‘transfer’ olarak etiketlenmiş yazılar

mesut özil ve real madrid

19 August 2010, Thursday

dunyakupasi-alm_ing-mesut

son günlerde, türk futbol camiasında belki de en çok konuşulan olay, mesut özil’in real madrid’e transfer olması. biz türk’lüğümüzü yapıp, farklı yönlerden değerlendiriyoruz yine bu durumu, orası ayrı tabi.. mesut’un türk olup olmadığıyla, niçin milli takımımızı tercih etmediğiyle ve kendisini türk mü, alman mı hissettiğiyle ilgileniyoruz.. yahu, adam real madrid’e transfer olmuş. daha neyin tartışmasıdır, yok türk mü hissediyor, yok neden bizi seçmedi vs.. onu futbolcu yapan ve onun gelişip bu günlere gelmesini sağlayan ve hatta avrupa vitrininde yer almasına yol açan ülke almanya. biz yalnızca, türk anne ve babası olması sebebiyle bir hak iddia edebiliriz, ki komik olur böyle bir şey de. futbolcunun f’sine katkıda bulunmadıktan sonra, hak iddia etmemiz hiç etik gelmiyor bana doğrusu…

mesut’un schalke’de çıkış yaptığı döneme bekmak gerek aslında. lincoln’ün 5 maç ceza almasıyla beraber, takımda şans bulması ve bu süreçte oyununu kabul ettirmesi.. ki, o aralar, schalke’nin şampiyonlukta büyük şansı vardı. sonuç tabi yine: ewige zweite… lincoln’ün takımdan ayrılmasıyla sonuçlanan o sezonun, mesut adına büyük bir fırsat olduğu, tartışılmazdı. 17 numarasıyla, mavililerin yeni umudu olmayı başaran mesut, ocak 2008’de ilginç bir şekilde takımdan ayrıldı ve werder bremen’in yolunu tuttu. ki, bu geçiş, mesut’un kariyerini de değiştiren oldukça hayırlı bir iş oldu. 11’i sırtına geçirip, ilk 11’in de değişilmezi olan mesut özil, kısa sürede kendisini kabul ettirmesinin yanı sıra, alman genç milli takımlarını sırasıyla geçerek, almanya a milli formasını da giydi. ve malumunuz, bir 2010 dünya kupası oynadı ki, dillere destan. ve sonrası, ardına kadar açılan madrid kapıları..

real madrid içerisinde mutlaka ön plana çıkacaktır mesut. mourinho, mesut gibi, takıma doğrudan katkı verebilen, takım için oynadığında daha da büyüyen oyuncuları çok sever. günümüz tabiriyle, bir 10 numaraya şans vermektense, mesut’u tercih eder. kaka’nın da uzun süre sakat olması sebebiyle, oynayamayacak olması, özil’in kendisini burada kabul ettirmesi adına, şanstır. ben eminim ki, mesut gerektiği yerde sorumluluğu alacak, gerektiğinde asist yapıp, gerekirse golünü de atacak. umarım her şey güzel oluır onun adına…

adam olacak çocuk; neymar

18 August 2010, Wednesday

neymar - ganso

güney amerika’nın dillere düşen yeni genç yeteneği; neymar da silva santos junior. kısaca bilindiği ismiyle neymar.. futbolcu üretim fabrikası santos’ta oynuyor. henüz 92 doğumlu olmasına rağmen geçtiğimiz yıldan bu yana a takımda yer alıyor. oyun stili, şekli-şemali ve futbolculuğa başladığı takım itibariyle, robinho’nun halefi konumunda. şu tarihte de brezilya a milli takımının formasını giymiş, avrupanın devlerini peşinde koşturan çocuk durumunda neymar.

muadillerinden oldukça farklı bir yeteneği var aslında onun. sahada izlediğinizde değişik bir ışık görüyorsunuz onda. ne yalan söyliyeyim, neymar’ı izleyebilmek adına, tv başında santos maçlarını takip etmeye çalışıyorum ben, mümkün olduğunca. bu açıdan, spormax’in güzelliklerinden bir tanesi de brezilya ligini yayınlamasıdır, rusya ile beraber.. neyse, neymar’a dönelim biz. süratini, teknikle ve oyun zekasıyla birleştirebilen bir futbolcu neymar. topu ayağına aldığında, adeta yapıştırıyor ve zeka ile hızı birleştirdiğinde zaten, rakibin hemen hiç şansı  kalmadığını söyleyebiliriz. bu yapının en üst modeli için bkz lionel messi.. elbette, şu aşamada neymar’ı messi ve ronaldo gibi oyuncularla karşılaştırmak istemem. her şeyden öte, oyuncunun kendisine haksızlıktır bu. çünkü, ilerleyen yıllarda aynı messi ve ronaldo gibi, kendi piyasasını yapacağından eminim..

neymar’ı biraz da videolarından anlatmaya çalışalım. muhakkak ki, youtube’dan izlenilen kısa videolarla oyuncu analizi yapılamaz. maç içerisinde, oyunda kalıp kalamadığına, takım arkadaşlarıyla uyumuna, pozisyon alma iç güdüsüne ve oyun zekasına bakmak gerekir. fakat, oyuncunun yeteneklerinden de biraz izlemek fena olmaz bence. şu, 5 gol birden attığı santos – guarani maçı, şık hareketlerinin sunulduğu bir video, ganso ve robinho ile, çakal firma nike için çektiği reklam filmi, milli takım’da amerika’ya attığı gol..

şu an santos’ta bir diğer süper yetenek kapsamında değerlendirilen genç ganso ile birlikte oynuyorlar. geçtiğimiz yıl robinho da onlarlaydı. bazı maçlarda fantastik hareketler izliyorduk bu üçlüden. futbol ilginç tabi, şimdilerde robinho’nun yolu istanbul’a düştü düşecek. neymar’ın adı ise chelsea ile anılıyor. son gelen haberlerde santos’ta kalacağı dile getirilse de, en fazla 1 yıl sonra avrupa’nın dev kulüplerinden bir tanesi kapacaktır bu fırlamayı. ben de sabırsızlıkla bekliyorum neymar’ın, avrupa arenasına çıkacağı günü. o güne dek, santos maçlarını takip etmeye devam…

ve gene; ‘işte premier league bu!’

18 August 2010, Wednesday

neredeyse bir sporcunun transferi kadar merak edilen bir süreçti murat kosova’nın ntv’den ayrılıp, trt’ye geçmesi. ki, bu karışıklığın temelinde yatan durum, başarılı spikerin adının lig tv ile anılmış olmasıydı. ve hatta, bir çok kaynaktan gelen haber, murat kosova lig tv ile anlaştı şeklindeydi. haliyle, herkes sevindi süper lig adına. yeni bir dönem içerisinde yer alan yayıncı kuruluşun çok doğru bir transfer yaptığı herkesin ortak fikriydi. gel gör ki, sürpriz bir gelişme ile kosova, trt’de karşımıza çıktı. bir diğer deneyimli isim okay karacan’ın yanında, trt’de olması güzeldi fakat, hem süper lig hem de ingiltere ligi anlatması açısından kötü bir senaryo olmuştu bu.

trt1’de, liglerin başlamasıyla beraber, stadyum programında izledik murat kosova’yı. hakan şükür ve feyyaz uçar’la birlikte. yavaş yavaş bu duruma alışacağımızı düşünürken, dün hiç beklenmedik bir haber düştü internet camiasına. haber, kosova’nın lig tv’ye transfer olduğu yönündeydi. başta tereddütlü yaklaşsak da, çok geçmeden doğruluğu onaylandı ve gerçek olduğu anlaşıldı. bir kaç gün önce düşündüğümüz lig tv adına olumlu işler, hayata geçti böylelikle.

ingiltere ligi ntv’deyken, okay karacan’la ve murat kosova’yla sevdi bir çok kişi bu ligi. maçların temposuna bir de bu adamların heyecen verici anlatımı eklenince, izlenilen müsabakadan iki kat zevk alınıyordu. şahsen, kosova’nın arsenal maçını anlatırken kullandığı ‘işte premier league bu!’ kalıbı, her ingiliz ligi’nden maç izlediğimde aklıma gelir. ve tabiki kernkraft -zomibe nation… son yıllarda, hem ntv’nin pirömiyer lig yayıncısı olmaması hem de sanırım basketbola yönelmek istemesi hasebiyle, pek futbol maçlarında denk gelmedik usta spikere. yine de nba ve basketbol milli takımı maçlarında yeteri kadar keyif verici anlatımları oluyordu. şimdi ise futbol mecrasında izleyeceğiz. eminim ki, süper ligin kalitesine katkısı hayli fazla olacaktır murat kosova’nın. bu ara da umuyorum, tek başına anlatır maçları..

aklıma gelmişken, paylaşmak istedim. ntv ve ntvspor’un dünya şampiyonası maçlarında ismail şenol da görev yapacakmış. murat kosova’dan sonra, nba adına pek üzülmememizin sebebidir genç spiker. tabi orkun çolakoğlu ile birlikte. belki, futbol maçları da yorumlar bu ikili, kim bilir..

king james miami heat’te!

09 July 2010, Friday

bir kaç yıldır takımların kendisi için şekilden şekle girdiği, aylardır nereye gideceği merak edilen, günlerdir de isminden başka bir şeyin telaffuz edilmediği lebron james, nihayet açıkladı yeni takımını: miami heat. espn’de yapılan decision 2010 adındaki özel bir programda öğrendik lbj’nin aldığı kararı. hani biraz da eşşeğin bir yerlerine su kaçırma olayı da olmadı değil. espn’e çıkıp, kararını canlı olarak tüm  dünyaya sunması anlaşılabilir bir yerde. neticede, ciddi manada yıllardır beklenen bir seçim bu. fakat sürecin gittikçe uzatılması can sıkıcı bir hal aldı.

neyse, en sonunda bir karar vermiş oldu lebron james. söylediği gibi, birden fazla şampiyonluk kazanabilmek adına, wade’in mekanı sayılabilecek miami heat’i tercih etti. ayrıca, cavs organizasyonuna teşekkür etmesinin yanı sıra, artık normal sezon 1.’likleri değil, nba 1.’likleri istiyorum diyerek de bir ince sitem yolladı onlara.

açıkçası ben pek ihtimal vermiyordum miami opsiyonuna. lebron’un egosunu bu kadar törpüleyebileceği ve -bana kalırsa- 2. adamlığı kabul edebileceği, aklıma gelmemişti. fakat, bosh’un da miami’yi seçmesi ve takımın çok yönlü bir hale bürünmesi king’i cezbetmiş olacak ki, tercihi bu yönde oldu. artık nba’de yeni bir sayfa açılacak diyebiliriz sanırım. pat riley’nin yarattığı bu fantastik ekip, p-jax ve kobe’li lakers’a karşı durabilecek en büyük rakip olarak gözüküyor aynı zamanda.

ilerleyen dönemlerde daha kapsamlı, daha detaylı yazılar yazmaya çalışacağım bu, belki de nba tarihinin akışına yön verebilecek lebron miami heat birleşmesiyle alakalı. şimdilik, bu şoku atlatana kadar, lebron formalarını ateşe veren cleveland’lıların hüznünü ve  james gelirse çocuğumu keserim sözü veren heat taraftarlarının neşesini paylaşacağım..

güle güle popito

06 July 2010, Tuesday

geçen yaz, tam bu dönemlerde galatasaray için işler yolunda gidiyordu. haldun üstünel transferden sorumluydu ve herkes, uçak seferlerine, yolcu listelerine bakarak onun ismini bulmaya, nereye gittiğini, kimleri getireceğini bilmeye çalışıyordu. ki bu dönem, takımda yakını bulunan, duyumcu internet adamlarının zirve yapmasına tekabül ediyor. bu duyumcuların nasıl gereksiz girişimciler olduğu, ayrı bir yazı konusu tabi, geçiyoruz. haldun üstünel, ekseriyetle gizli yürüttüğü ve yüksek dozaj adrenalini taraftara pompaladığı transfer döneminin sonunda, bekleneni de verdi ne yalan söyleyelim. alınacak isimlerin ortaya atılmasında veyahut bütçenin oluştutulmasında bir payı olup olmadığı hakkında fikrim yok fakat görüşülen isimlerin bağlanması hususunda meziyetlli olduğunu biliyoruz hepimiz. rijkaard’ın yapılan teklifi kabul etmesinde, üstünel’in anlatım şeklinin ve sunduğu plan, projenin işe yaradığı dile getirildi çokça. yanı sıra, elano ve keita gibi iki büyük ismin transfer edilmesi sonrasında, haldun üstünel, kalplerde taht kurmuş, oturuyordu artık. mamafih, gelinen noktada, ne haldun üstünel kaldı, ne keita var ne de elano’dan verim alınabildi. ve dahi, kewell da artık bizden değil gözüküyor. hiç de iyimser bir tablo değil hani.

abdul-kader-keita

keita da diğerleri gibi çok değerli bir transferdi, uzun yıllar inamoto’lara, almaguer’lere maruz bırakılmış galatasaray takipçileri için. az değil, 18 milyon vermişti lyon ona. beklenen çıkışı gösteremese de, yüksek mertebelerin topçusuydu popito. benim nazarımda, daha da önemlisi, yaratılmak istenen sistemin işlerliği açısından nokta transferdi. takıma katıldığı dönem içerisinde verdiği röportajda söylediklerini hatırlıyorum da, rijkaard ve galatasaray’ın bana duyduğu ihtiyaçtan çok ben onlara muhtacım minvalinde cümleler kurmuştu. tamam demiştik, sistem adamı olduğu kadar, bize gerektiği gibi, hırslı da bu adam. tek gereken zamanın bizleri haklı çıkartmasıydı. çıktık mı haklı, şu gün itibariyle, malesef hayır. zaman zaman kontrol edemediği hırsını, azmini, iştahını her maçta gösterse de, olmadı keita bizde. uymadı, dikişi tutmadı. rijkaard’la olamadı bir türlü. ne o hocaya istediğini verebildi ne de hoca ondan faydalanmak adına çaba sarfetti. takımın geri kalanının da yalanlara girdiği bir sezonda hayal kırıklığı yarattı neticede keita.

bugün eski takımına, al sadd’a satıldı popito. ederi 8.150.000 euro. kendisi de 4 milyon alacak diyorlar, fakat bir açıklama yok sanırım o konuda. ne denir ki, yolun açık olsun keita. sağ çizgiden yakalayıp belini kırdığın her sol bek oyuncusu ne kadar sevindiyse senin gidiyor olmana, bizler de o kadar üzüldük senin burada yapamamana, olduramamana.

bundan sonrası, yeni denemelere açık olacaktır galatasaray. orta sahaya yapılması beklenen iki transfer yanında bir de sağ kanat alınacak kuvvetle muhtemel. serdar özkan’ı o bölge için birinci adam olarak kullanmak akıl karı gözükmüyor. zaten, teknik ekibin de böyle bir düşüncesi olduğunu zannetmiyorum. mutlaka, planlamalarını yapmışlardır yöneticilerle birlikte. bir kaç gün içerisinde bir veya daha fazla transfer hamlesi bekliyorum ben.

ermal, tutku ve yenilenmeye başlayan galatasaray

25 June 2010, Friday

oktay hocanın takımın başına getirilmesinden sonra, yıllardır süren umutsuz vaka durumu bir anda yerini heyecanlı bir bekleyişe bırakmıştı basketbol şubesinde. alınacak en iyi yerli koçlardan birisi oktay mahmuti’yi getiren adamların, kadroyu da bu minvalde kuracağı, yüksekleri hedefleyen takımların kalibresinde oynayabilecek oyuncu transferine yöneleceği düşünülüyordu.

alınan oyunculara geçmeden emir alkaş’ı yazalım. efes yardımcı antrenörüydü alkaş. mahmuti faktörüyle artık galatasaray benchinde oturacak değerli basketbol adamı.. ilk transfer hamlesi, ermal ile yapıldı. koçun etkisini hemen hissettirdiği, ortada bu transferde. oktay mahmuti referansıyla geldi ermal ve bu referans sayesinde iyi bir kadro kurulacağı ihtimalleri kuvvetlendi. ermal, kurulan bu yeni düzende ciddi bir görev alacaktır. efes’ten ve özellikle ulusal takımdan, ermal deyince akla gelen ilk özellik, ‘mücadele’ oluyor. takımın bir kıvılcıma ihtiyaç duyduğu anda hiç çekinmeden ben buradayım diyebilen bir adam. pota altına top indirdiğinizde, pivot oyununu başarıyla oynayabilecek, savunmayı içeri kapatabilecek bir uzun olmasının yanında, adamlıkta da on üzerinden on alacak bir basketbolcu kendisi. geçen yıl efes’te bulamadığı şansın, kendisinde ciddi bir motivasyon yarattığını da düşünüyorum ben ayrıca.

ermal dahil edildikten sonra takımda radoslav ve caner dışında  topçu yoktu ve doğal olarak yerli oyuncu transferi devam etmeliydi. ilk düşünülen pozisyon da oyun kurucu olmalıydı tabii. daha sonradan fenerbahçe ülker’le imzalayacak olan engin ile anlaşılamadığı duyuruldu. ender için hiç zorlanmadı tahminim, hakan köseoğlu da düşünülebilirdi aslında fakat onun da adı geçmedi. neticede bu opsiyonlar olmayınca, geriye kalan pg’lerden en işe yararı tutku açık gibi duruyordu. o da transfer edildi. yıllardır ülker’de ve telekom’da önemli roller üstleniyor tutku. aynı ermal gibi, geçtiğimiz yılı kayıp olarak geçirse de, eline güvenilecek bir guard’dır. saha görüşünü tartışmaz kimse herhalde. asistör özelliğiyle, yıllarca çok zonta uzun besledi tutku. takımını yönlendirme ve şutörleri oyuna sokma noktasında en iyilerden birisi. yalnız, fiziksel açıdan biraz zayıf kalıyor. ayaklarının yavaş olması ve savunmadaki eksikleri, en önemli dezavantajları.

tutku geldikten sonra omar cook gibi bir guard alınacağını düşünmüyordum ben zaten, dedikodulara rağmen. neticede, almanya’dan taylor rochestie geldi. çok bildiğim bir adam değil fakat, daha çok şutör özelliğiyle ön plana çıkan bir isim olduğunu söyleyebiliriz herhalde. almanya’da, takımı şampiyon olurken, final-four mvp’liği ve ayrıca 3 sayı yarışması birinciliği bulunuyor. seyirciyle beraber havaya girebilen yapıda bir guard. tutku ile paylaşacaklar görevlerini. oktay hocanın bir bildiği vardır diyip, işin içinden çıkıyorum.

ardından, melih mahmutoğlu eklemesi yapıldı dün. o da çok başarılıydı. melih, 90 doğumlu gelecek vaadeden bir basketbolcu. pertevniyal çıkışlı olması, oktay ve emir hocaların onu özellikle tercih ettiğini açıklıyor. daha önce çifte lisansla hem tbl2’de pertevniyal’de hem de tbl’de daçka’da oynadı melih. tbl2’deki sayı istatistiği: 26. buradan da anlaşılacağı gibi, daha çok şuta dayalı bir oyun yapısı var. en eleştirilen noktası zaten budur melih’in. gs gibi çıkış arayan bir takımı seçerek, tek vasıfa odaklı bir basketbolcu olmadığını ispatlaması adına iyi bir seçim yaptı aslında. bu yıl bir çıkış yapabilir. hatırlatalım, kendisi bir diğer galatasaray’lı genç göksenin köksal ile birlikte ümit milli takımda.

ve en son haluk yıldırım. galatasaray taraftarıyla husumeti olan bir adam, tecrübeli olması dolayısıyla kazandırıldı şubeye. ağabeylik yapacak tonla adam bulunabilirdi fakat neden haluk, anlamadım ben pek. yine de, teknik heyete güvenmek gerekiyor bu saatten sonra. yönetimden gelecek bir kaç tane daha üst seviye yerli ve yeterli yabancı takviyesi sonrasında, şube tamamen oktay mahmuti ve ekibinin ellerine bırakılmalı.

mehmet topal

13 May 2010, Thursday

mehmet topal

inamoto’yla birlikte, florya’ya adım attığında bir çokları için kapalı bir kutuydu mehmet topal. çanakkale’den 1 milyon’a alınmıştı. bu meblağ, ingiltere’den gelen japon çocuğunun değerinin de üstündeydi. ilk başlarda gerets’ten hakettiği şansı bulduğunu söylemek güç. fakat sabırlı çocukmuş, kendini göstereceği güne kadar çalıştı. sonunda linderoth ve ayhan’ın arasından sıyrılıp aldı formayı. bir daha bırakmamak üzere hem de. ardından, hep üzerine koyarak, geliştirdi futbolculuğunu. olması gerektiği gibi, basamak basamak yükseldi topal. bir anda türkiye’nin vieria’sı ilan etmedik allahtan da arda’ya yaptığımız o kötülüğü ona da yapmamış olduk. milli takımla oynadığı euro 2008, onun zirve noktası olurken; tahminim, avrupalı gözlemcilerin radarına yakalanması bu turnuvaya tekabül eder. sonrasında, çok büyük bir sıçrama yapamadı, takımın performansıyla doğru orantılı olarak fakat, avrupa’lıların oyuncu transferi işinde anlık hareket etmediğini düşünürsek, mehmet topal’ın takip edildiği bir gerçekti. iyiyi de kötüyü de tattı sarı kırmızı da. nefis oynadığı da oldu, kendi kalesine gol attığı da. her ne olursa olsun, çok kötü oynasa da, özgüvenini tamamen yitirdiği anlar yaşasa da, mehmet topal hiç bir zaman isteğinden, arzusundan, mücadelesinden, işine saygısından taviz vermedi. bu noktalara çıkmasında ve son yıllarda avrupa’nın önemli takımlarından birisine giden tek türk oyuncu olmasında aslan payı bu mücadeleci ruhunundur. futbola başladığı yıllarda çektiği sıkıntılardan, avrupa’ya uzanan macerasında, galatasaray’da verdiği mücadele ve yansıttığı adam gibi adam duruşuyla, unutulmazlar arasına girdi çoktan. yolun katalunya’dan da geçsin mehmet.

yönetici dediğin

06 February 2010, Saturday

gökhan ünal ve mehmet topuz üzerinde oynadıkları saçma oyunlarla ön plana çıkmıştı kayserispor yönetimi ve futbol dehası! süleyman hurma. satmayacağız diye açıklamalar yapıp, abartarak reklam falan yayınlatmışlardı. sonra ne oldu? her iki oyuncu da -bana göre- değerlerinin üstünde paralara satıldı, aynı ligde yer aldıkları takımlara. haklarını verelim, iyi propaganda yaptılar o dönem. bu kadar telaffuz edilmese bu oyuncuların isimleri, kim verirdi bu kadar parayı, kimse tabi ki. işte bu olaylar, kayserispor yöneticilerinin futbola bakış açısını az-çok yansıtıyordu aslında. teknik adam konusunda gayet başarılı şekilde istikrarlı davranan kişilerin bu tarz kurnazlıklara başvurması şaşırtıcıydı. ta ki, ali turan’ın galatasaray’la transfer münasebeti ortaya çıkana dek. sözleşmesinin bitimine 6 ay kala, ali’nin galatasaray’la görüşmesinin hukuki açıdan bir sakıncası yok. bu, açık bir kural olmasına rağmen, hem takım kaptanı ali’ye hem galatasaray kulübüne zorluk çıkardı kayserililer. takım kaptanını rakibine bırakmak istememesi, anlaşılır bir durum. lakin, rakibini oyuncu ayartmakla suçlamak ve oyuncuyu kadro dışı bırakmak ne derece doğru, o tartışılır. kural, sözleşme bitimine 6 ay kala istediğin oyuncuyla transfer görüşmesi yapabilirsin diyorsa, ne ayartmasından bahsediliyor burada, anlamıyorum. sözleşmesi bitiyorsa, git messi’yle de görüş, ne var bunda? tutup da, işi  namus davası konumuna getirmenin manası yok. bu konuda takındıkları tavır, hiç hoş olmayan bir üslupla birleşince oldukça antipatik bir hal aldı durum. resmi site üzerinden yapılan açıklamalar, tv programlarına çıkılıp çeşitli şovlar yapılması vs. bu kadar üst seviyede mücadele eden bir takımın yönetimine yakışmadı diye düşünürken, dün resmi siteden yaptıkları açıklamada galatasaray başkanının hakkını ve haddini sorgulamaları son nokta oldu. ali turan’la görüştüğü için galatasaray’la olan ilişkilerini bu noktaya getirmeleri hakikaten komik kaçıyor. süleyman bey, futbolcuyu mal olarak mı görüyor yoksa hakikaten bu işten anlamıyor mu, çok merak ediyorum. sadece türk futbolunun değil, genel anlamda “futbol”un, bu anlayıştakı yöneticilerden kurtulması ümidiyle.

lucas neill ve jo alves

21 January 2010, Thursday

neill & jo

neill ve jo. yine, ingiltere pirömiyer lig görmüş oyuncu tercihleri galatasaray’dan. işin en güzel yanı; “içi çoktan geçmiş, katar uçağına binecekken bir yanlışlık sonucu türkiye’ye, oradan da ayıp olmasın diye florya’ya gelen vasat yabancı oyuncu” döneminden, “tüm avrupa’da isim yapmış, istanbul uçağının yakınından geçmesi mümkün görünmeyen, adından ‘ah keşke’ iç geçirmeleriyle bahsedilen yabancı” dönemine geçişin, inanılamayacak kadar kısa bir dönemde gerçekleşmesi. bu dönemin olayı ise tamamen plan ve program işi. ne idüğü belirsiz, kafasına göre oyuncu alan bir zihniyet ne zaman yerini ileriyi düşünen, futbolun sistem işi olduğunu bilen kişilere bıraktı, o zaman ufku açıldı galatasaray’ın. avrupa’daki uç örnekler, chelsea ya da manchester city gibi bir “nereden nereye” hikayesi değil bu üstelik. oradaki mevzu, bir kodamanın isim kurtarma amacıyla çat kapı ortaya çıkması ve takımı geçici bir rüya alemine sürüklemesi. oysa ki, bizimkiler hep sonrasını da düşünerek hareket ediyorlar. elimize para geçti, hadi gidip yıldız oyuncu alalım kaygısı yok. bunun en iyi kanıtı, gelen her oyuncunun ve rijkaard’ın istisnasız biçimde, kendilerine anlatılan projelerden bahsetmesi.

neill’ı anlatmaya başlarken verilmesi gereken en önemli detay sanırım, 15 yıldır ingiltere’de oynaması olacaktır. millwall, blackburn, west ham ve en son kısa bir süre everton. bu takımların, özellikle de blackburn’un önemli bir parçasıydı neill. sahadaki yerini tanımlamak gerekirse, genel olarak kariyerine bakarak stoper bek sonucunu çıkartabiliriz. işin savunma yönünü ziyadesiyle becerirken, aynı zamanda hücuma çıkıp etkili olan bir stoper bek. ondan, popescu kadar başarılı top tekniği bekleyemeyiz, sabri gibi hızlı olmasını beklemek de saçmalık olacaktır. fakat, savunmadaki uyum eksikliği konusunda takıma yardımcı olacağından şüphem yok. tecrübeyi kastediyorum. üst seviyede senelerce görev yapmış bir savunmacı, mutlaka kazanımlarını aktaracaktır diğerlerine de. tekrarlıyayım, çok daha ötede şeyler ummuyorum neill’den. sağlam savunma yapsın, kewell gibi beyefendiliğiyle gençlere etkisi olsun yeter. lazım bir adamdı velhasıl-ı kelam.

gelelim jo alves de assis silva’ya. rusya’da, cska moskova formasıyla, daniel carvalho ve mavi kafa wagner love ile beraber tanımıştım onu. moskova temsilcisine sempati duymamın sebebi 3 adamdan birisiydi, bonus kafalı. takımın en hızlısı, penaltı atanı, ara ara frikikten gol atanı, bitiricisi; kısacası çok önemli bir parçasıydı. milli takımda da şans verildi jo’ya. hatırlatalım, oynama şansı bulduğu milli takım brezilya. 87 doğumlu bir oyuncu olarak, herkesin yakalayamadığı bir başarıyı çok genç yaşta yakaladı. ilk milli maçı da ilginçtir, türkiye’ye karşı. cska moskova’da gösterdiği performansın onu avrupada daha ön planda bir takıma taşıyacağı kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu. manchester city, 18 milyon pound’a jo’yu kadrosuna kattı. mark hughes’la, aynı elano gibi sorun yaşaması, kiralık olarak everon’a yollanmasına neden oldu milyonluk adamın. geçen yılı goodison park’ta tamamladı. bu yılı da, türkiye’ ye gelene dek, orada geçirdi.

cska’da hayran hayran izlediğim bu ince adamı, hiç düşünmemiştim tuttuğum takım formasıyla. istatistiğe itibar eden de var, etmeyen de. ben vereyim istatistiği, gerisi size kalmış: corinthias 54 maç 23 gol, cska moskova: 78 maç 44 gol, m.city 9 maç 1 gol, everton 22 maç 7 gol. izlemişsindir; sonrası futbol zevkine kalmış, beğenirsin beğenmezsin. fakat istatistik bilgilerini açıp, hiç maçını izlememişken, “ingilterede şu kadar maçta şu kadar gol atmış, beğenmedim ben bunu, bu da kim böyle?” seviyesizliğinde yorum yaparsan, ciddiye alınmazsın pek.

jo transferinin tek kafa karıştırıcı yanı, avrupa ligi’nde oynatılamayacak olması. yalnızca lig’de faydalanılabilecek bir oyuncu. buradan çıkarılabilecek sonuçlar; gelecek yıl aslantepe’de mutlaka şampiyonlar ligi maçları oynamak istiyor yönetim. ayrıca, başka bir forvet transferi daha görürsek şaşırmayalım.

elano galatasaray’da

30 July 2009, Thursday

elano blumer

gece üç buçukta da transfer açıklanırmış .) çok güzel oldu bu..

kolo toure

29 July 2009, Wednesday

kolo toure

hücum  hattının en etkili isimi adebayor’dan sonra, defansın can damarı kolo toure’yi de manchester city’e sattı arsenal. rakibine en değerli oyuncularından ikisini satarak, ligdeki hala devam ettiğini iddia ettiğim iddialarını en alta çektiler böylece. hiç anlamış değilim bu ayakta kalması için parlattığı oyuncuyu büyük takımlara pazarlamaya çalışan anadolu kulübü tavrını. koca arsenal, arapların maddi gücüne yeniliyor olmamalı. wenger bu oyuncuların yerini doldurabileceğini, toure’yi aldıklarının oldukça fazlasına sattıklarını düşünüyor herhalde. belki de haklıdır. fakat oluşan imaj pek arsenal’in yararına değil. manu’nun ronaldo’yu real madrid’e satması örneğini verenler olabilir. bu transferlerle ronaldo transferinin birbiriyle benzeştiğini düşünmüyorum. ronaldo’yu fahiş bir fiyata, ingiltere dışından bir takıma, mecbur kalmış gibi gözükse de -bence- isteyerek sattı manu. arsenal de böyle gelişmedi olaylar. bu açıdan bir prestij kaybı yaşayacaklarını söyleyebilirim. yine de arsene wenger o takımın başındayken, dediklerimizin hepsini yutma ihtimalimiz de yok değil.

city’nin forvet bolluğu yaşayan kadro yapısını ve transfer politikasını eleştirmiştim adebayor’u kadrolarına kattıklarında. kolo toure dönüm noktası olabilir işlerin değişmesi adına. bojinov’u parma’ya kiralayıp forvet fazlalığını eşitlemeye çalıştılar. benjani de gidecek gibi gözüküyor. defans toure’nin gelişiyle hizaya girdi sayılır. geriye kesinlikle alternatifini artırmalarını düşündüğüm orta saha kalıyor. sakın fabregası da almasın, araplar. şaka bi’ yana, ortaya alternatif bir oyuncu ekleyebilirlerse, zamanla ciddi manada iyi bir takım haline gelebilirler. kolo toure transferi, takımı 1-2 gömlek yukarı çekecek bir hamle. hughes’un işine, ulvi spor basınımızın futbol dehası bir yazarı edasıyla karışmak isterim. bak mark, gel sen 11’ini given-bridge-toure-kompany-richards-barry-ireland-elano-tevez-adebayor-robinho şeklinde kur, başarıya ulaş.)

adebayor manchester city’de

18 July 2009, Saturday

adebayor

beklendiği gibi manchester city’ye imzayı attı adebayor. bir iki gün önce kulüplerin anlaştığı açıklanmıştı, şu andan itibaren de resmen city’nin topçusu.  togo’lu golcüyü londra semalarından manchester’a transfer etmenin arap patronlara faturası 30 milyon euro. onlara dokunmayacak tabi bu rakam. tevez’e, santa cruz’a hatta geçen yıl robinho’ya gereğinden fazla para döktüler. abramovic chelsea’yi aldığında böyle saçma bir politika izlememişti, daha akıllıca hareket etmişti. bu akıllı transfer politikası başarıya ulaştırmıştı mavileri. arapların city’si ise paramız var, herkese salça oluruz, alamasakta piyasayı alt üst ederiz şeklinde yapıyorlar yorumlarını. nereye gittiği belli değil takımın, mark hughes bile fayda etmeyecek sanırım bu adamlara.

adebayor’un gelmesiyle çok net bir biçimde forvet yoğunluğu oluştu city’de. yemeyip, içmeyip hücuma adam alıyorlar, anlamak mümkün değil tabi bu durumu. benjani-bellamy-santa cruz-tevez-bojinov-caicedo-robinho ve son olarak adebayor. üç üst düzey takıma dağıtsak bu oyuncuları, bayram eder hocalar vallahi. o derece bir forvet hattı var hughes’un elinde. yalnız bu kadar çok seçenek işlerin iyi gideceği anlamına gelmiyor, kenarda oturması gereken adamlar illa ki pürüz yapacaktır. ideal kadroda şu saydığım forvet oyuncularından robinho, tevez ve adebayor yer alacaktır. bu da demek oluyor ki santa cruz, bojinov, bellamy gibi oyuncular yedek kulübesinde oturacak. bi’ ihtimal elden de çıkarılabilirler. hücum hattı abartılı biçimde geniş olan bu takımın savunmasında yer alan oyunculara bakalım bir de; dunne-micah richards-onuoha-ben haim-bridge. e oldu mu şimdi? sen ligin 4 büyük takımının 2 forvetini transfer et -ki birisi takımının en önemli oyuncusu belki de- sonra tutup bu savunma rotasyonuna ekleme yapma. bu denklemin bir mantığı olmadığından, bir savunma oyuncusu transfer edebileceklerini varsayıyorum ben. orta sahaya yaptıkları barry takviyesini es geçmeyelim, en doğru transferiydi bu yıl manchester city’nin. ireland ile beraber güçlü bir orta alan ikilisi kuracaktır, eski villa kaptanı. buradan yırtabilir belki city’nin transfer rotası.

ilk 11 oyuncusu adebayor’u rakiplerinden birisine satan arsenal’in, bu transferi maddi zorunluluklar doğrultusunda mı yoksa tamamen taktiksel bir hamle olarak mı yaptığını anlamadım ben. kabul, geçen yıl oldukça yükselen beklentileri karşılayamadı, takımın ligde geride kalmasında payı var elbette fakat oyuncuyu elden çıkarmak için daha geçerli sebepleri olmalı wenger’in. hem rakiplerinden birisi oldukça güçlendi bu transferle, hem de arsenal hücum hattında büyük bir boşluk oluştu. iki yılda 50’ye yakın gol atan adebayor’un yerine bir ekleme yapılmalı muhakkak. bordeux’un golcüsü chamakh’ın ismi geçiyor bu bölge için, gerçekleşirse gayet güzel olur. nicklas bendtner alternatifinden çok daha iyi bir seçenek. orta sahaya da bir oyuncu arıyor wenger, şu meşhur özelliklere sahip bir oyuncu. oyunun iki yönünü de oynayabilen, oyun kurabilirken aynı zamanda koşup pres yapabilme özelliği de bulunan oyunculardan. bu iki bölgeye gerekli eklemeleri yapması halinde arsenal adebayor kaybına rağmen ilk sıraların en büyük adayları arasında yer almaya devam edecektir.