe geçen oyuncusu varsa, onları kovalayalım..

zvjezdan misimovic?

19 August 2010, Thursday

zvjezdan misimovic

galatasaray’lılar, rosicky ve ledesma uykusundan uyanalı henüz bir kaç gün oldu. büyük hayal kırıklığı tabi. transfer geçmişinde oldukça sağlam referanslar bulunan yönetim, bu yıl da doğru isimlerle ilgilense de, geç kalınmış olduğu bir gerçek. neredeyse, geçtiğimiz sezon bitmeden çalışmalara başladıklarını iddia ediyorlardı. şu ana gelene dek, cana dışında bir isme imza attıramadılar, yabancı olarak. kaldı ki, geçen yıl çok erken havlu atılmıştı lige. transfer işlerine girmek için geçerli bir neden tek başına bu durum bile..

olumsuz haberlerin üst üste geldiği  şu günlerde, ha geldi ha gelecek konumundaki isim wolfsburg’un bosna’lı yıldızı zvjezdan misimovic. oyuncu hakkında yeterli-yetersiz tartışması yapılamaz fikrimce. kendisini ispatlamış bir isim. vatandaşı, dzeko ile yakaladıkları uyum ve ulaştıkları bundesliga şampiyonluğunda oynadığı rol, çok mühim. açıp istatistiklerine de bakabilir, çok isteyenler. bundesliga’nın bir kez daha küçümseneceğini tahmin ediyorum bu konuda aslında. yani, misimovic olur da türkiye’ye gelirse, sallayacak bir şey bulamayacak olanlar, bundesliga’nın zayıf olmasından dem vuracaklardır eminim. fakat gerçek hiç de öyle değil. bu oyunu, ‘zaten orada ben de kafadan 15 gol atarım’ şeklinde izah edemiyoruz. oyuncular, takıma uyum sağlayamadıkları, yeteneklerini gösterecek yapıya adapte olamadıkları sürece, başarılı olamazlar. kaldı ki zvjezdan, takımını üst seviyeye taşıyabilen bir oyuncuydu wolfsburg’da.

akıllara, ‘o halde niçin wolfsburg, takımın beyni diyebileceğimiz futbolcusunu bırakıyor’ sorusu gelmesi çok doğal. bunun cevabı da; ‘daha iyisini alıyorlar.’ diego ile anlaşmaları an meselesi. plase, van der vaart. o isimlere ulaşmak mümkün olsaydı, muhakkak onlar tercih edilirdi fakat şu şartlarda, misimovic, çok doğru bir transfer olacaktır.

galatasaray’ın defalarca dile getirildiği üzere, orta sahada hem şavaşcı tabir edilen bir oyuncuya hem de oyunu yönlendirebilecek birisine ihtiyacı var. yalnızca, lorik cana ile kurtarılamaz durum. üçlü orta alan kurgusu olacağını düşünürsek, cana’nın yanına misimovic tarzında bir isim, ek olarak da moda deyişle ‘box to box’ bir topçu lazım. sistem gereği, ortaya kaliteli adamlar koymadığınız taktirde, alacağınız sonuç şu anki g.saray tablosuna tekabül ediyor. kesin biçimde, bu bölgeye takviye yapılması alenen ortada olsa da, işi bu hamlelerle kotarmak, kolay olmayacaktır. transfer açığının yanı sıra, mental anlamda da ciddi sorunları var takımın. her şeyden sıyrılıp kafa dinlemeleri gerekiyor. takım hüvviyetine bürünebilmek için, dışarıdan hiç bir surette olumsuz enerji alınmamalı. bunu sağlayacak kişiler de, bu kulübü yönetenler. transfer yaparak bitmiyor demek istediğim, bu işler. aynı doğrultuda düşününce, transfer yapılamaması yahut geç kalınmış olması da, her şeyin sonu anlamına gelmez. ekip ruhunu yakalayamadığınız sürece, ne yapsanız boş olur. adı geçen oyunculara bakınca; şu an, teşhis doğru konulmuş gözüküyor. bakalım tedavi yapabilecekler mi?